1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Steroid Hormonlar

Konusu 'Fen ve Teknoloji' forumundadır ve Çağlayağmur tarafından 5 Ocak 2012 başlatılmıştır.

  1. Çağlayağmur
    Hoşgörülü

    Çağlayağmur ... Süper Moderatör

    Katılım:
    15 Aralık 2010
    Mesajlar:
    15.092
    Beğenileri:
    4.415
    Ödül Puanları:
    11.080
    Cinsiyet:
    Bayan
    Yer:
    Ankara
    Banka:
    794 ÇTL
    Steroid Hormonlar

    Yapısal ve fonksiyonel olarak dört ayrı grup steroid hormon vardır. Androjenler (C19), östrojenler (C18), progestinler (C21), ve kortikosteroidler (C21). Hepsi de mezoderm kaynaklı hücrelerde kolesterolden sentezlenirler ve en az bir polipeptit hormon tarafından regüle edilirler. Kolesterol çoğunlukla dolaşımdaki LDL’den sağlanır, ancak bütün steroidojenik hücreler de novo kolesterol sentezi yapabilirler. Bazı steroidojenik dokular diğer dokulardan kaynaklanan steroid ara bileşiklerini de kullanabilirler.
    Steroid hormon sentezi kolesterolün pregnenolon’a çevrilmesiyle başlar. Burada rol alan üç ayrı enzim vardır ve bunlara topluca kolesterol yan zincirini kıran enzimi (cholesterol side chain cleavage enzyme), P450scc denir. Bu mitokondriyal enzim P450’ye gereksinim duyar ve bütün steroid üreten hücrelerde bulunur; ancak karaciğer ve yağ dokusu gibi steroidleri modifiye eden dokularda bulunmaz. Hormonal olarak inert bir molekül olan pregnenolon’dan steroid hormon sentezlenebilmesi için gerekli enzimlerin o dokuda bulunması gerekir; dolayısıyla doku özgüllüğünü belirleyen sentez enzimlerinin olup olmamasıdır.

    Steroid Hormonların Biyosentezinde Rol Alan Enzimlerin Sınıflandırılması
    • Hidroksilazlar
    • Liyazlar
    • Dehidrogenazlar
    • İzomerazlar
    Steroid Hormonların Metabolizması

    Steroidler başlıca karaciğerde metabolize olur. Böbrekler ve GİS de bazı metabolik transformasyonları gerçekleştirebilir.
    Bu hormonların ve metabolitlerinin sülfürik asit veya glukuronik asitle konjugasyonu, idrarla atılmalarındaki en etkili metabolik olaydır. Hemen hemen tüm steroid metabolitleri suda çözünebilen glukuronid veya sülfatlar olarak atılırlar.

    Adrenal Kortikosteroidler

    Adrenal korteks bezin % 80’ini oluşturur, mezoderm kökenlidir ve steroid hormonları üretir. Erişkinde adrenal korteks histolojik olarak üç zona ayrılır: dışta zona glomerulosa, ortada zona fasciculata ve içte zona reticularis. Her üç zon da steroid üretir. Normal koşullarda majör ürün kortikosteroidlerdir.
    -Mineralokortikoidler: Sodyum ve potasyum düzeylerini düzenlerler (200 mg/gün).
    -Glukokortikoidler: Karbohidrat metabolizmasını düzenlerler (25 mg/gün).
    Majör mineralokortikoid aldosteron’dur ve en çok zona glomerulosa’da üretilir. Majör glukokortikoid ise kortizol’dür (veya hidrokortizon) ve en çok zona fasciculata’da, ikinci olarak ta zona reticularis’te üretilir.

    Kortikosteroidlerin Sentezi

    Steroidogenez için gerekli enzimler mitokondride ve ER’da bulunur. İlk reaksiyon, yani kolesterolden pregnenolon oluşumu hız kısıtlayıcı basamaktır.

    Kortikosteroid Salgısının Düzenlenmesi

    Aldosteron Salgısı: Fizyolojik koşullarda aldosteron salgısının iki düzenleyicisi vardır: 1) Ekstraselüler potasyum konsantrasyonu ([K+ECF]), 2) Renin-anjiotensin sistemi.
    Kortizol Salgısı: Kortizol salgısının esas düzenleyicisi ACTH’dır ve bunu da CRH ve dolaşımdaki serbest kortizol düzenler.

    Kortikosteroidlerin Metabolizması

    Aldosteron ve kortizol dolaşımda protein-bağlı olarak bulunurlar ve dağılımları farklıdır. Aldosteron’un yarı ömrü yaklaşık 30 dak., kortizol’ünki ise yaklaşık 10 saattir. Her ikisi de esas olarak karaciğerde metabolize olurlar. Suda çözünebilen konjugatlar böbreklerden atılır.

    Androjenlerin Sentezi
    Başlıca androjen olan testosteron testislerdeki interstisyel hücreler (Leydig hücreleri) tarafından sentezlenir. Bazı hedef dokularda (deri ve prostat) testosteron, 5a-redüktaz ile dihidrotestosteron’a (DHT) dönüştürülür ve bu daha potent bir androjendir.

