1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Taaşşuk-ı Talat ve Fitnat Kitap Özeti

Konusu 'Kitap Özetleri' forumundadır ve Çağlayağmur tarafından 16 Aralık 2012 başlatılmıştır.

  1. Çağlayağmur
    Hoşgörülü

    Çağlayağmur ... Süper Moderatör

    Katılım:
    15 Aralık 2010
    Mesajlar:
    15.093
    Beğenileri:
    4.417
    Ödül Puanları:
    11.080
    Cinsiyet:
    Bayan
    Yer:
    Ankara
    Banka:
    811 ÇTL
    ROMANIN İNCELENMESİ
    1) DIŞ İNCELEME
    a) ESERİN ADI: Taaşşuk-u Tal’at ve Fitnat
    b) ESERİN YAZARI: Şemseddin Sami
    c) ŞEMSEDDİN SAMİ (1850-1904 )
    İlk ansiklopedistimiz, ilk romancımız, ilk sözlükçümüz, ilk gazetecilerimizden Şemseddin Sami..


    Yanya’nın Fraşeri kasabasında doğdu. Babası, o bölgenin Tımar beyi Halit Bey’dir. Ailesi, Fatih dönemine çıkar. Devlete hizmet etmişlerdir. Çevresinin, tek söz sahibi ailesinin oğlu olduğu için, çok itinalı yetiştirildi. İlk öğrenimini özel olarak yapmıştır. Orta öğrenimini Rum gimnasyomlarında yaptı. Burada, Fransızca, İtalyanca, Rumca ve eski Yunanca’yı öğrendi.
    Bundan sonra, medrese eğitimi gördü. Dinî bilgilerini burada pekiştirdi ve Arapça, Farsça öğrendi. İslâm tarihini inceledi. Türkçe’den başka, 8 dil daha bilir. Bu bildiği dilleri de sadece konuşacak kadar değil, yazacak kadar hatta bazılarında, üslûp sahibi olacak kadar bilirdi. Medrese tahsilini yürütürken, bildiği dillerden faydalanarak, edindiği kitaplardan, Batı’daki yeni bilim gelişmelerini izlerdi. 19. yüzyılın pozitivizmi üzerinde ilk araştırmaları yapan yazarlarımızdan biridir.
    Batı gazetelerine benzeyen “Sabah” gazetesini çıkardı
    Medrese öğrenimini tamamladıktan sonra, matbuat kalemine girdi. Bildiği yabancı dillerinden yararlanarak tercümeler yaptı. Fakat onun asıl istediği şey, Batı gazetelerine benzeyen bir gazete çıkarmaktı. Nitekim, bu isteğine de bir süre sonra kavuştu ve İstanbul’da kendi namına “Sabah” gazetesini çıkardı.
    Şemseddin Sami, çok iyi Farsça, Arapça bildiği halde, konuşmaların ve yazışmaların sade Türkçe ile yapılmasından yana idi. Şinasi’nin başlattığı sadelik hareketini yürütmek istiyordu. Çıkardığı gazetede bu sade dili kullandı. Fakat bir süre sonra, yazdığı yazılar yüzünden, gazetesi kapandı ve kendisi sürgünü boyladı. Bu zorunlu sebeple, önce Trablus-garp’ta, sonra başka şehirlerde bulunduktan sonra bağışlandı ve İstanbul’a döndü.
    Padişah Abdülhamit, Şemseddin Sami’ye karşı birçok sebeplerden ötürü dikkatli idi. Bir kere Şemseddin Sami, Arnavutluk’un en soylu ailelerinden birinin oğlu idi. Fraşerilerin oyu alınmadan Arnavutluk’ta hiç bir şey yapılamazdı. Oysa Şemseddin Sami, çıkardığı gazetesinde ilerici fikirleri tutmuş, Genç Osmanlıların başlattığı hareketin fikriyatını yapmıştı. Ayrıca Şemseddin Sami, dil biliyor, eli kalem tutuyor, güzel konuşuyordu. Bu bakımdan da Padişah’ın gözü üstünde idi. Her halde bu ve benzeri sebeplerle, sürgünden döndüğü zaman Şemseddin Sami, sarayda görev yapan “Teftiş-i Askerî Komisyonu”na katip olarak atanmış olmalıdır (1880).
