1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Tanı yöntemleri

Konusu 'Genel Sağlık Bilgileri' forumundadır ve Suskun tarafından 20 Mayıs 2011 başlatılmıştır.

  1. Suskun

    Suskun V.I.P V.I.P

    Katılım:
    16 Mart 2009
    Mesajlar:
    23.242
    Beğenileri:
    276
    Ödül Puanları:
    6.230
    Yer:
    Türkiye
    Banka:
    2.052 ÇTL


    İNSAN vücudu uzun yıllar boyunca üzerinde bir yaftayla sürdürdü varlığını: "Ziyaret yasaktır". Bu olağanüstü varlığın dış görünümüyle yetinmek zorunda kalındı, edinilen bilgiler yüzeysel olmaktan öteye gidemedi. Daha sonra, ölülerin içini açıp bakma (disseksiyon) çağı başladı. Ölü bir organizmayı incelemenin, canlıları tanımaya derinlemesine yararı yoktu. Ameliyatlar yapılmaya başlandığında, her ameliyat, hastalığın gerektirdiği koşullarda gerçekleştirildiğinden, araştırmalara oldukça dar sınırlar çiziyordu.

    Dinin, özellikle kilisenin Tanrı yapısı vücuda insan elinin değmemesi, tahrip etmemesi konusundaki katı ve uzlaşma kabul etmez tutumu, "Ziyaret yasaktır" yaftasının uzun süre korunmasına neden oldu. Yafta, gerçek anlamında ilk kez, 1895'de VVİlhelm Konrad Röntgen adlı Alman fizikçisince kaldırılabildi. Röntgen ışınları kemik yapısı ve organların incelenmesine olanak veriyor ve tıp bilimine yeni kapılar açıyordu.Bugün birçok alanda bu tanı yöntemleri kullanılmaktadır.Aşağıda İnsan Vücudunu tanımada ve hastalıklarla ilgili teşhis koymada kullanılan tanı yöntemleri verilmektedir.


    Röntgen

    Emi-Scanner

    Sintigrafi

    Ultrason

    Termografi

    Arteriogrefi

    Stereofotogrametri


    Röntgen
    1895 YILININ 8 Kasım akşamı,Güney Almanya'nın küçük bir kentindeki laboratuvarında Konrad Röntgen, tıp tarihinin en önemli buluşlarından birisini gerçekleştiriyordu. Yoğunluğu azaltılmış bir atmosferde, yüksek gerilimli akımların geçişi üzerine deneyler yapan Röntgen, masanın üzerinde duran, baryum tuzlarına bulanmış kâğıdın parlak ışınlar saçmaya başladığını hayretle gördü. Bu, bilim dünyasında flüoresans olayı olarak anılan ışın saçmaydı ve bir rastlantı sonucu x ışınları keşfedilmiş oluyordu. Araştırmalarını sürdüren Röntgen, eşinin elinin filmini çekerek, ilk röntgen araştırmasını tamamladı. Birkaç gün sonra, aynı deneyi Alman İmparatoru önünde tekrarlaması istendi.
    Dört ay sonra, "insanın ötesine geçen
    ışınlar" kafatasına saplanmış bir kurşunun konumunu saptamada kullanıldı. Bu amaçla, hastaya 1.5 saat süreyle x ışını vermek gerekmişti. X ışınlarının insan hücreleri ve kalıtımı düzenleyen Dna zinciri üzerindeki zararlı etkileri henüz bilinmiyor, koruyucu önlem de alınmıyordu.

