1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Şeytanın Fısıldadıkları - Emre Yılmaz

Konusu 'Felsefe / Psikoloji' forumundadır ve __nUrAy__ tarafından 11 Mart 2008 başlatılmıştır.

  1. __nUrAy__

    __nUrAy__ Usta

    Katılım:
    8 Ocak 2008
    Mesajlar:
    523
    Beğenileri:
    12
    Ödül Puanları:
    630
    Yer:
    Dünyanın Merkezindeyim...
    Banka:
    28 ÇTL
    * Tanrıya inanırız
    Şeytanı ise biliriz

    *Bir tanrı en çok kendine inananlara değil kendine inanmayanlara muhtaçtır. Onlar olmasa kendini tarif bile edemez. İşte bu yüzden aklı başında her tanrı önce kendine inanmayanları yaratır. Ve işte bu yüzden yeryüzünde bu kadar çok din ve her dinin bu kadar çok kafiri vardır.

    * Tanrının kitapları , melekleri ve peygamberleri var. Günahları ve sevapları var. Cenneti ve cehennemi , ahret günleri ve hesap defterleri var.

    Peki şeytanın nesi var?
    İçgüdülerimiz ve ortak çıkarlarımızdan başka hiçbirşeyi

    İşte bu yüzden tanrı mümin arar.
    Şeytan ise ortak. Ve işte bu yüzden binlerce yıldır şeytan hep kazanıyor.
    Çünkü…..
    Çünkü hep kazandırıyor.
    Üstelik onunla yapılan bütün işlerde kazancımız peşin ödenir. Hemen burada buracıkta nakden ve defaten, bir kerede.

    *Beklide tanrıya inanıyoruz çünkü?
    Çünkü şeytanı çok iyi biliyoruz. Beklide şeytan bu yüzden tanrının bir meleği olmaya devam ediyor.
    Kim bilir belki de……….

    Kim bilir belki de….

    Şeytan tanrının bilinç altından başka bir şey değildir


    Kötülük ve kötülüğün büyüsü

    *”İçgüdülerimiz olmasa kimse kötü ; çıkarlarımız olmasa kimse iyi olmazdı” diye fısıldadı şeytan.
    Ve ekledi , “Üstelik iyiler can sıkarlar”

    *Cennet ve cehennem adlı iki filmden birini seçmek zorunda kalsanız hangisini seçerdiniz?
    Yaşamak için cenneti seçeriz ve sonunda hep canınız sıkılır mutluluktan.
    Seyretmek için ise cehennemi

    işte sanatın özü budur.

    *Üstelik kötülük iyilikten her zaman daha dürüsttür. Kötülüğün doğasıdır dürüstlük. Kimse mahsuscuktan kötülük yapmaz. İşte bu yüzden bütün günahlarınız masumdur. Sevaplarınız ise

    *”insanları iyi ki sadece yaptıkları ve yazdıkları ile yargılıyorsunuz” dedi şeytan. “ benim gibi içlerinden geçirdikleri ile yargılasaydınız mother theresa’yı bile alenen kurşuna dizerdiniz”

    *Günahlarınız tanrının önyargısıdır sadece.
    Sevaplarınız ise cehaleti.
    İçinizden geçenleri gerçekten bilse, ne ödüllendirirdi sizi bu kadar cömertçe ne de cezalandırırdı doğrusu bu kadar acımasızca

    *iyilikseverlik vicdanımıza sürdüğümüz bir rujdur.

    *”Nefrete sevgiden daha çok güvenirim” dedi şeytan. “Çünkü nefretin sahtesi olmaz.”

    *Sevginin karşıtı nefrettir diyorlar.
    Hayır.
    Sevginin karşıtı nefret değildir.
    Yalandır.

    *Sahtekar “ ben sahtekar değilim” diyendir.
    Peki ya “ ben sahtekarım” diyenler?
    Onlar ise en büyük sahtekarlardır.

