1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Şiddete Karşı Felsefe

Konusu 'Felsefe / Psikoloji' forumundadır ve ZeyNoO tarafından 28 Temmuz 2013 başlatılmıştır.

  1. ZeyNoO
    Melek

    ZeyNoO ٠•●♥ KuŞ YüreKLi ♥●•٠ AdminE

    Katılım:
    5 Ağustos 2008
    Mesajlar:
    58.480
    Beğenileri:
    5.784
    Ödül Puanları:
    12.080
    Cinsiyet:
    Bayan
    Meslek:
    Muhasebe
    Yer:
    ❤ Şehr-i İstanbul ❤
    Banka:
    3.064 ÇTL
    Şiddete Karşı Felsefe

    Şiddeti yöntem edinmiş bir dünyada yaşıyoruz. Dün olduğu gibi bugünde dünyamızda şiddetin binbir çeşidi geçerlidir. Dünyanın kurulduğu günlerden bugüne insanoğlu şiddeti en kestirme çözüm yolu olarak kullanıyor ve bu yolun çözüm yolu olmadığını görmek istemiyor. Sevgiyle yapılmak istenilen her işin karşısına şiddet çıkıyor. Çağdaş toplumda şiddeti bürokrasi aygıtı üretiyor. İnsan için şiddetin kaynağı usdışı düzenlerdedir, bürokrasi de kendine özgü usdışı bir ussallıkla iş görüyor. Şiddetin ne olduğunu çok iyi araştırmak zorundayız. Şiddet uygulamak yalnızca birini bir köşe başında kurşunlamak, birini falakaya yatırmak, birinin bir yerlerini elektiriğe tutmakla olmuyor. Şiddetin en kötüsü gelişmek isteyen kişiye çıkarılan engellerin yarattığı ruhsal sarsıntıdır, bu sarsıntıyla gelen yabancılaşmadır. Karşısına çıktığını yönetici elinizdeki kağıt tomarının bir yerini beğenmeyebilir, size en azından bugün git yann gel diyebilir. Bürokrasi karşısında duyduğumuz ilk duygu korku duygusudur. Korku da şiddetin amacı ve anlamıdır. Masa masa dolaşarak oluşturduğumuz kağıt tomarı şiddetin bir aracıdır, bir işkence aygıtında ndaha az ya da daha çok birşey değildir.
    Şiddetin en kötü biçimleri her zaman kaba güçle uygulanan biçimleri değildir. Belki de en öldürücü şiddet okşamayla gelen şiddettir, insanoğlu okşamayı da şiddete dönüştürmeyi bilmiştir. Baba kızının saçlarını okşar ve "Benim evladım çok akıllıdır, okuldan çıkar çıkmaz eve gelir, annesini ve beni üzmez" der. Bu dosdoğru bir tehdittir. Tehdit insan yaşamında nesneye indirgeyici bir şiddet düzeneği oluşturur. Sevgi üretemeyenler, fikir üretemeyenler sağlıklı ilişki üretemeyenler genellikle tehdit ya da şiddet üretirler.
    Tabancalar ve okşayışlar kadar gözyaşları da şiddet aracı olarak kullanılabilir.Şiddet her zaman nazi subayı kılığında, sevimsiz bürokrat kılığında, mahalle bekçisi kılığında dolaşmaz, o çok zaman yakınmalarda, okşayışlarda, tatlı tatlı gülüşlerde, hüngür hüngür ağlayışlarda, çok iyi düzenlenmiş çekip gitme provalarında, ilkeli gibi görünen davranışların katılığında kendini belli eder.
    Her şiddet köktenci ve bütüncü bir tutum içindedir, her şiddet Machiavelli'ci bir dizgede açıklığa kavuşur. Şiddete yönelen kişi, amacına engel saydığı, yoluna çıkmış sinsi bir tuzak gibi gördüğü her şeyi, niteliğine, anlamına, geçerliliğine, değerine bakmadan gidermeye çalışır. Şiddetin mantığı Machiavelli'ci bir çerçevede bir engeli toptan giderme mantığıdır; bir tartışma mantığı değil, bir ya hep ya hiç mantığıdır. Onda insan değerleri ancak amaca gide yollan açtığı ölçüde önemlidir, onda en yüce değerler bile amaç olmaktan çıkarılıp araç edinilebilir. Her şiddet bir kesin sonuca göre düzenlenmiştir. En kısa yoldan ve her türlü tepkiyi hiçe indirgeyecek biçimde bir sonuca ulaşma istemidir bu. Ancak bu kesin ve kolay sona ulaşmak umudu hiçbir zaman gerçekleşmeyen bir umuttur. Şiddet ülküsel bir sonu değil, kendi doğasından bir başka şiddeti yaratarak son bulur. Şiddet, şiddeti uygulayanlarca sanıldığının tersine, paralel aynalarda oluşan yansılar gibi, sonsuza kadar doğurgandır. "Şiddet" kavramını "baskı" kavramından ayırmak gerekir mi? Baskı denilince şiddeti, şiddet denilince baskıyı düşünürüz: şiddete dayanmayan baskı yoktur, baskı niteliği taşımayan şiddet de yoktur. Etkenin niteliği