1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Sevgi Köse Şiirleri

Konusu 'Şairlerden' forumundadır ve Çağlayağmur tarafından 22 Temmuz 2012 başlatılmıştır.

  1. Çağlayağmur
    Hoşgörülü

    Çağlayağmur ... Süper Moderatör

    Katılım:
    15 Aralık 2010
    Mesajlar:
    15.094
    Beğenileri:
    4.419
    Ödül Puanları:
    11.080
    Cinsiyet:
    Bayan
    Yer:
    Ankara
    Banka:
    813 ÇTL
    KEÇİYOLU

    dirilmeyi bilenler, daha sık ölürler
    yineleyip yenilip yenileniyorum
    yeni baştan denemek için

    boynunuzu bir sözcüğün ilmeğine
    geçirdiniz mi hiç siz
    ya da telefon en keskin yerinden
    saplandı mı göğsünüze
    alnıza çakılan
    tek vuruşluk bir do notasıyla
    yere yığıldınız mı
    yüzüğünüzde taşıdığınız mektup
    hiç beklemediğiniz anlarda
    karıştı mı bardağınıza

    yere bıraktım bedenimi
    şiirin ilk mısrasından

    sahi ölüm nedir
    hiç ölmedinizse
    yaşamı nasıl bilirdiniz?



    BOĞAZDA KALAN

    her sabah
    Üsküdar'ın en hızlı koşan kadını
    yedi vapurunu saçından yakalarım
    parmaklarıma takılı kalan tellere
    birer dize bağlar
    martılara atarım
    Kızkulesi kocaman gülümser
    sigaramı yakar,
    yakama deniz takarım
    yakalarını çekiştirir İstanbul
    boğazına takılırım

    martılarda sabah sevinci
    vapurda efkarlı bir çığlık
    bir ben duyarım
    Galata kulesi'nin rüzgara karışan sesini
    "seni dokunamadığım kıyılar
    kadar seviyorum"
    gün boyu cebimde taşır
    akşam vapurundan kızkulesine
    fısıldarım
    bu içli itirafı
    eski bir şarap tadı dilimde
    evimin ve
    gecenin yolunu tutarım.


    DERİN MAVİ

    sezinizin kapısını açık tutun
    sözcükler yollara düşmüş
    bu gece
    bütün yokuşlarım size iniyor
    martı havalandırıyor soluğunuz
    kendimi çıkarıp kendimden
    kalanı fırlatıyorum martılara
    sizin yıldızınız güneş bu gece
    ısıtıp yapıştırıyorsunuz parçalarımı
    ne kadar da usta elleriniz
    elleriniz ve martılar
    gece daha beyaz
    sesiniz koyu mavi
    denizi çekmişsiniz üstünüze
    kıyınıza dokunmamak için
    dümen kırıyorum
    yolumu kesiyor
    fal zaiyatı bir papatya
    demek hala birileri için
    iki ihtimal var... ne güzel…
    ıslanmaktan değil martıların ölümü
    deniz azalıyor…

    dümene dolanan saçlarım olmasa
    tutup ufkun ipliğinden
    yıldız çekeceğim sesinize
    siz çıkıp geliyorsunuz ya
    bir sarmaşıktan kayarak
    dibinize döktüğünüğünüz sözcükleri
    eteğime topluyorum
    sabaha ne kalır bizden
     
  2. Çağlayağmur
    Hoşgörülü

    Çağlayağmur ... Süper Moderatör

    Katılım:
    15 Aralık 2010
    Mesajlar:
    15.094
    Beğenileri:
    4.419
    Ödül Puanları:
    11.080
    Cinsiyet:
    Bayan
    Yer:
    Ankara
    Banka:
    813 ÇTL
    DÜŞÜKIRIK

    her aşkta kendimi yineliyorum
    ussuz başsız bir yürek
    bu benimki
    aşkın çiçeğini ne zaman taksam yakama
    öyle hızlı koşar oluyorum ki
    bana koşan durup bekliyor
    susuyor telefonlar
    postacı uğramıyor
    aşkın gemisine aldığım davette
    hep ben tayfa oluyorum
    üstelik her fırtınada
    yüreği yeni baştan ıslanan
    acemi esmer tenli bir tayfa
    açınca ben yelkenlerimi
    pembeye boyanıyor bütün sular
    telaşa karışıyor sabır sızlanıyorum
    ellerim gül kokar oluyor
    hep yeni baştan keşfediyorum
    yapraklarından dağılıp
    dikenlerinde pıhtılaşan kırmızısını gülün
    oysa ben
    her aşkta kendimi yineliyorum
    bu yüzden
    eskitemiyorum hiçbir duyguyu
    düş kırıklığı kadar....

