1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Sosyolojinin Tarihçesi- Sosyoloji Nedir ?

Konusu 'Sosyoloji' forumundadır ve KıRMıZı tarafından 6 Aralık 2009 başlatılmıştır.

  1. KıRMıZı
    Aşık

    KıRMıZı TeK BaşıNa CUMHURİYET V.I.P

    Katılım:
    22 Şubat 2008
    Mesajlar:
    27.180
    Beğenileri:
    4.771
    Ödül Puanları:
    11.580
    Cinsiyet:
    Bayan
    Meslek:
    Karmaşıkkk
    Yer:
    TÜRKİYE
    Banka:
    368 ÇTL
    Sosyolojinin Tarihçesi

    Sosyal olaylar, her ne kadar insanlık tarihi ile başlatılmakta ise de, hadiselere sosyolojik yaklaşım tarzı, daha çok 18. ve 19. yüzyıllarda ortaya çıkmıştır.



    Sosyoloji terimi, ilk kez bir sosyolog olmaktan ziyâde bir bilim felsefecisi olan Fransız, August Comte (1798-1857) tarafından kullanılmış ve İngiliz, Herbert Spencer (1820-1903) tarafından da geniş kitlelere tanıtılmıştır.

    Ancak, sosyolojinin ilk temel esaslarını, ilmî yöntemlerle ortaya seren ilk bilim adamı belki de İbni Haldun‘dur (1332-1406). Prof. Dr. W. Barthold’a göre İbni Haldun, tarih felsefesinin en mümtaz simalarından birisi olduğu kadar, sosyolojinin ilk büyük kurucusudur. Sosyal kanunları, tarihî hadiselerden çıkaran İbni Haldun, cihan tarihinde, büyük devlet ve medeniyetlerin kuruluşunda, göçebe unsura yer verdiği, bunların medeni halk içerisinde yaşayıp milliyetlerini kaybettikleri hakkındaki fikirleri bugün bile geçerlidir. Ayrıca, sosyal psikoloji, sosyal ekonomi, tarih felsefesi, etnografya, sosyal coğrafya, sosyal felsefe, kentleşme, sosyal antropoloji gibi sosyal bilim dallarına ait sosyal teorileri, ciddî mânâda ancak 19. asırda kavranabilmiş ve bir çok Avrupalı bilim adamının çalışmalarına temel dayanak vazifesi görmüştür.

    Tarihe bakıldığında ilk çağlardan beri toplumun yapısıyla ilgilenen düşünürler olduğu görülebilir:


    Platon ideal toplum düzeninden söz etmiştir.
    Sosyolojinin müjdecisi sayılan İbn-i Haldun ilk defa devletle toplumun birbirinden farklı olduğunu belirterek toplumsal yaşamı da incelemiştir.

    Machiavelli Thomas More Francis Bacon toplumsal sorunlara “çözüm” önerileri getirmişlerdir.

    Bu düşünürlerden farklı olarak Montesquieu “Olması gereken değil olan incelenmelidir.” diyerek sosyolojinin sınırlarını çizmiş ve bilim olarak doğuşuna temel hazırlamıştır.

    Sosyolojinin bu sözcüğü ilk kullanan Auguste Comte tarafından 19. yüzyıl başlarında kurulduğu kabul edilir. Comte’a göre sosyoloji fizik kimya biyoloji gibi doğa bilimlerinin yöntemleriyle toplumu incelemelidir.

    Sosyolojinin kurucularından Emile Durkheim sosyolojinin konusunun toplumsal olgu olduğunu ve toplumsal yaşamın yine diğer basit toplumsal olgularla açıklanabileceğini vurgulamıştır.

    Max Weber’e göre toplumu ve toplumsal eylemleri açıklamak için genel kavramlardan değil bireylerden öznel olarak düşünülmüş anlamlardan hareket edilmelidir. Böylece Weber psikolojik yaklaşımla sosyolojik yaklaşımı birleştirmek istemiştir.

    Ülkemizde Durkheim sosyolojinin bilim yapma anlayışı Ziya Gökalp ile Le Play çizgisi ise Prens Sebahattin’le temsil edilmiştir.

    Platon (M.Ö. 427 – M.Ö. 347) : Yaşamındaki en önemli olaylardan biri de gençliğinde Sokrates’le karşılaşmasıdır. Sokrates’in mahkumiyeti ve idamından sonra eğitimde; özellikle de devlet adamı eğilimlilerin eğitimlerinde derin değişiklikler olmadıkça insanın kaderinin umutsuz olduğuna karar verdi. Bu nedenle de kırk yaşlarındayken Sicilya ve İtalya’ya ilk yolculuğundan sonra (bu yolculukta Pythagoras’çılarlarla tanıştı) aktif politikaya katılmaktansa sitenin gelecekteki liderlerini yetiştirmek üzere Atina’da bir okul kurar. Bu okula üzerinde kurulduğu parkın adı verilerek Akademia dendi. Aristoteles yirmi yıldan uzun bir süre Akademia’da öğrencilik ve öğretmenlik yapmıştır.

