1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Tarihimizden Ilginç Bilgiler..

Konusu 'Genel Türk Tarihi' forumundadır ve kAşİf tarafından 5 Aralık 2015 başlatılmıştır.

  1. kAşİf
    Cesur

    kAşİf Düşünmek lazım.. Moderatör

    Katılım:
    15 Eylül 2014
    Mesajlar:
    4.495
    Beğenileri:
    6.750
    Ödül Puanları:
    9.080
    Cinsiyet:
    Bay
    Meslek:
    kaşif
    Banka:
    2.463 ÇTL
    Hamid ve Hamit Latin harflerinin kabulüyle birlikte isminin "Hamit" diye yazılmasına müthiş tepki gösteren şair Abdülhak Hamid`in:

    "Ömrümün sonunda ismimin sonuna bir de `it` taktılar" dediğini. . .
    Bayezid Cem Kardeşler Fatih Sultan Mehmed Han`ın aniden vefat etmesi üzerine, Osmanlı tahtına oturan II. Bayezid`in hükümdarlığını kabullenemeyerek isyan bayrağını açan kardeşi Cem Sultan`ın, ağabeyine :

    "Sen bister-i gülde yatasun şevk ile handan
    Ben kül döşenem külhan-r mihnette sebeb ne?” diye sitem dolu bir beyit yazması üzerine ağabeyi Sultan II. Bayezid`in de:


    "Çün ruz-ı ezel kısmet olunmuş bize devlet Takdire rıza virmiyesün böyle sebeb ne?

    Haccül-Harameynüm diye ben da`vi kılursun
    Bu saltanat-ı dünyeviye bunca talep ne? " diye hikmetli bir cevap verdiğini...


    Ufuk Farkı 1877`de İstanbul`a gelen Avusturya-Macaristan büyükelçisi Viktor Graf Dubsky`nin önce Bab-ı Ali`deki hükümet erkanı ile görüşüp ardından da Sultan II. Abdülhamid ile görüştüğünü ve bu görüşmelerden sonra Abdülhamid Han hakkındaki düşüncelerini:

    "Hayret verici bir şey ama doğruydu. Devlet erkanı sadece kısa mesafede ileri görebiliyordu Geniş zaviyeli bir ihata kabiliyetleri yoktu. Abdülhamid`in ise aksine fazla ihata niteliği vardı. Bu zıtlık telafi edilemezdi. Edilemeyince de devlet idaresinde başlayan aksaklıklar ileride daha vahim sonuçlar verecekti. Biz bunları iyi kullanmalıydık" diye hatıralarında yazdığını...


    Osmanlı` da Fikir Hürriyeti Osmanlı medreselerinde öğretimini tamamladıktan sonra icazetini yani diplomasını alan yeni müderrislerin, hocalarının elini öptükten sonra isterlerse biraz evvel saygıda kusur etmedikleri hocalarının düşüncelerinden farklı fikirleri müdafaa edebildiklerini...

    Onları bu eğitim ve fikir hürriyetinden mahrum edebilecek hiçbir makamın olmadığını...


    Osmanlı Devleti ile Ticaret Yapmanın İmtiyazı
    Osmanlı Devleti`nin, kurmuş olduğu muhteşem devlet sistemini, tekke-medrese-kışla sacayağı üzerine sağlam bir şekilde oturtup, doğruluk ve adalet üzerine cihana ışık saçtığını...

    Osmanlı tesirinin dört bir yanda hissedildiği bu günlerin birinde Hollanda Ticaret Odasında bir karar alınırken, oyların eşit çıkması halinde, ticaret odası başkanının karar verebilmek için: "İçinizde Türklerle alış veriş eden var mı?" diye sorduğunu ve herhangi birinden "evet" cevabı alınca da onun oyunu iki oy yerine kabul edip kararı neticelendirdiğini...


    Mazi ile Alakasını Kesenler Hamdullah Suphi Tanrıöver`in tek parti hükümetinin Maarif Vekilliği`ni yaptığı yıllarda, yabancı bir heyete Süleymaniye Camii`ni gezdirdikten sonra misafirlerin Kanuni Sultan Süleyman`ın türbesini ziyaret etmek istediklerini...

    Memleketteki bütün türbeler 30.11.1925 tarih ve 677 sayılı kanunla kapatıldığı için, Hamdullah Suphi`nin bu yabancı misafirlere kaçamak cevaplar verdiğini, fakat sonunda: "Bir müddet mazi ile alakamızı kesmek istedik. Onun için türbeleri kapattık" diyerek gerçeği açıklamak zorunda kaldığını...

    Misafirlerin "Ciddi mi söylüyorsunuz?" diye hayretler içinde kalıp, ardından da oldukça ibretli bir şekilde:

    "Tarihi olmayan milletler tarih huzurunda esatir ve efsane, uydurarak kendilerini tatmin ederler. Sizin ise büyük bir tarihiniz var. Bu tarihi yapanların türbelerini nasıl kapatıyorsunuz?" diyerek Hamdullah Suphi`yi yerin dibine batırdıklarını...


