1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Sözcük Türleri

Konusu 'Türkçe & Dilbilgisi & İmla Kuralları' forumundadır ve Suskun tarafından 5 Ocak 2010 başlatılmıştır.

  1. Suskun

    Suskun V.I.P V.I.P

    Katılım:
    16 Mart 2009
    Mesajlar:
    23.242
    Beğenileri:
    276
    Ödül Puanları:
    6.230
    Yer:
    Türkiye
    Banka:
    2.052 ÇTL




    İÇERİK


    Sözcükler tür bakımından üç ana gruba ve sekiz ayrı türe ayrılır.

    A. AD SOYLU SÖZCÜKLER

    1. İsim (Ad)
    - İsim Çekim Ekleri
    2. Sıfat (Önad)
    3. Zarf (Belirteç)
    4. Zamir (Adıl)

    B. EDAT SOYLU SÖZCÜKLER
    1. Edat (İlgeç)
    2. Bağlaçlar
    3. Ünlem

    C. FİİLLER
    1. Fiiller
    - Ekfiil (Ekeylem)
    - Birleşik Fiiller
    - Fiilimsiler
    - Birleşik Zamanlı Fiiller
    - Fiilerde Anlam (Zaman) Kayması
     
  2. Suskun

    Suskun V.I.P V.I.P

    Katılım:
    16 Mart 2009
    Mesajlar:
    23.242
    Beğenileri:
    276
    Ödül Puanları:
    6.230
    Yer:
    Türkiye
    Banka:
    2.052 ÇTL
    A. AD SOYLU SÖZCÜKLER
    1. İsim (Ad)
    - İsim Çekim Ekleri
    2. Sıfat (Önad)
    3. Zarf (Belirteç)
    4. Zamir (Adıl)​


    İsim (Ad)



    Varlıkları, kavramları karşılayan sözcüklerdir. İsimlerle, karşıladıkları kavram ve nesneler arasında çok sıkı bir ilgi vardır. Bunlar daima birbirlerini çağrıştırır. Örneğin “kitap” sözü aklımızda hemen varlık olarak “kitap” nesnesini canlandırır. Ya da bir kitabı gördüğümüzde zihnimize hemen onu karşılayan isim gelir. Kavramlar için ise bu kadar belirgin bir ilişkinin varlığını söyleyemeyiz. Örneğin “dert” dendiğinde aklımızda bir nesne canlanmaz; ancak bunun insanı sıkıntıya sokan bir durum olduğu zihnimizde belirir.



    İsim değişik yönlerden incelenir.

    * Varlıklara Verilişlerine Göre:




    a. Cins İsmi: Aynı türden varlıkları karşılayan isimlerdir. Bu varlıkların benzerleri etrafta çoktur: ağaç, top, kitap vs.

    b. Özel İsim: Tek olan, tam bir benzeri bulunmayan varlıkları karşılayan isimlerdir.



    Yer adları (Samsun, Uludağ…)

    Kişi adları (Ahmet, Mustafa…)

    Ülke adları (Pakistan, Şili)

    Kitap, dergi, gazete adları (Yaban, Tanin…)

    Kurum adları (Marmara Üniversitesi, Kızılay)

    Dil adları (Türkçe, İngilizce…)

    Din ve mezhep adları (İslamiyet, Ortodoks…)

    Hayvanlara verilen adlar (Boncuk, Tekir…)



    Bir isim, her zaman cins ismi olmayacağı gibi her zaman özel isim de olmaz.

    “Mevsimlerden baharı severim.” derken “bahar” cins ismidir. Ancak;

    “Bugün Bahar sınıfta yoktu.” cümlesinde bu isim bir kişi adı olmuş ve özel isim haline gelmiş. Elbette bunun tersi de olabilir.

    “Uzaydan Dünya’nın resmini çekmişler.”

    cümlesinde “Dünya” özel bir isimdir. Çünkü bir gezegeni karşılar. Ancak;



    “Dün, seni, dünyayı dolaştım, bulamadım.” cümlesinde “dünya” çok yer gezmek anlamında mecaz bir anlama gelmiş ve cins ismi olmuştur.



    Not : Özel isimlerin baş harfleri daima büyük harfle yazılır.

    * Karşıladığı Varlığın Sayısına Göre:



    a. Tekil İsim: Sayıca tek bir varlığı karşılayan isimlerdir: Kalem, silgi, ev…

    b. Çoğul İsim: Sayıca birden çok varlığı karşılayan isimlerdir. İsimlere (-ler, -lar) eki getirilerek yapılır: Ağaçlar, evler, kitaplar…

    c. Topluluk İsmi:
    Çoğul eki almadan birçok varlığı karşılayan isimlerdir: Toplum, halk, millet, ordu, bölük, sürü…



    Topluluk isimleri de çoğul eki alabilir. Bu durumda grupların çoğulu bildirilmiş olur. Örneğin “Dünya milletlerinin yakınlaşması gerekir.” derken kendi içinde bir grup oluşturan “millet” sözüyle birden fazla grup anlatılmış olur.



    İsimleri ayrıca somut ve soyut oluşlarına göre de gruplandırabiliriz. Ancak daha önce soyut, somut anlamı açıkladığımızdan, burada ayrıca üzerinde durmayacağız. Somut anlamlı olan “masa” sözcüğünün somut; soyut anlamlı olan “neşe” sözcüğünün soyut isim olduğunu bilmeliyiz.



    İsim Çekim Ekleri



    İsim soylu sözcüklere gelerek onlara cümlede görev ve anlam kazandıran eklerdir. Sadece isimlerle ilgili olmayıp zamir, sıfat ve zarflarla da ilgili olduğundan isim soylu sözcüklerin sonunda işledik. Bu ekleri şöyle gösterebiliriz.

    1. Çokluk eki

    2. Hal ekleri

    3. Eşitlik eki

    4. İyelik eki

    5. İlgi eki

    A. ÇOKLUK EKİ

    Asıl işlevi isimlerin sayı bakımından çokluğunu bildirmektir.

    Kalemler , çantalar , defterler alındı.

    B. HAL EKLERİ

    İsim soylu sözcüklere gelerek onların yüklemle ya da diğer sözcüklerle ilgilerini sağlayan eklerdir. Bunları şu şekilde inceleyebiliriz.

    1. - i hal eki (yükleme hali)

    “Ev - i gördüm.”

    “Odun - u yardım.” cümlelerinde kullanılan eklerdir. Fiilin neyi etkilediğini gösterir. Fiile sorulan “kimi, neyi” sorularına cevap verir.

    2. - e hal eki (yönelme hali)

    “Eve gitti.” cümlesinde yer bildirir.

    “Yaza gelecekler.” cümlesinde zaman bildirir; zarf yapar.

    “Beş bin liraya aldım.” cümlesinde miktar bildirerek zarf yapar.

    “Başbaşa resim çektirmişler.” cümlesinde durum bildirerek zarf yapmış.

    Bu ek “ben” ve “sen” şahıs zamirlerine geldiğinde, zamirlerin yapısını değiştirir ve onları “bana”, “sana” şekline çevirir.

    Bu eki,

    “Haberi duyunca koşa koşa olay yerine geldi.”

    “Elindeki taşları oraya buraya rastgele atıyordu.”

    “Saat üçü beş geçe istasyonda buluşacağız.” cümlelerinde altı çizili eklerle karıştırmayalım. “-e” hal eki fiillerin kök ya da gövdelerine eklenmez.

    3. - de hal eki (bulunma hali)

    “Evde bekliyor.” cümlesinde yer bildirir.

    “Ayakta bekliyor.” cümlesinde durum bildirerek zarf yapmış.

    “3′te gelecek.” cümlesinde zaman bildirerek zarf yapmış.

    “Onlar gözde insanlar.” cümlesinde eklendiği sözcüğün anlamını değiştirmiş ve sıfat yapmış. Elbette bu durumda yapım eki olmuş.

    “Buralarda saz boyunda otlar biter.” cümlesinde sıfat yapmış ancak yapım eki olmamış.

    4. - den hali (çıkma durumu)

    “Evden çıktı.” cümlesinde yer bildirmiş.

    “Akşamdan gidelim.” cümlesinde zaman bildirmiş.

    “Sıradan insanlardı onlar.” cümlesinde eklendiği sözcüğün anlamını değiştirerek sıfat yapmış ve yapım eki olmuş.

    “Senden iyi arkadaş bulamam.” cümlesinde karşılaştırma bildirmiş.

    “Sıkıntıdan tırnaklarını yerdi.” cümlesinde neden bildirmiş.

    “Her taraf kağıttan uçaklarla doluydu.” cümlesinde bir şeyin neyden yapıldığını göstermiş.

    “Birden ayağa fırladı.” cümlesinde durum bildirmiş. Bu tür örnekler çoğaltılabilir. Önemli olan, eklerin cümle içindeki anlamını kavramaktır.

    5. Yalın hâli: Bu hâl eksizdir.

    ÖRN: Ahmet, ev…

    C. EŞİTLİK EKİ

    İsim soylu sözcüklere gelip onlara değişik anlamlar katan ve anlama bağlı olarak onları sıfat, zarf yapan - ce , -ca (-çe, -ça) ekleridir.

    Böyle çocukça davranmamalısın. (benzerlik)

    Sınıfça geziye gittik. (topluluk)

    Bence bu kazak daha güzel. (kanaat)

    Çocuğu iyice dövmüşler. (pekiştirme)

    Onca işim arasında seni mi düşüneyim? (derecelendirme)

    Bu ve buna benzer anlamlar katan eşitlik eki ayrıca sözcüğün görevini de değiştirir. Birinci cümledeki “çocukça” sözü zarftır. Ancak bu sözcük eşitlik eki almadan çocuk ismini karşılar. Ek alınca türü değişmiştir.