    *Küçük her zaman daha büyüğünü gizlemek için itiraf edilir

    *Gerçek : Yalanların arasından sezilir gibi olan.
    Yalan : Gerçeğin boş bulunup ortaya çıkarak “ Ben gerçeğim” diye bağırması

    *Samimi insanlar can sıkarlar
    Neden mi?
    Oyun oynamasını bilmezler

    Bu yüzden samimi kadınlar yalnız kalırlar çünkü onlarla fikir ve duygu alışverişi yapılır ancak. Kırıştırılmaz

    Yüksek Sosyete

    *Sosyete garip bir yerdir – Ya kimse kimseyi sevmez ama hep beraberdirler – Ya da herkes herkesi çok sever ama nedense asla beraber olmazlar.

    *Dostlar mı dediniz?
    Dostlar……..

    Onlar hayatımızın en güzel anlarını kıskanırlar ; en kötü anlarını yargılarlar; arada kalanları ise umursamazlar.

    *Dostlarımız hakkında yargılarımızın çok azı iyidir.
    Onlarda iyi olmazlardı; çıkarlarımız olmasa

    *Nazik olun Ve her zaman terbiyeli konuşun. Çünkü bu alemde nezaket ile yapamayacağınız hiçbir kötülük yoktur.



    *Sosyetede can sıkmanın altın kuralı “sohbet ederken hiçbir konu üzerinde beş dakikadan fazla durmamaktır.” Denilir. Oysa bu bir kural değildir. Sosyetenin doğasıdır. Çünkü sosyetede ne üzerinde beş dakikadan fazla konuşulacak bir konu vardır ne de bir konuyu beş dakikadan fazla sürdürebilecek bir kafa.

    *Fakirliğe katlanmak daha kolay olmalı – bakıyorum milyonlarca insan her gün sabah yedi akşam yedi sessiz sedasız katlanıyor. Zenginliğe katlanmak ise çok daha meşakkatlidir – haftada bir seans psikoterapi, iki seans aerobik ve yedi gram kokainle ancak ayakta durabiliyorlar.

    *Ne garip, dünyada cennetler çeşit çeşittir.
    Ama cehennemler hep aynı.

    *Dünyanın kanseri işadamlarıdır.
    Çünkü ancak kanser hücreleri beslendikleri organizmayı harap ederek çoğalırlar.

    *”Benzer iletilerin benzer şifaları olmalı. Kapitalizmin şifasını da ekonomik ve sosyal reformlarda değil ruhsal ilaçlarda aramalısınız.” Diye fısıldadı şeytan. Gelen yüzyıllarda sistemi yaşatacak olanlar ekonomistler ve sosyologlar değil kimyagerler ve psikiyatristler
    olacak.

    *Daha mutlu olmak mı?
    Ne çok şey istiyorsunuz yahu?
    Daha da mutsuz olmanızı nasıl engelleriz.
    Sistem için bütün mesele budur
    Devrim mi?
    Hadi canım

    Laroxyl,Tofranyl,Diazem ve Lithium
    Xanax,Prozac,Seroksat ve Valium

    ÇALIŞMAK

    *Kendi seçmediğim bir yerde, kendi seçmediğim bir zamanda, kendi seçmediğim bir işte, kendi seçmediğim bir süratte, kendi seçmediğim insanlarla muhakkak bir amirin sıkı gözetimi altında direktif alarak, bütün o çocukça ceza ve ödül sistemleri ile ruhumu , bedenimi ve aklımı meşgul etmek

    *O zaman niye çalışıyor enayiler
    Bugün birçok insanın hemen hiç farkında olmadıkları gerçek, çalışmak zorunda bırakıldıkları gerçeğidir. Haftanın beş günü – sabah yedi akşam yedi – üretmeli ve ürettikleri hiçbir işe yaramayan hırdavatı emekleri karşılığında aldıkları ücretlerle yine kendileri tüketmelidir.