    Machiavelli Niccolo (1469 – 1527) : Floransalı Machiavelli 1498’de dışişleri ve savunma ile görevli İkinci Şansölyelik Sekreterliğine atandı. Pek çok ülke dolaştı ve diplomatik deneyim kazandı. Floransa’nın bağımsızlığı için kurduğu milis birlikleri 1509’da Pisa’nın alınmasında önemli rol oynadı. 1513’de Medici ailesinin Floransa’ya dönmesinden sonra hapsedildi.

    Serbest kalınca Floransa yakınlarında yapıtlarını yazamaya başladı. Bunların içinde en önemlisi; Medicilere sunduğu 1513 tarihli “II Principe” (Prens) ‘dir. 1527’de Medicilerin devrilmesi üzerine gözden düştü ve aynı yıl öldü. Machiavelli’nin tarih ve siyaset felsefesi üzerine yazdıkları ve karşılaştırmalı tarih metodu günümüzde de önemini sürdürmektedir.

    St. Thomas More (1477 / 78 – 1535) : Aziz (St.) şövalye İngiltere Lord Şansölyesi (başbakan) yazar Thomas More 1477 ya da 1478 yılında Londra’da doğdu 1492’de Oxford Üniversitesi’ne girdi 1499’da Erasmus’la tanıştı. 1504’de parlamentoya girdi. 1516’da Londra’da ünlü eseri “Ütopya” yı tamamladı.

    1523’de Avam Kamarası’nın sözcülüğüne seçilen More 1534 yılında uymayı reddettiği yasa nedeniyle Londra Kulesi’ne hapsedildi ve 1535 yılında da idam edildi. Karl Kautsky şöyle yazar : “Amaçladığı boş zaman rüyasını algılayabilmek için üç yüz yıldan daha uzun bir süre geçmesi gerekmiştir. Ütopya dört yüz yıldan daha eski olmasına rağmen More’un idealleri yenilmemiştir ve hala mücadele eden insanlığın ardında durmaktadır.”

    Francis Bacon (1564 – 1616) : Verulam Baronu. 1564 Londra doğumludur. Hukuk öğrenimini tamamladıktan sonra baroya girmeye çalıştı. 1593’de Avam Kamarası’na girdi. Kraliçenin gözdesi Esaaa Kontu onu himayesine aldı. 1613’de Saray’ın baş avukatı 1617’de baş mühürdar 1618’de baş yargıç ve baron 1620’de ise vikont oldu.

    Ama 1621’de rüşvet almakla suçlanan Bacon devlet hizmetinden uzaklaştırıldı. Ömrünün son yıllarını bilim ve felsefeye adadı. Bacon’un felsefesi’nin temelinde tümdengelimci mantığın yerine tümevarımcı metodu uygulaması yatar. Ona göre gerçek bilim nedenlerin bilimidir ve bu yolla insanoğlu doğaya egemen olacaktır.

    Montesqiueu (1689 – 1755) : Fransız yazarı Montesqiueu 1689 yılında doğmuştur. Aynı zamanda bir hukukçu olan Montesqiueu uzun süre hukuk alanında çalışmıştır. Yazar olarak tanınması onun 1721 yılında yazdığı “İran Mektupları” adlı eseriyle başlar. Montesqiueu’nu ikinci büyük eseri 1734 yılında yazdığı “Roma’nın Büyüklüğününün ve Çöküşünün Sebepleri Hakkındaki Düşünceler” adlı eseridir. Montesqiueu’nun en büyük eseri 1748 yılında yazdığı “Kanunların Ruhu” adlı kitabıdır.

    Auguste Comte (1798 – 1857) : Fransız Auguste Comte sosyoloji biliminin kurucusu olarak tanınmıştır. İnsan topluluklarının doğasını ve nasıl geliştiğini anlamaya çalıştı. Comte’a göre insanlar mulu ve başarılı olmak için birlikte çalışma ihtiyacındadırlar.

    Comte’a göre bilimler hiyerarşisinin en tepesinde etik (moral) vardır ve sonra aşağıya doğru sosyoloji biyoloji kimya fizik astronomi ve matematik sıralanır. Aşağıdan yukarıya izlendiğinde kuramsal ve tarihsel olarak basitten karmaşığa bilimler birbirlerini izleyerek teolojik aaaafizik aşamalardan pozitif aşamaya diğer bir deyişle etik ve sosyoloji alanına ulaşmışlardır.

