1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Suçlu anne türleri ve kusurları :)

Konusu 'Kadın' forumundadır ve arz-ı hal tarafından 26 Mayıs 2012 başlatılmıştır.

  1. arz-ı hal

    arz-ı hal Özel Üye Özel üye

    Katılım:
    29 Kasım 2011
    Mesajlar:
    9.017
    Beğenileri:
    539
    Ödül Puanları:
    5.980
    Meslek:
    İşe başlamadan tatile giren hakime
    Yer:
    yüreğinden uzaklar da...
    Banka:
    199 ÇTL
    Annelerin ne kadar çok eleştiri konusu olduğunun farkında mısınız? Bir düşünün… Annelerin hemen hepsi potansiyel kusurlu. Anne olanların da, anne olmayanların, anne olan ama ununu elemiş eleğini asmış hatta astığı yeri bile unutmuş olanların da başka annelerin çocuk yetiştirme tarzı hakkında söyleyecek çok sözü var.



    Aşağıdaki açıklamalar anne adayları için. Bütün anne türlerini buraya sığdırmak mümkün olmadı ama öne çıkan bazılarını sizler için hazırladık. Okuyun, dâhil olacağınız grubu seçin, ona göre gardınızı alın.

    Misafirliğe götürdüğü çocuğunun peşinde dolanan anne

    Ayakkabılarını çıkarıp ev terliklerini giymek suretiyle misafirlik eylemine adım atan bu annenin bütün dikkati çocuğunun üzerindedir. Hemen çocuğuna da ev ayakkabısı giydirir. Oyalansın diye yanında getirdiği boyama kitabı, oyuncak vb. malzemeleri önüne yığar ve çocuğunu dizinin dibine oturtur. Sürekli çocuğuyla konuştuğundan diğer misafirlerin sorularını algılayamaz. Komşulardan biri “Kaç yaşında bu?” diye sorsa soranın yüzüne bakmadan, ezbere “Yirmi altı aylık” der. Hâlbuki kayınvalidesi “3 ay eksik söyle, nazar değmesin” diye tembihlemiştir lakin bunu düşünmesi ne mümkün? Meraklı teyzenin biri “Bu oğlan sünnet oldu mu?” diye sorsa yalandan “Ha, evet” der. O sırada “Yok teyze olmadı, göstereyim mi?” diye kadını ürkütmeyi akıl edemez. Ev sahibi “Çay doldurayım mı?” diye sorsa zahmet olmasın diye “yok yok” der ama aslında çay içmek istemektedir. Çocuk içeri gittiğinde bizimki de kuyruk gibi peşinden gider. Çocuk elini yemeğe sürdüğünde hemen banyoya götürüp sağı solu kirletme ihtimali bulunan o minik ve suçlu elleri yıkar. Bunların hepsini kendince ev sahibine ve diğer misafirlere rahatsızlık vermemek için yapmıştır ama olay yerini terk eder etmez arkasından şu cümle kurulur: “İki dakika nefes aldırmadı çocuğa ayol! Bu kadar da üstüne düşülmez ki çocuğun. Bırak kendi kendine oynasın…”

