1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Silahlı Kuvvetler’i bu kadar hor kullanırsanız olacağı da budur

Konusu 'Sadece Magazin Haberleri' forumundadır ve arz-ı hal tarafından 2 Ocak 2012 başlatılmıştır.

  1. arz-ı hal

    arz-ı hal Özel Üye Özel üye

    Katılım:
    29 Kasım 2011
    Mesajlar:
    9.017
    Beğenileri:
    539
    Ödül Puanları:
    5.980
    Meslek:
    İşe başlamadan tatile giren hakime
    Yer:
    yüreğinden uzaklar da...
    Banka:
    199 ÇTL
    Üç hafta önce Kanaltürk'te Tarık Toros'un sunduğu Merkez Siyaset programında sorulan bir soruya verdiğim cevap nedeniyle kıyamet kopmuştu. E-mail ve Twitter trafiği birden hızlanmış, özellikle AKP'lilerden ama benzer biçimde AKP'li olmayanlardan da ağır küfürler gelmişti.

    “Kansız” diyorlardı örneğin, “PKK uşağı, git Kürtlerin yanına” diyenler de cabası.

    Suriye konuşuluyordu ve ben de “Başbakan Esad'a esip gürlüyor, onu halkını öldürmekle suçluyor, ama şu anda ülkemizde benzer bir durum yaşanıyor. Tunceli ve Uludere'de jetlerimizin teröristleri bombaladığı haberleri Genelkurmay tarafından ihftiharla açıklandı” demiştim.

    İşte kıyamet koparan sözlerim bunlardı. Nasıl Suriye'deki olaylarla Türkiye'deki PKK terörüne karşı mücadeleyi aynı kefeye koyabiliyordum.

    Elbette ikisini aynı kefeye koymuyordum ama sonuçta suçlu takibi ve yakalaması için görevlendirilen güvenlik güçlerinin kendi topraklarını bombalayarak bu görevi yürütmesinin de insanın içini acıttığı gerçeğini görmezden gelemeyiz.

    Geçen hafta yine çok ses getiren bir yazım daha oldu. “Onca şehidimizin hesabını kim verecek?” diye sormuştum. AKP iktidarının başlattığı içi boş açılımdan bu yana Türk Silahlı Kuvvetleri ve polis teşkilatı hep savunmada kaldı. Askerlerimiz mayınlara basarak, polislerimiz kurşunlarla şehit edildi sürekli. Buna karşı güvenlik güçlerimiz teröristlere karşı tek bir etkili operasyon bile yapmadı bu yıllar içinde.

    Sonra birden durum değişti. Başbakan fikir ve strateji değiştirdi. 90'lı yılların taktiklerine dönüldü, güvenlik kuvvetlerine uygulanan ambargo kaldırıldı, operasyonlar başladı.

    Güneydoğu'nun her yanından operasyon haberleri ve “etkisiz hale getirilen teröristler” haberleri almaya başladık. 100'ün üzerinde teröristin jetlerin bombalaması sonucu etkisiz hale getirildiği belirtiliyordu. Yani güvenlik güçleri zaten ellerinde olan bilgiler doğrultusunda ve yine zaten nerede olduklarını bildikleri teröristleri havadan bombalayarak imha ediyordu.

    Hiçbir sorun çıkmıyordu. Sonuçta “teröristler etkisiz hale getirildiğine göre” bunun nasıl yapıldığının hiçbir önemi de yoktu.

    Ta ki, terörist sanılan 35 kişinin bombalanarak öldürülmesine kadar.

    Güvenlik güçleri elinde ne kadar istihbarat olursa olsun, çok büyük ve kapsamlı bir alanda böyle bir hataya mutlaka düşecekti. Ve sonunda düştü de.

    Şimdi de kalkıp “failler ortaya çıksın, bombalama emrini veren bulunsun” çığlıkları atıyorlar.

