1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Sızısız Ve Issız...

Konusu 'Okunası Yazılar' forumundadır ve cırcırböcee tarafından 13 Aralık 2006 başlatılmıştır.

  1. cırcırböcee

    cırcırböcee V.I.P V.I.P

    Katılım:
    13 Haziran 2006
    Mesajlar:
    3.525
    Beğenileri:
    66
    Ödül Puanları:
    2.880
    Banka:
    335 ÇTL
    Sular da sızlar mı? Öyleyse, suyun sızısını dindirecek su var mıdır? Islanmayı özlediği zamanlar yok mudur yağmurun? Yağmuru sevindiren bir yağmur var mı? Taşlar da kalpleşir mi? Kalplerin taşlaşması gibi, taşların da taş olmaktan bıkıp yumuşamaya meylettiği zamanlar yok mudur? Yollar da özler mi? Yolun da alıp başını gidesi gelmez mi? Ateş de yanmayı arzulamaz mı? Ateşi de yakıp kavuran bir ateş olamaz mı? Güneş de bekler mi gündoğumunu? Bir akşam üstü güneş de seyretmeyi dilemez mi günbatımını? Ayrılık bıkmadı mı onca sevgili arasında durup beklemekten? Ayrılık da ayırmaktan usanmaz mı; yok mudur kavuşmak dilediği? Aşk da aşık olamaz mı? Bunca zamandır örselenmekten, anlaşılmamaktan şikayetçi değil midir? Herkesin dilinde olup da, kimseye yâr olmamak aşka da ah ettirmiyor mudur? Şarkıların da sevdiği bir şarkı yok mudur? Onlar da ara sıra durup dinlemek istemez mi acıların ve neşelerin nağmelerini? Toprak da bir gün toprağa uzanmayı arzulamaz mı? Ona da topraktan bir mezar bulunamaz mı?

    Gündelik hayatta her şey pürüzsüzce akıyor gibi gelir bize. Taş katıdır. Ateş yakar. Sular serindir. Yol yolcuyu bekler. (…) Böyle bildik, çünkü, böyle bulduk. Şaşırmaya gerek yok. Mecnun olmaya mahal yok. Her şey olduğu yerde kalsın. Yeni sorularla yeni kaygılar doğurmanın lüzumu yok. Aklına de ki, “Otur oturduğun yerde!” Kalbine tembihle ki, “Dur durduğun yerde!”

    Kim bilir; belki de kendimizi kendimizden ayıran bir dağız. Ferhad olup Şirin olan yanımızı arıyoruz. Dağın öbür tarafında bırakıyoruz kendimizi; hep bu yamaçta kalıp kazıyoruz kazıyoruz… Kim bilir, belki de kendi kendimizi kesen bir bıçağız. İsmail olup kendimizi kurban ediyoruz; hep eksiltiyoruz kendimizi, hep kesiyoruz kendimizden. Kim bilir kendimizi kendimize haram eyleyen bir günahız. Züleyha olup Yusuf olan yanımızı kandırıyoruz, Yusuf olan kalbimizi zindana sürüyoruz. Kim.bilir; kendimizi kendimizden ayıran bir çölüz. Mecnun olup '''''Leylâ'''' olan yanımızı yalnız yapayalnız bırakıyoruz. Kim bilir kendi kendimizi ağlatan kocaman bir yarayız. Kerem olup aslımızı arıyoruz; bulamıyoruz.

    Suların sızısından habersiz yaşıyoruz. Suların sızılarını bile fark edebilecekken, kendi sızılarımıza körleşiyoruz. Kendimizi de fark etmez hale geliyoruz. Kendimizi kendimizde yitiriyoruz. Kendi ellerimizi kendi ellerimizden çekiyoruz. Göz göze gelemiyoruz kendimizle. Yüzleşemiyoruz. Kendi kendimizi sokağa atıyoruz.

    Kendimizi kendimizden sürgün ediyoruz. Kendimize kendimizi çok görüyoruz. Oysa insan olduğundan fazlasıdır her zaman. Ama bilmiyoruz. Ama bilmediğimizi de bilmiyoruz.

    Sızısız yaşıyoruz. Issız yaşıyoruz.


    Senai Demirci
     
  2. kelebek

    kelebek -ütopik- V.I.P

    Katılım:
    9 Haziran 2006
    Mesajlar:
    8.680
    Beğenileri:
    132
    Ödül Puanları:
    4.730
    Banka:
    573 ÇTL
    Güzel bir yazı olmuş canım ellerine sağlık. O soruların kimisini daha önce ben de kendi kendime sormuştum
     

Sayfayı Paylaş