1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

sonbahar rüzgarları

Konusu 'Şiir' forumundadır ve Hazangülü tarafından 13 Temmuz 2006 başlatılmıştır.

  1. Hazangülü

    Hazangülü Forum Onuru

    Katılım:
    7 Haziran 2006
    Mesajlar:
    9.885
    Beğenileri:
    117
    Ödül Puanları:
    4.480
    Banka:
    976 ÇTL
    Ne zaman sonbahar gelse,
    sarı sarı yapraklar düşse dalından
    ve sürüklense rüzgarın önünde bir yaprak.
    Ne kadar ısıtırsa ısıtsın dağları, ovaları güneş;
    ne kadar sıcak ve parlak olursa olsun gökyüzü,
    üşürüm, ürperirim içimden!..
    Üstüme üstüme yürür hüzünlü güz günleri...

    Bilirim ki, acılardır yüreğimde yankılanan
    ve içimdeki sevdadır acı veren her andığımda yurdumu.
    Şimdi her zamankinden daha yorgun ve çaresizim.
    Her zamankinden daha çok muhtacım sana anlıyor musun?
    Özlemin içimde ateş olup yaksa da,
    vucudum buzlar içindeymiş gibi titriyorum!..
    Dışarıda kırk derece sıcak var,
    insanlar serinlemek için habire sulara koşuyor
    ama ben kar altındaymışım gibi titriyorum, üşüyorum.
    Anlıyorum ki, beni hiç bir şey ısıtamayacak
    senin kollarından ve sıcak sevginden başka...

    Ne zaman sonbahar gelse,
    dağ doruklarında insanın içini ürperten rüzgarların uğultusunda
    hayatın bana küs ıslığını duyarım!...
    İçime dalga dalga yayılır yokluğun,
    rüzgarda dalları kırılmış bir ağacın hüznü gibi suskun dururum.
    Bedenim sızlar, yüreğim titrer...
    Anlatamam kimseye yüreğimden geçenleri...
    Kendini anlatamamak ne kadar da acıdır bilir misin?
    En çok da ona yanar yıkılır insan...
    Kim bilebilirki, ben bütün acı çekenlerin yazgısıyım,
    bütün kimsesizlerin dostu,
    bütün yalnızların yoldaşıyım...
    Yüreklerdeki sarı sonbahar;
    Gözlerdeki yeşilin ardına gizlenmiş hüzünlü güz günüyüm...

    Hayatımız ki,
    bir damla aşk iksiri kırık kadehlerde yudumladığımız,
    bir damla su;
    Bir tutam şiir, volkanlar kadar dağlayıcı ve kor!...
    Şimdi yüreğimin en derinlerinden kopup gelen
    sınırsız bir sevgi seliyle sana gelmeyi,
    yüreğinin en sıcak yerine sığınıp
    kaybolmayı ne kadar çok istiyorum.
    Ne kadar istiyorum gözbebeklerindeki kıvılcımların titreşimlerinden
    bir aşk türküsü gibi çakıp
    ve anlamsız yaşadığım bu hayattan kurtulup,
    yeniden bulmayı kendimi gözlerinde....

    Ne zaman güz günleri gelse sararır yeşeren umutlarım!...
    Hoyrat rüzgarlarla savrulur dallarım,
    bir yaprağımı daha kaybederim
    ömrümün sevgi çınarından...
    Ömrüm gizli bir yara da olsa yüreğimde
    ve savrulan bir sonbahar yaprağına da yazılı olsa adım;
    Ben yine de mehtabın kollarında
    yeniyetme sevdalar tomurcuklanırken bahara,
    sarmalıydım seni;
    Dingin derin ırmaklar akarken hasrete,
    bütün yalnızlıkları yıkmalıydım gözlerinin içine baktığımda.
    Tuttuğumda yumuşacık beyaz ellerini,
    unutmalıydım bütün acılarımı!..
    Kadehlerde aşk iksiri yudumlanırken
    doya doya içmeliydim dudaklarını..
    Bütün karanfiller güller solmalıydı bahçelerde,
    yüreğimizde tomurcuk tomurcuk sevda açarken!...