    Türk jetlerinin Türkiye sınırları içinde bir yeri sadece kendi komutanlarından emir alarak bombalamaları yasal olarak mümkün değildir. Kararların mutlaka siyasi otoriteye danışılarak alındığı bilinmektedir.

    Bunun yeri de Milli Güvenlik Kurulu'dur. Orada bu tür bir karar alınmadıkça hiçbir Türk jeti yere bomba bırakamaz.

    Şimdi kimse kalkıp askeri suçlamasın. Ordu bu kadar hor kullanılırsa, bu kadar örselenir, aşağılanır, itibarı yerle bir edilirse olacağı da budur.


    Can Ataklı
     
  2. kocausta

    kocausta Üye

    Katılım:
    2 Ocak 2012
    Mesajlar:
    73
    Beğenileri:
    0
    Ödül Puanları:
    170
    Meslek:
    makinacı, tüccar, çiftçi, tercüman... şimdi de eme
    Yer:
    İzmir
    Banka:
    0 ÇTL
    Can Ataklı öyle düşünebilir tabii ki.
    Ama TSK asıl kendisini yıllardır "hor" kullandı.

    *Düşünün ki bir ülkenin ordusu 3.5 defa askeri darbe yaparak başındaki "emri altında olması gereken" yasal hükümetini devirmiş, ve birinde de devirdiği hükümetin başbakanını uyduruk bir yargılama ile mahkum ettirip astırmış.
    *Bir şekilde "ülkenin kendisine emanet edildiği"ni millete zorla kabul ettirmiş.
    *Bunların yanında, asıl görevi olan konularda da, en kibar tabiriyle "pek başarılı olamamış".
    Örnek: 74 Kıbrıs harekatında karşımızdaki zibidi Rum ordusu karşısında 5 bin küsur askerimizi şehit vermemiz (burada bin kadarını kendi diğer birliklerimiz "yanlışlıkla" öldürdü; bir muhribimizi kendi uçaklarımız içindeki personelle beraber gene "yanlışlıkla" batırdı.
    Örnek: 20 yıldır süren PKK olayı.
    Bölgede yaklaşık 150 bin kişilik TSK birlikleri var yıllardır.
    Her nedense, PKK'nın gerilla eğitimi almış adamlarına karşı bizim 4-5 aylık eğitimli acemi çocuklar yollanıp "kırdırılıyor", asıl bu mücadeleyi yapması gereken subay ve astsubaylar da kenarda duruyorlardı yıllardır.
    Bu arada bir türlü, PKK ile (daha çok ticari) işbirliği yapan personelini de içinden temizleyip cezalandıramamış.
    Burada, 15 yıldır o bölgede "görev" yapmakta olan bir albayın 2.5 trilyonluk villası var.
    Albay maaşıyla nasıl inşa edilebiliyorsa artık...
    *Son Ergenekon soruşturmasındaki "kendi halkına komplo", "kendi uçağını düşürtme" konularını açmayalım, en azından daha bu konuda mahkeme sürüyor.

    Ama 70'lerdeki o anarşi dönemindeki olayları unutmadık.
    Bizzat yaşadığım o yılları unutmadım, unutamam.
    O dönemdeki "sağ-sol çatışması" olarak adlandırılan olayları, TSK bünyesindeki Kontrgerilla biriminin yaptığı, bu işleri "askeri darbe için gerekçe" olarak tezgâhladığı yıllar önce ortaya çıktı, mahkeme kayıtlarına bile geçti.
    Ordu malı olan bir silahla sabah bir "ülkücü" bir "komünist"i vuruyor; akşam üzeri aynı silahla bir "komünist" bir "ülkücü"yü vuruyor...

    *TSK, artık ülkenin siyasetini şekillendirmeyi ve hükümet devirme işlerini bırakıp asıl işlevini "iyi" bir şekilde yerine getirme yoluna girerse; işte o zaman kendisini "hor" kullanmaktan kurtulur.
     

Sayfayı Paylaş