    Sonradan başkatipliğine getirildiği bu komisyonda, hayatının sonuna kadar görevde tutulmuştur. Kendisini ”Kamus-u Türki” yazmaya teşvik edenin Padişah olduğu ve her –sayfasına bir altın ödediği, sonradan ailesi tarafından açıklanmıştır. Kamusu’l-Alâm’ın da aynı şekilde desteklendiği düşünülebilir. Çünkü Abdülhamid’in, sarayda yapacak işi olmadığı zamanlar, Şemseddin Sami’yi Erenköy’ündeki evine gönderdiği ve burada göz altında bulundurarak çalışmalarını izlediği bilinmektedir.
    Nitekim Şemseddin Sami de, Abdülhamid’in bu davranışlarından hiç şikayet etmemiş ve hatta kardeşi, Arnavutluk’ta isyana karar verince, ağabeysinin de kendisine yardım etmesini istediği zaman, Şemseddin Sami’nin “Ben bir Osmanlıyım ve isyana karşıyım” dediği ayrıca bilinmektedir.
    Şemseddin Sami, edebî çalışmalarını gençlik yıllarında yapmış, gazetecilik, hikâyecilik ve romancılık üstünde çalışırken, çağdaş fikirleri savunmuş ve dikkate değer eserler vermiştir. “Taaşşuk-u Talât ve Fitnat” adlı romanı, onun iyi bir toplum gözlemcisi olduğunu ve iyi romancı kumaşı taşıdığını gösterir. Kendisinden sonra yazılan romanların birçoğu, onun çizgisine ulaşamamıştır. Tiyatro eserlerinde de aynı başarıyı göstermiştir.
    O, bütün eserlerinde,Türklük şuurunun uyanışını ve gelişmesini sağlamaya çalıştı. Türk dilinin ne kadar zengin bir dil olduğunu ispatlayan Kamus-u Türki’si, bugün de en büyük kaynak eser haysiyeti ile ayakta durur. Kendisinden sonra sözlük yapanların hepsi, bu kaynaktan yararlanmışlardır.
    Kamusu’l-Alâm, başlı başına 6 ciltlik büyük bir ansiklopedidir. Bütün dünyada heyetler tarafından yapılan ansiklopedilere karşılık, Şemseddin Sami’nin tek başına 6 ciltlik büyük bir ansiklopediyi bitirmeye muvaffak olması,onun şaşılacak bir çalışma gücüne sahip olduğunu gösterir. Kamus-u Fransevî adı altında, Fransızca’dan Türkçe’ye, Türkçe’den Fransızca’ya olmak üzere tamamladığı iki ciltlik sözlük, 80 yıldır itibarlı bir lügat olarak elden ele geçti.
    “Besa”, “Seyit Yahya”, “Gave” adlı üç tiyatro eseri vardır. Bu oyunlar, günümüzün zevklerine cevap vermese bile, zamanının gerçeklerini tamamen yansıtmışlar ve yazarın ne kadar gerçekçi olduğunun belgesi olmuşlardır. Ayrıca, Batı’dan bazı eserlerin çevirilerini yapmış ve bu arada Victor Hugo’nun “Sefiller”ini ilk defa dilimize çevirmiştir. “Robenson Crusoe” romanını da ilk olarak dilimize çevrilen, Şemseddin Sami’dir.
    1905′de hayata gözlerini yumduğu zaman, ardında 50′den fazla büyük eser ve büyük bir isim bırakmıştır.
    d) ESERİN BASKI YERİ VE BASKI YILI: Bordo Siyah Klasik Yayınlar, 2003
    e) SAYFA SAYISI:219
    2) İÇ İNCELEME
    a) ANA DÜŞÜNCE
    Bir birine kavuşamayan iki sevdalının hikayesidir.
    b) YARDIMCI DÜŞÜNCELER
    1. Kız çocuklarının okutulmaması.
    2. Osmanlının son dönemlerinde devlet dairelerinde çalışan memurların kafalarına göre izne çıkmaları.
    3. dönemdeki iç güveysi korkusunun annelerde hakim halinde olması.