    Sıfat (Önad)



    İsimleri niteleyen ya da belirten sözcüklerdir.

    Sıfatlar ancak varlıklarla ortaya çıkar. Bu nedenle tek başlarına kullanılamaz. Sıfat olarak kullanılan çoğu sözcük bazen bir kavramın karşılığıdır. Örneğin “mavi”, bir renk ismidir, “iki”, bir sayı ismidir. Ancak bu sözcükler isimlerin özelliklerini bildirecek duruma gelirse sıfat olur. Yani;

    “Mavi gözlerine bayıldım.” cümlesinde “mavi” göz isminin rengini bildirdiğinden sıfattır. Ya da “iki” sözü; “İki kalemi vardı.” cümlesinde kalemlerin sayısını bildirdiğinden sıfat olmuştur.

    Ancak sıfatın mutlaka isimden önce gelmesi gerekmez. Bazen bir ismin niteliğini bildirmesine rağmen isimden önce gelmediği de olur.

    Bu genel bilgilerden sonra, şimdi de sıfatların çeşitlerini görelim.

    a. Niteleme sıfatları


    Varlıkların yapısal özelliklerini ortaya koyan sıfatlardır. Bunlar varlığın nasıl olduğunu bildirir ve isme sorulan “nasıl” sorusuna cevap verir.

    “Kurumuş yapraklar yere döküldü.” cümlesindeki altı çizili sözcük, yaprağın nasıl olduğunu yani niteliğini bildiriyor. İsme “Nasıl yapraklar?” diye sorarsak cevap olarak “kurumuş” sözünün geldiğini görürüz.

    b. Belirtme sıfatları

    Varlıkların diğer varlıklarla ilgileri sonucunda aldığı özellikleri belirten sıfatlardır. Kendi arasında dört gruba ayrılır.

    İşaret Sıfatı: Varlıkların bulunduğu yerleri gösteren sıfatlardır. Söyleyen kişinin, sözünü ettiği nesneye uzaklığına göre değişir.

    “Bu evi biz aldık.” cümlesinde evin yakın olduğu;

    “Şu evi biz aldık.” cümlesinde biraz uzak;

    “O evi biz aldık.” cümlesinde çok uzak ya da, sözü edilen bir evin olduğu anlaşılır. Bu cümlelerde altı çizili sözcükler işaret sıfatıdır. Bu tür sıfatlar isme “hangi” sorusunun sorulmasıyla bulunur. “Hangi ev?”, “ “Bu ev” gibi…

    Bazı işaret sıfatları ise yer bildirir. Bunlar çoğu zaman “-ki” ekini alarak kullanılır.

    Buradaki evi biz aldık.

    Şuradaki evi biz aldık.

    Oradaki evi biz aldık.

    cümlelerinde bulunan altı çizili sözcükler yer bildiren işaret sıfatlarıdır. Bunların dışında; öteki sokak, beriki ağaç gibi yer bildiren sıfatlar da vardır.

    Sayı Sıfatları : İsimlerin sayısal özelliklerini bildiren sıfatlardır. Birkaç türü vardır.

    Sınıfta yedi öğrenci vardı.

    Asıl sayı

    sıfatı

    Yedinci öğrenci gelsin.

    Sıra sayı

    sıfatı

    Yedişer kişi geldi.

    Üleştirme

    sayı sıfatı

    Yedi de bir ihtimal var.

    Kesir sayı

    sıfatı

    Çeyrek ekmek aldı.

    Kesir sayı

    sıfatı

    Bunların dışında bazı kaynakların topluluk sayı sıfatı diye adlandırdığı, ikiz çocuk gibi sıfatlar da vardır.

    Belgisiz Sıfat : İsimlerin nicelik yönüyle belirsizliklerini ifade eden sıfatlardır.

    Bazı konularda bilgisi yoktur.

    Birtakım yanlış fikirleri vardı.

    Hiçbir öğrenci gelmemişti.

    Bütün kitapları aldı.

    Her yer tertemizdi.

    Bir gün bu iyiliğinizi ödeyeceğim.

    cümlelerinde altı çizili sözcükler belgisiz sıfatlardır. İsimleri sayıca az çok belli etmişler ancak tam bir özellik bildirmemişlerdir.

    Soru Sıfatı : İsimlerin niteliğini, herhangi bir özelliğini soran sıfatlardır. Bu sözcüklerin yerine konan sözcükler de sıfattır.

    Nasıl filmleri seversin?

    Kaçar lira ayırmamız gerekiyor?

    Hangi soruyu çözemedi?

    Adlaşmış Sıfat

    Bazen kişinin tam olarak bilinmediği ya da niteliğinin vurgulanmak istendiği durumlarda isim söylenmeyip sıfat, ismin yerine geçirilebilir. Bu tür sözcüklere adlaşmış sıfat denir. Adlaşmış sıfatlar niteleme sıfatlarıyla yapılır.

    “Korkak insanların kendine güveni yoktur.”

    cümlesinde niteleme sıfatı olan “Korkak” sözcüğü,

    “Korkakların kendine güveni yoktur.”

    cümlesinde “insanlar” isminin düşmesiyle adlaşmış sıfat olmuştur.

    Adlaşmış sıfat olan sözcükten sonra bir isim gelirse, anlam karışıklığını önlemek için iki sözcük arasına virgül (,) konur.

    İhtiyar, adamlara şöyle bir baktı.

    İhtiyar adamlara şöyle bir baktı.

    Not : Sıfatla, onun nitelediği isim arasına hiçbir noktalama işareti konmaz.



    Zarf (Belirteç)



    İsimlerin varlıkları ya da kavramları karşıladığını, fiillerin ise hareketleri, oluşları karşıladığını belirtmiştik. Varlıkların nasıl belli nitelikleri varsa, fiillerin de belli nitelikleri vardır. İsmin niteliğini bildiren sözcüklere sıfat demiştik. Fiillerin niteliğini bildiren sözcüklere de zarf diyoruz.



    “Güzel bir evde oturmak istiyorum.” cümlesinde “güzel” sözcüğü “ev” isminin niteliğini bildiriyor, onun nasıl olduğunu açıklıyor. Öyle ise bu sözcük sıfat görevindedir.



    Aynı sözcük;

    Bu ev uzaktan daha güzel görünüyordu.” cümlesinde “görünmek” fiilinin nasıl olduğunu bildiriyor. İşte bu durumda “güzel” sözü zarftır.



    Kısaca zarflar fiillerle ilgili sözcüklerdir. Bunun dışında, sıfatın, adlaşmış sıfatın veya başka bir zarfın derecesini bildiren zarflar da vardır.



    1. Durum Zarfları



    Fiilin durumunu yani nasıl yapıldığını bildiren sözcüklerdir. Fiile sorulan “nasıl” sorusuna cevap verir.



    O, hızlı koşardı. (Nasıl koşardı?)

    Çok tatlı gülümsüyor. (Nasıl gülümsüyor?)

    Bu günler zor geçecek. (Nasıl geçecek?)

    cümlelerinde altı çizili sözler durum bildiren zarflardır. Bu sözcüklerden sonra isim gelseydi sözcükler sıfat olacaktı.



    Zarfın mutlaka fiillerden önce gelmesi şart değildir. Zarfla fiil arasına başka sözcükler girebilir.

    “Dışarıdan kesik kesik köpek havlamaları geliyordu.”

    cümlesinde “kesik kesik” zarfıyla onun nitelediği fiil arasına başka öğe girmiştir. Elbette bu zarfın özelliğini değiştirmez.



    2. Zaman Zarfı



    Fiilin ne zaman yapıldığını bildiren sözcüklerdir. Fiile sorulan “ne zaman” sorusuna cevap verir.

    Tatilden dün dönmüşler.

    Akşama bizde toplanıyoruz.

    Artık buradan gitmelisin.

    cümlelerinde altı çizili sözcükler fiilin zamanını bildirdiklerinden zarf görevindedirler.



    3. Yer - Yön Zarfı




    Fiilin yöneldiği yeri bildiren sözcüklerdir. Fiile sorulan “nereye” sorusuna cevap verir ve ek almaz. Bu tür zarfların sayısı bellidir.



    “Yukarı çık, ben de geliyorum.” cümlesinde, fiile “Nereye çık?” diye sorarsak, “yukarı” cevabı gelir. Ek de olmadığına göre yer - yön zarfıdır. Eğer cümle “Yukarıya çık.” şeklinde olsaydı, sözcük isim görevinde kullanılmış olacaktı.

    Aşağı indi. Öte gitti.

    Geri geldi. Beri geldi.

    İleri gitti. Dışarı çıktı.

    İçeri girdi.

    cümlelerinde altı çizili sözcükler yer zarflarıdır.



    4. Azlık - Çokluk (Miktar) Zarfları




    Zarflar içinde çok değişik özellikler gösteren sözcüklerdir bunlar. Fiilin, sıfatın, zarfın, adlaşmış sıfatın miktarlarını bildirebilen geniş bir kullanım alanına sahiptir. Bu zarflar “ne kadar” sorusuna cevap verir.

    “Pastadan biraz alabilir miyim?”

    cümlesinde “alabilir miyim” fiiline “Ne kadar” sorusunu sorarsak “biraz” cevabı gelir. İşte fiilin miktarını bildiren bu sözcük zarftır.