    *Kapitalist işadamları da, Marksistler de aynı evrensel Tanrı’ya taparlar – ÇALIŞMAK – Bu iki zihniyetin tarikatları biraz farklıdır sadece. Marksistin tarikatı üretimdir; işadamınınki ise tüketim.

    *Enayilerin sadece bir kısmı çok çalışırlar.
    Ama bütün enayiler çalışkanlığı överler

    *Çalışmadan bir hak gibi bahsedilmesi ve bunun anayasalara girmesi ne garip!
    Çalışmak ne bir hak ne de bir ödevdir. Kötü bir kaderdir sadece. Sakat veya köle doğmak gibi.
    İşte eski yunanlılar aynen böyle bakarlardı çalışmaya

    *Yaşamak, çalışmak değildir. Sakatsanız sürüklenerek, emekleyerek de bir yerlere varabilirsiniz. Ama vah vah size! Yaşamanın amacı bir yerlere varmak değil ki.

    Ya ne?
    Takla atmak, yuvarlanmak, kanatlanmak, dans etmek….
    Kendinden geçmek, içine gömülmek…
    Durmak
    Ve düşünmek

    Çalışarak hayatını sürdürmek zorunda
    Vah vah!
    Kahpe dünya
    Kör Talih

    *Yaşamak ara sıra eziyetli bir hayattır doğrusu.
    Çalışmak ise her zaman hayatsız bir eziyet.

    *Para sokağa atılacak kadar değersiz bir şey değildir.
    Ama çalışarak kazanılacak kadar da değerli hiç değildir.

    *Para güvenlik, konfor, özgürlük ve mutluluk getirir. Ama ne fakirlerin hayal ettikleri, ne de zenginlerin uğrunda harcadıkları kadar.

    İLERLEME

    *Eski güzel günlere geri dönüşün artık mümkün olamayacağını anladığımız noktadan itibaren yürümek zorunda kaldığımız o acılarla dolu yola verdiğimiz şatafatlı isim.


    ZAMAN HIRSIZLARI

    *Eskiden sadece çalışırken zamanımızı çalanlar, artık boş zamanımız için de rekabet halindeler.
    Sinemaya mı gitsek, diskoya mı?
    Yoksa ucuz bir turla İtalya’ya mı?

    *Sırtını bir ağaca dayayıp yüzünü güneşe çevirmek Kapitalizme baş kaldırmaktır.

    *Ne yapsak çalışanların dünyasından ayrılamayız artık. Dinlenirken ve eğlenirken bizler tüketiyoruz başkaları çalışıyor ve üretiyorlar

    *Hayatın anlamı nedir diye….
    Doğuya gittim – Eziyettir; Selametin için çalış dediler.
    Batıya gittim – Çalışmaktır; Selametin için çek dediler.

    Peki en büyük öğretmenler ne diyorlar?

    Doğa ne diyor önce?
    Acıdan kaç

    İksirler ne diyor?
    Hazza koş

    Müzik ne diyor?
    İşte haz

    Aşk ne diyor?
    Gel.


    VERİMLİLİK VE İLERLEME

    *Avcı ve toplayıcı obalar günde iki saat çalışarak hayatta kalırlar. Biz post-modernler ise günde on saat çalışarak iki yakamızı ancak ucu ucuna getirebiliyoruz.

    *Kapitalist işadamları ve onların köle ruhlu profesörleri, boş zamanınızı işten arta kalan zamanınız olarak hesaplarlar.



    *Mutsuzluğunuzu azaltırsa bu bir ilaçtır.
    Mutluluğunuzu arttırırsa uyuşturucu

    *”Din kitlelerin uyuşturucusudur” derdi geçen yüzyılın bir büyük bilgesi.
    Bu geçti. Gelen yüzyılda uyuşturucular kitlelerin dini olacak


    *Aylaklık; düşünmek, duymak ve yaşamak için bağdaş kurmaktır. Çalışmak ise bir gün bağdaş kurabilmek için boşu boşuna koşuşturmaktır.