    4. Küçük yaştaki kızların kaçırılarak köle olarak satılması.
    5. İnsanların hasta olduklarında devayı başka yerde aramaya çalışmaları.
    6. Kızların çok küçük yaşta evlendirilmesi.
    c) KAHRAMANLARIN İNCELENMESİ
    1) TAL’AT BEY
    Annesi Saliha Hanım , babası ise Rifat Bey’dir. Babasını 6-7 yaşlarında iken kaybetmiştir.18-19 yaşlarında , henüz sakalları çıkmamış bir gençtir. Bir hükümet dairesinde görev yapmaktadır. Terbiyeli ve çok kibar bir kişiliği vardır. Daima güler yüzlü biri olan Tal’at Bey’in huyları arasında kibir , kıskançlık, çapkınlık ve hovardalık yoktur. Arkadaşları ve dostları tarafından da çok sevilen bir kişidir.
    2) FİTNAT HANIM
    Babası roman başlarında bilinmemekle birlikte babası Ali Bey’dir. Annesi ise Hacı Babanın evlendiği ve daha sonra ölen dul kadın Zekiye Hanım’dır. Fiziki yapısı ince bir bedene sahip olan kahramanımız orta boylu , gözleri ve kaşları kapkara, beline kadar uzanan saçları olan , bembeyaz bir teni olan , burnu düzgün küçük ağızlı , güzel bir kızdır. Ve 15 yaşındadır. Yumuşak huylu ve nezaketli birisi olan Fitnat Hanım öfke ve kızgınlık gibi kavramları bilmeyen bir kızdır. 7 yıl boyunca sokak kapısından dışarı çıkmamış ( Ara sıra pencereye çıkan ) , evde dikiş diker, nakış işleyen ve çok güzel ahlakı olan bir kahramanımızdır.

    3) SALİHA HANIM
    50-55 yaşlarında , Talat Bey’in annesidir. 13 sene önce dul kalmıştır. İleri görüşlü olan Saliha Hanım okuma yazma bilmektedir. Talat Bey’den başka bir yakını yoktur.
    4) HACI BABA
    Gerçek adı Mustafa’dır. İstanbul- Beyazıt civarında tütün satmaktadır. Kısa boylu, şişman, 60 yaşını aşmış, beyaz sakallıdır. Sinirli , açıkgöz ve titiz bir insandır. Eşini kaybetmiştir.
    5) EMİNE KADIN
    Hacı Babanın analığıdır. Çerkez soyundan 70 yaşını aşmış bir ihtiyardır. Saçı bembeyaz, ağzında bir tek dişi olmayan , burnu ağzını kapamış ve zayıftır. Pek çok masal bilen , cinlerden , cadılardan bahseden , önüne gelen herkese masal anlatan bir ihtiyardır. Bu kadının görevi ; yemek yapmak ve Hacı Babanın odasını toplamaktır.
    6) ŞERİFE KADIN
    Fitnat Hanım’ın dikiş, nakış hocasıdır.
    7) ALİ BEY
    Fitnat Hanım’ın babasıdır. 40-45 yaşlarında Üsküdar-Toptaş’tadaki büyük konağın sahibidir. Öfkeli, inatçı ve titiz bir insandır. 15-16 yıl önce eski eşini ( Fitnat Hanım’ın annesi) kaybetmiştir.
    8) RAGİBE HANIM
    Talat Bey’in kendisidir.
    9) AYŞE KADIN
    Arap olan ve fazla yaşlı olmayan evin dadısıdır. Küçük yaşta iken kaçırılmış ve hizmetçi olarak satılmıştır. 20 yıldan beri Saliha Hanım’ın evindedir.
    10) GÜLİZAR
    RİFAT Bey’in gençliğinde cariyeymiş. Rifat Bey ile Saliha Hanım evlenmeden önce mektuplarını taşıyan 11 yaşında bir kızdır.
    11) KAMİLE
    Rifat Bey’in annesidir. Akıllı ve çok güzel bir bayanmış.
    12) RİFAT BEY’İN BABASI
    Kumarbaz, sarhoş, hayırsız, savurgan bir insandır.
    d) ROMANIN KONUSU
    Birbirlerini seven iki gencin evlenmelerine engel olunması ve bu iki gencin birbirlerine kavuşmak için karşılıklı olarak verdikleri mücadeleyi anlatan bir romandır.

