1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Söylev'deki Kişiliği İle Atatürk

Konusu 'Hayatı' forumundadır ve wien06 tarafından 2 Kasım 2010 başlatılmıştır.

  1. wien06

    wien06 V.I.P V.I.P

    Katılım:
    30 Ağustos 2007
    Mesajlar:
    6.117
    Beğenileri:
    148
    Ödül Puanları:
    4.480
    Meslek:
    Serbest
    Yer:
    Viyana
    Banka:
    292 ÇTL
    Kişilik ve Liderlik

    İnsanda kişilik, genellikle onun duygu, düşünce, davranış, değer veözelliklerinin toplandığı temel ruhsal yapı öğesidir. Bu öğe, onu ötekiinsanlardan ayırdeden en önemli varlığıdır. Eğer birey, sözkonusuvarlığı ile kendini başkalarından ayırabiliyorsa, başka deyişle toplumiçinde özgün bir durum kazanabiliyorsa, ''kişilik'' diyenitelenebilmektedir. İnsanın kişilik yapısını ortaya çıkarmak, belirginçizgilerini çeşitli yönleriyle belirlemek, sırasında uzun yıllar biraraştırma ve incelemeyi sürdürecek kadar zaman alabiliyor. Çünkübireyde kişilik dural değil, devingen bir yapı özelliği taşır. Yaşaiçinde bulunan ortama, yaşanan çeşitli olaylara göre gelişmelergösterir. Ancak bilimin çağdaş yaklaşımı olan ''sistem'' mantığınıburada da kullanırsak, kişiliğe biçim veren üç ana amaç görürüz. Bunlarbüyüme, kararlılık ve etkileşimdir. Bu üç amaç kişiliğin yapısalöğeleri olan duygu, düşünce ve davranış kesimlerinde etkisini sürdürür.Sözkonusu amaçlara göre kişiliğini geliştirenler veya kendilerindeböyle bir kişilik gelişimi görülenler, toplumda ''büyük insan'' diyenitelenirler. Kuşkusuz böyle büyüklerin başında, toplumlara önderikyapmış kişiler gelir. İşte Cumhuriyetimizin kurucusu, toplum önderiATATÜRK, kişiliği gerçekten araştırmayı gerektiren, ''büyük insan''kimliğiyle' sürekli olarak andığımız ve anlamaya çalıştığımız yüce birdeğerimiz olmaktadır.

    Bir insanın kişiliği hakkında araştırma ve inceleme yaparken onunyapıtları, sözleri, gözlemlenebilen davranışları, çevrede kendisineilişkin olarak yapılan çeşitli değerlemeler en önemli bilgikaynaklarıdır. Bütün bunlar bir araya toplanıp, belli zaman sürecinegöre bölümlendirildiğinde, insanın kişilik yapısına ilişkin çok değerliipuçları elde edilebilir. Burada tüm sorun, kişiliği incelenen insanhakkında toparlanan bilgi ve kanıtların onun bu durumunu ne kertededoğru ya da gerçekçi yönleriyle ortaya koyduğudur. Çünkü kimi insanlarnasıl ''sahte'' kimlik taşır, çevrelerini yanıltırlarsa; aynı insanlaryapılarında ''sahte'' bir kişiliği de sürdürürler. Böyle durumlarda,sözkonusu insanlardaki gerçek kişilik yapısını ortaya çıkarmak çok zor,belki de olanaksızdır. Kuşkusuz, eğer bir zorunluluk yoksa, böylekişileri incelemeye gerek de yoktur. Aslında çevrelerinde kişiliklerihakkında güvensizlik yaratmış insanların duygu, düşünce ve davranışlarıher zaman ince bir dikkatle karşılanır. Kurulacak ilişkiler ve yapılandeğerlemelerde bu güvensizlik payına sürekli yer verilir.

    İnsanın genellikle sağlam bir kişiliği taşıyıp, taşımadığını anlamakiçin gerçi çeşitli yöntemler kullanılabilir belli süre yapılan gözlemsanuçları ile edinilen değişik izlenimlerden yararlanılabilirse de, bukonuda başvurulacak belki en kısa yol, kişinin söylediği ile yaptığıarasındaki tutarlılığı incelemektir. Eğer bu iki eylem olumlusonuçlarla birbirine bağlanıyorsa, karşımızda gerçekten araştırılmayaincelenmeye değer bir kişilik bulunduğundan kuşku duyulmamalıdır.

