1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Susacak Var

Konusu 'Şiir' forumundadır ve UmuT ÇiÇeĞİ tarafından 18 Temmuz 2011 başlatılmıştır.

  1. UmuT ÇiÇeĞİ

    UmuT ÇiÇeĞİ Usta

    Katılım:
    16 Temmuz 2011
    Mesajlar:
    500
    Beğenileri:
    3
    Ödül Puanları:
    630
    Meslek:
    Öğrenci
    Yer:
    ERZURUM
    Banka:
    0 ÇTL
    Susacak Var - Kahraman Tazeoğlu
    Zeki kadın hayatı çözmüş demektir. Bir erkekte öğreneceği şeyler o kadar azdır ki, artık öğretme noktasındadır. Erkek ne derse zaten biliyordur. Birde zekasının yanında ukalalık varsa, o erişilmez kadın bir anda kaçınılması gereken kadına dönüşür. Ama salak bir kadında durum tam tersidir. Hiçbir şey bilmez. Her şeye şaşırır. Hani erkek nerdeyse her buluşmada “günaydın, iyi ki doğdun…” gibi cümleler söylemek zorunda kalır. Öğrenci pozisyonuna hiç düşmez. Hep öğretmendir. Bu durumu salak bir kadın sahiplenme, ne zeki adam şeklinde yorumlar. Ve vasat bir erkeği gözünde büyütür de büyütür… Tabii erkek aslını bilse de birinin gözünde her şeyi bilen adam olarak yer almaktan son derece memnun olur. Neden zeki bir kadınla mücadele içinde yorsun ki kendini. Salak bir kadınla egosunu tatmin etmek daha çıkarlıdır onun için….
    Seni de senden öncekileri de hep onun için sevmiştim. En aşka hazırlıkmışsınız meğer! Terk edişleriniz bile onun gidişine dayanma gücümü sınamanızmış! Beni en yaralayansa, sevmediğimin iddia edilmesi… Oysa sizin yüzünüzden söylemedim sevdiğimi. Söylersem canım yanar sandım. Söylemezsem, daha çok duyarım sandım sevildiğimi. Hep sandım ama her defasında olduğu gibi yine yanıldım! Onun ardındayım, koca bir yanılgı içinde en yanlış adama döküyorum içimi. Kötü bir karşılaşma. Seni göreceğimi bilseydim, toplamazdım düşen yüzümü. Hani anlayacağın gerçek hüznüm bu kadar divane değil. Aklı başında terk edilmiş halimin. Sen kötü bir rastlantısın sadece. Hesap soran isyanım sana değil, gidene. Çok önceden çıksaydın karşıma, sana da söyleyeceklerim vardı. Yani şimdi kısaca susacak var! Benden tek bir söz bekleme…!”
    İçime dokundun bir kere. Parmak izlerin duruyor bakışlarımda. Nereye baksam senden bir iz bırakıyorum. Bu aralar kendime hep suçüstüyüm. Islah olmaz bir özlemim ve korkak bir mantığım var. Tek dinginliğim, kelimelerim. Koklayıp koklayıp saklıyorum hafızama. Arşivimde acılarım var benim. Rutubetli; güneşe serip kuruttuğum. Tozunu alıp, halı altında biriktirdiğim hatalarım. Seninse anlatmadığın masalların var. “Sus”ların kucağında çocuk masumu yüzün ve küf rengi günahların… Kanımı emen kurtlara rağmen sustum. “Hayat bir oyun hamurudur, istediğin şekli verdiğin…” derdi. Yoğruldukça ona benzer yalnızlıkla, katılaşmaya başlamıştım. Dökülüyordu içimin mayasız kırgınlıkları, yen içinde kalıyordu gözyaşlarım. Tutmuyordu kıvamı hasreti. Mideme oturan, gözlerinden güç alan birer yumruktu sanki.
    Yüksek bir ihtimalin tavan arası olamazlığındayım.
    Çok sözlü monologlarımın sana soyunmayan kalkışındayım.
    Sana ölümsüzleşmenin noktadan sınıra, en tazesindeyim…
    Kullanılmamış bir terin içindeki tuzunda, ağzında gevelenen gerçeğin uyduruk talanındayım. Benden sonraya bırakılacak her iyinin karşısında, her kötünün kötülüğündeyim… Sen gidersin, senden önceki hayat ölür; senden sonraki hayatta ölümcül bir hatırlanma. Sen kalırsın, kaldığınla kalamadan…
    Aşkın kendini öldürebilecek kadar cesur olmalı sevdiğim. Her nakaratta yeniden hatırlayacağım. Cepleri boş bir gidişi bırakıyorum sana… Enkazı kaldırılmamış çocuk yüzümle. Beni şakaklarımdaki sonbahardan tut. Birazdan utancını bırakacağım sana bu aşkın. Bu gidiş beni de bitirecek biliyorum ama kaçsam ağlamaklı oluyor omuz başlarım. Yaslansam uçurumsun… Her gidişime yenilip her dönüşüme güçleniyorum. Nedir bu ters denklem?
    Olabilir bir aşkın hem kolaylığına aldanıp en aşkı yaşayamamak hem de olmazlığıyla karşılaşıp, aşkın en asil yüzüne küfür etmemek için seni sevdim! Korkak cesaretine her yol tehlikesiz görünür ve tehlike denilen, korkak için cesurluğunu göstereceği bir kürsüdür! Ben, kahraman olmak için seni sevdim! Yeterince imkansızdın, çokça tehlikeliydin ve senin için yaşamayı başardığımda ölümsüz olacaktım. Ben, seni sevmemek için neden aradıkça ve “neden”ler buldukça, seni daha çok sevdim! Şimdi! Var mısın? Kalalım sen ve ben ve bu öykünün tüm yel değirmenleriyle savaşalım, bir Donkişot şizofrenisiyle… Hangimizin Cervantes, hangimizin Donkişot olduğunun ne önemi var? Tekimizin sanrısına, “biz” gücüyle karşı koyarız. Kalem kimin elinde, kim kahraman? Bilinse ne değişir ki? Kazansak da hayal ürünü, kaybetsek de… Sayfalar arasındaki aynı tarafta saf tutmuş bizliğimizin resmi, bakarsın güzel durur! Bakarsın, yakışır yan yanyanalığımız birbirimize. Evetse, siper et düşlerini, gerçeklerin keskinliğine… Hayırsa, bir daha sus!
     

Sayfayı Paylaş