    e) ROMANIN ÖZETİ
    Romanın asıl kahramanı Talat Bey , Saliha Hanım ile Rif’at Bey’in evliliğinden olmuştur. Romanın ilk bölümlerinde Saliha Hanım ile Rif’at Bey’in tanışmaları ve okul yıllarında yaşadıklarını Saliha Hanım evin dadısına anlatmaktadır. Romanın 3/1’lik kısmı bu anlatılanlar oluşturmaktadır.
    Tal’at Bey’in babası kendisi küçük yaşta iken ölmüş. Sadece annesi ve dadısı ile birlikte yaşamaktadır. Annesi ve dadısı Tal’at Bey’e çok düşkünlerdi. Tal’at Bey’in bir tütün alışkanlığı vardı. Tütünü bir keresine de olsa başka yerden almak için Aksaray’dan Bayetzıt’a çıkan caddede bulunan bir tütüncüye gider ve tütün ister. Fitnat Hanımı orada bir cumbanın içinde görür ve Fitnat Hanım’ı bir daha unutamaz. Ve Tal’at Bey vaktinin çoğunu Fitnat Hanım’ı düşünmekle geçirmeye başlar. Fitnat Hanımı görmek için kaç kez tütün almak bahanesi ile Hacıbaba’nın yanına gitmiştir.
    Fitnat Hanım ise aslında Tal’at Bey’e aşık olmuştur. Ve artık her gün Tal’at Bey’i görmek umuduyla pencereden her gün onun yolunu gözlemektedir.
    Tal’at Bey git gide huzursuz olmaya başlar ve Fitnat Hanım’la görüşmek ister fakat bunun imkanı yoktur. Ancak her gün onun evinin önünde bekler ve Şerife Kadın’ın her gün eve girip çıktığını görür ve bu vesile ile Şerife Kadın hakkında bilgi alır ve dikiş-nakış öğrenme bahanesiyle kadın kılığın girerek Şerife Kadın ile ( Ragıbe Hanım olarak ) tanışır. Bu vesile ile Fitnat Hanım’la tanışma imkanı bulur ve onun evine beraber giderek Fitnat Hanımla Ragıbe Hanım tanışırlar. Çok iyi iki arkadaş olurlar, artık ikisi de bir sonraki gün çabuk gelsin diye heyecanla beklemektedirler. Bu arada Fitnat Hanım Ragıbe Hanım’ı Tal’at Bey’e benzetir ve Ragıbe Hanım’ın kardeşi olduğunu öğrenir. Fitnat Hanım buna çok sevinmiştir.
    Bu sırada Ali Bey’in cariyesi ise dikiş-nakış öğrenmek için Şerife Kadın Ali Bey’in evine sık sık gidip gelmektedir. Ve Ali Bey’in çok durgun halini görür ve onunla evlene bilecek birinin olduğunu söyler. Bu kız Fitnat Hanım’dır, Şerife Kadının tarifine göre bu kız eski eşine çok benzediği için evlenebileceğini söyler. Ve Hacı Baba’nın yanına giderek durumu anlatır , kabul ettirir ve Fitnat Hanım’a kendince müjdeler. Fitnat Hanım duyduğu haber karşısında şoktan sapsarı kesilir ve bayılır. Daha sonra Fitnat Hanım bu durumu Ragıbe Hanıma anlatır ve kendisinin kardeşini sevdiğini söyler bunu duyan Tal’at Bey kimliğini ortaya çıkarır ve ikisi de göz yaşarlını tutamazlar ve saatlerce ağlaşırlar. Tal’at Bey evden ayrılır. Fitnat Hanım başkasını sevdiğini söyler ancak düzmece bir hikaye ile Fitnat Hanım kandırılarak Ali Bey’in evine götürülür. Fitnat Hanım’ın bundan haberi yoktur , evlenmeyeceğinin hayali ile yaşamaktadır. Eve geldiklerinde Fitnat Hanım durumu anlar ve yine ağlamaya başlar.