    Dünyadaki tüm ulus önderleri gibi, ATATÜRK de bu orunu, toplum önünde,söylediği her şeyi yaptığı için elde etmiş; kişiliğinin yüksek çekimgücünü bu tutcımuyla ortaya koymuştur. İşte SÖYLEV; O'nun toplumakarşı, kişiliğinin bu önde gelen sağlamlık özelliğini açığa çıkaranbüyük bir yapıttır. SÖYLEV, ilk bakışta ATATÜRK'ün TürkiyeCumhuriyeti'ni nasıl kurduğunu anlatan bir öykü gibi gelebilir.Gerçekte SÖYLEV, Atatürk'ü anlatan, kendi dilinden onun kişiliğinintemel özelliğini ortaya koyan bir yapıttır. Büyüklüğünün de nedenibudur.

    SÖYLEV'de Belirginleşen Özellikler

    Kuşkusuz, Atatürk'ün kişiliğini bütün yönleriyle belirlemek için sadeceSÖYLEV'i incelemek yeterli değildir. Kendinin kişilik özelliklerininsaptanabildiği tarihten başlayıp, ölümüne kadar olan süre böyle birinceleme kapsamına alınırsa, belki onun kişilik yapısı ve gösterdiği ğigelişme daha ayrıntılı biçimde belirlenebilir. Ancak böyle birçalışmayı yapmanın, çok boyutlu ve uzun süreli olacağı da açıktır.Çünkü sözkonusu amaç için, sadece SÖYLEV'in bütün yönleriyle elealınması, büyük araştırma ve inceleme boyutlarına ulaşacaktır. İşteburadaki çalışmamızda öngördüğümüz amaç, ATATÜRK'ün gerçektenöğrenilmesi ve kişiliğine girilmesi gerektiğine dikkati çekmektir.Bunun için de SÖYLEV'de onun kişiliği hakkında kabataslak ya da elyordamıyla saptayabildiğimiz bazı noktaları çok kısa açıklamalarlaortaya koymaya çalışacağız.

    Gerçekçilik

    SÖYLEV'deki zaman akışı ve olay zincirine uyarak yaptığımız buincelemede, ilkin ATATÜRK'ün kişiliğindeki gerçekçilik özelliğini şuanlatılarıyla saptayabiliyoruz :

    ''Farkında olmadığı halde başsız kalmış olan ulus, karanlık vebelirsizlik içinde, olup bitecekleri bekliyor. Fefâketin korkunçluğunuve ağırlığını anlayanlar, bulundukları çevreye ve olaylardanetkilenebilmelerine göre kurtuluş çaresi saydıkları yollarabaşvuruyorlar.'' (1)

    ''Ulus ve ordu, Padişah ve Halifenin hayınlığından haberli olmadığıgibi, o makama ve makamda bulunana karşı yüzyılların kökleştirdiği dinve gelenek bağlarıyla içten bağlı ve uysal... Halifesiz ve padişahsızkurtuluşun anlamını kavramaya yetenekli değil... Bu inançla bağdaşmazgörüş ve düşüncelerini açığa vuracakların vay haline! Hemen dinsiz,vatansız, hain, istenmez olur.'' (2)

    ''Gerçekte, içinde bulunduğumuz ogünlerde, Osmanlı Devleti'nin temelleri çökmüş, ömrü tükenmişti.Osmanlı ülkesi bütün bütüne parçalanmıştı. Ortada bir avuç Türkünbarındığı bir ata yurdu kalmıştı. Son olarak, bunun da paylaşılmasınısağlamak için uğraşılmaktaydı. Osmanlı Devleti, onun bağımsızlığı,padişah, halife, hükümet bunların hepsi kavramı kalmamış birtakımanlamsız sözlerdi...

    Bu durum karşısında bir tek karar vardı. O da ulus egemenliğinedayanan, kısıntısız, koşulsuz, bağımsız yeni bir Türk Devleti kurmak.''