    Androjenlerin Metabolizması

    Serbest testosteron esas olarak karaciğerde metabolize olur. Sulfatlanmış ve glukuronidlenmiş şekilde 17-ketosteroidlerin atılması, testiküler hormon üretiminin göstergesidir.

    Östrojenlerin Sentezi ve Metabolizması

    Östrojenler 18 karbonlu steroidlerdir ve androjenlerden 10. karbondaki metil grubunun eksik olmasıyla ayrılırlar. Diğer doğal steroidlerden farklı olarak A halkası aromatiktir. Östradiol başlıca yumurtalıklardaki granulosa hücrelerinde sentezlenir.
    Östrojenler karaciğerde metabolize olur. Sulfatlanmış veya glukuronidlenmiş şekilleri idrarla atılır.

    Progestinlerin Sentezi

    Yırtılan folikülden oluşan “corpus luteum” tarafından sentezlenirler. Ayrıca progesteron adrenal kortekste 19 ve 21 karbonlu kortikosteroidlerin prekürsörüdür.

    STEROİD HORMONLARIN ETKİ MEKANİZMASI: NÜKLEER RESEPTÖRLER
    Nükleer reseptörler, steroid hormon reseptörlerini de içine alan çok üyeli bir reseptör grubudur. Reseptörler ligandlarına göre isimlendirilir ve buna uygun şekilde isimleri kısaltılarak kullanılır:
    Glukokortikoid Reseptörü GR, Mineralokortikoid Reseptörü MR, Progesteron Reseptörü PR, Androjen Reseptörü AR, Östrojen Reseptörü ER, Tiroid Hormonu Reseptörü T3R, D Vitamini Reseptörü VDR, Retinoik Asit Reseptörü RAR.
    Bu reseptörler DNA’daki bazı özel dizilere bağlanabilen ve bu yolla transkripsiyonun hızını değiştirebilen “transkripsiyon faktörleri”dir. Reseptörlerinortak modüler bir yapıları vardır. Her nükleer reseptör A, B, C, D, E, F olarak adlandırılan altı bölgeden oluşur. C bölgesi DNA’ya bağlanmaktan sorumlu olan ve reseptörler arasında en yüksek homoloji gösteren bölgedir. Reseptörün ikinci önemli bölgesi ligandın bağlanmasından sorumlu olan E bölgesidir. Yaklaşık 250 amino asitten oluşan bu bölge benzer ligandları olan reseptörler arasında (örneğin GR, MR, PR ve AR) nispeten yüksek homoloji gösterir. Bu bölge ayrıca ligand-bağımlı transaktivasyondan sorumludur.
    Reseptörün agonist liganda bağlı olduğu durumdaki konformasyonu koaktivatör adı verilen bazı proteinlerle kompleks yapmasını sağlar. Koaktivatörlerin intrensek bir histon asetil transferaz aktivitesi vardır ve bu yolla kromatin yapısındaki histonların asetillenmesi, DNA ile histonlar arasındaki iyonik etkileşimi bozarak kompakt kromatin yapısının gevşeyip çözülmesine sebep olmaktadır. Bu yapı, RNA polimeraz II’nin DNA’ya sıkıca yerleşip transkripsiyonu başlatmasına olanak vermektedir. Reseptöre antagonist bir ligand bağlı olduğunda (bazı reseptörler için herhangi bir ligand bağlı olmadığı durumda bile) ise korepresör adı verilen proteinler reseptörle kompleks yapar. Bu kompleksin içinde histon deasetilaz enzimleri de bulunur. Histon deasetilazların etkisi ile asetil grupları uzaklaştırılan histonlar tekrar pozitif yüklerini kazanır ve DNA ile sıkı etkileşime girerler. Böylece kromatin kompakt hale gelir ve transkripsiyon önlenmiş olur.
    Reseptörler DNA üzerinde spesifik dizilere bağlanırlar. Bunlara hormona yanıt elemanı adı verilir (Hormone Responsive Element, HRE). Bunlar da aynı reseptörler gibi isimlendirilirler: GRE, MRE, PRE, ARE, ERE, T3RE, VDRE, RARE.
    Nükleer reseptörlerin farklı ligandlarla, birbirleriyle ve başka proteinlerle etkileşmeleri sonucu çok çeşitli cevaplar oluşabilmektedir. Yani bir nükleer reseptörün yanıt elemanına bağlanması her zaman yapısal genin transkripsiyonunun artmasıyla sonuçlanmaz. Bazen transkripsiyonun baskılanması da söz konusudur. Bu tip üst düzey kontrol ökaryotlara özgüdür ve hem gelişim-farklılaşma süreci için, hem de farklı dokulara ait hücrelerdeki özgül protein ekspresyonunun sürdürülebilmesi için mutlak gereklidir.



    Doç.Dr Ediz Demirpençe
     

Sayfayı Paylaş