ne olursa olsun, amaç ruhu kaldıramayacağı bir yükün altına koymaktır. Şiddetin bedene yönelişi dolaylıdır, amaç ruhu zedelemektir. Ruhun etkilenmediği durumda beden sonuna kadar dayanıklıdır. Bîr acı eşiği vardır, beden bu eşiği geçtikten sonra şiddetin nitelik ve nicelik artışını sezemez olur. Beden şiddete dayanıklıdır; dayanıklı olamayan, çözülebilen ruhtur. Şiddet bedene değil ruha yöneliktir, bu yüzden ruhsal koşullar göz önünde tutularak düzenlenir. Buna göre bir şiddet ruhsallığından ya da şiddet ruhbiliminden söz edebiliriz. Şiddeti şiddet yapan ruhta yaratacağı çözülmedir, bezginliktir, bıkmışlıktır. Bu yüzden bedene yönelik her sert davranış şiddet anlamı taşımaz. Örneğin cinsel etkinlikte şiddet gibi görünen bir edim gerçekte şiddetle hiçbir ilişkisi olmayan bir edim olabilir. Hiçbir şiddet eylemi yaşamın akışını değiştiremez, bu akışı durdurur ya da yavaşlatır gibi göründüğü noktada hızlandırır. Bu yüzden ünlü devlet adamı filozof Solon "Şiddetin ürünleri kalıcı değildir" der. Tolstoy'un belirlediği gibi, "Doğru kendini şiddete dayanmadan ortaya koymalıdır". Şiddetten destek almayan bir doğru kendini daha kolay benimsetecektir. Savunduğumuz şeyin doğru olması yeterli değildir, doğruyu doğru savunmak önemlidir. Bunun baş koşulu da şiddetten uzak durmaktır. Shakespeare Kral Richard IF de "Şiddet ateşleri kendi kendilerini yakarlar" der. Geçmişte, ileri bir dünyanın şiddet yöntemleriyle kurulabileceğini düşünenler olmuştur. Fransız toplumcu düşünürü Georges Sorel şöyle der: "Sosyalizm modern dünyaya esenlik getirmesini sağlayan yüksek ahlakî değerleri şiddete borçludur." İnşam tanıyan, insan yaşamının koşullarını bilen kişi şiddetten yardım ummayacaktır. Her bilinçli birey, şiddetin şiddet yaratmaktan başka bir işe yaramayacağım bilir. Gerçek anlamda bilinçli birey olmanın baş koşulu iyi bir felsefe eğitiminden geçmektir. Bunun için felsefeciler için felsefe ilkesini değil herkes için felsefe ilkesini temel almak gerekir. Bilincin ne olduğunu, sağlıklı bilinçlenmenin hangi koşullarda sağlanabileceğini yalnızca felsefenin verimli alanında öğrenebiliriz. Felsefenin bilinçlendirdiği insan yüksek düzeyde gelişim fikrine ulaşmış insandır, bu fikri yaşama geçirmede şiddete yer olmadığını ya da gerek olmadığını bilen insandır. Gelişim onaylatmalarla ya da benimsetmelerle değil bilinçlendirmelerle sağlanır. İnsanlar sindiremedikleri fikirleri iğreti taşırlar, gerektiğinde kötüye kullanırlar ve uygun bir zamanda da kaldırır atarlar. Ancak bilincin etkin yapıcı ve yaratıcı gücüne inanan insan gelişimi sağlayabilir, bize yaşamın özünü gösteren, yaşamın ne olup ne olmadığını bildiren, yaşamın gerçek anlamlarını araştıran ve öğreten felsefe ilerlemenin baş etkeni olduğu gibi şiddetin baş düşmanıdır. Her türlü şiddete dur diyebilmek için felsefeyi etkin kılabilmek gerekir. Gerçek bilinç şiddet üretmeyen ve şiddete her durumda sonuna kadar karşı duran bilinçtir. insanın kendi üzerindeki gerçek zaferi kendini iyi tanımasıyla gerçekleşecektir. İnsanoğlu doğanın ya da evrenin gizlerini tam olarak belki uzun süre çözemeyecek. Ama onun kendi bütünsel bilincine daha kısa zamanda varacağını söylememiz kehanet olmayacaktır. Doğayı tanımak bizim çabamızla olduğu kadar doğanın gizlerindeki özelliklerle belirgindir. İnsanın kendi kendini tanıması kendi üzerindeki yoğun ve dikkatli çabasının bir sonucu olacaktır. Bunun için felsefi düzeyde bütün bir insanlık geçmişinin yoğun bilgisinden başka bir şeye gereksinimimiz yoktur. İnsan kendini öğrenmeye yöneldikçe şiddetten uzaklaşacaktır, çünkü şiddetin bugüne kadar kullanılmış yöntemlerin en kötüsü olduğunu görecektir. İnsanlığın bugüne kadarki o çok uzun tarihi şiddetin tarihidir. İnsanlığın bugünden sonraki tarihi hep birlikte tartışarak yaratmanın tarihi olmalıdır.
     

Sayfayı Paylaş