    Söylev'deki kişiliği ile Atatürk (2.Bölüm)

    Türk Ulusçuluğu ve Bağımsız Kişilik

    Ulusun içinde bulunduğu koşulları gerek toplumun bireylerinden, gerekdevlet yetkililerinden gerçekçi bir bakış açısı ve güçlü bir öngörü iledeğerleyen ATATÜRK, olayın başlangıcında büyük bir imparatorluğunçöküşünü herkesten önce olurlayıp, kişiliğini düşkırıklığı veşaşkınlıkla zayıflatmayarak, bu yıkıntıdan çıkacak yeni TürkDevleti'nin temellerini ilkin kendi kişiliğinde atmıştır. Bunlarıatarken de, yine kişiliğinin çok değişik yönlerini ortaya koymuştur.Bunlar kısaca Türk Ulusçuluğu ve bağımsız kişilik öğeleri olarakbelirtilebilir. Kuracağı devletin temellerini bu öğeler üzerindeyükseltirken, kendi onuru, bağımsızlığı tutsaklığı reddeden, kimseninkoruyuculuğuna sığınmamış kişiliğini, ulusun kişiliğiyleözdeşleştirirken, aşağıda inançlı anlatıları kullanmaktadır :

    ''Temel ilke, Türk ulusunun onurlu ve şerefli bir ulus olarakyaşamasıdır. Bu ancak tam bağımsız olmakla sağlanabilir. Ne kadarzengin ve gönençli olursa olsun, bağımsızlıktan yoksun bir ulus, uygarinsanlık karşısında uşak durumunda kalmaktan kerıdini kurtaramaz.Yabancı bir devletin koruyuculuğunu istemek insanlık niteliklerindenyoksunluğu, güçsüzlüğü ve beceriksizliği açığa vurmaktan başka bir şeydeğildir. Gerçekten bu aşağılık duruma düşmemiş olanların, isteyerekbaşlarına yabancı bir yönetici getirmeleri hiç düşünülemez. Oysa,Türkün onuru ve yetenekleri çok yüksek ve büyüktür. Böyle bir ulus,tutsak yaşamaktansa yok olsun, daha iyidir. Öyleyse, ya bağımsızlık yaölüm.'' (4)

    ''Bağımsızlığı için ölümü göze alan ulus. İnsanlık onur veşerefinin gereği olan her özveriye başvurduğunu düşünerek avunur veelbette, tutsakık zincirini kendi eliyle boynuna geçiren uyuşuk,onursuz bir ulusa bakınca, dost ve düşman gözündeki yeri çok başkaolur.'' (5).

    Burada ATATÜRK'ün özellikle dikkati çeken kişilik özelliği bağımsızlıkolmaktadır. Öyleki, bağımlı yaşamaktansa ölmeyi yeğlemektedir. AslındaOsmanlı Devlet düzeninde, genç yaşta ordunun üst rütbelerini edinmiş,bir bakıma kişisel yaşamında bağımsızlığı elde etmiş bir kişinin,kendisini ulusun düştüğü durum içinde tutsak hissetmesi, topluma karşınekadar duyarlı bir kişilği olduğunun kanıtını açıkça ortayakoymaktadır.

    Böyle güçlü bir toplumsal kişlikle başlatacağı savaşın ''kurtuluş''adını alması doğal bulunacaktır. Ancak bu savaş coşkusunu hemen ulusaaktarmak gerekir mi? İşte bu noktada, bağımsızlık tutkusunu toplumaaktarmada kişiliğinin akıl ve istem gücüne dayanıp, sözkonusu tutkuyuussallaştırma, bunun için de kişiliğindeki büyük sabır öğesindenyararlanma yoluna gittiğini görmekteyiz, söyle ki :

    ''Türk ata yurduna ve Türkün bağımsızlığına saldıranlâr kimler olursaolsun, onlara bütün ulusça silahlı olarak karşı çıkmak ve onlarlasavaşmak gerekiyordu. Bu önemli kararın bütün gerekliğini veisteklerini ilk gününde açıklamak ve söylemek, elbette yerindeolamazdı. Uygulamayı birtakım evrelere ayırmak ve olaylardanyararlanarak ulusun duygu ve düşünceleri üzerinde işlemek ve adım adımilerleyerek amaca ulaşmaya çalışmak gerekiyordu. Nitekim öyle olmuştur.Ancak dokuz yılda yaptıklarımız bir mantıkçı gözüyle düşünülürse, ilkgünden bugüne dek işlediğimiz genel gidişin, ilk kararın çizdiğiçizgiden ve yöneldiği amaçtan hiç ayrılmamış olduğu kendiliğindenanlaşılır.'' (6).

