1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

St. Gotthard Muharebesi - Savaş Öncesi ve Sonrası Durum

Konusu 'Osmanlı Tarihi' forumundadır ve ZeyNoO tarafından 2 Mart 2012 başlatılmıştır.

  1. ZeyNoO
    Melek

    ZeyNoO ٠•●♥ KuŞ YüreKLi ♥●•٠ AdminE

    Katılım:
    5 Ağustos 2008
    Mesajlar:
    58.480
    Beğenileri:
    5.784
    Ödül Puanları:
    12.080
    Cinsiyet:
    Bayan
    Meslek:
    Muhasebe
    Yer:
    ❤ Şehr-i İstanbul ❤
    Banka:
    3.064 ÇTL
    St. Gotthard Muharebesi

    Saint Gotthard Muharebesi (Macarca: Szentgotthárdi csata) 1 Ağustos 1664' de, Osmanlı Devleti ile Avusturya Arşidüklüğü ve Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu orduları arasında meydana gelen ve 10 Ağustos 1664 tarihinde Vasvar Antlaşması ile sonuçlanan muharebedir. 1663-1664 Osmanlı-Avusturya Savaşının son büyük muharebesidir.

    Savaş öncesi durum

    Köprülü Mehmet Paşa ve Erdel Seferi


    1658 yılında Köprülü Mehmet Paşa başkomutanlığında, isyan halinde bulunan Erdel Krallığı'na sefer düzenlendi. Erdel Kralı II. Rakoçi (1621-1660) Eflak prensi Konstantin ve Boğdan prensi İstefan'ı görevlerinden alıp, yerlerine Mihne ve Ghika'yı atamıştı. Nihai amacı bağımsızlık olan II. Rakoçi, İsveç İmparatorluğu ile bir ittifak kurarak Lehistan'da hakimiyet kurma amacındaydı. Buna son vermek isteyen Köprülü Mehmet Paşa kumandasındaki Osmanlı ordusu voyvodaları yenilgiye uğrattı ve Transilvanya'da Türk hakimiyetini tekrar tesis etti. Böylece II. Rakoçi'nin çalışmaları Osmanlı Ordusunun başarılı harekâtıyla engellendi ve bölgede Osmanlı yanlısı voyvodaların iktidarı pekiştirildi. Ancak Erdel bölgesindeki karışıklığın sebeplerinden biri de Avusturya kuvvetlerinin bölgede Osmanlı karşıtlarına yardım sağlaması ve desteklemesi idi. Köprülü Mehmet Paşa'nın bölgeye gelmesi ile tüm karşıt kuvvetler sindirilmiş olmasına rağmen bölgedeki Avusturya etkisi uzun vadede devam etmekteydi.

    Köprülü Fazıl Ahmet Paşa'nın sadareti ve Uyvar Seferi

    1661 yılında Sadrazam Köprülü Mehmet Paşa'nın ölümü sonrasında yerine oğlu Fazıl Ahmet Paşa sadrazamlığa atandı. Anadolu'daki bir takım isyan hareketleriyle meşgul olan Fazıl Ahmet Paşa, isyanların bastırılmasından sonra dikkatini Avrupa'ya yöneltti. Avusturya Arşidüklüğü, Osmanlı sınırlarında bulunan Sikelhid (Szechelhyd) ve Kolojvar kalelerini işgal edip, Kanije yakınlarında bir kale inşa ettirmişti. Önce Venedik Cumhuriyeti'ne yapılması düşünülen sefer, bu sebeplerle Avusturya'ya karşı düzenlendi.

    Günümüzdeki Slovakya'nın Nové Zámky kentinde bulunan Uyvar Kalesi 15 Ağustos 1663'te kuşatıldı ve kale 13 Eylül 1663'te teslim oldu. Kalenin teslim olmasından önce Mareşal Montecuccoli'nin komutasında Avusturya kuvvetleri müdahale etmek istemişse de başarılı olamadı. İlerleyen Osmanlı kuvvetleri Levice, Novigrad ve Nitra kalelerini ele geçirdi ve bölgede Beyaz Alpler'i de içine alacak şekilde akıncı faaliyetlerinde bulundu. 1663 yılı kış aylarında askeri faaliyetler durdu.

