1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Sizce Azrail ne kadar güzel olabilir ??? İşte sizler için çok ibretli bir hikaye...

Konusu 'Genel Dini Konular' forumundadır ve Apancene tarafından 29 Mart 2010 başlatılmıştır.

  1. Apancene

    Apancene Aktif

    Katılım:
    12 Şubat 2010
    Mesajlar:
    404
    Beğenileri:
    9
    Ödül Puanları:
    630
    Banka:
    2 ÇTL
    Ben, 40 yıllık bir kanser uzmanı olarak maddeyi aşan sayısız olayla karşılaştım ve bunları, o olaya şahit olanlarla birlikte belgeleyerek özel bir arşiv yaptım. Bunlardan 1976 yılında yaşanmış bir olayı size nakletmek istiyorum...
    Kanser hastanesinde baş hekimken Serap adında genç bir hanım hastam vardı. Bu hastam göğüs kanserine yakalanmış ve tedavi için yurt dışına gitmek istemesine rağmen, bazi formaliteler sebebiyle o imkanı bulamamıştı. Serap'ı özel bir ilgiyle bizzat ben tedavi altına aldım. Ve kısa bir süre sonra da iyileştiğini gördüm.
    Ancak Serap'in da bütün diğer kanserliler gibi ilk 5 yıllık süreyi çok dikkatli geçirmesi gerekiyordu. Bir iş kadını olan Serap, 4 yıl kadar sonra bir ihale için İzmir'e gitmek istedi. Kış aylarında olduğumuz için uçakla gitmesi şartıyla kabul ettim.
    Maalesef bilet bulamamış ve benden habersiz bindiği otobüsün kaza geçirmesi üzerine 6 saat kadar mahsur kalmış.
    Dönüşünden kısa bir süre sonra kanser, kemik ve akciğerine yayıldı. Serap bacak kemiklerindeki metastaz nedeniyle yürüyemez hale gelirken, hastalığın akciğerdeki tezahürü sebebiyle de devamlı olarak oksijen cihazı kullanıyor ve söylediği her kelimeden sonra ağzını o cihaza yapıştırarak nefes almak zorunda kalıyordu. Evine gittiğim gün, yine güçlükle konuşarak:
    --''Doktor bey,'' dedi. ''Ben size...dargınım.''
    -- ''Niçin?' diye sordum.
    --'Siz...dindar bir insanmışsınız. Niçin bana da, ALLAH 'ı, ölümü, ahireti anlatmıyorsunuz?'
    Dini inançlarının çok zayıf olduğunu bildigim için bu teklifi karşısında oldukça şaşırdım. O'nu üzmemeye çalışarak:
    --'Doktora ulaşmak kolaydır'' dedim. ''Parayı bastırdın mı istediğine tedavi olursun. Ancak iman tedavisi için gönülden istek duymalısın...'
    Konuşmaya mecali olmadığından 'Ben o isteği duyuyorum' manasında başını salladı. Artık ümitsiz bir tıbbi tedavinin yanı sıra, ebedi hayatın ve saadetin reçetesi olan iman derslerimiz başlamış ve dersler 'hızlandırılmalı öğretime' dönmüştü. Anlattığım iman hakikatlerini bütün ruhuyla meczediyor ve arada bir soru soruyordu.
    Vefatına bir hafta kala:
    --'Doktor bey'' dedi. ''Ben ölürken ne söylemeliyim?'
    --'Senin durumun çok özel' dedim. ''Kelime-i Şehadet sana uzun gelir. O anı fark edince ''Muhammed'' (s.a.v) sana yeter.'
    O, haliyle tebessüm ederek yine başını salladı. Çok ıstırabı olduğu için Serap'a sürekli morfin yapıyor ve O'nu uyutmaya
    çalışıyorduk. Ben, bir iş seyahati sebebiyle bir müddet ziyaretine gidemedim.
    Dönüşümde annesi telefon ederek:
    --'Serap, bir haftadir morfin yaptırmıyor.' Dedi. 'Sabahlara kadar inliyor ve çok ıstırap çekiyor.'
    Hemen eve gittim ve iğne yaptırmamasının sebebini sordum. Aldığım cevabı hala unutamıyor ve hatırladıkça ürperiyorum.
    'Ya morfinin tesiriyle ölüme uykuda yakalanır ve son nefeste 'Muhammed' diyemezsem?
    İşte Serap, böyle bir hanımdı. Bu arada benden istihareye yatmamı ve eğer bir kaç gün daha ömrü varsa, son günü uyanık kalacak şekilde morfin yaptırılmasını rica etti. Ben hiç adetim olmadığı halde cuma gününe rastlayan o gece istihareye yattım ve Serap'ın acizliği hürmetine sandığım salı gününe kadar yaşayacağına dair bir işaret sezdim.
    Ertesi gün O'na:
    --'Hiç korkma!' dedim. 'İğneyi vurdurabilirsin.'
    Ve Serap bir veda niteliği taşıyan bu görüşmemizde son sorusunu da sordu:
    --'Doktor bey...Azrail bana nasıl görünecek?'
    --'Kızım,' dedim. 'O bir melek değil mi? Hiç merak etme, sana yakışıklı bir prens gibi gelecektir.'
    Salı günü Serap'in ağırlaştığı haberini alınca hemen eve gittim. Ancak vefatına yetişememiştim. Ailesi tam manasıyla perişandı. Sadece kendisine uzun müddet bakan dindar bir hanım akrabası ayaktaydı ve beni görünce yanıma gelerek:
    -'Doktor bey, biliyor musunuz, bu evde biraz önce bir mucize yaşandı!' dedi ve devam etti:
    --Serap, bir saat kadar önce oksijen cihazını attı ve 'yataktan kalkması imkansız' denmesine rağmen kalkarak abdest aldı, iki rekat namaz kıldı.Bütün ev halkı hayretten donup kaldık. Ve kelime-i Şehadet getirerek vefat etmeden biraz önce de:
    --'Doktor bey'e söyleyin, dedi. Azrail, O'nun söylediğinden de güzelmiş!.



    Eğer bir gün dünyaya ait, seni çok zorlayan bir derdin olursa, sakın "Benim Çok Büyük Bir Derdim Var" deme, " BENİM ÇOK BÜYÜK BİR RABBİM VAR!" de...
     
  2. Nazende

    Nazende Üye

    Katılım:
    26 Şubat 2010
    Mesajlar:
    33
    Beğenileri:
    2
    Ödül Puanları:
    170
    Banka:
    0 ÇTL
    Hocam ne kadar ibretli bir yazi inanin okurken zerrelerim titredi...
    Bence azrailin güzelligide yada korkunc görünmeside insanin kendisine baglidir...
    Insan ic aynasindan kendi suretini gördügünde eger güzel bir yüzle karislasiyorsa inaniyorum ki onu almaya gelen azrailde o sekilde olacaktir...Eger kalp güzel niyet temiz gönlülde yalniz Allah aski Muhammed(s.a.v) sevdasi var ise o azrail hic korkunc olabilir mi....
    Dünya hayatinda iken ne oldugunu unutmayan, görevlerini elinden geldigince yapan ve niyetini saglam tutan her mümin icin azrail en güzel surette gelecek ve ahirete giden yolda eslik edecektir...
    Sözün özü ne mutlu yüreginde sapasaglam imanini koruyanlara ne mutlu gönlünde Allah sevgisini Muhammed (s.a.v) sevdasiyla yasayanlara ne mutlu ölüm aninda son nefesini verirken yine o güzelliklerin adiyla dilini süsleyenlere...
    Yüregine saglik hocam cok etkilendim...
     

Sayfayı Paylaş