    Yıllar geçtikçe röntgen ışınları zararlarından arındırılarak, aygıtı geliştirilerek, hemen her hastanenin demirbaşı, her hekimin başlıca teşhis rehberi olmaya başladı.
    X ışınları, ışık dalgaları benzeri elektro*manyetik dalgalardır, dalga boyları, gözle görünen ışığa oranla daha kısadır. Tungsten veya Molibden gibi, erime noktası çok yüksek bir metali elektronlarla bombardıman ederek elde edilir, elektronlar ise bir telin ısıtılmasıyla sağlanır. Elektron kaynağı ve metal, havası alınmış (vakumlu) bir tüpte yerleştirilmiştir: X ışınlarının maddenin ötesine geçme gücü, maddenin yoğunluğuna ve ışınların dalga boyuna bağımlıdır. Maddeyi geçen x ışınları, maddenin hemen ardındaki bir özel fotoğraf filmine çarparak iz bırakırlar.
    İçi boş ve yumuşak dokulu organlarımız ışınları kemiklere ya da doku dolu organlarımıza oranla daha kolay geçirdiklerinden, saydam görüntü verir ve filmde görülemezler. Bu nedenle, içi boş organların (aç,mide, boş bağırsak gibi) röntgeni çekilirken, hastaya x ışınlarını geçirmeyen sıvılar (radioopak maddeler) verilir. Bu sıvılara bir örnek, mide ve bağırsak filmi için içirilen ' baryumsülfat eriyiğidir.
    Tıp, diğer bilim dallarındaki ilerlemelerden en çok yararlanan bilimdir. Böylece, röntgenin keşfinde 1/2 ile 1 saat arasında uygulanan ışınlama süresi, saniyenin 1/10'una indirilebilmiştir. Gelişmiş aygıtlardan yararlanan hastaneler ve fakülte kliniklerinde, basit röntgen filmleri, yerlerini tomografi'ye bırakmaktadır. Tomografi'nin özelliği, vücudun derinliğindeki bir noktadan geçen düzlemin filmini çekebilmesidir. Tomografi, vücudu "dilimlere" ayırarak, her bir dilim için ayrı bir film çekebilmektedir.
    Çeşitli organlarımıza uygun açılardan film çekme işlemi boyunca, hastanın hareket etmesi ve dönmesi gerekir. Bu, hasta yerine üzerine yattığı masayı döndürmek yoluyla kolay bir çözüme ulaştırılmıştır. Filmlerin banyo edilmesi de otomatik bir düzen içinde, eskiden 10-20 dakikada yapılırken, günümüzde 90 saniyede bitirilmektedir. Yıllar boyu, karanlık bir odada, neredeyse el yordamıyla çalışmaya zorlanan röntgen uzmanları, günümüzde aydınlık ortamlarda çalışabilmektedir. "Radyolog lösemisi" hastalığı da ışın koruyucular kullanımıyla korkulan bir hastalık olmaktan çıkmıştır.
    X ışınlarını geçirmeyen radioopak maddelerden iyot tozları kullanılarak, atar*damarların durumu incelenebilmektedir, bu yöntem Arteriografi olarak anılır. Kateder (vücutta herhangi bir boşluk ya da kanala sıvı zerketmekte kullanılan, tüp şeklinde, ortası açık, madenî, lastik veya plastikten yapılma araç) aracılığında kalp odacıklarına iyot tuzu verilerek dolaşım sisteminin filmi çekilebilir. Beynin iç boşluklarına ya da çevresine hava verilerek, beyin yapısal özellikleri ve uğradığı zedelenmeler üzerine bilgi edinilebilir, bu yöntem de Pnömöensefalografi olarak anılmaktadır.