    1664 yılında havaların ısınmasıyla müttefik ülkelerin de desteğiyle Avusturya askeri harekata başladı. Avusturya kuvvetleri Nisan ayında kuşatılan Kanije Kalesi'nden Haziran ayında geri çekildi. Erdel ve Macaristan'da Osmanlı çıkarlarını tekrar tehdit etmeye başladı.

    Avusturya ordusu Kanije Kalesi önlerindeyken Fazıl Ahmet Paşa, başkomutan atanıp Edirne'den hareketle Belgrad'a ulaştı. Bu arada Avusturya elçisi Baron De Goes ve maslahatgüzar Reninger, sadrazam ile görüşmek üzere Belgrad'da bulunuyorlardı. Avusturya İmparatorunun Reninger'in barış görüşmeleri için murahhas yetkili atandığını içeren mektubu üzerine, Fazıl Ahmet Paşa görüşmeyi kabul etti. Sadrazamın Avusturya tarafından işgal edilen sınırdaki iki kalenin teslimi, Kanije yakınında yaptırılan kalenin yıkılması ve tüm Avusturya kuvvetlerin Erdel'i derhal terketmesi isteklerine karşılık, Reninger ise imparator tarafından sadece her iki kalenin ve Erdel'deki bir kısım toprakların talebi ile görevlendirildiğini beyan etmiştir. Sadrazam, Avusturya temsilcileri ile yaptığı görüşmeleri Sultan IV. Mehmed'e iletince padişah tarafından önerilerin değer taşımadığı ve derhal harekâta girişilmesi emredildi. Diğer yandan Osmanlının lehine hazırlanan Vasvar Antlaşması Fazıl Ahmet Paşa tarafından onaylanarak, Avusturya İmparatoru Leopold'a elçiler vasıtasıyla gönderildi. Antlaşmanın İmparator tarafından da onaylanması gerekiyordu. Ancak her iki tarafında askeri yığınağı, harekatı ve İmparator ile Padişah'ın tutumu büyük bir çarpışma olmadan antlaşmanın geçerli olamayacağını gösteriyordu. Uyvar yönünde hareketa devam eden Sadrazam; Zerinvar Kalesi'ni ele geçirdi. Bölgedeki müttefik ordunun varlığından haberdar olan Fazıl Ahmet Paşa ileri harekata devamla bu orduyu sindirmek niyetindeydi.

    Savaş

    Orduların karşılaştırılması


    Tarihçilere göre Osmanlı ordusu yaklaşık 30.000 yeniçeri ve sipahiden oluşuyordu. Ancak azap ve akıncılar ile bölgeden savaşa katılan kuvvetlerin sayısı günümüzde de bilinmemektedir. Değişik kaynaklara göre ve 1664 yılının politik, lojistik ve ekonomik imkanları göz önüne alındığında Osmanlı ordusunun sayısının en çok 90.000 sayısına ulaşabilmesi mümkündür. Osmanlı ordusunda aynı zamanda Tatar kuvvetleri ve kaçak Macar askerleri bulunmaktaydı. Ancak bu kuvvetlerin savaşın seyrine göre hareket etmesi ve merkez ordunun azim ve disiplinini göstermemesi yarardan çok zarar verebilmektedir. Ayrıca Osmanlı ordusunda 300-350 civarında top mevcuttu. Ancak bu topların menzilinin yüksek olmadığı ve nehrin karşısına pek azının geçirildiği bilinmektedir.

    "Osmanlı ordusu ağustos ayının 6. gününe kadar, San Gotar sırtları üzerindeki ordugâhında kaldıktan sonra, yukarıda zikredilen günde yürüyüşe geçti ve nehrin sağ sahili üzerinde bulunmakta olan Kirman'a doğru yönlendirdi. Biz ise, nehrin karşı sahilinde Osmanlılarla aynı hizada yürüyor idik. Fakat bu hareketimiz büyük zorluklar içinde yapılabiliyordu. Çünkü Lanfiniç (San Gotar'da Raab nehrine karışan bir nehir ismidir) ve Pinka (o da bir nehirdir) nehirlerinin suları o kadar çok kabarmıştı ki, suyun kabarmasından dolayı, bu nehirler üzerinde bütün köprüler yıkılmaktan kurtulamadı." —Memorie della guerra - Raimondo Montecuccoli-