    Bu tür zarflar sıfata sorulan “ne kadar” sorusuna da cevap verebilir.



    Örneğin;

    “Çok güzel bir kitaptı.” cümlesinde “kitap” isimdir. “Nasıl kitap?” diye sorarsak “güzel” sıfatı cevap verir. “Ne kadar güzel?” diye sorarsak “çok” cevabı gelir. İşte sıfatın derecesini bildiren “çok” sözcüğü zarftır. Çünkü burada çok olan güzelliktir.



    Bu tür zarflar, başka bir zarfın derecesini de bildirebilir. Bu durumda zarfa sorulan “ne kadar” sorusuna cevap verir.



    “Çok hızlı koşuyor.” cümlesinde “koşuyor” fiildir. “Nasıl koşuyor?” diye sorarsak “hızlı” zarfını buluruz. “Ne kadar hızlı?” diye sorduğumuzda ise “çok” cevabı gelir. Zarfın derecesini bildiren bu sözcüğe de zarf diyoruz.



    Bunlar adlaşmış sıfatların da derecelerini bildirebilir.

    “Bu plan en yaşlılar da göz önüne alınarak hazırlandı.”

    cümlesinde “yaşlılar” adlaşmış sıfattır. Buna “Ne kadar yaşlı?” diye sorarsak “en yaşlılar” cevabı gelir. Yaşlıların derecesini bildiren “en” sözü zarftır. Örnekleri çoğaltalım.



    O, bu derse pek çalışmadı. (Fiilin zarfı)

    Pek sağlam bir ayakkabıya benzemiyor. (Sıfatın zarfı)

    Pek akıllısın sen de! (Adlaşmış sıfatın zarfı)

    “Ne kadar” sorusu elbette sadece zarfı buldurmaz.

    “Fazla mal göz çıkarmaz.” cümlesinde altı çizili sözcük “mal” isminin miktarını bildirdiği için sıfattır. Çünkü isimlerin zarfı olmaz.

    “Bu kadar çok arabayı nasıl taşıyor bu köprü?” derken “çok” sözü “araba” isminin sıfatı, “bu kadar” sözü de “çok” sıfatının zarfıdır.



    Bazen cümlede birden fazla zarfın veya sıfatın olması, aklımızı karıştırabilir.

    “Sevimli , sarışın bir çocuk içeri girdi.” cümlesinde “çocuk” isim, “sarışın” sıfat, “sevimli” sıfattan önce geldiği için zarfttır, gibi bir yanlış düşünceye kapılmayalım. Bir sözcüğün, zarfın ya da sıfatın zarfı olması sadece “ne kadar” sorusuna cevap vermesiyle, yani derece bildirmesiyle mümkündür. Bu cümlede ise altı çizili bütün sözcükler ismin sıfatlarıdır.



    5. Soru Zarfı



    Cümlelerde zarfları bulmak için kullandığımız sorular vardı. Bunların hepsi - nereye hariç - soru zarflarıdır.

    Nasıl bu kadar güzel konuşuyor?

    Gittiği yerden ne zaman dönecek?

    Ne kadar hızlı yüzüyor?

    Neden söz vermesine rağmen gelmiyor?

    Ne gülüp duruyorsun iki saattir?

    cümlelerinde altı çizili sözcüklerin hepsi soru zarfıdır.




    Zamir (Adıl)



    İsim olmadıkları halde isim gibi kullanılan bu sözcüklere zamir diyoruz. Cümle içinde zamirin karşıladığı isim ya da söz öbeği bilinmiyorsa, cümle belirsiz bir anlam taşır.

    Zamirler değişik bölümlere ayrılır. Bunları şu şekilde sıralayabiliriz:



    1. Şahıs zamirleri

    2. Dönüşlülük zamiri

    3. İşaret zamirleri

    4. Belgisiz zamirler

    5. Soru zamirleri



    Şimdi bunları tek tek inceleyelim.



    1. Şahıs (kişi) Zamirleri


    Şahıs isimlerinin yerine geçen zamirlerdir. Dilimizde altı şahıs olduğuna göre altı tane şahıs zamiri var demektir.

    Ben biliyorum.

    Sen biliyorsun.

    O biliyor.

    Biz biliyoruz

    Siz biliyorsunuz.

    Onlar biliyorlar.



    2. Dönüşlülük Zamiri



    Bu zamir “kendi” sözcüğüdür. Şahıs isimlerinin yerine geçebileceği gibi hayvan isimlerinin ya da cansız varlıkların isimlerinin yerine de geçebilir. Çoğu zaman ek alarak kullanılır.

    Kendim Kendimiz

    Kendin Kendiniz

    Kendi Kendileri



    Bu sözcüklerdeki altı çizili ekler dönüşlülük zamirinin hangi şahsı ifade ettiğini gösterir.

    Dönüşlülük zamirinin en önemli özelliği, diğer zamirlerle beraber kullanılabilmesidir. Böyle durumlarda zamir, pekiştirme anlamı taşır.



    “Bu soruyu ben kendim çözdüm.”

    cümlesinde hem “ben” hem “kendim” zamirleri kullanılmış; böylece “ben” zamirinin anlamı kuvvetlenmiş.



    3. İşaret Zamirleri




    İsimleri, yerlerini işaret ederek karşılayan zamirlerdir. Bunlar işaret sıfatının zamirleşmesiyle oluşmuştur.

    Bu geldi. Bunlar alındı.

    Şu satıldı. Şunlar çağırdı.

    O gidecek. Onlar beğenildi.



    cümlelerinde altı çizili sözcükler işaret zamirleridir. Burada üçüncü tekil şahıs için kullanılan “o” zamiriyle, işaret zamiri olan “o” zamirini karıştırmayalım. Şahıs zamirleri sadece şahıslarda kullanılır.



    “O, ders çalışıyor.” cümlesinde şahıs zamiri olan “o” sözü “O, demirden yapılmış.” cümlesinde insan olamayacağından işaret zamiri olmuştur.



    Ancak işaret zamirleri insanlar için de kullanılabilir.

    “Bu benim kardeşim, şu da onun arkadaşı.”

    cümlesinde altı çizili zamirler işaret zamiri oldukları halde şahıs isimlerinin yerlerine geçmiş. Bu durumda “o” işaret zamirinin de insanı karşılayacağı düşünülebilir. Örneğin sınıfta işaret ederek,

    “Bu, tembel; şu, biraz çalışkan; o, sınıfın en iyisi.”

    dersek “o” işaret zamiridir. Çünkü “o” şahıs zamiri sözü edilen kişinin yanımızda olmadığı yani bizim onu görmediğimiz durumlarda kullanılır.



    Bunların dışında işaret bildiren başka zamirler de vardır. Ancak bunların yapısı biraz farklıdır.

    Burası eskiden boştu.

    Şurası sizin ev miydi?

    Orası pek hoşuma gitmedi.

    Buraları bize aitti.

    Şuraları temizleyin.

    Oraları unuttum bile ben.



    cümlelerinde altı çizili sözcükler de işaret zamirleridir. Bunların dışında,

    “Bu kitap benim, öteki senin.”

    cümlesindeki altı çizili zamir gibi daha birkaç işaret zamiri de vardır.



    4. Belgisiz Zamirler




    İsimleri, tam olarak belli olmayan bir nicelik yönünden belirten belgisiz sıfatlar, isimler düşünce onları karşılar ve belgisiz zamir olur.



    “Bazı insanlar çalışkandır.” cümlesinde altı çizili sıfat;



    “Bazıları çalışkandır.” cümlesinde zamir olur. Çünkü “insanlar” isminin yerine geçer. Bunu birkaç örnekte daha gösterelim.

    Birçok öğrenci bu konuyu bilmez.

    sıfat

    Birçoğu bu konuyu bilmez.

    zamir

    Hiçbir kalemi beğenmedim.

    sıfat

    Hiçbirini beğenmedim.

    zamir

    Birkaç yaşlı parkta oturuyordu.

    sıfat

    Birkaçı parkta oturuyordu.

    zamir



    Sıfat olarak kullanılmayan belgisiz zamirler de vardır:

    Herkes senin burada olduğunu sanıyordu.

    Kimse ben haber vermeden içeri girmesin.

    Hepsi de çok ucuz fiyata satılmış.

    Bu cümlelerdeki altı çizili sözcükler sadece zamir olarak kullanılabilir.



    5. Soru Zamirleri




    İsimlerin yerlerine soru yoluyla geçen sözcüklerdir. Bu sözcüklerin yerine, sorduğu isimler getirilebilir.



    “Bu çiçeği sana arkadaşından başka kim getirir?”

    cümlesinde altı çizili söz, çiçeği getiren kişinin isminin yerine kullanılmıştır. Bu kişinin ismini “kim” zamirinin yerine koyabiliriz.



    Çarşıdan ne aldın?

    Nerede oturuyorsunuz?

    Hangisi önce geldi?

    Kaçı bizimle gelecek?



    Zamirler, kendileri gibi ismin yerine geçen adlaşmış sıfatlarla karıştırılmamalıdır. Bunların ikisi de ismin yerine geçiyor. Ancak zamirler isimlerin herhangi bir niteliğini bildirmediği halde adlaşmış sıfatlar ismi niteliğiyle beraber karşılar.



    Bu kadın dün de gelmişti.

    Yaşlı kadın dün de gelmişti.



    Bu cümlelerde altı çizili sözlerin ikisi de sıfattır. Birincisi işaret sıfatı, ikincisi ise niteleme sıfatıdır. Bu sıfatların belirttiği “kadın” isimleri cümleden çıkarılırsa,



    “Bu dün de gelmişti.”