    Emi-Scanner

    X IŞINLARI, keşfedildikltrinden beri.hep aynı tür duyarlı film üzerine düşürülüyorlardı. İngiliz mühendis Godfrey Hounsfield, Emi-Scanner adını verdiği aygıtı üretip, geliştirerek yıllardan beri uygulanmakta olan prensibi altüst etti. Emi-Scanner'de maddeyi aşan x ışınları, bir film üzerine düşûrülmektense ışınlara duyarlı algılayıcı uçlardan oluşan bir yüzeye yollanmakta ve burada, değişik dokuların x ışınlarını değişik oranlarda geçirmelerinden kaynaklanan "geçirgenlik farkları" 100 katına çoğaltılmaktadır. Veriler bir bilgisayara aktarılmakta, buradan da özel bir ekrana yan*sıtılmaktadır. Bu teknik özellikle beyin için kullanılmakta, röntgen ışınlarının yıpratıcı etkisinden beynin korunması ve bir defada olabildiğince çok ve geniş kapsamlı bilgi sağlanması kolaylaşmaktadır.
    Emi-Scanner ile beyine hava veya radioopak madde zerketmeksizln, basit bir kafa filmi ile beynin farklı bölümlerini hekimin incelemesine sunmak olasıdır. Beyin karıncıkları, beyin çevresindeki kafatası kemiğine olan uzaklıklar, yoğunlukları farklı olduğu için ayırdedilen gri madde ile beyaz maddede, beyin tümörleri ve kanamalar süratle saptanabilmektedir. X ışını geçirgenlikleri zayıf olduğundan, geleneksel röntgen filmiyle bu bölgelerin hastalıklarını saptamak kolay değildir. 100 katına ulaştırılmış geçirgenlik farkları ise çıplak gözle görülebilir.
    Emi-Scanner ile sara hastalığının, beyinde oluşturduğu küçük değişimler anlaşılabilir, hastalığın tanısı ve tedavisi hızlandırılabilir. Yalnızca beyin karıncıklarındaki değişim ve gelişmeler değil, beyin kabuğu incelmeleri (atroft) de gözlenebilmektedir. Beyin hastalıklarının tanı ve tedavisinde, tıp bilimi Emi-Scanner ile yeni boyutlara, yeni olanak*lara kavuşmuştur. En önemli organımız dışındaki diğer organlarımız da Emi-Scanner aracılığında yakalandığı hastalıklardan kısasürede arındırılabilir. Hastalık tanılarının yanılgısız yapılabilmesi, sağlığımıza yeniden kavuşma sürecini kısaltabilmektedir


    Sintigrafi

    TIPTA atom çağı ürünlerinin en sık kullanılma şekli şudur: Hastaya, ağız yoluyla veya damardan, belirli bir urgana doğru ilerleyip yerleşecek radyoaktif bir madde verilir. Bu madde, incelenecek organa göre değişik olabilir: Tiroid bezi için radyoaktif iyot 131 izotopu, karaciğer için radyoaktif kolloidler, böbrek için ise radyoaktif civa izotopu kullanılabilir.
    Işın saçan maddenin vücuda verilmesinden sonra saçtığı ışınları araştırmak ve yorumlamak için iki yöntemden yararlanılabilir: Sintigrafi adı verilen birinci teknikte radyoaktif tanecikler yardımıyla izotopu tut*muş olan bölge taranır.
    İkinci teknikte ise, gamma ışınlarına duyarlı bir fotoğraf aygıtı İzotop tuttuğu için gamma ışınları saçan organın resmini çeker. Her iki teknikte, organın şekli ve büyüklüğü ile birlikte izotopu az veya çok tutan bölgeler belirlenir. Bu bölgeler, uzman hekim gözüyle incelendiğinde, tümör, kist, apse, kanser metastazı (kanser hücrelerinin vücudun bir kısmından diğer bir kısmına geçmesi) belirtisi olarak tanımlanabilir. Sintigrafi'nin tıp çevrelerinde ilgi ile karşılanması ve sık sık başvurulan bir yöntem olmasının nedeni, karaciğer, dalak, tiroid bezi, böbrek, akciğer gibi geleneksel radyoloji (x ışınları aracılığıyla hastalıkların tanı ve tedavilerini, bu amaçla uygulanan teknikleri konu alan tıp dalı) ile incelenmesi güç, x ışınlarını geçirmeyen radioopak maddeler zerkini gerektiren "yumuşak dokulu organların incelenmesine olanak vermesidir.
    Gammagrafi, daha az net görüntü vermesine karşılık, hızla gelişen olayları inceleme olanağı vermektedir. Beyine, kalbi besleyen damarlara ve kalbe gelen kan miktarını ölçme, vücuda giren demir, kalsiyum, iyot gibi maddelerin izlediği yolu ve uğradıkları değişmeleri incelemede Gammagrafi'den yararlanılır.


