1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Sustuk

Konusu 'Aşk' forumundadır ve Hazangülü tarafından 2 Temmuz 2007 başlatılmıştır.

  1. Hazangülü

    Hazangülü Forum Onuru

    Katılım:
    7 Haziran 2006
    Mesajlar:
    9.885
    Beğenileri:
    117
    Ödül Puanları:
    4.480
    Banka:
    991 ÇTL
    [​IMG]
    seni susmak karanlık olur
    ihanet kadar puslu
    o yürek ansızın soğur
    enlemleri boylamlar boyunca
    bir çığlık yayılır ki
    kutuplardan duyulur...

    [​IMG]
    AğLa SeVdAm...

    Bizim için bir umuttu yıldızlar
    Gökyüzü ağlıyor şimdi
    Venüs küskün yıldızlarımız kaydı
    Bulutlar bir bir dağılıyor
    Ve anılarımı yüreğime gömdüm
    Ağla sevdam

    yüreğime saklamıştım sevdamı.
    nerden haber aldınız.?
    dört yandan saldırdınız.
    vurdunuz.. kırdınız.. yaraladınız..
    diyelim ki..! sürdünüz,süründürdünüz
    diyelim ki..! öldürdünüz
    ne geçti elinize, ne anladınız.?
    yıkıl sevdam..!
    bu kadar çektirmedi Zeus.
    tüken sevdam..!
    bu kadar çekmedi Prometeus.
    ağla sevdam…!
    ne bu kadar yandı Kerem
    öl sevdam öl..!
    ne sabretti bunca Eyüp

    Bakır rengi umutlarım paslandı
    Kalaylayamıyor acı çeken yüreğim
    Dokuz şiddetinde zelzele yedim bu sahilde, bu marmariste...​
     
  2. Hazangülü

    Hazangülü Forum Onuru

    Katılım:
    7 Haziran 2006
    Mesajlar:
    9.885
    Beğenileri:
    117
    Ödül Puanları:
    4.480
    Banka:
    991 ÇTL
    Susarız…



    Konuşulanlar öyle abes ve mantık dışıdır ki sadece hayretle dinler ve sessiz bir tepkiyle belli ederiz duruşumuzu…



    Susarız…



    Sessiz bir onaydır susuşumuz…Biraz utangaçlık belki ama içten bir katılıştır söylenenlere…



    Susarız…



    Sessiz bir bekleyiş olur susmak…Ya kendimizin yada karşımızdakinin ortak değerleri yeniden gözden geçirmesine tanınmış bir fırsattır sessizliğimiz…Yada birinin bizi fark etmesi, doğru algılayabilmesi için tanınmış bir süre… Susan için endişe ve olasılık hesapları arasındaki gel git lerle biraz da huzursuz bir bekleyiştir susmak…



    Susarız…



    Dile getirilmeyen bir öfkedir bazen suskunluğumuz… Öylesine yaralanmışızdır ki yaralamak isteriz, yüreğini acıtmak ve kanatmak…Ve biliriz ki hiçbir söz acıtamaz, yaralayamaz ve kanatamaz kimseyi bir suskunluk kadar…Ve susmak en acımasız, öldürücü silahtır bazen…



    Susarız…



    Hassas ve kırılgan bir tepkidir…Küçücük bir hatırlatmadır belki…Fark edilmesi ve onarılması incelik ister…Ya yeniden bir kazanıştır yada aleyhte bir delil olarak kalır karşımızdaki için…



    Susarız…



    Bir ilişkide negatiflerin gözümüze batmaya başladığı, karşımızdakine ait aleyhte deliller dosyasının kabarmaya başladığı ve hatta dosyayı masanızdan kaldırmaya gerek duymaz olduğunuz bir noktadasınızdır…Bir duruş, bir soluklanmadır susmak…Ortak geçmişin değerlendirilmesi ve geleceğin muhasebesidir…Durup yeniden, şimdi bulunduğunuz noktadan bir daha bakmak istersiniz yaşananlara ve eldekilerle geleceğe gitmenin ne kadar mümkün olduğuna…Bir içe kaçış ve söylenemeyenlerin biriktirilmeye başladığı yerdir susmak…



    Susarız…



    Ayağımız yerden kesilmiş, bulutların üstündeyizdir ve çiçek çiçek bahardır yüreğimiz…Sevdiğimizle yan yana ve can cana yızdır…Öyle bir ruhsal bütünleşmedir ki hiçbir söz tanımlamaya yeterli gelmez hissedilenleri ve susarız…Sadece yüreklerin ve gözlerin konuştuğu yerdir suskunluğumuz…