    “Yaşlı dün de gelmişti.”



    şekline gelen cümlelerde altı çizili sözler ismin yerine geçmişlerdir. Bu sözcüklerin anlamlarına baktığımızda “bu” sözcüğünün, yerine geçtiği ismin niteliğini bildirmediğini, “yaşlı” sözcüğünün ise bildirdiğini görüyoruz. Öyleyse birincisi zamir, ikincisi adlaşmış sıfattır.


     
  3. Suskun

    Suskun V.I.P V.I.P

    Katılım:
    16 Mart 2009
    Mesajlar:
    23.242
    Beğenileri:
    276
    Ödül Puanları:
    6.230
    Yer:
    Türkiye
    Banka:
    2.052 ÇTL
    B. EDAT SOYLU SÖZCÜKLER
    1. Edat (İlgeç)
    2. Bağlaçlar
    3. Ünlem




    Edat (İlgeç)


    Tek başına bir anlam taşımayan , ancak kendinden önceki sözcükle birlikte kullanıldığında belirli bir anlamı olan sözcüklerdir.Edatlar çekim eki alırsa adlaşırlar. En çok kullanılan edatlar şunlardır:

    Gibi:

    Benzetme ilgisiyle ismi nitelerse sıfat öbeği, fiili nitelerse zarf öbeği kurar.


    * Bin atlı o gün dev gibi bir orduyu yendi. (sıfat)
    * Dev gibi dalgalar sahile vuruyordu. (sıfat)
    * Yüzün bir kır çiçeği gibi usulca söner. (zarf)
    * Dolu bir kadeh gibi kırılıyorum avuçlarında.(zarf)
    * Sen de onun gibi düşünüyorsun (karşılaştırma)
    * Annem gibi dolma yapan dünyada bulamazsın (k.)
    * Yataktan kalktığı gibi dışarı fırladı.(hemen,o anda)
    * Haberi aldığı gibi yola çıktı.(hemen,o anda)
    * Ben ona insan gibi davrandım.( yakışır biçimde)
    * Birbirinizle adam gibi konuşun.( yakışır biçimde)
    * Saat üç gibi yanına gelirim. (dolayında)
    * Final maçı akşam sekiz gibi başlar ( dolayında)
    * Bugün yağmur yağacak gibi (tahmin)
    * Galatasaray bu maçı alacak gibi (tahmin)
    * Bir an onu sever gibi oldum (yaklaşma)
    * O sırada güneş çıkar gibi oldu. (yaklaşma)

    İçin:

    “-dik için” şeklinde neden- sonuç “-mek için” şeklinde amaç – sonuç ilişkisi kurar.

    * Yağmur yağdığı için pikniğe gidemedik. (n.s)
    * Hasta olduğum için dersi dinleyemedim. (n.s)
    * Kadın oğlunu görmek için şehre gitti. (a.s)
    * İşe girmek için ehliyet almış (a.s)

    Görelik anlamında görüş bildirir:

    * Sen benim için dünyanın en güzel kızısın.
    * Bu çalışmalar onun için boş bir uğraştı.

    Karşılığında, karşılık olarak:

    *Bu elbise için çok para harcadım.

    *Ev için size yüz bin lira veririm

    Uğruna, yoluna:

    * Vatan için nice şehitler verdik.

    * Bu eylemi tüm insanlık için yapıyoruz.

    Hakkında:

    * Veliler bizim okul için ne söylüyorlar?

    * Eleştirmenler, filminiz için olumlu konuşuyor.

    Aitlik, özgülük:

    * Bu pastayı sizin için ayırdım.
    * Bahçeye oğlum için salıncak kurdum.

    Oranla:

    * O şapka senin için çok büyük.

    Süre bildirir:

    * Kitabı bir hafta için aldım.
    * Birkaç gün için İstanbul’a gideceğim.

    İle (-la, -le ):

    Birliktelik, araç ,durum ve sebep ilgisi kurar.

    * Köye dolmuşla gidebilirsin. (araç)
    * Uçakla İzmir’e gitmişti (araç)
    * Konsere arkadaşımla gittim. (birliktelik)
    * Çocuk, yolda babasıyla yürüyordu. (birliktelik)
    * Öfkeyle kalkan zararla oturur. (durum )
    * Gökyüzü, hasretle kucaklasın doğayı. (durum)
    * Sınav heyecanıyla kalemimi unuttum. (sebep)
    * Kaza korkusuyla araba kullanamıyor ( sebep)

    Kadar:

    Benzerlik ve karşılaştırma ilgisi kurar.


    * Adana, cennet kadar güzel bir yerdir. (benzerlik)
    * Siirt, bu yaz cehennem kadar sıcaktı. (benzerlik)
    * Bir peri kadar güzel bir kızdı. (benzerlik)
    * Sen de onun kadar çalışsaydın sınavı kazanırdın.(karşılaştırma)
    * Babası kadar iyi şarkı söylüyor. (karşılaştırma)

    Yaklaşıklık, zaman açısından sınırlandırma, mesafe:

    * Bin kadar asker cepheye gidiyordu. (yaklaşık)
    * Pazardan iki kilo kadar pirinç almış. (yaklaşık)
    * Bu ev akşama kadar temizlenecek. (zamanda sınırlama)
    * Cumaya kadar ödevimi bitirmeliyim. (zamanda sınırlama)
    * Yalancının mumu yatsıya kadar yanar. (zamanda sınırlama)
    * Eve kadar yürümem gerekiyor. (mesafe sınırı)

    Mesafe sınırı:

    * Yapılacak dünya kadar işim var.
    * Avuç içi kadar bir evde yaşıyorlar.

    Gibi anlamında kullanılabilir:

    * Bu kitabı okuyunca Muğla’yı görmüş kadar oldum.

    Karşı:

    Yön ve zaman ilgisi kurar. –e karşı biçiminde kullanılırsa edat olur. Yalın halde kullanılırsa ya da bir ek alırsa edat olmaktan çıkar isimleşir.

    * Denize karşı bir ev yaptırmış. (yön)
    * Duvara karşı on adım yürü. (yön)
    * Sabaha karşı çok şiddetli yağmur yağdı. (zaman)

    Karşılık olarak , yönelik anlamı katar:

    * Bu sözüne karşı ben ne diyebilirim ki şimdi. (karşılık olarak)
    * Resme karşı ilgin ne zaman başladı?( -e yönelik)

    UYARI: Yalın halde kullanılırsa ya da bir ek alırsa edat olmaktan çıkar isimleşir.İsmi belirtirse sıfat olur.

    * Karşı evin penceresi açık kalmış. (sıfat)
    * Önce karşı sahaya çıktı. (sıfat)
    * Karşıya geçmeden önce sağına ve soluna bak.(isim)

    Göre:

    Görüş, düşünce, uygun olma anlamları katar:


    * Bilim adamlarına göre dünya yok oluyor. (görüş)
    * Anneme göre bu yıl sınavı kesin kazanırmışım. (görüş)
    * Bulunduğun ortama konuşacaksın. ( uygun)
    * Zevkime göre bir elbise arıyorum. (uygun)

    Karşılaştırma ilgisi kurar:

    * Burası eski evimize göre daha büyük.
    * Yaşıtlarına göre çok hızlı koşuyorsun.

    Üzere:

    Koşul ve amaç ilgisi kurar.


    * Akşama geri vermek üzere bu kitabı alabilirsin. (koşul)
    * Konuşmak üzere kürsüye çıktı. (amaç)

    Yaklaşık olma, gibi şekilde… anlamları katar:

    * Hemen eve dönelim, akşam olmak üzere. (yaklaşık)
    * Zil çalmak üzere. ( yaklaşık)
    * Her şey planlandığı üzere yapılacak. (şeklinde)

    Doğru:

    Yön ve zaman ilgisi kurar.


    * Eve doğru yürüyorum. (yön)
    * Akşama doğru misafir gelecek. (zaman)

    İsmi nitelerse sıfat, fiili nitelerse zarf öbeği oluşturur:

    * Eğri oturup doğru konuşalım. (zarf)
    * Bu zamanda doğru insanı bulmak zordur. (sıfat)
    * Tahtaya bir doğru çizdi. (isim)

    Sanki:

    Benzetme, sitem ilgisi kurar.


    * Gökyüzü sanki yaramaz bir çocuk. (benzetme)
    * Sanki verdiğim her işi yapıyorsun. (sitem)
    * Sanki selam verdin de almadık. (sitem)

    Diğer edatlar:

    * İşten sonra bize uğrayacak.
    * Bu işi ancak sen yaparsın.
    * Yalnız senin gezdiğin bahçede açmaz çiçek.
    * Sabahtan beri dışarıyı izliyor.
    * Bu mutlu olaya sadece yıldızlar şahittir.




    Bağlaçlar

    Cümleleri veya aynı görevdeki sözcükleri birbirine bağlayarak aralarında anlam ilgisi kuran sözcüklere denir.

    “İLE” - “VE” BAĞLAÇLARI

    Aynı görevdeki sözcükleri birbirine bağlar.

    —Evin ve bahçenin kapısı açıktı.(Tamlayan)

    —Bu radyo Adana’da ve Mersin’de yayın yapıyor.(D.T)

    —Akşam arkadaşıma gideceğim ve her şeyi anlatacağım.

    —Cehennemle cenneti bu dünyada yaşadık.(Nesne)

    —Evle okul arasında mekik dokuyor.(Tamlayan)

    —Annesiyle babası yarın bize gelecek.(Özne)

    Uyarı: Biri bağlaç diğeri edat olan iki çeşit “ile” vardır.Bir cümlede “ile”nin yerine “ve”yi getirebiliyorsak bağlaç, getiremiyorsak edattır.