    Picasso ve İslam İslam dininin pek çok hikmete mebni olarak resme cevaz vermemesi neticesinde, Osmanlı`da daha çok hat sanatı, tezhip gibi, bugün dünyanın nonfigüratif dediği sanatların geliştiğini...

    Avrupa ressamlarına bizim hat sanatı örneklerimiz gösterildiğinde, İspanyolların son büyük ressamı Pablo Picasso`nun(1881-1973): "Varmayı düşündüğüm hedefe Müslümanlar beş yüz sene önce ulaşmış" diyerek hayranlığını ifade ettiğini...


    Kıyas Onuncu Osmanlı Padişahı Kanuni Sultan Süleyman (1495-1566) döneminde Sivas vilayetimizin bütçesinin 2 milyon altın olduğunu...

    Buna karşılık yine aynı dönemde Fransa Birleşik Krallığı`nın bütçesinin 4 milyon altın ve Birleşik İngiltere Krallığı`nın bütçesinin de 3,5 milyon altın olduğunu...

    Veli Sultan

    Yavuz Sultan Selim Han Gazi`nin, İslamiyet`i tek bir bayrak altında toplamak gayesi ile çıkmış olduğu Mısır seferi sırasında, daha önceleri Cengiz ve Timur`un geçemeyip yüz geri döndükleri korkunç Tih çölünü mucizevî bir şekilde on üç günde geçtiğini...


    Bu geçiş esnasında askerinin önünde yaya vaziyette mütevazı bir şekilde iki büklüm
    olarak yürüyen Koca Yavuz`a vezirlerin: "Hünkarım atınıza binseniz" demelerine karşılık, Büyük Sultan`ın gözyaşları içinde "Nasıl binerim... Görmüyor musunuz? Resulullah Efendimiz (sav) önümüzde bize yol gösteriyor" diyerek velayetinin ayan beyan ortaya çıktığını...
     
    bivatandaş ve SAHRA_BUSE bunu beğendi.
  2. kAşİf
    Cesur

    kAşİf Düşünmek lazım.. Moderatör

    Katılım:
    15 Eylül 2014
    Mesajlar:
    4.495
    Beğenileri:
    6.750
    Ödül Puanları:
    9.080
    Cinsiyet:
    Bay
    Meslek:
    kaşif
    Banka:
    2.463 ÇTL
    Osmanlı`ya İhanetin Cezası

    Meşhur Mısırlı İslam âlimi Muhammed el-Gazali`nin, Mescid-i Aksa`nın işgalinin 25.yılı münasebetiyle Kahire`de verdiği bir konferansta :

    "Şu bir hakikat ki, Müslümanlar, Osmanlı hilafet devletine hıyanet ettiler. İngilizler, bir milyona yakın Mısırlıyı Osmanlı hilafet devletini parçalamak için aldılar ve Müslüman Türklere karşı onları kullandılar ve Türkler perişan oldu.

    Türkleri, ihanet eden Araplar perişan etti ve biz bu yaptığımız hıyanet ve ihanetin cezasını Filistin ve Mescid-i Aksa topraklarının İngilizlerin eline geçmesiyle çok pahalı ödedik, Filistin ve Kudüs elimizden çıktı" diyerek çok acı bir itirafta bulunduğunu!




    Arnavut Yemini

    Osmanlı`dan itibaren asırlardır topraklarımız içinde kalmış olan Balkanlar ve Rumeli`nde yaşayan kendi soydaşlarımıza dini milli kültürümüz adına gözle görülür bir yardım eli uzatmamamıza rağmen "Muhteşem Osmanlı!" düşüncesinin gönüllerden silinmediğini...

    Bugün Arnavutluk`ta "Türk" kelimesinin onlar için doğruluk, dürüstlük, yiğitlik, efendilik ve hak bilirlik manalarına geldiğini,...

    Hatta o kadar ki, bazı Arnavutların kendi aralarında bile yemin ederken: "Doğru söylemiyorsam Türk olmayayım!"diyerek birbirlerini inandırmaya çalıştıklarını...



    Ecdadın Vakıf Çağlayanı

    Yardım, şefkat ve sevgi hissinin ebedileşmesi arzusundan doğan ve diğergamlığın müesseseleşmiş şekli olan vakıf müesseselerimiz sayesinde cemiyetimizin yıllarca huzur içinde varlığını devam ettirdiğini...

    Bu ecdat vakıfları arasında kışın aç kalan kuşların beslenmesi, Bayram günlerinde şehir ve kasabalarda top atılarak çocukların sevindirilmesi,

    -Koyun cinsinin ıslah edilmesi,

    -Et fiyatlarının kış aylarında yükselmemesini sağlayacak tedbirlerin alınması,

    -Hasta ve garip göçmen leyleklerin bakım ve tedavi edilmesi,

    -Çalışan kadınlara süt anne bulunması,

    -Hac yolunda parasız kalanlara para dağıtılması,

    -Cami ve türbe duvarlarındaki ot ve yosunların temizlenmesi, Ramazan-ı Şeriflerde camilerde hurma, zeytin gibi iftariyeliklerin dağıtılması,

    -Köy ihtiyarlarına elbise temin edilmesi,

    -Hamalların sırtlarındaki yükleri, üzerine koyup dinlendikten sonra kimsenin yardımına muhtaç olmaksızın sırtlanabilmeleri için mola taşları dikilmesi,

    -Yüksek dağ ve geçitlerde kar ve tipiden korunmak için sığınak yapılması,

    -Yaz aylarında sıcaktan bunalanlar için gölgelik yapılması ve icap eden yerlere su küplerinin konulması... gibi insanı hayretler içinde bırakan çok enteresan vakıfların olduğunu...