    ''İleride olabilecekler üzerine çok konuşmak, giriştiğimiz gerçek vemaddî savaşa boş kuruntular niteliği verebilirdi; dış tehlikenin yakınetkileri karşısında üzüntü duyanlardan, geleneklerine düşünmeyeteneklerine, ruhsal durumlarına uymayanların ve olabllirdeğişikliklerden ürkeceklerin ilk anda direnmelerine yol açabilirdi.Başarı için pratik ve güvenilir yol, her evreyi vakti geldikçeuygulamaktı. Ulusun gelişmesi ve yükselmesi için esenlik yolu bu idi.Ben de böyle yaptım.'' (7)


    Sezgi Yeteneği ve Kararlı Tutum

    Bu anlatımlarında ATATÜRK'ün kişiliğinde, toplumun içinde bulunduğukoşullara göre taşıdığı değerlere karşı saygılı, ulusa getirecekdeğişik ortama direnecek olanların varlığını henüz başlangıçta bilecekkertede gerçekçiliğinden kaynaklanan bir hoşgörü öğesi olduğunuizlemekteyiz. Öte yandan eylemin başında saptadığı yol ve ilkelerdenayrılmadan amacına ulaştığını belirtmesi, kişiliğindeki kararlılıköğesinin bir sonucu olmaktadır. Her evreyi vakti geldikçe uıygulamayıöngörmesi, kişiliğinin hesapçı özelliğinin ve yüksek algılama gücününbelirlediği eğilimlerdendir. Böyle bir sezgi yeteneği, kendi kişiliğinebenimsettiği her amacın biçim ve öz bakımdan, yanındaki arkadaşlarıncasırasında istenmeyebileceğini ona anımsatabilmektedir. Ancak bunakarşlık, ulusal amaçlarına erişmede andiçme düzeyinde kararlı tutumagirecek bir kişilik yapısı taşıdığını da belirterek, şöyle demektedir :

    ''Ancak tuttuğum bu pratik ve güvenilir başarı yolu; yakın çalışmaarkadaşım olarak tanınmış kişilerden kimileriyle aramızda, zaman zamangörüşlerde, davranışlarda yapılan işlerde beliren temel li ve ikinciderecede anlamsızlıkların, kırgınlıkların ve sırasında âyrılıkların danedeni ve açıklaması olmuştur, Ulusal savaşa birlikte başlayanyolculardan kimileri, ulusal hayatın bugünkü Cumhuriyete ve Cumhuriyetyasalarına kadar uzayan gelişmelerinde, kendi düşünce ve ruhyeteneklerinin kavrama sınırı bittikçe, bana direnmeye ve karşı çıkmayabaşlamışlardır.'' (8)

    ''….Ben, ulusun vicdanında ve geleneğinde sevdiğim büyük gelişmeyeteneğini, bir ulusal sır gibi vicdanımda taşıyarak yavaş yavaş bütüntoplumumuza uygulatmak zorundayım.'' (9)

    ''Bağımsızlığa ulaşıncaya değin, bütün ulusla birlikte, özveriyleçalışacağıma kutsal inançlarım adına andiçtim. Artık ben Anadolu'danhiçbir yere gidemem." (10)


    Halkçı Önderlik

    Devlet gücünün tükendiğini, artık o kesimdeki oru ve rütbelerininhiçbir anlamı kalmadığına kesinlikle inanan ATATÜRK, Anadolu'ya çıkmave ulus için savaşımına oradan başlama kararı almıştır. Kuşkusuz böylebir tutumun kendisini Osmanlı Devleti'nin verdiği orun ve rütbelerindenedeceğini bilmektedir. O vakit sözkonusu savaşımını hangi yetkiylesürdürecektir? Bu soruyu ATATÜRK'ün kişiliği önderlik ve halkçılıköğeleri ile yanıtlamaktadır.