    * Bilinenler ve bilinmeyenlerin toplamının bilinemezlerden az olduğuna ve hep olacağına inanıyorsanız siz tanrıya inanıyorsunuz ; bilinemezlere eşit olduğuna inanıyorsanız siz bilime inanıyorsunuz.

    Ya eşit olduklarını biliyorsan? O zaman siz tanrısınız.

    *”Küçük , bedensel ve geçici hazları küçümseyerek Ruhsal, Büyük ve ilahi hazları arayan keşişlere , dervişlere , Hint’ten ve Rum’ dan ermişlere, Sufilere ,bilgelere sakın kanmayın” diye fısıldadı şeytan
    Hazzı hep göklerde arayanlar yeryüzünde bulamayan kabızlardır. Bu arif ,aşık ve cümle evliya takımı işte böyledir. Kendi kabızlık ve kasvetlerine gizemli mazeretler ararlar aslında.

    *Tahrik, edildikçe daha çok üstümüze varan bir beladır. Elde edilince de bütün büyüsü kaybolan bir zilli.

    *Tahriklerden asla yüzüm kızarmaz ; tahrik olmamak utandırır beni.

    *Tahriklerden kaçarsam yorgun düşeceğim; reddedersem pişman olacağım; dayanmaya çalışırsam yenileceğim. Ama ya tahrik olmazsam işte o zaman suçluyum.

    *Sana yapılmasını istemediğin bir şeyi sende başkalarına yapma.
    Bu can sıkıntısından patlayan hımhımların ahlakıdır.
    Sana yapılmasını istediklerini sende başkalarına yap.
    Bu hazperestlerin, fırlamaların ve piçlerin ahlakıdır.

    *Yaşamak… bir akıntıya kaptırmaktır.
    Düşünmek ise akıntılara kafa tutmaktır.
    Halat, çapa, kürek, motor, yelken,
    Allah ne verdiyse artık

    *Dans neşenin dile gelmesidir…

    *Bu kadar aklı başında bir dünyada yaşayanlar için tek kurtuluş delirmek olmalı.

    *Talihin pezevengi fırsattır
    Onunla düzüşmek istiyorsanız önce fırsatı görmelisiniz


    Kendini Tanı
    *Kendimi bilmek ruhumu sıkıyor.
    Kendini bilenler ise canımı.

    *Kendini bilmek kendini hapsetmektir, ileri safhalarda tanrının işine karışmaktır; hatta şirk tir.

    Kendin Olmak

    * “Arayış içindeyim”
    “Hangi arayış” diye haykırdı büyük yeni çağ yorumcusu. “gerçek bir arayışa çıkan bulmuştur bile!”
    “insanın hayatta bulup bulacağı yegane doğru, hemen yolun başında bulunandır.”
    “o zaman herkes bulmuştur.”
    “hayır, çoğunuzun ömrü arayışa nereden başlayacağınızı aramakla geçer. Bu yolun başında dolanıp durmaktır, yola çıkmak değil.”

    “yola çıkıldığı an bulunur mu?”
    “hemen o an ve o saat”
    “nedir o bulunan?”
    “Ananın …!”
    Diye güldü ve devam etti
    “Arayış içindesin oğlum ama bil ki kendilerini arayanlar iyi bir sevgili olamazlar. Seni arayanları sen de aramaya başlamışsan Büyük bir aşka hazırsın.
    “Peki bu büyük bir aşka hazır adamlar kendilerini bulmuş adamlar mıdır?”
    “Hayır kendilerini bulmak için en iyi yolun seni aramak olduğunu bulmuş adamlardır.

    *Mutluluk üstüne düşünmek hele mutluluk için çabalamak kimseyi mutlu etmez.
    Mutluluk her şeyden önce mutluluğu unutmaktır.

    *Bu aralar mutluluğa hiç ihtiyacım olmadığı için galiba çok mutluyum.