    Misafirliğe götürdüğü çocuğuna sahip çıkmayan anne

    Bu anne, gündüz oturmasına, çocuğunu hatta çocuklarını alıp gider. Kendisini tanıyanlar “Keşke çocukları bir yere bıraksaydı” diye içlerinden geçirseler de yapacak bir şey yoktur. Rahat annenin evde geçen stresli (ve muhtemelen aç) saatlerin ardından ev sahibinin hazırladığı gül böreklerini, haşhaşlı çörekleri, sütlü tatlıları ve şerbetlileri görünce gözü döner. “Çocuğum siz güzel güzel oynayın e mi annecim. Hiçbir şeye dokunmayın” diye çocuklarını tembihledikten sonra bir yandan yemek yemeye, bir yandan çocuk büyütmenin zorlukları konulu bahse katkı yapmaya başlar. Ne çok sıkıntı çektiğini, ne çok yorulduğunu anlattıkça komşular kendisine “Külahıma anlat” diyen gözlerle bakmaktadırlar ama bizimki durumu fark etmez. Sonunda içeriden bir şangırtı/patırtı/ ağlama/haykırma benzeri ses gelir. Herkes “Aaaa, ne oldu ayol tüh tüh tüh” diye olay yerine koşarken yerinden en son kalkan bizimkidir. Tabii kopan gürültünün sebebinin kendi çocukları olduğunu anlar ve mecburen “Ocakta yemeğim vardı” diyerek evine döner. (Genelde ocakta pek yemeği olmaz kendisinin ama olsun.) Arkasından konuşulacaklar çoktan hazırlanmıştır, gitmesi beklenmektedir. “Hadi canım, güle güle. Bana bak canını sıkma sakın, çocuk onlar şekerim, normal…” diyerek uğurlandıktan sonra “Canım yaa nasıl da yoruyor çocuklar kadıncağızı” diye başlayan muhabbetin geldiği nokta şudur: “Bu kadar da rahat olunmaz ki canım. O ki iki çocuğu aldın geldin biraz sahip olacaksın. Yazık değil mi bu kadına (ev sahibini kast ediyor) bak şimdi arkamızdan temizlik yapacak. Hayır, çocukların azgınsa gelmeyiverseydin sen de, olmaz ki ama… Çocuklu kadın büyütene kadar evinde oturacak arkadaş!”

    Çalışan anne

    Dedikodusu yapılmaya en müsait anne budur. Ne yapsa, ne etse eleştiriden kurtulma şansı yoktur. Ağzıyla kuş tutsa yaranamaz. O, “Üç kuruş para için çocuğu ellere bırakıp giden”dir. Çocuğu anneanne ya da babaanneye bırakıyorsa bile, “Hiç kimse anası gibi bakamaz.” Eşinin maddi durumu yerinde olmadığı için eve katkı sağlamak zorunda olduğunu söylüyorsa: “Kadının parası erkeğinki kadar bereketli olmaz.” Memursa, emekliliğini doldurmak zorundaysa “Yaşlanınca bugünleri çok arar ama o evlat daha bakar mı ona, hey gidii… Emekli maaşıyla bi’ başına oturur artık.” Akşam eve gelip çocuğuyla kaliteli zaman geçirmeye çalışıyorsa “Gündüz kalkıp işe gidiyor, akşam çocuğun ağzına bir parmak bal çalıyor”dur. Eve gelirken çocuğa yeni bir oyuncak alıyorsa “vicdan azabı”dır. Sinirliyse “İşyerinde el âleme sinirlenmiş, hırsını çocuktan alıyor”dur. Hafta sonu ev işlerini yetiştiremediği için eşinden yardım bekliyorsa, “Dağ gibi kocasını da çökertmiştir, çocuğu ortalarda büyümektedir, bakamayacaksa doğurmasındır.” Bu konu tartışmaya açık değildir.

    Sokakta çocuğunu döven anne

    Bakınız bu anne çalışan anne kadar eleştirilmez. Bu sosyolojik tespitimi ciddiye alınız sayın sosyologlar. Çalışan anne kabahatlidir ama çocuk döven anne bazen “E ne yapsın nasıl bunalmışsa artık” kategorisine girebilir. Ve fakat genel ortalama tarafından eleştirilmesi en kolay anne budur. Suçu ortadadır, mağdurun durumu bellidir, yaptığının tutar yanı yoktur. Ama nedense bu kategorinin üzerinde yukarıdakiler kadar çok durulmaz…

    Çocuğu şımartan anne

    Bu anne, modern pedagojik yaklaşımlardan almış olduğu gazla, çocuğu bir birey olarak yetiştireceğim derken küçük bir enaniyet küpü yaratır. Çocuğa 1 yaşından itibaren “Hangi kazağını giyeceksin yavrum” diye sorar, çocuğun kazara işaret ettiği kazağı çocuğun “tercihi” olarak algılayıp küçük yaşta tercihleri oluşan bir birey yetiştirdim diye sevinir. Bu annenin mevcudiyeti çocuğunun isteklerine adanmıştır. Çocuk ne isterse onu yedirir, ne beğenirse onu giydirir, nereye isterse oraya götürür vs. Üstelik de ne kendine ne de çocuğuna toz kondurur. Bir sürü kitap okumuştur, o her şeyin en iyisini bilmektedir, kimse karışmasındır. Eleştiricigiller bu kategorideki anneleri eleştirmekten biraz çekinir. Çünkü bu anneler cazgır olur. Lakin içten içe, fısır fısır, hım hım hım hep bu annenin aleyhine konuşmalar yapılır. Özellikle çocuğun çok şımartılmasından mütevellit kendisine yeterince hürmet göstermediğini fark eden babaanne ve beraberindeki heyet bu duruma gıcık olur. Lakin ellerinden bir şey gelmez.