    Ali Bey kaç kez Fitnat Hanım’ın yanına geldiyse de Fitnat Hanımdan beklediği ilgiyi bulamaz ve Fitnat Hanım’ın uykusunda Tal’at Bey’İ sayıkladığını görmesine rağmen Ali Bey vazgeçmemektedir. Bu arada Fitnat Hanım Tal’at Bey’e mektup göndermiş olsa da mektubuna cevap gelmemektedir. Bu olay olduktan sonra Ali Bey Fitnat Hanım’la konuşurken ona sarılma teşebbüsünde bulunsa da Fitnat Hanım buna izin vermez ve boynundaki muska Ali Bey’in elinde kalır. Bu muskayı Fitnat Hanım’ın annesi takmış ve Fitnat Hanım 18 yaşına gelene kadar açılmamasını istemiştir. Ali Bey muska elinde odadan çıkmıştır. Ve muskayı açar, bu muskanın bir mektup olduğunu ve eski ölen eşine ait olduğunu anlar. Mektupta Zekiye Hanım başından geçen olayları bir bir anlatmış ve adres olarak Ali Bey’in konağının adresini vermiştir. Ali Bey muskayı okuyunca deyim yerindeyse yıkılır ve acele Fitnat Hanım’ın odasına gider ve kapıyı çalar ama kapı açılmaz ancak içeriden garip sesler gelmektedir. Ali Bey kapıyı kırarak içeri giren ve karşısında yerde kanlar içinde yatan kızını görür. Fitnat Hanım intihar etmiştir. Fitnat Hanım ölmeden odaya yabancı bir kız girer bu kız kılığında olan Tal’at Bey’dir. Fitnat Hanım’ı bu halde görünce fenalaşır ve Fitnat Hanım ölür. Fitnat Hanım öldükten sonra odada feryatlar yükselir ve o sırada Tal’at Bey de hayatını kaybetmiştir.
    O günden sonra Ali Bey dengesiz hareketler yapmaya başlar ve bir sabah odasında ölü bulunur.
    Bu olayları duyan Saliha Hanım’ın gözleri ağlamaktan kör olur. Emine Kadın ise bu üzüntüye dayanamaz ve bir hafta sonra hayata gözlerini yumar.
    f) ROMANIN DEĞERLENDİRİLMESİ
    Eser konusu bakımından sürükleyicidir. Günlük hayatta karşımıza çıkabilecek bir çok olay dile getirilmiştir. Eserde duygusal bir konu neredeyse bütün ayrıntıları ile işlenmiştir. Bu da ilk romanlarımızın niteliklerindendir. Yazar satır aralarında aralara girerek bir okuyucuyu bilgilendirmiştir ve kendini gizleyememiştir. Bu romanımızda da ( İlk romanlarda olduğu gibi) kahramanlar hep tek yönlüdür ( iyi-kötü ).
    Romanda bir çok tesadüflere ve olağanüstülüklere yer verilmiş ve bu durum okurun dikkatini toplamasında olumsuz bir durum oluşturmaktadır. Bu durumları örnekleyecek olursak;
    • Tal’at Bey’in ve Fitnat Hanım’ın ilk görüşte aşık olmaları
    • Tal’at Bey’in kadın kılığına girmesi
    • Kadın kılığında bir çok diyaloga girmesi ve bu durumun hiçbir kahraman tarafından fark edilmemesi
    • Fitnat Hanım’ın boynundaki muskanın o yaşa kadar açılmaması
    • Muskanın babası tarafından tamamen tesadüf eseri gün yüzüne çıkması
    • Fitnat Hanım’ın babası ile evlenecek olması
    Bunun yanında eserin içinde bir çok mektuba yer verilmesi ve bu mektupların tamamının yazılması ve bu mektupların içinde yazar kişi tahlillerine ve tasvirlere yer vermektedir.
    Romanda en çok sevdiğim yön olayların bir başlık altında toplanmasıdır. Bu durum okuyucuyu rahatlatmakta ve düşünme fırsatı vermektedir.
    Sonuçta Taaşşuk u Tal’at ve Fitnat dönemin özelliklerini içinde barındıran güzel ve etkileyici bir eserdir.
     

Sayfayı Paylaş