    *Yunancada mutluluk (eudamonia) sözünün içinde Şeytan (daimon) gizlidir. Bu bir tesadüf mü. Yoksa bu olağanüstü adamların bilgeliklerinin yeni bir zirvesimi? Eski yunanlılar için şeytan bize doğru yolu gösteren iç sesimize verdiğimiz isimdir. Bu demektir ki, Yunanca mutlu olmak istiyorsanız Şeytan’ı işin içine karıştırmalısınız

    *Gavur dillerinde Şeytanın bir başka adı ise Lucifer’dir yani “Işık tutan” Bu gavurlar da bazen ne çok şey biliyorlar yahu.

    *Kimse yalnızlığı sevmez. Neden?
    Çünkü kendisi tanıdığı en can sıkıcı insandır.

    *Yaşamın karşıt anlamı ölüm değildir.
    Can sıkıntısıdır, dedim bir gün
    O günden beri de canım çok sıkılıyor nedense


    Tekrar mutluluk üzerine

    *Aşırı mutlu olmamaktır mutlulukların en huzurlusu

    *aşırı bir mutlulukta huzursuzluk vardır nedense. (Kaybedecek bir şeyler var çünkü)
    Aşırı kederde ise huzur. (kaybedecek nasıl olsa bir şey kalmadı.)


    Hayatın Yaşları
    *”Kadınlar” dediğiniz an çocukluk bitmiş , gençlik başlamıştır
    “Başarı” dediğiniz an gençlik bitmiş orta yaşlar başlamıştır.
    “Zaman” dediğiniz an orta yaşlar bitmiş, yaşlılık başlamıştır.

    *Gökdelenin tepesinden atlayan adama orta katların önünden geçerken sormuşlar: “Nasıl gidiyor?”
    “Şimdilik iyi vallahi” demiş
    Çok çalıştığımız orta yaşlarımız işte böyle geçer


    Zaman ve Mutluluk

    *İyimser ile kötümser arasındaki yegane fark vade farkıdır. Yoksa uzun vadede herkes iyimserdir.


    Ölüm

    *Kimse eşit doğmaz
    Ama herkes eşit ölür
    İşte onun için
    Ölüm acı bir son değildir
    Hayatımızın yegane adil başlangıcı ve biricik fırsat eşitliğidir

    *Tanrı doğanları hayat; ölenleri ise cennet vaadi ile kandırıyor vallahi.
    *Yaşarken ölümden korkma hakkımız var. Ama doğarken yaşamdan korkma hakkımız yok.
    Haksızlık bu

    *Doğarken kimse eşit doğmaz
    Ölürken ise herkes eşit ölür.
    Evliyalar, azizler ve peygamberler hariç. Onlar biraz daha iyi ölüyorlar (galiba)

    *iyi doğmak, iyi yaşamak, iyi ölmek
    Beyzadeler iyi doğarlar
    Evliyalar ve azizler iyi ölürler
    Hazperestler ve sanatçılarmı?
    Onlar iyi yaşarlar


    Aşk ve İman

    *Aklın sözü ancak boş bir gönle geçer. Evet ancak boş bir gönlün efendisidir akıl; efendili bir gönlün ise kölesidir.

    *aşkta akıl susar; delilik konuşur.

    Aşkın Mantığı Yoktur

    *Beni acıtabilmek için önce nereye vuracağını çok iyi bilmelisin
    Nereye vuracağını bilmek için beni çok iyi tanımalısın
    Beni çok iyi tanıyabilmek için sevgilim olmalısın
    Sevgilim olman için seni çok sevmeliyim
    Yani?
    Yani seni çok seversem; beni acıtabilirsin
    Eeee?
    Ne eee’si?...... Ayrılıyoruz…


    *aşk ne kadar şiddetliyse, ayrılıklar ve kavgalar o denli şiddetli olur
    Hiç kavga etmeyen aşıklar mı?
    Birbirlerini değil ebeveynlerini bulmuşlardır.