    GÜL YARASI

    avuçlarında kaybolan ellerimle
    sana uzanıyorum
    tutup yeşertmek için seni
    sözcüklerimiz birer yarasa
    gün ışığında uçamıyor
    yakana asılı bir utanç olmuş
    göğsüne takılan saçlarım
    ellerim o kadar az
    kollarım o kadar kısa ki
    eksiklikler getiriyorum sana
    düşle yamanmış sevda
    gece aynalara düşünce
    karışıyor saçlarım
    bir ben bir deniz tutuyor seni
    konuştuğun uçurumlarda
    yankılanan ismimin isim anası kim
    gözlerimi al
    defter aralarında kurut şimdi

    benim sustuğum sözcükler
    düşlerinden mektup olur çıkar mı...

    kendini kanatmadan
    alabilir misin gülü avucuna...

    HESAPLAŞMA

    yaşamın düşlerimin örtemediği yerleri
    üşüyor bu gece
    kumarda da aşkta da kazanmış
    hilebaz gülümsüyor penceremden
    cebinde kullanımdan kalkmış
    parlak demir yirmili yaşlarım
    açık eksiltmeyle satışa çıkarılıyor
    anı saydığım ne varsa
    hüzün kolleksiyoncusu bu şehir
    eteklerinin süpürdüğü yerden
    ismim siliniyor
    biletsizim bütün yolculuklara
    yine de sen git ben yetişirim...
    kalbimi kırdım az önce
    anneme söyleme sakın
    mağlubum… hakem kararıyla
    çekiliyorum fotoğrafınızdan
    üzerinize döktüğüm sözcükleri
    boşuna silmeyin
    sizin teninizde leke bırakmaz
    çevreye verdiğim rahasızlıktan ötürü
    affetmeyin asla beni
    bütün borçlarımı yoksayın
    hesabı mısralarımla denkleştirdim
    yüksek rakımlı bir acıya tırmanan
    kırmızısı kumarda kaybedilmiş
    ihanetim bu gece
    önsözümde böyle yazıyor…
    benden kalanı da götürüyorum
    gittiğim yere...
     
  3. Çağlayağmur
    Hoşgörülü

    Çağlayağmur ... Süper Moderatör

    Katılım:
    15 Aralık 2010
    Mesajlar:
    15.094
    Beğenileri:
    4.419
    Ödül Puanları:
    11.080
    Cinsiyet:
    Bayan
    Yer:
    Ankara
    Banka:
    813 ÇTL
    İKİ ODA BİR İSTANBUL

    evim iki oda bir istanbul
    üç cephesinden seni görür
    biri düşlere bakar
    ben hep düşlere çıkardım
    asılı ip merdivenlerden
    kanatlarım yoktu henüz çocuktum
    o merdivenlerde düştüm
    kırlangıçlar büyüttü beni
    köşe kapmaca oynadım
    misafir gittiğim her masalda
    ebesi olduğum oyunlarda
    kanatlarım çıktı
    uçmayı öğrendim
    çatılarda şarkı söylemek için

    evim iki oda bir istanbul
    bir kapısı sana açılır
    bir kapısı sokağa

    benim sokaklarım hep çıkmazdı
    birgün öğrendim caddeleri
    caddelerde yürümeyi
    koşmayı da bilmez, kaçmak sanırdım
    güneş beni kovalarken anladım
    koşarak geceye varıldığını

    sabırsız bir saatte
    büyüyünce adımlarım
    gitmeleri öğrendim
    başka gecelerde konuşmak için

    evim iki oda bir istanbul
    dar gelir bana
    içinden ırmak geçmeyen ev


    SAVAŞ(K)

    yüzüne çizili hüznü
    siper alıyor yüreğin
    gülümseyişini buruşturup yere atıyorsun
    kendini sobelediğin aynalardan
    aşk bir savaştı
    hatıra defterlerinden geçerken öğrendik
    ağzından dökülen gül hafifliğinde kurşunlar
    bedenime isabet ettiğinde anımsıyorum
    büyük patlamalardan gelmiş annem
    yaralı doğmuşum
    suya düşen tüm resimler kırılıyor
    bulanıyor gözlerim gözlerine karışınca
    ellerimi sakınarak
    yüzündeki resmi değiştiriyorum
    genzimde toz ve duman
    hüznünü devirip
    yüreğinle seviştiğim gecelerden
    derin kazılmış siperlerde uyanıyorum.

    kan kaybediyorum sevgilim
    çok uzağa gidemem.