    Taşıdığı halkçı kişilik, tarihte görüle gelen birçok önderde görüldüğügibi, ''halka karşın halk için'' tutumuna kendisini itmemiş, bu büyükgörevde onu kişisel tutkularının tutsaklığı dışında bırakmıştır. Önderkişiliğini böyle halkçı bir temele dayandırdığından, yürüttüğüeylemleri ulusa maletmede olağanüstü başarı göstermiştir. Bunlarıaşağıdaki sözlerinde kolaylıkla görmek olurludur :

    ''Anadolu'ya geleli bir ay olmuştu. Bu süre içinde bütün ordularınbirlikleriyle ilişki ve bağlantı sağlanrnış ve halk elden geldiğinceaydınlatılarak uyarılmış, ulusça örgütleşme düşüncesi yayılmayabaşlamıştı. İşler artık bir komutan kimliği ile yürütülüpyönetilemeyecekti. Yayılan çağrıya uymamak ve gitmemekle birlikte,ulusal örgütler kurmaya ve ulusal ayaklanmayı yönetmeye devam ettiğinegöre, başkaldırır duruma girdiğim kuşku götürmezdi. Bundan başka veözellikle uygulamaya karar verdiğim girişim ve yürütümlerin köklü vesert olacağını tasarlamak güç değildi. Bundan dolayı girişim veyürütümlerin bir an önce kişisel olmak niteliğinden çıkarılması vebütün ulusun birlikte ve dayanışmasını sağlayacak ve yansıtacak birkurul adına yapılması çok gerekli idi. (11)

    ''Ulusal amaçlarlâ ortaya atılacakların yok edilmesini düşünenler,bugün yalnız Saray, İstanbul Hükümeti ve yabancılardır. Fakat bütünhalkın aldatılabileceğini ve bize karşı duruma çevrilebileceğini dedüşünmek gerekir. Önder olacakların, her ne olursa olsun, tutulanyoldan dönmemeleri, yurttâ barınabilecekleri son noktada, sonnefeslerini verinceye değin amaç uğrunda özveriyi sürdüreceklerine işinbaşında karar vermeleri gerekir. Yüreklerinde bu gücü duymayanların işegirişmemeleri çok daha iyi olur. Çünkü, böyle bir durumda hemkendilerini ve hem de ulusu aldatmış olurlar.

    Bir de, sözkonusu görev, resmi makami ve üniformaya sığınarak elaltından yapılamaz. Böyle bir tutum, bir ölçüye değin yürüyebilir.Fakat, artrk o dönem geçmiştir. Açıkça ortaya çıkmak ve ulusun haklarıadına yüksek sesli bağırmak ve bütün ulusun, bu sesi katılmasını,sağlamak gerekir.. "
    (12).



    Söylev'deki kişiliği ile Atatürk (3.Bölüm)

    Örgütçülük

    ATATÜRK'ün amaç, İnanç, görüş ve tutumlarını kişisellikten çıkarıpçıkarıp toplumsallaştırmada halkçı kişiliğinin kendisine verdiği buolanak kuşkusuz kısa sürede onu, Osmanlı damgasını taşıyan her türlüorun, rütbe ve onurdan kurtarmış, yüzyıllar boyu yokumsanmış, ezilmişAnadolu halkının tek sözcüsü ve önderi yapmıştır. ATATÜRK böylece,biçimsel görünümü güçlü, ancak Osmanlı Devleti'nin güçsüzlüğü ile özükalmamış önder asker kişiliğini, biçimsel yönü henüz saptanmamış, ancaközü ve içeriği çok güçlü halk önderliğine dönüştürmüştür. Ne var ki, buönderliğini halkın önünde giderek değil, arasında yer alarakyapmaktadır. Eylemin biçimsel önderliğini halk kesiminde kurdurduğuörgütlere bırakmaktadır. Tutumu, halkçı kişiliğinde kişisel değil, herzaman örgütsel yaklaşımları yeğlediğini açıkça ortaya koymakta, kişilikyapısındaki örgütçü öğeyi hemen meydana çıkarmaktadır. Buradanbaşlayarak, kişiliğinde geliştirdiği aşamaları şu şekilde izlemekteyiz :

    ''... tarih; geleneksel boyun kırmaktan üzüntü duymayan ulus, bizyürüyelim, arkamızdan gelsin, düşünce ve İnancında bulunanlarınkarşılaştıkları sonuçlar ve cezalarla doludur. Yöneticilerin, özellikledevlet adamlarının, böyle yanlış ve çürük düşüncelere hiç kapılmamalarıgerekir.. (13)