    Anılan teknikler, sağladıkları veriler bir bilgisayara yüklenince, daha da sağlıklı sonuçlar vermekte, hekimin çalışma alanını genişletmektedir. Bilgisayar belleğinin genişliği, hastaya aynı anda değişik izotop verilerek, birçok organın incelenmesini olası kılmaktadır. Tomografi (herhangi bir vücut bölgesi ya da organın röntgen filmlerinin alınmasın! sağlayan aygıt île bölge bölge röntgen filminin çekilmesi tekniği) ve Sintigrafl tekniklerinin birleştirilmesi yolundaki çalışmalar, yakın gelecekte organların üç boyutlu görüntülerinin sağlanmasıyla sonuçlanacaktır.
    Sintigrafi tekniği, hastanın klasik radyoloji işleminde karşılaştığı ışın dozundan 10 kere daha az ışın saçmaktadır. Bu da hasta açısından hemen hiçbir risk taşımaz.

    Ultrason

    BU yöntem, bir enerji demeti ile maddenin etkileşmesini incelemek prensibine dayanır. X ışınları yerine ses dalgalarından yararlanılır. Kullanımı en azından 25 yıldır, dokuları ısıtmak için fizik tedavide yer almaktaydı.
    1973'de Rotterdam'da yapılan Tıp Kongresi sonrası, hastalık tanısında önemli görevler üstlenen Ultrasonun'un prensibinin benzeri II. Dünya Savaşı'nda denizaitıların yerini saptamada, sonar aygıtında kullanılmıştı.
    Ultrasound tekniğinde, incelenecek organa, insan kulağıyla algılanamayacak denli yüksek sıklıkta ses titreşimi yollanır. Bu titreşimlerin sıklığı 20 ile 100 kilohertz arasında kalmaktadır. Organ sesüstü titreşimleri yansıtır, geri gelen ışınlar alıcı aygıta (reseptör) geri geiir.
    Radyografi, hastaya ışın yutan bir sıvı verilmesini gerektirirken, Ultrasound tekniği organları doğrudan inceleme olanağı vermektedir. Zararlı olabilecek ışınlar, radioopak maddeler, izotoplardan arınmış bu bütünüyle tehlikesiz teknik hasta üzerinde defalarca tekrarlanabilir. Ultrasound ile Tomografi'yi birleştiren Echotomografi tekniği, organların üç boyutlu görüntülerinin sağlanması yolunda Sintigrafi ve Tomografi tekniklerinin birleştiriminden daha hızlı gelişmektedir.
    Ultrasound'un uygulama alanı oldukça geniştir. Kadın ve doğum hekimliği, Ultrasound'dan ilk yararlananlar arasındadır. Gebeliğin tanısında ve bebeğin canlı olup olmadığının anlaşılmasında yararlanılır. Bebeğin kafatası çapının ölçümü, anormalliklerin saptanması, plasenta'nın (gebelik süresince anneden alınan besinleri henüz oluşumunu tamamlamamış bebeğe iletmek ve beslenmesini sağlamak görevini yerine getiren oluşum) yerini belirlemekte Ultrason'dan yararlanılması, bebeği radyografinin zararlı ışınlarından korur.
    Ultrason yerine bu alanda kullanılabilecek tekniklerden birisi olan Plasentografi, eniekte edilen radioopak maddenin plasenta damarlarında toplanışından sonra x ışınları aracılığında filminin alınmasıdır. Bu teknik, yeni doğmuş çocuklarda görülen hastalıklar ve ölü doğumların nedenleri arasında sayılmaktadır. Ultrason, bu üzücü olayların kökünün kazınmasında hekimin başlıca silahıdır.