    —“Bazen yandık bazen menekşelerle söyleştik.(Edat)

    —“Kazaklarla ceketi parayla aldım.(B-E)



    “DE” BAĞLACI

    *Eşitlik, gibilik anlamı katar.

    —O filmi ben de seyrettim.

    —Bence Aslı da bu işten anlamıyor.

    *Abartma anlamı katar.

    —Çocuğun okuduğu şiir de şiirdi hani.

    —Aldıkları araba da araba yani.

    *Küçümseme anlamı katar.

    —Sen sınavı kazanacaksın da ben göreceğim.

    —Sanki bu işten anlıyorsun da konuşuyorsun.

    —Büyüyecek de adam olacak da bize bakacak.

    *Sitem anlamı katar.

    —Okula kadar geldin de bir selam vermedin.

    —İzmir’e kadar geldin de yanıma uğramadın.

    *Şaşma,inat,sebep, korkutma anlamı katar.

    —Kardeşin de mi bizimle gelecek?(Şaşma)

    —Ufaklık, kalemi vermem de vermem,diyor.(İnat)

    —Ailesiyle kavga etti de evi terk etti.(Sebep)

    —Dışarı çık da göreyim.

    *Ama, fakat anlamında kullanılır.

    —Pansiyona kaydını yaptı da yerleşmedi.

    —Bize gelmiş de fazla kalmamış.”

    Uyarı: Türkçede biri bağlaç diğeri hal eki olan iki çeşit “de” vardır. “De”yi cümleden çıkardığımızda cümlenin yapısı bozulursa ektir bitişik yazılır, bozulmazsa bağlaçtır ayrı yazılır.

    —Bakkalda sebze de satılıyormuş.

    —Ayşe de okulda kalmış.


    “AMA” , “FAKAT” BAĞLACI

    *Karşıt anlamlı iki cümleyi birbirine bağlar.

    —Sınava çok iyi hazırlandı ama üniversiteyi kazanamadı.

    —Her sabah spor yapıyor ama zayıflayamıyordu.

    *Koşul, pekiştirme anlamı katar.

    —Dışarı çıkabilirsin ama eve erken döneceksin.

    —Seninle sinemaya gelirim ama işim olmazsa.

    —Bu kitabı sana alacağım ama okuyacaksın.

    —Dışarıda soğuk ama çok soğuk bir hava var.

    —Büyük ama çok büyük bir bahçesi vardı.


    “ANCAK” ,“YALNIZ” BAĞLACI

    *Ama, fakat anlamında kullanılıyorsa bağlaç,

    * Bir tek,sadece anlamında kullanılıyorsa edat,

    * Önündeki ismi niteliyorsa sıfat,

    * Fiili niteliyorsa zarftır.

    —Geziye yalnız bizim sınıf katıldı. (edat)

    —Bu adam evde yalnız yaşıyor. (zarf)

    —Yalnız insanlar hayata karamsar bakarlar. (sıfat)

    —Onunla konuşurum yalnız fikrim yine de değişmez.(bağ)

    —Bu işin üstesinden ancak sen gelirsin. (edat)

    —Yoğun trafikte işe ancak yetişebildim. (zarf)

    —Bütün gün evde yalnızdım. (adaşmış sıfat)

    —Filmi seyredebilirsin ancak yarın erken kalkmalısın.(b.)

    “Kİ” BAĞLACI

    *Özneyi pekiştirir.

    —Ben ki yedi iklimin padişahıyım.

    —Sen ki Fransa eyaletinin valisisin.

    *Neden-sonuç vardır.

    —Günü kötü geçmiş ki çok kızgın görünüyor.

    —Sana değer veriyorum ki seninle konuşuyorum.

    *Kuşku,yakınma,şaşma,amaç-sonuç, tahmin

    —Beni tanımıyorsun ki…(Yakınma)

    —Kafamı bir kaldırdım ki onu karşımda gördüm.(Şaşma,)

    —Arabayı o çizmiş olabilir mi ki?(Kuşku)

    —Sana iş buldum ki kimseye muhtaç olmayasın.(A-S)

    —Geç saatlere kadar çalışmış olmalı ki sabah uyanamamış. (tahmin)

    “HEM…HEM” BAĞLACI


    Karşılaştırılan iki unsurun hepsi anlamını vermektedir.Eş görevli sözcükleri bağlar.

    —Hem arabayı hem evi üzerine alacakmış.(Nesne)

    —Hem ucuz hem kaliteli ayakkabı satıyor.(Sıfat)

    —Hem çalışıyor hem üniversite okuyor.(Cümle)

    NE…NE BAĞLACI

    Cümleyi anlamca olumsuz yapar.Karşılaştırılan iki unsurun hiçbiri anlamını verir.

    *Sallanmaz o kalkışta ne bir mendil ne bir kol.(Özne)

    *Adam kızını ne arıyor ne soruyor. (yüklem)

    *Ne kızı veriyor ne dünürü küstürüyor. (cümle)

    *Bu konu ne seni ne beni ilgilendirir. (nesneyi)

    NOT: İki karşıt sıfatı birbirine bağlarsa “ikisinin arası, ortası” anlamı verir.

    · Kız ne zayıf ne şişman biriydi.

    · Konuşan adam ne uzun ne kısaydı.

    YA YA BAĞLACI:

    Karşılaştırılan unsurlardan birini ifade etmek için kullanılır.

    · Ya bu deveyi güdeceksin ya bu diyardan gideceksin. (cümleleri)

    · Aynayı ya Ayşe ya Özlem kırmıştır. (özne)

    · Ya salonun ya mutfağın penceresi kırıldı. (tamlayan)

    · Takıma ya beni ya onu alacaksın (nesneyi)

    DİĞER BAĞLAÇLAR

    —Ogün okula gelemedim çünkü çok hastaydım. (sebep)

    —Bu maçı kazanacağız hatta şampiyon

    olacağız.(pekiştirme)

    —Mademki söz verdin, sözünü tutacaksın.

    —Bu mağazada elbiseler çok güzel üstelik çok ucuz.

    —Sanki dağları sen yarattın.

    —Meğer bütün evi o dağıtmış.

    —Eğer kardeşine uğrarsan selamımı söyle.

    —Çok geç kaldılar; yoksa kaza yaptılar.

    —Ders çalışmıyor; üstelik yaramazlık yapıyor.

    —Önce bunlardan yani çok iyi bildiğiniz sorulardan başlayın.

    —Bizde yahut sizde çalışabiliriz.

    —İster yazarsın ister yazmazsın.





    Ünlem

    Ünlemler, insanlığın kullandığı en ilkel sözcüklerdir. Bunların da edat ve bağlaçlar gibi belli bir anlamları yoktur. Öyleyken, tek başlarına kullanıldıklarında bile cümle değeri taşırlar. Ama çoğunlukla, kendilerini açıklayan bir cümlenin başında ya da sonunda yer alarak söz konusu cümleye belli bir duygu anlamı katarlar.

    Ünlem türündeki sözcüklerle, genellikle, belli durumlar karşısında gösterdiğimiz anlık tepkilerimizi dile getiririz : “Şaşırma, korkma, uyarı, sevinme, üzülme, istemeye istemeye kabul etme, bıkkınlık, rahatlama, isteklendirme, aşırı beğenme, aşırı beğenmeme, onaylama, sesleniş, ayıplama, alay, küçümseme, özlem, anımsama, acıma, yakınma” yalnızca ünlem kullanarak dile getirebileceğimiz anlamların bazılarıdır.

    Ünlemleri ses ve sözcük halinde olmak üzere iki grupta inceleyebiliriz :

    Ses halinde olan ünlemler : Ses halinde olan ünlemlerin başlıcaları şunlardır : A!(aaa!), e!(ee!), O! (Ooo!), Of!(Off…!), Uf!, Ah!, Ha!, Hay!, Tu!, Tü!, Eh!, Ay!, Ya!, Oh!, Tüh!, Üf!…

    Örnek : O! Nereye böyle? (şaşma, şakınlık)

    Ooo! Hoş geldin Ayşeciğim. (Beklenmezlikle birlikte sevinme)

    Vah zavallı adam!… (Acıma)

    Haa..! Unutmuşum yahu! (Hatırlama)

    Ah, şu insanlık! (Kızma, hoş görmeyiş)

    Eh, hayırlısı neyse o olsun! (Kabullenme)

    Eee…, Fazla uzun ettin! (Bıkkınlık)

    Sözcük halinde olan ünlemler : Sözcük halinde olan ünlemlerin başlıcaları şunlardır : Aman!, Aman tanrım!, Eyvah!, Haydi!, Bravo!, Yazık!, Sakın!, Yaşa!, Allah!, Yarabbi!, Hoppala!, Hop!, Yuh!… Örnek : Eyvah, cüzdanım yok! (şaşkınlık, korku)

    Aman, bırak gitsin! (Bıkkınlık, usanç)

    Bravo! Bravo! Büyük başarı. (Takdir etme, övme)

    Hoppala, bir de bu çıktı. (Beklenmezlik)

    Sakın o odanın kapısını açmayın! (Uyarı)

    Yazık pek de gençmiş! (Üzüntü)

    Tanrım, bana yardım et! (Yakarış)
     
  4. Suskun

    Suskun V.I.P V.I.P

    Katılım:
    16 Mart 2009
    Mesajlar:
    23.242
    Beğenileri:
    276
    Ödül Puanları:
    6.230
    Yer:
    Türkiye
    Banka:
    2.052 ÇTL
    C. FİİLLER
    1. Fiiller
    - Ekfiil (Ekeylem)
    - Birleşik Fiiller
    - Fiilimsiler
    - Birleşik Zamanlı Fiiller
    - Fiilerde Anlam (Zaman) Kayması​




    Fiiller

    Fiiller, kalıcı kavram ya da varlıkları karşılamaz. Bunlar hareketleri, oluşları, durumları karşılar. Mastar halinde bir hareketin adı olurlar: “yürümek, olmak, düşünmek vs.”