    Emile Durkheim (1858 – 1917) : Fransız toplumbilimci Durkheim 1858 doğumludur. 1902’de Sarbonne üniversitesi’nde kürsü sahibi oldu. Toplumu bir organizma gibi değerlendirmesi ve bir organizma içerisindeki organların dayanışması olgusu gibi bir toplumu da birbiri ile dayanışma içerisinde bulunan organlardan oluşan bir bütün olarak değerlendirmiştir.

    Toplumsal örgütlenme üzerine yaptığı çalışmalar toplumbilim çalışmalarına yeni bir hamle getirmiştir. Bunların dışında sosyal-psikoloji ile de ilgilenmiş ve “intihar” eylemi üzerine ampirik çalışmalar da yapmıştır. 1917 yılında Paris’de ölmüştür.

    Max Weber (1864 – 1920) : Max Weber kapitalizmin gelişmesine katkıda bulunan Hristiyan ahlakı üzerine vurgu yaparak geliştirdiği Protestanlık kuramıyla ünlü olmuştur. Weber sosyolojisi gelenekselden rasyonel eyleme dönüşümü keşfetme ve anlamaya yöneliktir. Gelenek modern öncesi toplumların üzerinde aşılmaz bir güç olarak durmaktadır. Weber’e göre Protestan etiği geleneğin tutuculuğunu kırmıştır. Çünkü Protestan etiği insanların zenginlik elde etmek için çabalamalarını dinsel onaylar sunarak rasyonelleştirir ve cesaretlendirir.

    Ziya Gökalp (1876 – 1924) : İdadi’de okurken Arapça Farsça ve Fransızca öğrendi. İslam tanrıbilimi ve tasavvuf üzerine çalıştı. İkinci Meşrutiyet ilan edilince İttihat ve Terakki’nin Diyarbakır şubesini kurdu. 1909’da “Peyman” gazetesini çıkardı. Aynı yıl İttihat ve Terakki’nin genel merkez üyeliğine seçildi. 1912’de milletvekili seçildi.

    Dört ay sonra Osmanlı Mebuslar Meclisi kapanınca Darülfünun’da 1919’a kadar toplumbilim profesörlüğü görevini yürüttü. Birinci Dünya Savaşı’nda “Yeni Mecmua” yı çıkarttı. Türkçülük kavramının yayılmasında öncülük eden Ziya Gökalp eserlerinde misak-ı milli sınırları içerisinde doğu toplumundan batı toplumuna çevrilmiş bir Türk devleti üzerinde durmuştur.





    Kaynak:Türkçebilgi
     
  2. KıRMıZı
    Aşık

    KıRMıZı TeK BaşıNa CUMHURİYET V.I.P

    Katılım:
    22 Şubat 2008
    Mesajlar:
    27.180
    Beğenileri:
    4.771
    Ödül Puanları:
    11.580
    Cinsiyet:
    Bayan
    Meslek:
    Karmaşıkkk
    Yer:
    TÜRKİYE
    Banka:
    368 ÇTL
    Kavramsal İçeriği

    Sosyoloji; “Toplum Bilimi” veya “sosyal olayların bilimi” ya da “sosyal örgütlenme ve sosyal değişimler bilimi” olarak da bilinmektedir.
    Aslında sosyoloji, sosyal hayatımızda var olan sosyal gerçekleri (sosyal hadiseler ve olgular), insanların meydana getirdiği grupları, grupların davranışlarını ve sosyal kurumları olduğu gibi inceleyen pozitif bir sosyal bilim dalıdır. Bir başka ifadeyle, sosyoloji, bir takım varsayımlardan çok; var olan gerçekleri ortaya koymaya çalışan, sosyal gerçeğe eğilen bir ilimdir.
    Geniş anlamıyla sosyoloji, insanların birbirleriyle kurdukları sosyal münasebetleri, sosyal gruplar, kurumlar ve örgütler arasındaki münasebetleri, toplu eylem, toplu direniş gibi topluluk ve fert davranışlarını, değişik düzeylerde bütün sosyal etkileşim biçimlerini, sosyal yapı özelliklerini ve bu yapıda ortaya çıkabilecek değişme temayüllerini belirli bir yöntem dahilinde inceleyen, sosyal gerçekleri ve süreçleri sistematik ve bilimsel olarak mercek altına alan bir bilim dalıdır.
    Sosyoloji, hem insan davranışının yüz yüze etkileşim bağlamlarını (Mikro-Sosyoloji), hem de çok sayıdaki ve büyük ölçekli grupların, örgütlerin veya sosyal sistemlerin (Makro-Sosyoloji) özelliklerini inceler.
    Sosyoloji, fertten ziyâde toplumun aynasıdır. İnsanın, sosyal diye vasıflandırabileceğimiz bütün davranışları, sosyolojinin ilgi alanına girmektedir. Her ne kadar insan ruhuna pek yakın olan ilgi alanlarını, değerleri ve duyguları ihtiva eden sorunları ele alıyorsa da, sosyoloji, bir şeyin iyiliği veya kötülüğü, uygunluğu veya uygunsuzluğu gibi hususlarda yargıda bulunmaktan uzak durmaya, yani tarafsız kalmaya gayret etmektedir.