    Bilhassa Batılı kaynaklar Osmanlı ordusunun süvari kuvvetlerinin at mevcudiyetine rağmen yem ve lojistik sıkıntısı sebebiyle yeterli hareket kabiliyetine sahip olmadığını, buna karşılık Birleşik ordunun piyade kuvvetlerinin yeterli yiyeceği ve silahı olmadığını belirtmektedirler. Her iki ordunun da komuta heyeti tecrübeli komutanlardan oluşmaktadır. Değerli bir vezir olan Fazıl Ahmet Paşa yanında, ordunun ikinci kumandanı Budin Valisi Boşnak İsmail Paşa (Bosnalı İsmail Paşa) bilhassa atlı kuvvetlere komuta etmekte idi. İsmail Paşa savaşta ordunun düzen ve disiplinini korumuş ancak bizzat katıldığı çarpışmalar esnasında şehit düşmüştür.[8]

    Mareşal Montecuccoli'nin yanında ise birleşik ordu kumandanları Jean de Coligny-Saligny, Wolfgang Julius von Hohenlohe, Baden Prensi Leopold, Waldeckli Georg Friedrich de bulunuyordu. Ancak genel komuta Montecuccoli'nin inisiyatifine bırakılmıştı. Bu kumandanlar, Avusturya Arşidüklüğü, Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu, Ren Birliği, Fransa, Bavyera, Brandenburg, Saksonya, Piyemont, Svabya kuvvetleri ve İspanyol, Çek, Macar, Sloven ve Hırvat askerlerden oluşan orduya komuta ediyordu. Avusturyalılar 5000 piyade (bir kısmı Çek), 5900 süvari ve 10 top ile savaşa katılmışlardır. Ren Birliği 300 süvari, 600 piyade ve sayısı bilinmeyen miktarda top ile katılmışlardır. Fransızlar 3500 piyade, 1750 süvari ile katılmışlardır. Almanlar, 6200 piyade, 1200 süvari ve 14 top ile katılmışlardır. Bunların yanı sıra 2000 Hırvat süvari, bir alay Piyemont askeri ve sayısı ve teçhizatı bilinmeyen Çek, Hırvat, Macar, İspanyol ve Sloven savaşçılar savaşa katılmışlardır. Birleşik ordunun Hıristiyan kimliğini öne çıkarması ve din adına savaşacaklarını yaymaları bölge halkının da kendilerine katılmasını sağlamıştır. Birleşik ordunun da sayısı kesin olarak bilinmemektedir ancak 1664 yılına göre en çok 30.000 kişi olabileceği değerlendirilmektedir.

    Savaş düzeni alınması

    Müzakereler sonucu Vasvar Antlaşmasını onaylayarak Avusturya İmparatoruna gönderen Osmanlı ordusu başkomutanı Sadrazam Fazıl Ahmet Paşa, Vasvar Antlaşması'nda bulunan Osmanlı ordusunun askeri harekâtında serbest olacağı maddesine dayanarak Çakani'den (Cskany) batı yönünde başarılı bir manevra yaparak ilerlemeye başladı. Ordu, Szentgotthárd bölgesine ulaştığında, keşif birlikleri Avusturyalılara hizmet eden İtalyan Mareşal Raimondo Montecuccoli kumandasında birleşik ordu ile karşılaştı. Osmanlı ordusu ile müttefik ordu arasında Raab Nehri bulunuyordu.

    "Osmanlı ordusu Raab Çayı'nın sol yakasına geçmeğe savuşup, bir münasib geçid bulmak üzere, sağ yakasını ve Avusturya başkumandanı general Montekukuli de geçişe engel olabilmek için, sol sahili takibe başladılar. San Gotar köyüne gelindiğindeyse dar bir geçit yeri bulundu. Sadrıazam hemen burda bir köprü kurulsun emri verdi. Asker kurulan köprüden karşı yakaya geçmeğe başladı. 8/Muharrem/1075-1/ağustos/1664'de Yeniçeriler; düşmanın gözleri önünde suya atılarak selamet sahiline çıktıklarında da savaşlarının kaidesine göre derhal toplanıp şiddetle harbe koyuldular, ne çareki, bir taraftan suların tuğyanı diğer taraftada, o zamanın en önemli savaş bilgini olan Montekukuli'nin manevraları Osmanlı kahramanlarının gösterdiği cesaret ve sebat yüz güldürücü netice vermedi. Ayrıca Avusturya ordusunda Kpntdö Kolini komutasında altıbin Fransız askeri de bulunuyordu" —Tarihi Devleti Osmaniye-

