Susmak..

Safir

Özel Üye
Özel üye
Katılım
4 Mys 2008
Mesajlar
4,712
Beğeniler
270
#1
Susmak içine ateş düşmüş bir mavi deniz gibi.

Susmak üzerine puslu bulutlar çökmüş başı karlı dağ gibi.

Susmak rengini kızıl havaların çaldığı çöl akşamları gibi.

Susmak, bir türkünün en hareketli yerinde deli bir rüzgar gibi.

Susmak yalnızlığın ortasında siyah gelinlik giymiş ölüm gibi.

Susmak, bir gurbet Treninin arka vagonunda küsmek gibi.


Susmak nedir sorusunun cevabını konuşmamak olarak algılamak en büyük yanlışlıktır. Bu yanılgıyı en güzel ispatını lal (dilsiz,konuşamayan) olanlar verir. Onların kelimelere hükmedememesi onların suskun olduğunu göstermez. Onlarda tüm konuşan insanlar gibi düşünür, anlatır ve belki çoğumuzun söyleyemediğini fısıldarlar bize. ama onların kelimelere hükmedememesi, konuşmanın kelimelerle olmadığının en büyük göstergesidir.
Nedir o halde susmak?


Belki üç noktanın yan yana dizilişi ile başlayan (...) ve yine üç noktanın yan yana dizilişi ile biten sihirli bir cümledir (...)

Susmak;konuşmaktır aslında anlayana, harfsiz, kelimesiz, cümlesiz. Anlayan susmanın ifade ettiği tüm manayı okur suskunluğun derin yüzünde.
Susmak;birilerini anladığı yada anlamak istediği gibi kabullenmek hiç değildir. Güce hükmedenlerin suskun çoğunluğun her şeyi kabullendiklerini "suskunlukla" algılamaları yanılgının en tebessümlü halidir. Güler geçerim bu denli yanılgı düşlerine.
Susmak bazen içinde çığlıkların boğulduğu yosun tutmuş deniz gibidir. Bazen güneşleri meçhul limanlara çekilmiş gökyüzü gibi. Bazen arkana bakmadan her şeyi oluruna bırakıp çekip gitmektir rotası çizilmemiş yollarda.
Susmak bazen yarına postalanmış umut mektubu olur, postaya verilmemiş. İçine soluk güller konulmuş, aşk şiirleri yazılmış, biraz kırılmış biraz alınmış birazda uçları yakılmış bir mektup. Utangaç bakışları, kızaran yüzler umut mektubunun her satırında kendini ifade edecek bir kelime bulmuştur işte.
Bazen en candan konuşurken bile susar insan. Bütün kelimeler, harfler, lâkırdılar odadaki boşluğu doldurmak içindir. Hani öylesine denize atılmış bir olta gibi, boşluğa bırakılır cümleler.
Susmak konuşmaktan daha zordur aslında. Konuşurken istediğin cümleyi kurar istediğin yerde durup soluklanırsın, istediğinde bağırır istediğinde kızar, istediğinde gülersin, ya susarken... Ya susarken bütün çığlıkların, hıçkırıkların, yalvarışların, isyanların düğümlenir kalır bir yerde. Kıyısını aşındıran deniz gibi aşındırır yüreğinin en sert duvarlarını. En umulmadık yerlerde çeker yataklara karahummalı sevda hastalığı gibi.
Susmak çekilmektir içindeki bir koyun yalnızlığına. Konuşmanın gölgesinde palazlanır suskunluğun aşk ateşi.
Susmak sesiz bir çoğunluğun konuşan azınlığa karşı isyanı, başkaldırısıdır anlayana.
Susmak direnmektir aslında kelimelerin anlamsızlığına, duyguları karşılayamayışlarına, mananın bitişine darılmaktır kendi çapında.

Susmak bir deniz gibi

Susmak bir dağ gibi

Susmak bir çöl gibi

Senin gözlerinde

ve konuşmak

Senin gözlerinde

Susarak...