    Susarız…



    İletişimin tıkandığı yerdeyizdir , hiçbir iletinin bize yeterli gelmediği ve hiçbir iletimizin doğru algılanmadığı…Yanlışlıklar, yanılgılar ve kim bilir belki de gerçeklerdir bir fırtınaya tutulmuşçasına savrulup duran…Sözler yerini sessizliğe bırakmaya başlar ve siyah, tek nokta konur cümlelerin sonuna…Zamanla cümlelerimizin sonuna konan o tek ve siyah nokta büyüyerek bir kara deliğe dönüşmeye başlar…Güven ve sevginin içten içe çürümeye başladığı yerdir ve gitmek zamanının ertelenmiş halidir susmak…



    Susarız…



    Kabul edilmiş bir hata yada suçtur susuşumuz ve söylenecek her söz kaybetme riskidir…Korku eşlik eder suskunluğumuza…



    Susarız…



    Bir gidişi kabullenmektir susmak, yerinde ve zamanında olduğunun ayırdımında olduğumuz bir gidişin…



    Susarız…



    Hayata karşı bir susuştur bu kez yaşanan…Bizi can evimizden vuran bir kayıp, yaşanan büyük bir acı, ölesiye bir çaresizliktir yaşadığımız…Söylenecek hiçbir sözümüzün adrese teslim olmayacağından emin olduğumuz, bütün sözcüklerin anlamını yitirdiği bir yerdeyizdir…Hayatın bize bir şey katamadığı ve bizim de hayata bir şey katmak için anlamımızı kaybettiğimiz bir yer…Belki de boş gözlerle, algılamadan bir seyirdir hayat o noktada ve belki de amacı ve beklentisi olmayan, bir mesaj kaygısı taşımayan ve hedefi olmayan tek susuştur yaşadığımız…



    Susmak; eylemsiz ve durağan bir edim gibi görünse de her susku bir şey anlatır yine de ve her suskunun bir nedeni vardır ve her susku içinde pek çok sesi hapseden sessiz bir eylemdir…

     
  3. Hazangülü

    Hazangülü Forum Onuru

    Katılım:
    7 Haziran 2006
    Mesajlar:
    9.885
    Beğenileri:
    117
    Ödül Puanları:
    4.480
    Banka:
    991 ÇTL
    Susuyorum…

    Ne keyifle okuduğum şiirler ezberimde, ne de bağıra çağıra söylediğim şarkıların
    sözleri. Dalgın gözlerle yürüdüğüm caddelerde kayboluyorum.

    Sonsuz bir inatla sarıldığım radyodan gelen o harika melodilerin de tadı yok?
    Peki ya o yağmurda iliklerime kadar ıslanmalarımı kim çaldı benden? Bilmiyorum!

    Susuyorum artık... Sustukça susuyorum. Sustukça, üzerime gelen insanlardan
    kurtarmak için ruhumu, suskunluğuma sarılıyorum. Ama yine de saplanıyor yüreğime
    bazı kelimeler. Bazıları da acıtıyor üstelik…

    Sessiz geceler benim için sığınılan bir liman sanki. Kendimi bulup bulup
    kaybettiğim karanlıkta, şöyle bir uğradığım kelime hazinem de bir anlam ifade
    etmiyor. Düşünüyorum da bu güne kadar hep; gibi yazmışım, gibi okumuşum, gibi
    söylemişim ve en önemlisi; gibi sevmişim...

    Elbette hiçbir şey, ben ol deyince olmaz. Bunu biliyorum ama zaman da geçiyor
    hızla. Tükenmez sandığım bütün sözler bitiyor ve ben de yavaş yavaş
    tükeniyorum... Onca yıldan sonra; hayata dair ne kaldı ki elimde? Kocaman bir
    hiç! Öyleyse neden bunca çaba, neye bunca isyan…

    Öyle anlamsızki yaşadığım hayat. Her şey az sonra gerçekleşecekmiş gibi duruyor,
    elimi uzatıyorum tutmak için, kayboluyor. Benim dışımda kopuyor bütün kıyametler
    ve ben kendime uyan bir kıyamet beğenmiyorum…

    Kalbime bir kurşun sıkacak gönüllü katilimi arıyorum ya da yüreğime su serpecek
    elin sahibini... Toprağa ateşi düşürecek, denizi yakamozlarla süsleyecek sesin
    sahibini… Artık basit şeyler bekliyorum yaşamdan. Örneğin, kimselerin bilmediği
    sırlarım olmalı ölürken... Kimselerin gitmediği sokaklarım olmalı... İçimi
    kanatan özlemlerle yaşlanıp, sonra da sessizce gitmeliyim bu dünyadan.

    İşte yine susuyorum; siyah bir geceye dönüyor her anım ve okuduğum her şiir
    kanatıyor yaralarımı. İçimdeki çocuk ölüyor... Yalancı gülümseyişlerle beni
    ciddiyete çağıran insanları da önemsemiyorum. Elimden kayıp gidenlerden
    korkmadığımı bilmiyor ki hiç biri…

     

Sayfayı Paylaş