    Başkomutan Fazıl Ahmet Paşa iki ordu arasındaki Raab nehrini geçerek savaş düzeni alma kararı verdi. Bu itibarla istihkâmcı birlikler Raab Nehri üzerinde askeri köprüler inşa ederken, birleşik ordu kuvvetlerine Montecuccoli tarafından hücuma hazır olma emri verildi. Bir müddet bekleyen birleşik ordu kuvvetleri istihkâmcı birliklere ve geçişi korumakla görevli kuvvetlere harekât düzenledi. Ancak Osmanlı topçusunun başarılı bir şekilde Alman ağırlıklı kuvvetleri top ateşiyle dövmesi sonucu, Mareşal nehir kıyısına inmiş tüm kuvvetleri orman içinde mevzilendirmek zorunda kaldı.

    Savaşın başlaması ve bitişi

    Sadrazam Fazıl Ahmet Paşa savaş planı gereğince Osmanlı kuvvetlerini nehrin karşısına geçirdikten sonra düşman kuvvetlerini kesin bir şekilde sindirmek ve Raab (Yanıkkale) üzerine yürüyerek kaleyi zaptetmek planını uygulamak istiyordu. Kalenin teslim alınmasından sonra politik avantaj sağlamak üzere Viyana üzerine harekât devam edecekti.

    Birleşik ordu, Osmanlı ordusunun geçişine engel olamadığı görüntüsü verse de çarpışmalar devam etmekte ve Mareşal bilhassa Osmanlı kuvvetlerinin geçiş anında dengesinin bozulmasını beklemekteydi. Nehir üzerinde büyük ve geçişi rahatlatacak dayanaklı köprüler yapılamamış, küçük ama sağlam bir köprü inşa edilmişti. Bu köprünün de yıkılması üzerine Osmanlı kuvvetlerinin düşman bölgesine geçişi aksamaya başladı. Buna rağmen Sadrazam'ın çabalarıyla Boşnak İsmail Paşa komutasında yaklaşık 3.000 yaya ve 3.000 atlı kuvvet dağılmadan karşı kıyıya geçirilebilmişti. Ancak bu kuvvetler takviye edilemeyecektir. Simon Millar; Sadrazam'ın ordunun tamamının karşıya geçirilmeden savaşa başlamasının askeri bir hata olduğunu belirttiği gibi Osmanlıların karşılarında başarılı bir komutan olan Montecuccoli'yi bulduğunu belirtmektedir.

    Karşı kıyıya geçirilen kuvvetler derhal düşman kuvvetleriyle çarpışmaya başlıyordu. Ancak Sadrazam'ın bütün gayretine rağmen bu birlikler yeterli takviye alamadı. Tüm bu olumsuzluklara rağmen Bosnalı İsmail Paşa komutasındaki kuvvetler Mareşal'in karargâhına kadar sokulmuştu. İsmail Paşa; düşman karargâhına kadar sokularak savaşın sonucunu alacak duruma gelmesine rağmen takviye alamaması ve birliğinin hızla erimesi gibi sebeplerle sonuç alamamıştır. Mareşal ise Osmanlı kuvvetlerinin takviye alamadığını ve Osmanlı kuvvetlerinin nehir geçişinin aksadığını gözlemliyordu ve ani bir hücumla Osmanlı kuvvetlerini geri çekilmeye mecbur etti. Buna karşı bir hamle olarak Sadrazam tarafından görevlendirilen 5.000 kişilik bir kuvvetle başlatılan Osmanlı karşı saldırısı sonucu Osmanlı kuvvetlerinin geri çekilmesi durduğu gibi Birleşik ordu tekrar ormanlık bölgeye geri çekilmeye mecbur edilmiştir. Sabah saatlerinden akşam üstüne kadar devam eden çarpışmalar sonucunda Osmanlı kuvvetleri kayıp vererek de olsa karşı kıyıya bir kısım birliklerini geçirebilmiş idi. Osmanlı kuvvetleri başarılı harekâtın rehaveti ve şiddetle devam eden yağmur dolayısıyla savaş düzenini terketmiş bir duruma gelmişti. Ayrıca Birleşik ordunun genel bir saldırıya cesaret edemeyişi ve kısa sürede geri çekilmesi bir gevşemeye sebep olmuştu.