    ''... tarih, söz götürmez bir biçimde ortaya koymuştur ki, büyükişlerde başarı için, gücü ve yeteneği sarsılmaz bir başkanın varlığıçok gereklidir. Bütün devlet büyüklerinin umutsuzluk ve güçsüzlükiçinde bütün ulusun başsız olarak karanlıklar içinde kaldığı bir sıradayurtseverim diyen binbir çeşit kişinin, binbir türlü davranış ve İnançgösterdiği kargaşalı bir zamanda danışmanlarla, birçok hatırlı ve erklikişilerin sözlerine uymâ zorunluğuna inanmaklâ; korkusuz, kuşkusuz vehele sert yürünebilir mi ve en sonunda ulaşılması çok güç olan hedefevarılabilir mi?. " (14)

    ''Ben, kamu yararına ve geni kapsamlı işlerimizde kendi görüşlerimegöre değil, bütün değerli arkadaşlarımın candan ve gönülden birliği ileçalışmayı yeğlediğimi, siz de kabul edersiniz.'' (15)


    Demokratik Cumhuriyetçi Kişilik

    Başlattığı ulusal kurtuluş girişimlerinde, eylemin önüne geçirdiğiörgütlerde, henüz biçimsel yetkisini almamış bir önderin sürgitbaşarılı olamayacağını bildiği için, görünüşte örgütlere bıraktığıizlenimini veren önderlik yörevini, resmen üstlenecek bir başkanınalması gerektiğine inanmaktadır. Böylece kişiliğinde halkönderliğinden, önder ve devlet adamı çizgisine geçmektedir. Bunuyaparken de, çevresindekilerin geniş katkılarını sağlayacak işbirliğiyapma yeteneğinden yararlanıp, bu kişilik öğesini, başkalarınıngörünüşlerini alarak takındığı demokratik tavırla güçlendirmektedir.Yukarıda, bir arkadaşına yazdığı mektuptarı aldığımız cümlelerle bunuaçıkça, ortaya koymaktadır.

    ATATÜRK halk aşamasından ulus düzeyine çıkmadan devletçi kişiliğindenyararlanırken, bunun demokratik eğilimleriyle karıştığı noktadaCumhuriyetçi kişiliğini de oluşturmuş bulunmaktadır. Gerçekten,cumhuriyetçilik tavrı kendisinden sonradan oluşmuş bir eğitim değildir.Kuracağı devletin yönetim biçiminin Cumhuriyet olacağını, Samsun'açıktığı anda bilmektedir. Çünkü, kişilik yapısında cumhuriyetçiliköğesi çok önceden yerleşmiş bulunmaktadır. Cumhuriyet yönetimindedevletin etkin çalışma göstermesi için, kişiliğindeki siyasacıeğilimden de yararlanmakta ve bunu şöyle belirtebilmektedir :

    ''Gerçekten, ulus egemenliği ilkesine göre yönetilen uygar devletlerdekabul edilen ve geçerlikte olan temel kural, ulusun genel isteklerinien çok temsil eden ve bu isteklerin gerekleri en yüksek güç ve yetkiile yapabilecek olan siyasî grubun, devlet işlerinin yönetimini üzerinealması ve bunun sorumluluğunu en yüksek önderinin omuzuna yüklemesiilkesinden başka bie şey değildir·'' (16)

    ''Kural ve yönetim gereğinceulusun çoğunluğunu temsil eden ve özel amacı belli olan parti, hükümetikurma sorumluluğunu üzerine alır ve kendi amaç ve ilkelerini yurttauygular.'' (17)


    Laiklik ve Devrimcilik

    ATATÜRK'ün bütünleşik kişiliğinin diğer iki yapısal öğesinden birilayiklik, öteki devrimcililiktir. Başka deyişle ATATÜRK layik vedevrimci kişiliklerin de öğesidir. Bunları cumhuriyetçi ve siyasacıyönleriyle birleştirebilmekte, örneğin aşağıdaki anlatıyıkullanabilmekredir :

    ''Siyasa alanında birçok oyunlar görülür. Ama, kutsal bir ülkününbelirtisi olan cumhuriyet yönetimine karşı, yenilemeye karşıbilirsizlik, bağnazlık ve her türlü düşmanlık ayağa kalktığı zaman;özellikle ilerici ve cumhuriyetçi olanların yeri, gerçek ilerici vecumhuriyetçi olanların aynıdır; yoksa gericilerin umut ve çalışmakaynağı olan yer değil…..'' (18)

    Layik kişiliğini akılcılık ve gerçekçillk özellikleriylegüçlendirirken, devrimciliğini sürekli uygar düşüncedengeliştirebilmiştir.


