1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Sezgin Karadağ - Son/rası Ayrılık..

Konusu 'Şairlerden' forumundadır ve ...SAKLI CeNNeT__ tarafından 14 Eylül 2012 başlatılmıştır.

  1. ...SAKLI CeNNeT__

    ...SAKLI CeNNeT__ ♥ Pєяναηє Döηєя Aşk ♥

    Katılım:
    6 Temmuz 2011
    Mesajlar:
    16.250
    Beğenileri:
    81
    Ödül Puanları:
    4.980
    Yer:
    ♥ Bєη Hєp Sєηdєyim ♥
    Banka:
    110 ÇTL





    Bir kabir sessizliğiyle esen sonrası ayrılık
    Rahmet huzurunda iki büklüm mahzun avuçlar
    Vefa örülü şefkatin
    Yüreğinin en derinini kendi elleriyle kazıyıp
    Kor bir acıyı uğurlamanın bütün sancılarıyla yüzleşirken hesapsız
    Adamı zangır zangır titreten karalar giymiş âh-u efgân...
    Kanayan yaralarıma cesetler yağıyor lapa lapa
    Ve bir çocuk ağlıyor
    Koynumda beslediğim yetim yalnızlıklarla.

    Toprağa meftun nutfenin
    İnceden inceye Aşk'a karışması
    Ruhun bedene çaresiz el sallayışı
    Vuslatın hasrete son öpücüğü
    Akledene acziyetin zaafiyeti
    Kalbedene ise
    Bir doğuşun sonsuz kudsiyyeti...

    "Ateş sıkıştırdılar boğazıma
    Yanıyor dilim
    Ölümü yuttum Ana!
    Nefes nefese kanarken yapışkan soluğuma."

    İçimi kemiren ve zaptedilmeyen nan/kör bilinçle
    Beynimi delik deşik eden bu yokluk ifadesini
    Sıkıştırarak valizimin yırtık yüreğine
    Zamanı hapseden
    Ve zincirlenmiş uzun bir çırpınışa dönüşsüz bilet kesiyorum:
    "Mümkünse hıçkırıklar ar/k/ası en köşe olsun!..."
    "Müsaittir efendim,iyi kanamalar!"
    Utanç basamaklarını ağır ağır soluyup terlemiş ensemde
    Hiçten ince her şeyden keskin bir koridora salıyorum şaşkın cenazemi
    İçerde bir ölüm
    Bir de ben...

    Çaresiz hıçkırıklara takılıyor gözlerim
    Boş
    Başıboş...
    Bir ömür takatsizliğinde
    Kızgın nehirler gibi
    Taşmaya and içmiş kadar birikmiş ve de serhoş
    Tir tir dökmeye çalışırken kollarımdan koynumdaki yan/ıl maları
    Hutame ağırlığıyla çöküyorum hüznün baş köşesine
    Cam kesiği kanamalara yaslıyorum parçalanmış alnımı
    Bir çırpıda sele boğuyorum kuraklaşmış bakışlarımı.
    Aşkı kimsesiz oynuyor göz/bebeklerim
    Umut ırak
    Önüm tuzak
    Sözüm diyorum,s/özüme bırak!
    Sözüm ki;
    Damarı kopmuş bir kalpten fışkıran öfkeli sağanak.

    Şizofreni yalnızlıklarla yol alırken bir başıma
    Sahte çizgili karanlıkları adımlıyorum en çocuk heyecanımla.
    Çok uzakta bir kentin alaca kasveti
    Söndürülmüş uyuşuk hisler
    Mâveraya çekilen incecik perdeler
    Gözle görülmez yangınlar...
    Tozu dumana katıyor
    Nefesimde püsküren iç ağrılı patlamalar.

    Bu kadar soğuk muydu ellerim
    Bileklerim
    Kırılan diz/e/lerim?
    Esaret bir kıvılcım oluyor
    Ve alazlanıyor
    Yüzümü yasladığım avuçlarımdaki nedametim.
    Bu kadar dağıtır mıydı yani
    Bu boran
    Bu boğan
    Bu göğsümü sıkan gözü dönmüş hafakan...?
    Ruhum diri diri inliyor
    Kelama hasredilen bu bakış acısıyla
    Soyuyor derimi kendi ellerim
    Ve hiç acımadan gömüyor kaskatı bedenimi.

    Dudaklarım çivili adeta
    Boğazıma yapışmış tüm susmalar
    Bağırsam
    Gök gürleyecek, asi...
    Bütün yeryüzünü kana bulayacak sanki bir uçtan bir uca
    Ne yapmalı
    Ne etmeli
    Bilmiyorum...
    Öylece sallanıyorum sessiziliğimin korkutucu b/eşiğinde.
    Ön tarafta parmaklarıma ilişen karartı
    Sonuna kadar açmış sesini gizleyemediğim çığlıklarımın
    Son sürat s/O'na sürüyor miyadı dolmuş nefesi.
    Önünde sollayacak ne bir ah
    Ne de ezip geçeceği bir günah
    "Ya gül koklatmalı." diyor kendi kendine
    "Ya da iyisinden bir veyl kazmalı bu içi geçmiş nefese."
    Damarlarım çatlıyor o an kanamaktan
    Göz kuyularım kuruyor rezil rüsvâ yaş akmaktan.
    Omuzlarımda kamyon kamyon enkazlar
    Kaldıramıyorum bir türlü baç ucumdan
    Nafile, yok ki duyanım
    Eziliyorum kendi canımda kahır kahır...

    Daha fazla parçacıklara ayrılmadan
    İnmek istiyorum bu saç ağartan yalnızlıktan.
    Sıçrayıp aniden kör kütük bedenim
    Düğmesine basıyor herhangi bir çıkışın
    "Sol ayrımımda inecek var,duymuyor musun Kaptan?!..."
    Dönüp bir bakış fırlatıyor
    Bir bakış ki
    Miskal miskal mahsup
    İlikleri koparan
    Tepeden tırnağa donduran.
    Susuyorum...
    Sızım sızım buz kesiyorum tırnak aralarımdan.

    Bağrıma sımsıkı bastırdığım bu sekeratta çırpınırken kimsesiz
    Şimdi hangi yaş yıkar,hangi söz örter bu bedeni
    Hangi toprak kucağına alır bu yırtılmış cesedi...?
    Yaşayacaktım daha
    Daha koşacak,tırmanacak
    Doruklara çıkacak
    Kısacası daha çok yaş biriktirecektim ceplerimde sevda sevda
    Ne kadar unutmuşum bu kâbus ayrılığı
    Ahhh!Ne kadar da yanılmışım oysa.
    Pür dikkat da/ğı/lmışken çok uzun sandığım hayat denen saliselik hülyaya
    Çalınıyor göğsümün kapısı yumruk yumruk
    Korkularını giyinip gözlerine

    Açıyor bakışlarım çaresiz.
    Ellerine parçalanmış bir kefen tutuşturmuş ecel:
    "Çabuk olsun
    Vakit s/oldu."
    Başucumda hüngür hüngür kalemim
    Yetim sayfalarım
    Bir ömür sözümü taşıyan
    Cefakâr dilim...
    Son vazifesini de omuzlayarak onurlu
    Dökülüyor bütün karanlıklardan tevhid tevhid.
    Ve sözüm açık gidiyorum:
    "Ateş sıkıştırdılar boğazıma
    Yanıyor dilim
    Ölüm diyorum
    Ölümü yuttum Ana!
    Nefes nefese kanarken yapışkan soluğuma."


    Sezgin Karadağ
     

Sayfayı Paylaş