    Şimdi gecenin geç bir vakti.
    Sicim gibi yağmur yağıyor kaldırımlara,
    yağmurdan kaçıp herkesin evine sığındığı bir saatte,
    ben evden çıkıp,
    sahipsiz bir sokak kedisi gibi
    sırılsıklam boş kalan sokaklarda dolaşıyorum avare avare.
    Gecenin zifiri karanlığı üstüme üstüme geliyor,
    şimşekler çakıyor,
    boşanırcasına ağlıyor gökyüzü
    ama yağan yağmurlar
    yüreğimin yangınını söndüremiyor..
    Denizler nehirler de ağlıyor,
    ben ağlıyorum,
    inadına sokaklara boşanıyor gözlerim.
    Gözyaşlarım sağanak sağanak karışıp gidiyor sulara..
    Ellerim üşüyor,
    üşüyen ellerimi alıp yanan yüreğimin üstüne bastırıyorum.
    Dinmiyor küçülmüyor acım...

    Fırtınalı bir gecenin kör karanlığında
    bir başına ıpıssız sokaklarda yürümek ne kadar zordur.
    Hele tutunacak bir dalı kalmamışsa insanın bu dünyada
    ve gidilecek bir yeri de yoksa.
    Hayatın anlamsız girdabında debelenmek,
    anlamsızlığın boşluğunda kalakalmak,
    bir başka ölümdür aslında insan için.

    Her sonbahar geldiğinde ben ayrılıkları yaşarım.
    Elvedaları, yalnızlıkları, özlemleri, solgun kırık beklemeleri;
    Bir de adı konmayan iç çekişleri, korkuları,
    uzak ve dalgın bakışları akan sulara, hıçkırıkları...

    Ve yüreği buğulu sevdalı aşıkları düşünürüm
    her sonbahar geldiğinde.
    Pişmanlıkları, kalpte gizli kalan sırları
    ve kalpte gizli kalıp bir ömür kanayan
    yaraları, suskunlukları, ayrılıkları, sınırları, gurbet de ölüp
    gidenleri ...

    Ne zaman sonbahar gelse
    unuturum içimdeki mavinin çağrışımını,
    beyazın ışığını,
    baştan aşağı acıya keser bedenim.
    Gülmeyi unuturum
    ne kadar zorlarsam zorlayayım kendimi, gülemem.
    Anlarımki, benim yüreğimde ağlıyor gözlerimle beraber...
    Şu uzak diyarlarda hüzün
    ve acı sızı sızı dokunuyor gönlümün en derin gergefine.
    Karanlık bir dehlizde yolunu bulmaya çalışan
    şaşkın bir yolcuyum sanki.
    İçimdeki deli rüzgarlar alıp buralardan
    çok uzaklara götürüyor beni.
    Çocukluğumun ve ilk gençliğimin geçtiği kıyılara savuruyor
    ruhumdaki özlemleri...

    Hayatımın inciten,
    acıtan yanını sığdıramıyorum hiç bir coğrafyaya.
    Bilincimi kaybetmek istiyorum,
    hatırlamamak geçmişimi ve unutmak bütün ihanetleri.
    Üşümek ve düşmek istiyorum derin bir uçurumun kenarından.
    Ölüm etrafımda durmadan dans ediyor biliyorum.
    Bir gün hiç beklenmedik bir yerde vuracak beni.
    Korkmuyorum,
    ölüm kıyafetimi giyiyorum hergün üstüme.
    Hayallerimin düştüğü yerde düşeceğim.
    Gözlerimde fer, dizlerimde derman kalmayacak.
    Vurgun yemiş dallar gibi düşeceğim yerlere,
    bir daha hiç kalkmayacağım.
    Bir daha hiç kalkmayacağım
     

Sayfayı Paylaş