    Birleşik ordunun tekrar bir saldırıya geçeceği düşünülmediği için Osmanlı kuvvetleri nehir yönünde geri çekilmekte idi. Bu durumu gören Mareşal Montecuccoli Birleşik ordunun derhal saldırıya geçmesini istedi. Diğer komutanlar ise buna karşı çıktı. Buna rağmen Mareşal'in emriyle çekilmekte olan Osmanlı ordusuna ani ve şiddetli bir saldırı başlatıldı. Osmanlı ordusuna tam cepheden saldıran Birleşik orduya Osmanlı kuvvetleri direndi ve iki ordu arasında en kanlı çarpışmalar bu esnada meydana geldi. Saldırıya hazırlıksız yakalanan Osmanlı ordusu ağır kayıplar verse de Birleşik ordu tarafından imha edilemedi. Çünkü Osmanlıların bir çok birliği henüz Raab nehrinin karşı yakasına geçmemişti. Savaş sadece karşıya geçebilen Osmanlı birlikleri ile müttefik güçler arasında cereyan etti. Bütün kayıplara rağmen Osmanlı ordusu düzenini korudu ve savaşın kazanılamayacağı anlaşılınca düzenli olarak geri çekildi. İkinci kumandan Bosnalı İsmail Paşa'nın şehadetine rağmen gerekli tedbirleri alan Sadrazam Fazıl Ahmet Paşa geri çekilmeye devam etti ve orduyu Vasvar'a yönlendirdi. Birleşik ordu bir çok subayını kaybetmişti ve ordudaki değişik gruplar zaferin kazanılması ile rehavete düşmüştü. Mareşal bu sebeplerle sıcağı sıcağına Osmanlı ordusunu savaş meydanı dışında takip edemedi. Osmanlı ordusu da toparlanıp tekrar saldıracak ve harekâta devam edecek durumda değildi. Ancak buna rağmen Birleşik ordu komutanı Osmanlı ordusunun tekrar nehri geçme girişiminde bulunacağını düşünerek nehrin kendi bulundukları yakasında gerekli tedbirleri aldı.

    Savaş sonrası durum

    Savaşın kaybedilmesinden sonra Osmanlı ordusu Başkomutan Fazıl Ahmet Paşa komutasında Vasvar'a ulaştı ve kısa sürede düzen tekrar sağlandı. Avusturya İmparatoru ise İspanya kraliyet sorunu nedeniyle ordusunu daha fazla yıpratmak niyetinde değildi. Bu nedenle Osmanlı ordusunun takip edilmesi emri veremediği gibi Osmanlı lehine görünen Vasvar Antlaşmasını onaylayarak Vasvar'da bulunan veziri âzama gönderdi. Bu antlaşmanın onaylanması ile Osmanlı ile Avusturya arasında süregelen savaşlar sonra ererek barış sağlandı. Antlaşmanın onaylanması üzerine 1665 yılının Temmuz ayında Sadrazam Fazıl Ahmet Paşa, savaş dolayısıyla Padişahın bulunduğu Edirne'ye hareket etti. Fazıl Ahmet Paşa, St. Gotthard Savaşı'nın başarısızlığına rağmen, Paşa'nın değerli bir sadrazam ve komutan oluşu, Vasvar Antlaşmasının lehte görülmesi ve ordunun ağır kayıplara rağmen düzenini kaybetmemesi nedeni ile padişah tarafından görevinde bırakıldı. Cambridge Üniversitesi Yayınları'ndan 1961 yılında Londra'da yayınlanan New Cambridge Modern History 'e göre Fazıl Ahmet Paşa; zamanının büyük bir askeri komutanı olduğu gibi hümanist ve adil yönetim politikası onu aynı zamanda eşsiz bir devlet adamı yapmaktadır. Aynı kitap St. Gotthard Muharebesi ve Vasvar Barışı sonunda İstanbul'a dönen Sadrazam'ın -bu muhabere öncesi başarılarının da etkisiyle- muzaffer bir komutan olarak karşılandığını söylemektedir. Osmanlıyı durduran Mareşal Montecuccoli ise savaş sonrası Avrupa'da eşsiz bir ün ve saygı kazanmıştır.