    Ulusal Bağımsızlık

    ATATÜRK, kendi kişiliğinin ayrılmaz öğelerini gerek onların özanlamları gerek çeşitli olay ve toplumsal koşullar açısındanaçıklamalarının zaman zaman yapma gereksinmesini duymuştur. Örneğinkişiliğindeki bağımsızlık öğesini, ulus açısından şöyle açıklamıştır :

    ''Tam bağımsızlık demek, elbette siyasa, maliye, iktisat, adalet,askerlik, kültür... gibi her alanda tam bağımsızlık ve tam özgürlükdemektir. Bu saydıklarımın herhangi birinde bağımsızlıktan yoksunluk,ulusun ve ülkenin gerçek anlamıyla bütün bağımsızlığından yoksunluğudemektir.'' (19)

    Yine aynı tutumdan olmak üzere, ulusçu kişiliği ile siyasaçıkişiliğinin etkiteşimi sonucu ortaya koyduğu ulusal siyasa kavramınıise şu şekilde belirtmiştir :

    ''Ulusumuzun, güçlü, mutlu ve sağlam bir düzen içinde yaşayabilmesiiçin, devletin bütünüyle ulusal bir siyasa gütmesi ve siyasanın içörgütlerimize tam uyumlu ve dayalı olması gerektidir. Ulusal siyasademekle anlatmak istediğim şudur: Ulusal sınırlarımız içinde, herşeyden önce kendi gücümüze dayanarak varlığımızı koruyup ulusun veyurdun gerçek mutluluğuna ve bayındırlığına çalışmak; gelişigüzel,ulaşılamayacak istekler peşinde ulusu uğraştırmamak ve zarara sokmamak;uygarlık dünyasının uygarca ve insanca davranışını ve karşılıklıdostluğunu beklemektedir. (20)



    Söylev'deki kişiliği ile Atatürk (4.ve Son Bölüm)

    Sivil Toplumculuk

    ATATÜRK, kendi kişilik yapısındaki ana öğeler arasındaki etkileşimideğişik tür ve yönleriyle ortaya koyarken, başkalarının bu yoldakitutumlarında titizlik göstermelerini öğütlemiştir. Örneğin, ulusunyaşamındaki önemli payları nedeniyle asker kişiliğinin doğal üyesi olankomutanların, siyasacı kişiliklerini asker yaşamlarına sokmamalarınışöyle belirtmiştir:

    ''..Komutanlar, askerlik görev ve gereklerini düşünürken ve uygularkenkafalarını siyasa düşüncelerinin etkisi altında bulundurmaktansakınmalıdırlar. Siyasal durumun gereklerini düşünen başka görevlilerbulunduğunu unutmamalıdırlar.'' (21)

    Ayrıca tarih boyu gerek kendi ulusunun gerek diğer ulusların bozukkişilikli insanlardan çok acılar çektiğini bildiği için, kişiliğindekikoruyuculuk öğesini bu yönden şu şekilde açıklamıştır:

    ''...saygıdeğer ulusuma şunu öğütlerim ki; bağrından yetiştirerekbaşının üstüne dek çıkaracağı adamların kanındaki buluncundaki özmayayı çok iyi incelemeye dikkat etmekten, hiçbir zâman gerikalmasın.'' (22)

    ''...maddesel ve özellikle tinsel çöküş, korkuyla, güçsüzlükle başlar.Güçsüz ve korkak insanlar, herhangi bir yıkım karşısında ulusun daduraksamasına ve çekingen bir duruma gelmesine yol açarlar. Güçsüzlükve duraksamada öylesine ileri giderler ki, sanki kendi kendilerinialçaltırlar: Derler ki: ''Biz adam değiliz ve olamayız. Kendi kendimizeadam olamayız. Biz varlığımızı, sınırsız ve koşulsuz olarak biryabancının eline bırakalım.'' … Türkiye'yi böyle yanlış yollardadağılma ve yokolma uçurumuna sürükleyenlerin elinden kurtarmak gerekir.Bunun için bulunmuş bir gerçek vardır, ona uyacağız. O gerçek şudur:Türkiye'nin düşünen kafalarını büsbütün yeni bir inançla donatmak.Bütün ulusa sağlam işgücü vermek.'' (23).