    Bir oluşu, bir durumu veya bir kılışı kip ve kişiye bağlayarak anlatan sözcüklere denir.
    Pratik olarak ismi fiilden ayırmak için –me, -ma olumsuzluk ekini ya da –mak ,-mek mastar ekini kullanırız.Eğer bir kelimenin sonuna –ma ,-me olumsuzluk ekini ya da –mak ,-mek mastar ekini getirebiliyorsak o kelime fiil demektir.Getiremiyorsak o kelime isim soylu bir kelimedir.

    Örnek: Geldi——— gelmedi ,gelmek
    Örnek: Oturmuş—— oturmamış, oturmak
    Örnek: Söylüyorum———- söylemiyorum, söylemek
    Görüldüğü gibi yukarıdaki kelimelere –ma,-me ve –mak,-mek getirebilmekteyiz. Öyleyse bu kelimeler fiildir.

    Örnek: Kitap——— kitapma , kitapmak
    Yukarıdaki ‘kitap’ sözcüğüne ise bu ekleri getiremiyoruz.Öyleyse bu kelime isimdir.

    Fiiller, anlattıkları hareketin niteliğine göre değişik özellikler gösterir.Bunları üç grupta inceleyebiliriz:a)Kılış fiilleri b)Durum fiilleri c)Oluş fiilleri.
    Bunları birbirinden ayırt etmek için pratik olarak şu bilgiyi kullanabiliriz.: Eğer bir fiil geçişli ise (yani ‘neyi’, ‘kimi’ sorularını sorabiliyorsak) kılış fiilidir.
    Örnek: Kırmak ,atmak , dikmek, içmek, ezmek,delmek,yolmak,dizmek…

    Görüldüğü gibi yukarıdaki fiillere ‘neyi kırmak?, neyi atmak…’sorularını yöneltebiliyoruz. Öyleyse bu fiiller geçişlidir ve geçişli olduğu için de kılış fiilidir. Fiil, öznenin kendi iradesi dışında geçirdiği değişimi anlatıyorsa ve bir hareket bildirmiyorsa o fiil oluş fiilidir.
    Örnek: Sararmak ,Yaşlanmak,Uzamak, Paslanmak,büyümek,solmak,acıkmak…

    Görüldüğü gibi yukarıdaki fiiller geçişli olmadığı için kılış fiili olamaz.Bir hareket olmadığı için ve eylem öznenin kendi isteği dışında gerçekleştiği için bu fiiller oluş fiilidir. Fiil, öznenin kendi iradesinde yani kendi isteği ile gerçekleşiyorsa ve fiil bir hareket ifade ediyorsa o fiil durum fiilidir.
    Örnek: Yürümek, oturmak, gitmek, çıkmak,ağlamak…

    Görüldüğü gibi yukarıdaki fiiller , bir hareket bildirmektedir ve bu hareket kişinin kendi isteğiyle gerçekleşmektedir bu yüzden yukarıdaki fiiller durum fiilleridir.
    Not: Durum fiilleri de oluş fiilleri de geçişsiz fiillerdir.

    Görüldüğü gibi yukarıdaki fiiller , bir hareket bildirmektedir ve bu hareket kişinin kendi isteğiyle gerçekleşmektedir bu yüzden yukarıdaki fiiller durum fiilleridir.
    Not: Durum fiilleri de oluş fiilleri de geçişsiz fiillerdir.







    Ekfiil (Ekeylem)

    Mastar olarak bir anlamı olmayan, isim ve isim soylu sözcüklere gelerek onları cümlede yüklem olarak kullandıran ve çekimlenmiş fiillere gelerek birleşik çekimli fiiller oluşturan “imek” fiiline denir.



    Bu fiilin dört basit çekimi bulunur. Basit çekimli durumda sadece isim soylu sözcüklerde bulunur. Üç bildirme (haber), bir dilek kipi bulunan bu fiilin çekimini şu şekilde gösterebiliriz.



    a. Bilinen Geçmiş Zaman (idi)



    Öznenin önceden içinde bulunduğu bir oluşu bildirir.

    Öğrenciydim (Öğrenci idi - m)

    Öğrenciydin

    Öğrenciydi

    Öğrenciydik

    Öğrenciydiniz

    Öğrenciydiler

    Sadece isme değil zamire, edata, tamlamalara da eklenebilir.

    “Seni buraya çağıran bendim.” cümlesinde zamire,

    “Dün biraz rahatsız gibiydi.” cümlesinde edata,

    “Elinde taşıdığı paket, düğün hediyesiydi.” cümlesinde isim tamlamasına,

    “Yeni aldığım ev bahçeli bir evdi.” cümlesinde sıfat tamlamasına gelerek onlara zaman anlamı kazandıran “-di” ekleri hep ekfiildir.



    b. Öğrenilen Geçmiş Zaman (imiş)

    Öznenin başkasından duyulan bir oluş içinde bulunduğunu gösterir.

    Doktormuşum (Doktor imiş - im)

    Doktormuşsun

    Doktormuş

    Doktormuşuz

    Doktormuşsunuz

    Doktormuşlar

    Bu da zamire, edata vs. eklenebilir.



    c. Şart Kipi (ise)

    Hastaysam (Hasta ise - m)

    Hastaysan

    Hastaysa

    Hastaysak

    Hastaysanız

    Hastaysalar

    şeklinde çekimlenir ve isim soylu söcüklere şart anlamı yükler.



    d. Geniş Zaman

    Bu zaman çekiminde ekfiil diğer çekimlerinde olduğu kadar belirgin değildir. Diğerleri, eklendiği sözcükten “idi”, “imiş”, “ise” diye ayrılabileceği halde, geniş zamanda ayrılmaz.

    Ben şair - im

    Sen şair - sin

    O şair(dir)

    Biz şair - iz

    Siz şair - siniz

    Onlar şairler(şairdirler)

    “Sensin beni hasta eden.” cümlesinde zamire,

    “Sen tam bana göresin.” cümlesinde edata,



    “Elmaların en iyisi Amasya elmasıdır.” cümlesinde isim tamlamasına gelmiş ve onları yüklem yapmıştır.


    Ekfiilin Olumsuzu

    Ekfiille çekimlenmiş sözcükler “değil” edatıyla olumsuz yapılır.

    Öğretmendim

    Doktormuş

    Hastaysa

    Şairim

    Öğretmen değildim.

    Doktur değilmiş.

    Hasta değilse.

    Şair değilim.

    örneklerinde ekfiilin olumsuz çekimi görülmektedir. Diğer fiillerin “-ma, -me” ile, ekfiilin “değil” ile olumsuz yapılması, ekfiilin bulunmasını oldukça kolaylaştırır.

    “Karnım iki gündür açtı.”

    “Kapıyı ardına kadar açtı.” cümlelerinde altı çizili sözcüklerden hangisinin ekfiil aldığını bulmak için cümleleri olumsuz yaparız.

    “Karnı iki gündür açmadı.” olmayıp

    “aç değildi.” olacağına göre birincide ekfiil kullanılmıştır.

    “Beni aramış doktorum.”

    “İki yıldır doktorum.” cümlelerinde de benzer ekler görülüyor. Ayrı yöntemle bunu da ayırabiliriz.

    “Beni aramış doktor değilim.” denmez, ancak “İki yıldır doktor değilim.” olur. Öyleyse ikinci cümledeki, ekeylemdir.

    Burada “değil” edatının zaman eklerinden önce geldiğini de söyleyelim. Yani “hastaydı” sözü “hastaydı değil” şeklinde olumsuz yapılmaz; “hasta değildi” şeklinde yapılır.



    Ekfiilin Soru Şekli


    Bu fiilin soru şekli de diğer fiillerde olduğu gibi “mi” ile yapılır. “mi” sözü isimle ekfiil arasına girerek kullanılır.

    Öğretmendim

    Doktormuş

    Şairim

    Öğretmen miydim?

    Doktor muymuş?

    Şair miyim?



    Ekfiilin geniş zamanında kullanılan ekler çekimlenmiş fiillerden sonra gelmez. Ancak üçüncü tekil şahısta kullanılan “-dir” eki çekimli fiillerden sonra gelerek onlara ihtimal ya da kesinlik anlamı katabilir. Bu görevi üstlendiğinde bu ekin adı bildirme eki olur.





    Birleşik Fiiller



    İki veya daha fazla sözün bir araya gelerek kendi anlamlarından farklı bir anlam verecek ve bir hareketi karşılayacak biçimde kalıplaşmasıyla oluşan fiillerdir. Yapılışına göre üç grupta incelenebilir:



    a. Yardımcı Fiille Yapılan Bileşik Fiiller




    Bir yardımcı fiille ondan önce gelen adsoylu bir sözcükten oluşur. Yardımcı fiil olarak “etmek, olmak, eylemek, kılmak” gibi fiiller kullanılır.

    Etmek

    “Bu olay beni çok tedirgin etti.”

    “Gelmeden önce mutlaka telefon ederdi.”