    ŞEHİR MASALI

    az düşledik uz düşledik
    mısra mısra düş düşledik..
    zamanın gövdesinden utanıp
    terkettiği bir şehre vardık

    öyle mavi baktı ki şehir
    denizler giremedi masala
    oysa susumaların ormanı
    denize bakıyordu...
    biz bu şehri
    bir başka masaldan tanıyorduk
    masallarımız büyürken
    biz çocuk kalmıştık
    şiirinden kanat çalıp şehrin
    perilerle yarıştık
    "periler aşka uçar"
    biz duymadık
    şehir bizsiz
    biz şehirsiz olamayız sandık
    üstünü örttük geceleri
    sabahları saçlarını taradık
    dinlendiğimiz bahçelerde
    gül kıskandı, bülbül kıskandı
    bulut çoğalttı öpüşlerimiz
    söz çıkmazında sırılsıklam kaldık
    kırlangıçlar uçtu maviliklerden
    biz büyüdük yağmur yiyerek
    ürktü şehir sonra
    üstünü örten gölgemizden
    sokulup dağlara yer açtı
    ufaldı eteklerini toplayıp,
    ufaldı… nohut kadar kaldı
    en mavi kırlangıç
    nohutu aldı gagasıyla
    uçtu… uçtu...

    kırlangıç erdi muradına
    sen, ben, şehir
    ayrı kerevetlerde uyandık
    masalın sonuna

    bir masal diğerine
    bir kırlangıç uçumudur...
     
  4. Çağlayağmur
    Hoşgörülü

    Çağlayağmur ... Süper Moderatör

    Katılım:
    15 Aralık 2010
    Mesajlar:
    15.094
    Beğenileri:
    4.419
    Ödül Puanları:
    11.080
    Cinsiyet:
    Bayan
    Yer:
    Ankara
    Banka:
    813 ÇTL
    U(M/N)UT

    düşe kaçınca yıldızı gecenin
    ardısıra uçmaya yelteniyorum
    kanat sandığım kollarımla
    zaman gelip geçiyor da
    bir ben kalıyorum olduğum yerde
    ayaklarımı tırmalıyor yürüdüğüm sokak
    usulca içine çekiyor gövdemi
    sol yanımda büyüttüğüm uçurum
    asitten bir örtüye dönüşüyor taşıdığım ten
    ellerim boğazımda uyanıyorum geceleri
    ölüm sürgüsüz tek kapı
    bu yüzden tutsağıyım kendimin
    zaman da devrilebilse
    sayıkladığım cümleler gibi
    gözümden düşen her ne varsa
    kalbimde birikiyor
    takvimleri yutuyorum avuç avuç
    dinsin ağrım
    sabaha kalmadan
    koyulanan acıyı akıtıp içimden
    dibe vuran telvede fala bakıyorum

    nedir unutmak; üç vakte kalmadan..
    umut nedir; yeşil mi desem mor mu desem..
    kulbu kırık fincandır şimdi kalbim
    vakitsiz kapanan

    dayayıp kanayan avuçlarımı bir çingenenin dizlerine
    yalvarıyorum;
    bana unut dediklerimi anlat...


    VESİKALI ZAMANLAR

    güneş türbünlere yerleşirken
    sahte bir heyecanla
    yastığa yakın hakem düdüğünde
    başlıyor gün...
    uyku yüzden telaşla yıkanıyor
    çerçeveleyip bakışlarını
    yüzüne asıyor vesikalık aynalarda
    teninin tarihini değiştiriyor elleriyle
    daracık kazaklara sıkıştırıyor
    nefesini tutup içine çektiği yüreğini
    daha büyük adımlar için
    bacaklarını uzatıyor bir ökçe boyu
    çantasına sıkıştırıyor
    boy aynasına sığmayan parçalarını
    her uzuvda çakılı kalıyor
    bir küçük ayrıntı
    sarsınıtı halinde tutunmak için
    kapıya kilidin vurulduğu yerde
    vedadan hiç sözedilmemeli
    acı da çürüyor gün ışığında
    incelikler geceye erteleniyor
    gündüzler vesikalı
    kalın çizgilerle geçiyor üzerinden
    satılmış saatler
    hergün aynı kirlenmişlik
    ve aynı yabancı ile samimi
    gizlenip akşamın anlındaki aka
    ışıklarını yakmaya gidiyor
    kendine soyunuyor
    aynalardan uzak ezbere
    kucağına oturuyor
    satın aldığı saatlerin
    hiç uyanmamaya uyuyor her gece


    YAĞMURUN KALANI

    suyun o en saf haliyle
    uzatmış bulutlar dudaklarını
    caddeleri öpüyor
    uzun veda buselerinin
    anlaşmış anısı düşüyor usuma
    omzumdan kayıp gidiyor
    bildiğimi sandığım sözcükler
    camda yüzümü yüzüme vuruyorum
    kendimle aramdan su sızıyor

    parmak izleriniz kalmışsa
    caddelerde sokaklarda
    şehrin dişleri etinizde geziniyor demektir
    ve en zayıf yerinizse yağmur
    gökkuşağı kadar
    unutmakla aranızdaki mesafe
    kalan benim. giden de…

    pencerelerden caddelere sızan
    kızıllıkla yeniden canlanır şehir
    bilenir dişleri gün ışığıyla

    gözlerimde gezinir yağmurun kalanı
    vedasız terkederim kendimi.
     

Sayfayı Paylaş