    Sosyolojinin Tarihçesi

    Sosyal olaylar, her ne kadar insanlık tarihi ile başlatılmakta ise de, hadiselere sosyolojik yaklaşım tarzı, daha çok 18. ve 19. yüzyıllarda ortaya çıkmıştır.
    Sosyoloji terimi, ilk kez bir sosyolog olmaktan ziyâde bir bilim felsefecisi olan Fransız, August Comte (1798-1857) tarafından kullanılmış ve İngiliz, Herbert Spencer (1820-1903) tarafından da geniş kitlelere tanıtılmıştır.
    Ancak, sosyolojinin ilk temel esaslarını, ilmî yöntemlerle ortaya seren ilk bilim adamı belki de İbni Haldun ‘dur (1332-1406). Prof. Dr. W. Barthold’a göre İbni Haldun, tarih felsefesinin en mümtaz simalarından birisi olduğu kadar, sosyolojinin ilk büyük kurucusudur. Sosyal kanunları, tarihî hadiselerden çıkaran İbni Haldun, cihan tarihinde, büyük devlet ve medeniyetlerin kuruluşunda, göçebe unsura yer verdiği, bunların medeni halk içerisinde yaşayıp milliyetlerini kaybettikleri hakkındaki fikirleri bugün bile geçerlidir. Ayrıca, sosyal psikoloji, sosyal ekonomi, tarih felsefesi, etnografya, sosyal coğrafya, sosyal felsefe, kentleşme, sosyal antropoloji gibi sosyal bilim dallarına ait sosyal teorileri, ciddî mânâda ancak 19. asırda kavranabilmiş ve bir çok Avrupalı bilim adamının çalışmalarına temel dayanak vazifesi görmüştür.


    Sosyoloji Dalları

    Sosyolojinin gelişmesiyle, toplumlara ve topluluklara yönelik yapılan ilmî çalışmalar sonucunda bir çok sosyolojik disiplin ortaya çıkmıştır. Bunlardan en önemlileri aşağıda sıralanmıştır:
    Ahlâk Sosyolojisi.
    Askeri Sosyoloji.
    Beden Sosyolojisi.
    Bilgi Sosyolojisi.
    Bilim Sosyolojisi.
    Çalışma (Endüstriyel) Sosyolojisi.
    Din Sosyolojisi.
    Eğitim Sosyolojisi.
    Folk Sosyolojisi.
    Gender Sosyolojisi.
    Hukuk Sosyolojisi.
    İktisat Sosyolojisi.
    İnsan Ekolojisi ve Demografi.
    Kent (Şehir) Sosyolojisi.
    Köy (Kırsal) Sosyolojisi.
    Kurumlar Sosyolojisi.
    Küçük Gruplar Sosyolojisi.
    Kültür Sosyolojisi.
    Medikal Sosyoloji.
    Natüralist Sosyoloji.
    Sağlık Sosyolojisi.
    Sanat Sosyolojisi.
    Sanayi Sosyolojisi.
    Siyaset Sosyolojisi.
    Sosyal Psikoloji.
    Sosyolojik Teori.
    Tarih Sosyolojisi.
    Tatbikî Sosyoloji
    Vergi Sosyolojisi

    Sosyolojiye Yakın Olan Diğer Sosyal Bilimler

    Sosyoloji ile çok yakından bağlantılı olan en önemli bilim dalı Sosyal Antropolojidir.
    Sosyal hayatı, kültürleri, yazının icadından önceki devirlerden başlayarak, bugüne kadarki gelişmeleri inceleyen sosyal antropoloji, dinî, siyasî, iktisadî ve sosyal kurumların yapılarını ve folklorik hususiyetlerini inceler.
    Sosyal antropoloji ayrıca etnoloji (kültürel antropoloji) ile psikoloji (psikolojik-kültürel antropoloji) arasındaki münasebetleri, mukayeseli olarak araştırır.

    Sosyal Antropoloji, altı kola ayrılmaktadır:
    Kültürel Antropoloji (Kültür Antropolojisi veya Etnoloji).
    Etnografya.
    Arkeoloji.
    Folklor (Halk Bilimi).
    Dil (Filoloji).
    Psikoloji Antropolojisi (Psikolojik-Kültürel Antropoloji).
     

Sayfayı Paylaş