    Asıl adı Esfar-ı Osmaniye Hatıraları 1073-75 Seferinin Vekayi-i Esasiyesi - Sen Gotarda Osmanlı Ordusu olan, 1910 yılında İstanbul'da Artin Asaduryan Matbaası'nda Osmanlıca basılan Gazi Ahmed Muhtar Paşa'nın "Sengotar'da Osmanlı Ordusu" adlı kitabında "Osmanlılar için uzun süreli ve sonuç itibariyle başarılı geçen savaşın talihsizce nihayetten bir cephesinden ibaret olan çatışma, muhatapları tarafından dünya'ya kendi zaferleri olarak sunulmuştur." sonucuna varmaktadır.[10] Ortada herhangi bir tarafça kesin bir zafer elde edilememiş olması ve sadece Raab nehrinden karşı kıyıya geçirilen Türklerle çarpışma olması, Vasvar Antlaşması'nın Osmanlının istediği gibi düzenlenmesi, Birleşik orduya asker veren ülkelerde mübalağalı kutlamalar yapılması yazarı doğrular niteliktedir. Ancak diğer husus ise kesindir; o da Osmanlı ordusunun planladığı harekatta başarılı olamadığıdır. Ferdinand Schevill'e göre Viyana'yı hedefleyen Fazıl Ahmet Paşa'nın St. Gotthard'dan eli boş dönmesi; hıristiyan bir gücün, ilk kez Osmanlı'ya karşı bir başkenti başarı ile savunduğu çarpışmadır. Schevill Osmanlı İmparatorluğu'nun ordu tarihinde bir kilometre taşı olarak nitelendirdiği savaşı, İnebahtı Deniz Savaşı'ndaki hıristiyan güçlerin başarısına benzetmektedir.[11]

    1440'lı yıllarda Misket tüfeğini dünyada ilk kullanan ordulardan biri olan Osmanlı ordusu buna rağmen Fransız kuvvetlerinin disiplin içindeki tüfekli (musketeer) birlikleri karşısında bocalamıştır. Devam eden yüzyıllarda savaşlarda kullanılacak olan düzenli ve seri tüfek atışı yapabilen bu birliklerle ilk kez karşılaşan Osmanlı ordusu Lord Kinross'un The Ottoman Centuries adlı çalışmasında belirttiği üzere askeri teknoloji olarak geri kalmanın ilk işaretlerini vermiştir. Kinross'a göre yeni ekonomik, sosyal ve askeri tekniklere daha yavaş adaptasyon ve yeniliklere kapalı bir politika sonucu gelen bu ilk işaret Osmanlı Devleti'nin Avrupa'daki gelecekteki savaşlarda başarısızlığının nedeni olacaktır.[12]

    Carlo M. Cipola, Türkçe'ye 2003 yılında çevrilen "Yelken ve Top" adlı kitabında Raimondo Montecuccoli'nin bu savaşı da anlattığı anılardan alıntı yapmaktadır; Montecuccoli "Çok sayıdaki Türk topları, vurdukları noktada etkili olmalarına karşın kullanımda atak değil, yeniden yüklenmesi ve onarımı ise zaman alıyor. Çok miktarda cephane tüketiyor, gürültü yapıyor ve çarkları, yatakları, siper ve toprak setleri parçalıyor. Bizim toplarımız daha kullanışlı ve bizim Türklerden daha üstün oluşumuzun sırrı burada..." demektedir.[13] Cipola ve Kinross'un da belirttiği gibi Osmanlı ordusunda teknolojik ve buna bağlı olarak psikolojik gerilemenin ilk örneklerinin Batılılarca görüldüğü anlaşılmaktadır.

    Savaşın genel sonucu olarak Orta ve Doğu Avrupa'daki hıristiyan ülkelerinin ittifak halinde olmadan Osmanlı kuvvetleri ile baş edemeyeceği teyit edilmiştir. 1683 yılında olacağı gibi kazanılmış bir savaş sonrası Türkleri sürmek üzere genel bir saldırı henüz lojistik, ekonomik, politik ve askeri sebeplerle düzenlenememektedir. Ancak bu savaş sonunda Osmanlı-Avusturya arasında savaşların son bulması Avusturya lehine zaman kazandıracaktır. Simon Millar, St. Gotthard Muharebesi sonunda imzalanan Vasvar Antlaşması ile başlayan 20 yıllık barış sürecinde Osmanlı İmparatorluğu'nun Girit, Polonya ve Rusya ile savaşlara girdiğini, bu süreçte Avusturya'nın ise batı sınırlarını anlaşmalar ile belirlediğini anlatmaktadır.
     

Sayfayı Paylaş