    *Aşkta huzur mu?
    Sadece bir ateşkestir

    *Büyük bir aşk her zaman bir rastlantıdır. İlişki sipariş edilir. Satın alınır. Hak edilir. Hatta çalınır. Ama aşk sadece bulunuverir. Birdenbire..
    *aşk her zaman haber vermeden gelir ve hazırlıksız yakalar. Çünkü aşk bir süvari baskınıdır.

    Ne olduğunu anlamadan kargaşanın ortasında buluverirsin kendini.
    Savaş naraları, nal sesleri arasında.
    Silahsız, korumasız, ayakların çıplak.
    Ve parlar aniden bir kılıç üzerinde
    Bir tek darbeyle alır canını
    Bir at başı seçebilirsin sadece hayal meyal
    Sağrısı ter kan içinde, ağzı köpük, kulakları dik
    Burun delikleri kocaman açılmış
    Süvarisi kim?
    Niye şimdi?
    Ve niye sen?

    *Sonsuza kadar sürecek yegane aşklar yarım kalmış aşklardır

    *sonsuza kadar süremeyeceğini bilerek yaşadığımız bir aşk daha uzun sürer.
    Ne kadar sürer?
    Kim bilir, beklide sonsuza kadar sürer

    *bir ömür boyu : ya ömür boyu değildir; ya da aşk değildir.

    *en hızlı yatıştırıcı sekstir. En etkin sakinleştirici ise kısa ve küçük bir aşk.


    Bir gecelik aşklar

    *herkez birbirine sürtünüyor. Kimse sarılmıyor. Teflon aşklar peşindeyiz. Şöyle bir sürtünüyoruz, birden ısınır koyuyor gibi oluyoruz. Bir har, bir ateş, bir yangın – aman aman

    Sonra birden biri aygazı kapatıyor sanki. Pişen her ne idiyse – çoğu zaman da seks – çarçabuk tüketiliyor. Hamhum şaralop. Öylesine özentisiz bir sofrada, şarapsız ve sohbetsiz.

    Ve herkez yoluna, teflonlar dolaba. İşte size küçük aşklar. Teflon günler, neon geceler. 1990 lı yıllar.


    *Doymak mı?
    Sıradan ilişkiler ile doyar insan
    Tıkınarak
    Büyük aşklar oysa doyurmazlar asla
    Tam tersine iştahını açarlar adamın
    Çok ama çok daha büyük sofralara

    *aşk bir açlıktır, şehvet ise iştah

    *aşkta şehveti sofrada iştaha benzetirler. Doğrudur, ama şöyle ; şehvet aşkın değil asıl aşk şevkin iştahını açar – şehvet aşkın bütün iştahı ise ne o aşk ne de o şehvet uzun ömürlü olur

    Erkekler ve kadınların ayrı dünyaları

    *Erkekler deli gibi aşık olurlar, zamanla akıllanırlar. Kadınlar ise akıllı gibi aşık olurlar, zamanla delirirler.

    *Aşk, kadını ve erkeği farklı etkiler. Aşık olan kadının gözünde başka hiç bir şeyin değeri kalmaz. Aşık olan erkeğin gözünde ise her şey yeniden değerlenir.
    Çünkü aşık kadın “nasıl olsa bitecek” sezgisi ile hareket eder. Aşık erkek ise “nasıl olsa sonsuza kadar sürecek” yanılgısıyla….
    Aşık kadınlar bu yüzden hep endişeli ve hep huzursuzdurlar; aşık erkekler ise melekler gibi dingin ve aptallar gibi bön.

    *Aşksız bir erkek kendini kölesiz bir efendi gibi hisseder, aşksız bir kadın ise efendisiz bir köle.

    *Bir erkek kadınından bıktığı için onu terk eder; bir kadın ise erkeğinden sıkıldığı için. Arada çok önemli bir fark var.

    *Bir erkek doyduğu için kadınından bıkar. Bir kadın ise doyamadığı için erkeğinden sıkılır.