    Titiz anne

    En çok eleştirilen annelerden biri de budur. Bu anne, çocuğu dışarı çıkarırken temiz üst baş giydirir; eve gelince yenilerini giydirip çıkardıklarını makineye atar. Gece yatarken pijamalarını giydirir; çıkardıkları terliyse onları da makineye atar. Bu böyle sürüp gider. Sonra da her gün ama her gün evde çamaşır yıkanır, kurutulur, bir de ütülenir. Koltuklara serilen örtüler gün aşırı yıkanır. Havada tek toz zerresi bile barınamaz, daha havadayken anne tarafından kuş gibi avlanır. Bu kadar olsa neyse... Çocuğun ellerini ve yüzünü o kadar çok yıkar ki, çocuğun ellerinin içi sürekli kaplıcadan çıkmış gibi buruş buruştur. “Hastalanır” diye çocuğu kreşe göndermez. Sürekli ilaç içirerek mikroplardan korumaya çalışır. Mutfak pırıl pırıl olmalıdır, bulaşıklar çamaşır suyuyla yıkanmalıdır, ev her gün süpürülmeli ve silinmelidir, şudur, budur. Peki, bundan bize nedir? Aaa, olur mu? Temizlik yapacağım diye çocuğu ihmal etmektedir ayol! Bıraksın ev dağınık kalsındır, çocuk orda ağlarken nasıl içi elvermektedir süpürge açmaya? Yok yoook kesin temizlik hastalığı vardır onda, çocuğa yazık olmaktadır.

    Eleştirilemeyen model: Süper Anne

    Bir de, bu kategorilerin hiçbirine uymayan, “süper anne” modeli vardır ki, ondan bahsetmek bile cesaret ister. Çocuğu şımartmayan ama yeterince ilgilenen, titiz olan ama çocuğu boğmayan, rahat olan ama arkasını da toplayan, abur cubur vermeyen ama alternatif bisküviler ve çikolatalar üreten, televizyon izletmeyen, aktivitelerle zekâsını çocuğun geliştiren, her şeyi başaran, her şeyi mükemmel olan anneler kolay kolay eleştirilemez. Yapılan araştırmalarda bu annelerin tek bir defosu olduğu gözlenmiştir: Bin bir emek ve zihinsel çabayla yetiştirdikleri çocuklar ileride “error” verip “gelişim takvimine” aykırı davranırsa mükemmel anne ne yapacağını bilemez. Hele hele bir sürü beklentiler yükleyerek büyüttüğü çocuğu sıradan bir çocuk gibi sokakta “Annneeeaaaaa, dondurmaaaaaa” diye ağlama krizine girerse “Ben nerde yanlış yaptım?” sorusuyla baş başa kalacaktır. Lakin durumu dış mihraklara fazla çaktırmaz.
    ***
    Hâsılı kelam bu bahis böyle sürüp gider. Şöyle özetleyebiliriz: Eğer anneyseniz ayağınızı denk alınız. Bir grup işigücümilletindedikodusunuyapmakolanteyzevekomşugrubu tarafından gözetleniyorsunuz. “Kimse kimsenin ne yaşadığını bilemez, ne hakla benim hayatım hakkında konuşurlar” falan gibi savunmalar söz konusu gruba vız gelir, tırs gider. Zira siz artık annesiniz. Herkesin çocuğunuz ve sizin hayatı üzerinde söz hakkı mevcuttur. Ayrıca, bakamayacaksanız doğurmasaydınız canım!

    Halenur ÇALIŞAN GÜRBÜZ
     

Sayfayı Paylaş