    Bir Devrin İçyüzü

    Aziz ecdadımızın, öldükten sonra arkalarında bir sevap kapısı bırakmak düşüncesiyle bin bir emekle yaptırdığı vakıf eserlerinin, bir dönemde sadece hava parası beş yüz bin lira yaparken yok pahasına, on sekiz liraya Ermenilere kiraya verildiğini...

    Yapılan devrimlerden sonra "şapka inkılâbına aykırıdır" gerekçesiyle o güzelim sanat eseri mahiyetindeki ecdat mezar taşlarımızın "fesli-sarıklı" olan baş kısımlarının kırdırıldığını...

    Koskoca İstanbul`da namaz kıldırabilecek kadar dahi bilgiye sahip insan bulunamadığından bir dönemde Süleymaniye Camii`ne mahalle bekçisinin imam yapıldığını...


    Altından Nohutlar
    Fatih Sultan Mehmed`in Vezir-i Azamı Mahmut Paşa`nın, ilme hürmetinin ifadesi olarak devrin âlimlerine haftada iki defa ziyafet verdiğini...

    Sofradaki Vezir-i Azam Mahmut Paşa`nın bu ziyafetlerde pilavın içine önceden altından yapılmış nohut taklidi taneleri karıştırdığını ve bunlar kimin kaşığına isabet ederse ona hediye ettiğini. . .


    Harem Yalanı

    Osmanlı Harem Hayatı hakkında yazılan eserlerin pek çoğunun ya tamamıyla uydurma veya çok eksik olduğunu...

    18.yüzyılda İstanbul`da bulunmuş olan İngiltere sefirinin eşi Lady Montagu’nun, "Şark Mektupları" isimli kitabında anlattığı Osmanlı Harem hayatı hakkındaki bilgilerin, yine bir Batılı olan ve Türkiye`de yirmi üç yıl vazife yapmış olan Mareşal Moltke tarafından tekzip edildiğini...



    Bağdat Fatihi`nin Mütevazı Hayatı

    Osmanlı padişahlarının en cihangirlerinden olan Sultan lV. Murad`ın savaşa giderken seferlerde, neferler gibi pek sade bir hayat yaşadığını, yemek hususunda bile askerinin karavanasına kaşık salladığını ve çok defa kırlarda atının eğerini başının altına yastık yaparak uyku ihtiyacını giderdiğini...



    Bir Tarihi Yanlış Daha

    Osmanlı devlet ricalinin, giydikleri samur kürkten dolayı bazı tarihçilerin işin aslını ciddi araştırmadan Osmanlı`nın bu devinin sefahat dönemi olarak adlandırıp, adını "Samur Devri" koyduklarını..

    Hâlbuki gerçekte ise, normalde giyilen kaftana kışın ısıtıcı olması için (bugün pardösülerde muflon kullanıldığı gibi) samur kaplandığını ve böylece soğuk rutubetli taş mekanlarda yaşayan o günün insanı için kış aylarında samurun bir nevi kalorifer vazifesi gördüğünü. . .
    Milletin Sırtındaki Yük

    Sultan Mehmed Reşad`ın ortanca oğlu Şehzade Necmeddin Efendi vefat ettiğinde, padişahın yakınlarının büyük üzüntüye kapılmaları üzerine Sultan Reşad`ın tam bir tevekkülle:

    "Bizler zaten milletin sırtında büyük bir yük halindeyiz. Ben bir evlad kaybettim, fakat millet bir yükten kurtuldu" de
    diğini...
    Alıntı

     
    bivatandaş ve SAHRA_BUSE bunu beğendi.
  3. bivatandaş

    bivatandaş İnşirah İnşirah İnşirah

    Katılım:
    12 Kasım 2015
    Mesajlar:
    782
    Beğenileri:
    1.458
    Ödül Puanları:
    3.580
    Cinsiyet:
    Bay
    Yer:
    Rüzgarı Gül Kokan TÜRKİYE'den
    Banka:
    163 ÇTL
    Büyük bir şevkle okuduk Allah razı olsun abi..
     
  4. _nehir_
    Avare

    _nehir_ Schrödinger'in Kedisi ♕ Özel üye

    Katılım:
    8 Aralık 2012
    Mesajlar:
    3.777
    Beğenileri:
    4.241
    Ödül Puanları:
    8.980
    Banka:
    825 ÇTL
    İlk paragrafı okuyunca devamını okuyasım gelmedi aslında ama okudum. Çoğunu bilmiyormuşum gerçekten, teşekkürler.
     
    Son düzenleme: 5 Aralık 2015
    bivatandaş bunu beğendi.

Sayfayı Paylaş