    SONUÇ:

    ATATÜRK'ün kişilik yapısına dikkati çekmek amacıyla; sadece ''SÖYLEV''içok kısa bir inceleme sonucu ortaya koymaya çalıştığımız kişilik olayı,bizi bu konuda bazı genel sonuçlara ulaştırmıştır, şöyle ki :

    1 - ATATÜRK, tanımı çok kısaca yapılacak kişilik çizgilerine değil,tarihte yok olma sınırına gelmiş bir ulusu ayağa kaldırıp, her yönüyleyeni bir devlet kuracak, büyük kişilik yapısına iyedir.

    2 - Onun kişilik yapısı inceleme olanağı elde edildiğinde, yapının anave alt bölümleri olmak üzere ''sistem'' özelliği gösteren durumuylakarşılaşacak ve kişiliğinin bu ''sistemli'' işleyişinin büyüme,kararlılık, etktleşim amaçlarına uygun bir devinim içinde olduğugörülecektir.

    3 - SÖYLEV'deki şu genel inceleme ATATÜRK'ün devlet kurucusu olârakkişiliğinin ana bölümlerinde cumhuriyetçilik, ulusçuluk,halkçılık,layiklik,devremcilik öğelerinin yer aldığı anlaşılmaktadır.Kuşkusuz kendisinin bu temel kişilik öğelerini destekleyen,gerçekçilik, akılcılık, sabır, uzağı görüş, koruyuculuk gibi altkişilik öğeleri de bulunmaktadır:

    4 - ATATÜRK, ''sistem'' özelliği gösteren kişilik yapısındaki ana vealt kişilik öğelerinin etkileşim, kararlılık ile büyümelerini üstün biristem gücüyle yönetmiş ve yine aynı güçle bunları topluma aktararak;yıkılan Osmanlı Devleti'nin üzerinde yeni Türk ulusunu ve devleti' nikurmuştur:

    5 - SÖYLEV, onun bu üstün kişilik yapısını ortaya koyan sayılamayacakkadar çok kanıtları içermekte, başka deyişle ATATÜR'ün kişiliğini kendidilinden anlatan büyük bir yapıt özelliği göstermektedir. SÖYLEV ilebirlikte ATATÜRK'ün geniş boyutlu kişiliğinin kapalı kalmış ve öteyönlerini de ortaya çıkaracak belge, anı, vb. incelenebilir vebunlardan eğitim düzenimiz için geçerli düşüncelere ulaşılabilirse, ovakit yetişen yeni kuşakların, O'nun engin kişiliğinden kaynaklanarak,güçlü bir kişilik yapısıyla topluma katılmaları sağlanabilir.


    Prof. Dr. İnal Cem AŞKUN

    DIPNOTLAR

    (1) ATATÜRK, Söylev - I, TDK Yayınları, 1963 s. 7.
    (2) A.g.k.
    (3) A.g.k
    (4) A.g.k., s. 9.
    (5) A.g.k.
    (6) SÖYLEV - I, s. 10.
    (7) A.g.k., s. 11.
    (8 ) A.g.k.
    (9) A.g.k.
    (10) A.g.k., s. 14.
    (11) SÖYLEV - I, s. 21.
    (12) A.g.k., s. 30.
    (13) A.g.k., s. 38.
    (14) A.g.k., s. 48. ,
    (15) A.g.k., s. 107.
    (16) SÖYLEV - I, s. 151 - 152.
    (17) A.g.k., s. 152.
    (18) ATATÜRK, Söylev - I, TDK Yayınlan, 1963, s. 611.
    (19) A.g.k, s, 431.
    (20) A.g.k., s. 305.
    (21) SÖYLEV - II, s. 342.
    (22) A.g.k., s. 419.
    (23) A.g.k., s. 440.
     

Sayfayı Paylaş