Hasan Mahir
 

dağcı

Forum Tutkunu
Katılım
11 Eyl 2008
Mesajlar
1,796
Beğeniler
12
#3
susmak dinlemeyi bilmektir
susmak saygı göstermektir
susmak hoşgörülü olmaaktır
susmak çaresizlik değildir
sussmak zayıflık değilddir
haklıyken bile susmak en büyük erdemdir


ha bu arada aşk a gelince kelimeler kifayetsiz kalınca işte o zaman sus gelir ya insana işte o zaman bırakın gözler konuşsun onlardan daha iyi aşk ı hiç bişey anlatamaz ;)
 

Safir

Özel Üye
Özel üye
Katılım
4 Mys 2008
Mesajlar
4,712
Beğeniler
270
#5
Ne keyifle okuduğum şiirler ezberimde, ne de bağıra çağıra söylediğim şarkıların sözleri. Dalgın gözlerle yürüdüğüm caddelerde kayboluyorum...

Sonsuz bir inatla sarıldığım radyodan gelen o harika melodilerin de tadı yok? Peki ya o yağmurda iliklerime kadar ıslanmalarımı kim çaldı benden? Bilmiyorum!

Susuyorum artık... Sustukça susuyorum. Sustukça, üzerime gelen insanlardan kurtarmak için ruhumu, suskunluğuma sarılıyorum. Ama yine de saplanıyor yüreğime bazı kelimeler. Bazıları da acıtıyor üstelik…

Sessiz geceler benim için sığınılan bir liman sanki. Kendimi bulup bulup kaybettiğim karanlıkta, şöyle bir uğradığım kelime hazinem de bir anlam ifade etmiyor. Düşünüyorum da bu güne kadar hep; gibi yazmışım, gibi okumuşum, gibi söylemişim ve en önemlisi; gibi sevmişim...

Elbette hiçbir şey, ben ol deyince olmaz. Bunu biliyorum ama zaman da geçiyor hızla. Tükenmez sandığım bütün sözler bitiyor ve ben de yavaş yavaş tükeniyorum...
Onca yıldan sonra; hayata dair ne kaldı ki elimde? Kocaman bir hiç! Öyleyse neden bunca çaba, neye bunca isyan…

Öyle anlamsızki yaşadığım hayat. Her şey az sonra gerçekleşecekmiş gibi duruyor, elimi uzatıyorum tutmak için, kayboluyor. Benim dışımda kopuyor bütün kıyametler ve ben kendime uyan bir kıyamet beğenmiyorum…

Kalbime bir kurşun sıkacak gönüllü katilimi arıyorum ya da yüreğime su serpecek elin sahibini... Toprağa ateşi düşürecek, denizi yakamozlarla süsleyecek sesin sahibini… Artık basit şeyler bekliyorum yaşamdan. Örneğin, kimselerin bilmediği sırlarım olmalı ölürken... Kimselerin gitmediği sokaklarım olmalı... İçimi kanatan özlemlerle yaşlanıp, sonra da sessizce gitmeliyim bu dünyadan.

İşte yine susuyorum; siyah bir geceye dönüyor her anım ve okuduğum her şiir kanatıyor yaralarımı. İçimdeki çocuk ölüyor... Yalancı gülümseyişlerle beni ciddiyete çağıran insanları da önemsemiyorum. Elimden kayıp gidenlerden korkmadığımı bilmiyor ki hiç biri…

Alıntı
 
Katılım
21 Ock 2009
Mesajlar
15
Beğeniler
2
#6
içinizdeki çocuğun ölmemesi dileğiyle diyecektim ama sanırım o içimizdeki çocuk diye adlandırdığımız şey ruhumuz,zaman zaman çoşan ,bazen küsen bazen hayatı dolu dolu yaşamamıza sebep olan,aynalara inat hiç yaşlanmayan,ölümsüz olan ruhumuz,bende içinizdeki çocuğun tekrar hayatın anlamını bulması dileğiyle diyeyim o zaman ,teşekkürler çok güzeldi.
 

Benzer konular

Top