    *Kadın 20. yy. da özgürlüğüne kavuştu.
    -yok yahu! Peki sonra ne oldu?
    -Hiç iş kölesi…

    ÇAPKINLIK

    *Toplum ne ikiyüzlüdür yarabbi!
    Kadının çapkınına ^^^^^^ derler.
    Erkeğin ^^^^^^suna ise çapkın

    *Kadın çapkınlığını gizlice yapmak ister. Erkek ise açıkça.
    Çünkü çapkınlık erkeğe itibar getirir. Kadına ise sadece baş belası.

    *Erkekler arasında çapkınlık hiçbir zaman bu çağdaki kadar popüler olmamıştı.
    Neden?
    Çünkü artık çapkınlık erkeğin erkekliğini yaşadığı son sığınaktır.

    EVLİLİK

    *Hayat doya doya çapkınlık yapmak için ne kadar kısadır yarabbi; huzurlu bir evlilik için ise ne kadar uzun

    *Kadınlar evlenmeden önce hiç tahmin etmediğimiz gibi, evlendikten sonra ise tam tahmin ettiğimiz gibi çıkarlar.

    *Evlilik üç türlüdür. Ya iki zaaf evlenir, ya iki çıkar, ya da iki aşk.
    Çıkar ve zaaf evlilikleri, çıkarlar ve zaaflar değişmediği müddetçe devam eder. Aşk evlilikleri ise aşklar, çıkarlar ve zaaflara dönüşene kadar.

    İHANET OYUNLARI

    *Gerçekten sadık olduğumuz yegane anlar delice aşık olduğumuz anlardır. Ondan sonra ise ya sadık görünürüz ya da fırsat bulamayız.

    *Sadakat ihanettir.
    Nasıl m?
    Canım çeker ama yapamam.
    Yani?
    Yani sana sadık kalırken kendime ihanet ederim.
    Yani?
    Yani sadakat ihanettir.

    KISKANÇLIK

    *başka kadınlarla yatacağımdan şüphelenen kadın aslında kendinden şüphelenmektedir.

    *Kıskanç bir kadın huzurumuzu bozar ama gururumuzu okşar. Ve bencil bir aşık için gururu huzurundan her zaman daha önemlidir.

    *Erkeklerin kıskançlığı biraz daha farklıdır. Erkek ihanet eden kadınını kıskanmaz; öbür herifin talihini, cazibesini, neşesini ve keyfini kıskanır. Erkeklerin kıskançlığı kadınlarına duyduğu güvensizlikle ilgili değil, kendi erkekliklerine duydukları güvensizlikle ilgilidir.


    İTİRAFLAR

    *İnsan yalanını itiraf ederken bile düzinelerle yalan söylerler. Detaylar yumuşatılır, sahneler değiştirilir, figüranlar gizlenir. Bazı dostlar aklanır. İtirafçılar akıllıdır. Ayrıntıların toplamından ortaya çıkacak manzara, itiraf edilen o alelade gerçekten çok daha katlanılmazdır çünkü. Büyük ve asıl yalan hep ayrıntılarda gizlidir. Ve hiçbir zaman, en içten itiraflarda dahi ortaya çıkmasına izin verilmez. Kimse ama hiç kimse gerçeğin tamamına katlanamaz – içimizdeki en mert ve en cesur olanlarımız dahil


    *”çıplak gerçekler müstehcendirler. İşte bu yüzden biraz giydirildikten sonra insan içine çıkarılırlar”
    Diyerek fısıldadı geldi şeytan.
    Diz çöktü önüme usulca
    Ve sildi elinin tersiyle gözyaşlarımı
    Okşayıp yanağımı hafifçe
    Fısıldadı:

    Kahpece seven kahpece aldatılır.
    Ya mertçe seven?
    O enayide mertçe aldatılır.