    Göğüs hastalıklarının tanısı da Ultrason'un kullanım aianları arasındadır. Bu konudaki araştırmalarda % 90'a varan doğru sonuçlar alınmıştır ve teknik, Mammografi'ye (röntgen ışınları aracılığında göğüs filminin alınması) ve Termografi'ye (Deri yüzeyinin çeşitli bölgelerindeki ısı derecesini, dolayısıyla ısı farklarını çizelge şeklinde kaydeden aygıt ile deri altındaki sınırlı oluşumların saptanması tekniği) oranla daha doğru sonuçlar verebilmektedir.


    Kalp hastalıklarında Ultrason, enfaktüs'te (kalbi besleyen küçük damarlardan birisinin tıkanması sonucu kalbin bu damarla beslenen bölgesinin ölümü) sol karıncığın görevini ne kadar yerine getirebildiğinin öğrenilmesi, hastalığın seyri ve tedavinin etkilerinin izlenmesinde kullanılmaktadır.
    Yeni doğmuş çocuklar, kalp hastalıklarıyla dünyaya geldiklerinde, ölüme terkedilirdi. Günümüzde ise, çocuğun kalp bölgesi üzerine 20 küçük kristal konmakta, Ultrason yöntemi bu kristaller aracılığında uygulanmaktadır. İşlem tamamen zararsız olduğu için defalarca tekrarlanabilir ve ameliyat için en uygun an kollanır.
    Hastalıkların tanısında olduğu kadar tedavinin sonuçlarının izlenmesinde, söz konusu tekniklerin önemi büyüktür. Hastanın hayatının kurtarılması, zamanında, uygun müdahalenin yapılmasına bağlı olduğu durumlarda bu bölümde tanıyacağımız tekniklerin önemi büyüktür. Ameliyat için uygun anın kollanması, sık ameliyat yapılmasından ötürü hastanın vücudunun ameliyatı reddetmesini önlemek açısından önemli olduğu kadar, hasta ve hekimde görülebilecek Tomomania (gereksiz ameliyat olma ya da etme eğilimi) ile hastada görülen Laparotomafilia'nın (hastanın ameliyat edilmesini düşündürecek kadar, hastalık belirtilerini yalandan göstermesiyle görülen aşın ameliyat olma eğilimi) önlenmesine olanak verir

    Termografi


    TERMOGRAFİ, deri yüzeyinin çeşitli bölgelerindeki ısı derecesini, dolayısıyla ısı farklarını çizelge şeklinde kaydeden aygıt ile deri altındaki sınırlı oluşumların saptanması tekniğidir. Özel bir fotoğraf aygıtıyla, derinin saçtığı kızılötesi ışınlar saptanır. Örneğin, göğüs kanserinde, kanserli hücreler üzerinde buiunan derinin yerei ısısı, çevresine oranla 1 ile 8 derece arasında daha yüksektir. Derinin saçtığı ışınların şiddeti, deri altında ısı yaratan (Termojen) bir odak bulunmasına bağlıdır.
    Saçılan ışınlar, hekimin alıştığı renklere boyanarak, tanıyı kolaylaştırmaktadır. Soğuk alanlar maviye, sıcaklar beyaza, bu iki uç ısı arasındakiler de mor, yeşil, sarı, kırmızıya boyanabilir. Teknik, habis ve zararsız urların ayırımında başarıyla Kullanılmaktadır
    Göğüs kanseri, bu teknikten uzun süredir yararlanılarak tanımlanan hastalıklar arasındadır. Tümör, henüz oluşum aşamasındayken saptanmakta ve cerrahî yoldan alınmaktadır. Görüntünün kuşku verici olduğu durumlarda, incelenen bölgeden örnek almak, sık başvurulan bir çözümdür.
    Kanserlerin yayılmasında (Metastaz) erken tanı amacıyla Termografi, hekimin yardımcısıdır.