    “Akşamki yemek beni rahatsız etti.”

    “Her şey yoluna girer, biraz sabret.”

    cümlelerinde altı çizili sözler bileşik fiildir. Bu fiillerde daha çok isim görevindeki sözcüğün anlamı hakimdir.

    “Etmek” yardımcı eylemi bazı cümlelerde kendi anlamında da kullanılabilir.

    “Bu ev söylendiği kadar etmez.”

    cümlesinde “etmek” eylemi “değer, tutar” anlamında kullanılmıştır.

    Bazen “etmek” yardımcı fiiliyle isim arasına başka sözcükler girebilir.

    “Çok ağır işler yüklendi sırtına, ama şikayet bile etmedi adam.”

    Bu tür fiillerde isim soylu sözcük çoğu zaman çekim eki alamaz. Ancak bazen istisnalar görülebilir.

    “Hele bir dediğini yapma, sana ne işler eder görürsün.” cümlesinde “işler” sözcüğü çoğul eki almıştır.



    Olmak

    “Adam birden ortalıktan yok oldu.”

    “Soğukta uzun süre kalınca hasta olmuş.”

    “Konuşmacının sözlerine herkes mest oldu.”

    “Bu küçük odaya iki gündür hapsolduk sanki.”

    cümlelerinde altı çizili eylemler bileşik eylemdir.

    “Kardeşim bu yıl doktor olacak.”

    cümlesinde “olmak” eylemi meslek bildirmiş. Bu tür kullanımlarda da bileşik fiil yapmıştır.

    “Olmak” yardımcı eylemi kendi anlamında da kullanılabilir.

    “Benim de bazen hayallere daldığım olmuştur.”

    “Olmak” fiilinin bileşik eylem yapıp yapmadığını anlamak için onu kendinden önceki sözcükle kullanabiliriz. Örneğin “doktor olmak” anlamlı bir fiildir de “daldığım olmak” anlamlı değildir.



    Bunların dışında kullanılan “eylemek, kılmak” gibi yardımcı eylemler günümüzde yerlerini “etmek” eylemine bırakmışlardır.

    Seyreyledim eşkal-i hayatı

    Ben havz-ı hayalin sularında

    dizelerinde altı çizili eylem “eylemek” yardımcı eylemiyle yapılan bir bileşik eylemdir.

    “Sözü etkili kılmak için sözcükleri iyi seçmek gerekir.”

    cümlesindeki “etkili” sözcüğü de “kılmak” yardımcı eylemiyle yapılmıştır.



    b. Kurallı Bileşik Fiiller

    Bunlar belli kurallara göre yapılan ve her birinin özel bir adla karşılandığı fiillerdir. Yardımcı eylemden önce bir fiil unsurunun getirilmesiyle yapılır. Dört grupta incelenir.



    Yeterlik Fiili

    Yapmaya gücü yetmek anlamında olan bu fiilin yapılışı “fiil + a(e) + bilmek” şeklindedir.

    “Kapıyı biraz açabilir miyiz?”

    “Sizinle ben de gelebilirim.”

    cümlelerinde altı çizili fiiller yeterlik fiilleridir. Bu fiilin olumsuzunda yardımcı eylem tamamen ortadan kalkar.

    “Soruyu kimse çözemedi.”

    “Çok aradım, ama bulamadım.”

    cümlelerinde altı çizili sözcükler yeterlik fiilinin olumsuz şekilleridir. Görüldüğü gibi yardımcı eylem yoktur. Fiile “-ama-, -eme-” şeklinde bir ek getirilerek oluşturulmuştur.

    Bazen bir fiile yeterlik fiilinin hem olumlu hem olumsuz şekilleri getirilebilir.

    “Bu soruyu o da çözemeyebilir.”



    Tezlik fiili


    Anlamında bir çabukluk ifadesi olan tezlik fiilinin yapılışı “fiil + ı (i, u, ü) + vermek” şeklindedir.

    “O kadar soruyu bir saatte çözüverdi.”

    “Şu paketleri üçüncü kata çıkarıver.”

    cümlelerinde altı çizili fiiller tezlik fiilidir. Bu fiilin olumsuzu, az da olsa kullanılır:

    “O kadar bekledim, bana bir mektup bile yazıvermedin.”

    Olumsuz bir fiilin tezlik fiili olması durumunda ise, fiil “vazgeçme, bırakma” anlamları verir:

    “Adamın üzerine fazla gitmeyin, sonra bir daha gelmeyiverir.”



    Sürerlik Fiili


    Anlamında bir devamlılık görülen bu fiilin yapılışı

    şu şekildedir: Fiil + a(e) + kalmak

    durmak

    gelmek

    “Kavga edenlerin haline bakakaldı.”

    “Sen olayı düşünedur, ben şu yazıyı müdüre verip geleyim.”

    “Asırlar öncesinden süregelen bu adetleri bırakmak kolay değil.”

    cümlelerinde altı çizili fiiller sürerlik fiilleridir. Bu fiillerin olumsuzları kullanılmaz.



    Yaklaşma Fiili

    Anlamında “az kalsın olacaktı” ifadesi görülen bu fiilin yapılışı “fiil + a(e)+ yazmak” şeklindedir; yazı dilinde pek kullanılmaz, yerel bir söyleyiştir.

    “İşe giderken yolda düşeyazdım.”

    cümlesinde altı çizili sözcük yaklaşma fiilidir.



    c. Anlamca Kaynaşmış Bileşik Fiiller

    Belli bir yardımcı fiili olmayan, sözcüklerin kendi anlamları dışında bir anlam verecek biçimde kaynaştıkları bileşik fiillerdir. Bunların büyük çoğunluğunu deyimler oluşturur.

    “Tüm canlılar dile gelmişti sanki.”

    “Her yeni düşünceye karşı çıkman doğru değil.”

    “Burada geçen yıl meydana gelen olayda, iki kişi ölmüştü.”

    “Bu davranışı, onu herkesin gözünden düşürdü.”

    cümlelerinde altı çizili sözler birer anlamca kaynaşmış bileşik fiildir.




    Fiilimsiler
    (Eylemsiler)


    Fiillerden türemiş olmakla birlikte bir fiil gibi çekimlenemeyen olumlu, olumsuz şekilleri yapılabilen ve cümlede isim, sıfat, zarf gibi görevlerde kullanılan sözcüklerdir. Aslında fiil oldukları halde cümle içinde çekimli halde bulunmayan, fiile benzeyen, ama fiillerin görevini yapmayan kelimelere fiilimsi denir. Bir cümlede ne kadar fiilimsi varsa o kadar cümlecik vardır. Çünkü her fiilimsi bir yan cümlecik oluşturur. Çekimli fiilin bulunduğu gruptaki kelimeler temel cümleciği meydana getirirler. Üç grupta incelenir.







    a. İsim - Fiil



    Fiillere “-mak, -mek” , “-ma, -me”, “-ış, -iş, -uş, -üş” eklerinin getirilmesiyle yapılır. Fiil kök ve gövdelerine eklenen “-me, -mek, -iş” ekleri sonucu meydana gelirler. Fiillerin isim gibi kullanılabilen şekilleridir. İsim - fiiller; hem bir eylemin adı oldukları için isim, hem de özne, nesne, tümleç aldıkları için fiil olan kelimelerdir.



    “O şimdi romanını bitirmekle meşguldür.”



    “Size gelmeyi ben de çok istemiştim.”



    “Onun yemek hazırlayışını gördün mü hiç?” cümlelerinde altı çizili sözler isim-fiildir. Bu ekleri benzer eklerle karıştırmamak gerekir.



    “Sana, bir daha buraya gelme, demiştim.” cümlesinde altı çizili sözcükteki ek isim-fiil eki değil, olumsuzluk ekidir.





    Bazı sözcükler aslında isim-fiil ekleriyle türediği halde, zamanla isimleşmiş, yani fiilimsi özelliğini kaybetmiş olabilir.



    “Biraz ekmek alabilir miyim?”



    “Bugün gelmediğini danışmadan öğrendim.”



    “Derste yağış türlerini inceledik.” cümlelerinde altı çizili sözcükler isim-fiil değildir.



    “Deneme sınavlarıyla bu öğrencileri denememiz doğru değil.” cümlesinde altı çizili birinci sözü “denememe” şeklinde kullanamayız; çünkü bu sözcük artık isimleşmiştir. Ancak altı çizili ikinci sözcük “denemememiz” şeklinde kullanılabilir; yani olumsuz yapılabilir, öyleyse fiil anlamı devam ediyor; yani bu isim-fiildir.



    b. Sıfat - Fiil



    Fiillere “-an, -ası, -mez, -ar, -dik, -ecek, -miş” eklerinin getirilmesiyle yapılır. Çoğu zaman sıfat görevinde kullanılır. Varlıkları niteledikleri için sofat, yan cümlecik kurdukları için de fiil sayılan kelimelerdir.



    “Kışta açan çiçeklerin ömrü az olur.”



    “Öpülesi elleri vardı analarımızın.”



    “Senin ne bitmez çilen varmış böyle.”



    “Buralarda bir akar çeşme yok galiba.”



    “Size biraz bilinmedik fıkralar anlatayım.”



    “Bana gazetemi getirecek biri yok mu burada?”



    “Onda ne yakası açılmamış sözcükler vardır.” cümlelerinde altı çizili sözcükler sıfat-fiildir.







    Sıfat-fiil eklerinden “-dik” ve “-ecek” ekleri çoğu zaman kendinden sonra iyelik eki alarak kullanılır.



    “Çözdüğüm soruları niçin yeniden soruyorsun?”