    *Kötü kız olmak ara sıra farkına varılan küçük bir günahtır, İyi kız olmak ise her zaman büyük bir pişmanlık

    *Erkekler ve kadınlar affetmek ve unutmak konusunda da biraz farklıdırlar. Erkek çabuk unutur ama asla affetmez. Kadın derhal affeder ama asla unutmaz.
    Aslında erkeklerde unutmazlar; sadece hatırlarına getirmezler.
    Kısaca: İhanetleri kimse unutmaz. Kimi hatırına getirir. Kimi getirmez. Getirenler mutuz olurlar o kadar.

    *İtiraf ederiz. Neden mi?
    Çünkü bizde aynı suçu işlemişizdir.
    Affederiz. Neden mi?
    Çünkü bizde aynı suçu işleyebilirdik.
    Unuturuz. Neden mi?
    Çünkü bizde aynı suçu işleyeceğiz.


    *Hiç düşünmeden yaşamak kolaydır.
    Hiç yaşamadan düşünmek de.
    Hem düşünmek hem de yaşamak mı?
    İşte bu imkansızdır.

    *Benim beynim yol geçen hanıdır. Her isteyen, her isteyen kalır, her isteyen gider. Gönlüm ise padişah haremedir. En iyileri, en güzelleri ve en keyiflilerini toplarım ve asla bırakmam.

    *Arsızca düşünmek keyifli bir sohbettir. Tutarlı düşünmek ise can sıkıcı bir monolog.
    Hayatta önemli olan da keyif ve sohbettir zaten. Doğrular ve gerçekler değil.

    *Düşünerek doğru bulunmaz. Bulunmuşsa o muhakkak ama muhakkak yanlıştır. Doğru yanlışların, aykırılıkların, paradoksların arasından sezilir gibi olur. Yani doğru koklanır. İşte bu yüzden tutarsızların burunları beyinlerinden daha kıymetlidir


    KİMLİKLENMEK

    *Engellenmektir. Sınırlanmaktır. Hapsolmaktır. Her teba kimliklenerek güdülür.


    AFORİZMALAR

    *Kıvrak cümleler ve söz oyunlarından başka bir şey değildir aforizmalar… Felsefenin mezar taşları, edebiyatın ise yüz karaları.

    *Nihilistin kafa karışıklığı
    “Her şey hiçtir.”
    “Eğer öyleyse hiç de hiç’tir. Bak inanacak bir hiç’in bile kalmadı işte geriye” diye fısıldadı şeytan

    *Sinik’in kafa karışıklığı
    “her şeyin tersi de doğrudur” dedi sinik
    “ ya bu son söylediğinin” diye fısıldadı şeytan


    *Aforizmalar;
    Hepsi önce doğrudurlar. Üstünde biraz durup düşünürseniz yanlışlaşırlar. Daha çok düşünürseniz tekrar doğrulaşırlar.
    Sonra
    Sonra tekrar yanlışlaşırlar
    Peki nereye kadar gider bu?
    Bıkana kadar gider vallahi



    TANRILAR ÜZERİNE

    *Tanrı yoktur diyen ve bunu savunan adam gerçek bir mümin kadar tanrısıyla beraber yaşamaktadır. Bu yüzden aklı başında bir Tanrı sadece kendine gerçekten inananları ve gerçekten inanmayanları sever.
    Tanrı’yı hiç düşünmeyenlerin, ona tamamen kayıtsız kalanların aklında ve gönlünde Tanrı tamamen yok olmuştur. Ateistin dilinde tanrılar olmayabilir ama zihni onlarla doludur. Üstelik tanrı yok demek onun varlığını daha başından kabullenmektir.

    *-Hey dostum kim yok dedin?
    -Tanrı yok
    -Kim yok dedin sen, Kim?
    -Tanrı.
    -Ha şöyle, yola gel bakalım!

    *Sadece Şeytan’ın vesveselerini duyuyorsanız – delisiniz.
    Sadece Tanrı’nın ayetlerini duyuyorsanız – peygambersiniz.
    ……….
     

Sayfayı Paylaş