    Arteriogrefi

    TEKNİK, biratardamar (Arter) içine ışın geçirmez (Opak) madde zerkederek,damarın filmde görünürlüğe kavuşturulması prensibine dayanır. Ne kadar derinde olursa olsun, hekim, incelemek istediği atardamarı bu teknikle görünür kılabilir.
    Kalbin içine ve büyük kalp damarlarına da aynı uygulamayla ulaşılabilir, bu Anjiokardiyografi olarak adlandırılır. Teknik, atardamarın uzunluğu boyunca daralmış, kireçlenmiş ya da kapanmış olup olmadığı*nın saptanmasında kullanılır.

    Stereofotogrametri

    ORTOPEDI kliniklerinde, kemik durumlarının vücut şekillerinin bozulmasın da yerini incelemek amacıyla uygulanan teknik, Stereofotogrametri adıyla tanınır. Sözcük, çeşitli yükseltileri düz bir yüzey üzerinde göstermek anlamına gelen, harita uzmanlarının yararlandıkları Stereografiden türetilmiştir.
    Uygulama, Illinois Üniversitesi Çocuk Hastalıkları Merkezi Başkanı Dr. Herron'un öncülüğünde başlatılmış ve yaygınlaştırılmıştır.
    Stereofotogrametri araştırmalarındaki amaç, insanın vücut yapısı ile ruhsal yapısı arasındaki olası bağlantıyı saptamaktı. Böylece zihin yapısı ile vücut gelişimi arasındaki ilişki ortaya çıkartılabilecek ve çocukların yapısal bozuklukları zamanında saptanarak, önlem alınabilecektir. Henüz bilimsel geçerliliği kanıtlanmamış bu araştırmalarda, özel bir kamera ile (ya da iki ayrı kamera ile) vücudun üç boyutlu fotoğrafları çekilmektedir.

    Üç boyutlu fotoğraflar, daha sonra noktalayıcı adı verilen bir aygıta aktarılmakta ve bir uzman tarafından kullanılan optik okuyucu kalem, fotoğrafları taramaktadır. Kalemin bağlı olduğu bilgisayar, insan vücudunun çeşitli yükseltilerini işleyerek, bilgisayar haritası çıkartmaktadır. Görüntü bir kâğıda çizilebileceği gibi, bir ekrana da yansıtılabiilir.


     
  2. Çağlayağmur
    Hoşgörülü

    Çağlayağmur ... Süper Moderatör

    Katılım:
    15 Aralık 2010
    Mesajlar:
    15.092
    Beğenileri:
    4.415
    Ödül Puanları:
    11.080
    Cinsiyet:
    Bayan
    Yer:
    Ankara
    Banka:
    794 ÇTL
    Tomografi


    Tomografi sağlık alanında kullanılan bir görüntüleme cihazıdır. Tomografi doktorların tanı amaçlı kullandığı bir cihazdır. Tomografi cihazı bir çok hastalığın tedavisinde kullanılmaktadır. Tomografi ücreti hastaneden hastanelere göre değişim göstermektedir. Tomografi çekim şekline göre ikiye ayrılır; Bunlar ilaçlı tomografi ve ilaçsız tomografidir. İlaçlı tomografi hastaya ilaç verilerek çekilen tomografidir. Tomografi çekimlerine bir kaç örnek vermek gerekirse

    1.Beyin tomografisi
    Boyun tomografisi
    Bel tomografisi
    Toraks tomografisi yani akçiger tomografisi
    Ayak tomografisi
    El tomografisi
    2.Sinüs tomografisi
    Dirsek tomografisi
    Karın tomografisi tüm batın alt batın üst batın diye adlandırılır.
    Diş tomografisi
    Migren tomografisi migren için çekilen özel tomografi
    Bel fıtık tomografileri disk araları için vs.
    [​IMG]
     

Sayfayı Paylaş