    “Gideceğin gün belli mi?” cümlelerinde altı çizili sıfat-fiiller iyelik eki almıştır.







    Bu ekler aynı zamanda sıfatla hiç ilgisi olmayan kullanımlarda da görülür. Bu, daha çok dolaylı anlatımda karşımıza çıkar.



    “Kitabımı sana verdiğimi unutmuşum.”



    “Senin de bizimle geleceğini bilmiyorduk.” cümlelerinde sıfat-fiil ekleri sıfatla ilgisi olmayan bir kullanımda görülüyor.







    Sıfat-fiiller niteledikleri isimler düştüğünde onların yerine geçebilir.



    “Benden aldıklarını ne zaman geri göndereceksin?”



    “Beni arayanların adreslerini almayı unutma.” cümlelerinde altı çizili sıfat-fiiller ismin yerine geçecek şekilde kullanılmıştır.







    Kimi zaman sıfat-fiiller çekimli fiillerle karışabilir.



    “Gideceğim bu şehirden artık.”



    “Gideceğim herkes tarafından biliniyor.” cümlelerinde altı çizili sözcüklerin yazılışları aynıdır. Ancak birincisinde “Ben gideceğim” ifadesi olduğundan çekimli fiildir. İkincisinde ise “benim gideceğim” anlamında olduğundan, yani fiilin sonunda iyelik eki kullanıldığından fiil, sıfat-fiildir.



    Elbette fiilden türeyip sıfat olan her sözcük de fiilimsi değildir.



    “Yıkık duvarların resmini çektik.” cümlesinde altı çizili sözcük “yıkmak” fiilinden türemiştir. Ancak fiilimsi değildir. Çünkü fiilimsilerin fiil anlamı devam ettiğinden olumsuz şekilleri de kullanılabilir. Biz bu sözü “yıkmayık” şeklinde kullanamayız.







    Aynı cümleyi biz;



    “Yıkılmış duvarların resmini çektik.” şeklinde söyleseydik, bunu “yıkılmamış” şeklinde de ifade edebilirdik. Çünkü bu sözcük fiilimsidir.







    c. Bağ-Fiil (zarf-fiil)



    Fiillere, bağ-fiil eki dediğimiz eklerin getirilmesiyle yapılır; cümlede daima zarf olarak kullanılır. Birleşik bir cümlede iki cümleyi bağladıkları için bağlaç; özne, nesne, tümleç aldıkları için fiil sayılan kelimelerdir. Bağ fiillere “ulaç” da denir. Çekim ekleri almazlar. Cümlede zarf olarak kullanılırlar.



    “Kapıyı açınca karşımda onu gördüm.”



    “Soruları çözdükçe konuyu daha iyi anlıyorum.”



    “Bize haber vermeden gitmeyin sakın.”



    “Bu kağıdı müdüre imzalatıp geri getirin.”



    “Televizyon seyrederken çoğu kez uyuyakalırdı.”



    “Gezdiği yerleri anlata anlata bitiremiyordu.”



    “Sınıfa girer girmez öğrencileri azarlamaya başladı.”



    “Sadece kitap okuyarak bu kadar bilgi kazanılamaz.”



    “Köyden ayrılalı yaklaşık on yıl oldu.”



    “Ders çalışmaksızın sınavı kazanacağını mı sanıyorsun?” cümlelerinde altı çizili sözcükler bağ-fiildir. Görüldüğü gibi yüklemin durumunu ya da zamanını bildirerek onun zarfı olmuşlardır.







    Bunlar arasında yapı bakımından diğerlerine benzemeyen bağfiil eki “-ken” ekidir.



    Bu ek diğer fiilimsi eklerinin aksine kendinden önce bir çekim eki alarak kullanılır. Bunun nedeni “-ken” ekinin, ekfiilin bir bağ-fiil eki olmasındandır. Hatta bu özelliğinden dolayı isimleri bile zarf yapabilir.



    “Ben çocukken burada yaşlı bir çınar ağacı vardı.” cümlesinde “-ken” eki “çocuk” ismini zarf yapmıştır. Elbette bu, bir fiilimsi değildir. Çünkü fiilimsiler fiillerden türeyen sözcüklerdir.







    Bağ-fiil eklerinin diğer fiilimsi eklerinden önemli bir farkı vardır. Diğer fiilimsilerden sonra isim çekim ekleri kullanılabildiği halde bağ-fiillerden sonra hiçbir çekim eki kullanılamaz. Bazı bölgelerde “koşaraktan” gibi kullanımlar görülse de yazı dilinde böyle bir kullanım yoktur.



    Birleşik Zamanlı Fiiller




    Basit zamanlı fiil, fiilin tek bir zaman veya kip bildirecek şekilde çekimlenmesiydi. Birleşik zamanlı fiil ise, fiilin birden çok kip ve zaman bildirecek biçimde çekimlenmesiyle oluşur. Basit çekimli fiillere ekfiilin getirilmesiyle yapılır. Üç grupta incelenir.



    a. Hikaye Birleşik Zamanı

    Fiilin basit çekiminden sonra ekfiilin “idi” şekli getirilerek yapılır.

    gel - miş - idi - m ® gelmiştim

    Fiil Birinci İkinci Şahıs

    zaman zaman eki

    örneğinde, fiilin çekimini adlandırırken “gelmek fiilinin öğrenilen geçmiş zamanının hikayesi” deriz.

    Biliyorduk (Bilmek fiilinin şimdiki zamanının hikayesi)

    Çözmeliydik (Çözmek fiilinin gereklilik kipinin hikayesi)

    Bazen ekfiille çekimli fiil arasına başka ekler girebilir.

    “Alacak mıydı?” sözünde araya “mi” soru edatı girmiş, “açmışlardı” sözünde ise araya

    “-ler” çoğul eki gelmiştir.



    b. Rivayet Birleşik Zamanı

    Fiilin basit çekiminden sonra ekfiilin “imiş” şekli getirilerek yapılır.

    Gel - ecek - miş ® Gelecekmiş

    Fiil Gelecek Rivayet

    zaman Zaman

    Geliyormuşum (gelmek fiilinin şimdiki zamanının rivayeti)

    Gitmeliymişiz (gitmek fiilinin gereklilik kipinin rivayeti)

    Sorarmış (sormak fiilinin geniş zamanının rivayeti)

    Çözmüş müymüş (Çözmek fiilinin öğrenilen geçmiş zamanının rivayeti)



    c. Şart Birleşik Çekimi

    Fiilin basit çekiminden sonra ekfiilin “ise” şekli getirilerek yapılır.

    Gel - ecek - se - k ® Geleceksek

    Fiil Gelecek Şart kipi

    zaman



    Geliyorsanız (gelmek fiilinin şimdiki zamanının şartı)

    Gelmişseniz (gelmek fiilinin öğrenilen geçmiş za- manının şartı)

    Gelmeliyseler (gelmek fiilinin gereklilik kipinin şartı)



    * Ekfiilin geniş zamanda kullanılan eklerle birleşik zamanlı fiil yapılamaz.

    * Birleşik zamanlı fiillerde anlam kayması aranmaz: çünkü fiilin çekiminde daima ekfiilin zamanı hakimdir.






    Fiilerde Anlam (Zaman) Kayması



    Fiil çekimlerinde kullanılan kip ve zaman ekleri her zaman kendi anlamlarında kullanılmaz. Bu ekler birbirlerinin yerlerine de geçebilir. Elbette bu, cümlenin anlamıyla ilgilidir. Kısaca, cümlede yüklemin çekimlendiği kip veya zamanla işin yapıldığı kip veya zamanın farklı olmasına anlam kayması denir.



    “Sizi yarın burada bekliyorum.” cümlesinde “bekliyorum” yüklemi şimdiki zamanla çekimlendiği halde iş “yarın” yani gelecek zamanda yapılacaktır. Öyleyse burada zaman kayması vardır.

    “O her gün aynı saatte yola çıkıyor.”

    cümlesinde fiil şimdiki zamanla çekimlenmiş, iş “her gün” yani geniş zamanda yapılıyor.

    “O daha üç yaşındayken babasını kaybediyor.”

    cümlesinde fiil şimdiki zamanla çekimlenmiş, iş geçmiş zamanda olmuş.

    “Bu dilekçeyi sonra yazarsınız.”

    Cümlesinde fiil geniş zamanda çekimlenmiş, iş gelecek zamanda yapılacak.

    “Keloğlan’ın yolu bir gün bir kasabaya düşer.”

    cümlesinde geniş zaman, geçmiş zaman yerine kullanılmış.

    Bazı cümlelerde ise haber kipleri dilek kipleri yerine kullanılır.

    “Bu cami de bize Selçuklulardan kalma bir eser olacak.”

    cümlesinde gelecek zaman, gereklilik kipi (olmalı) anlamında kullanılmıştır.

    Bazen dilek kipleri de birbirleri yerine kullanılır.

    “Gelsen de şu işleri birlikte yapsak.” cümlesinde şart kipi, istek anlamında kullanılmıştır.

    “Şöyle buyrun efendim!” cümlesinde emir, istek anlamındadır.

    Örnekler çoğaltılabilir. Sonuç olarak, önce yüklemin kip veya zamanına daha sonra işin yapıldığı kip veya zamana bakarsak ve bunların farklı olduğunu görürsek, cümlede anlam (zaman) kayması vardır.

    Zaman kaymasının olduğu cümleler anlamca bozuk değildir. Bu sadece Türkçe’nin bir söyleyiş zenginliğidir.

     

Sayfayı Paylaş