1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Tarihteki Ilginc Sofra Aliskanliklari

Konusu 'İlginç Yazılar' forumundadır ve wien06 tarafından 16 Ağustos 2008 başlatılmıştır.

  1. wien06

    wien06 V.I.P V.I.P

    Katılım:
    30 Ağustos 2007
    Mesajlar:
    6.117
    Beğenileri:
    148
    Ödül Puanları:
    4.480
    Meslek:
    Serbest
    Yer:
    Viyana
    Banka:
    292 ÇTL
    Antik Yunanlılar üç bacaklı masaları ziyafetlerde kullanıyorlardı. Yiyecek ve içeceklerle dolu olan masaların bir ucu yatağa iliştirilmiş olurdu. Yatağa yan uzanan antik Yunanlılar, bir kollarını yastığa dayarlar, diğer elleriyle de bir güzel karınlarını doyururlardı. Antik Romalılar da yemeklerini uzanarak yerlerdi. Aynı zamanda “peçete” de kullanırlardı. “Peçeteler” bugün için oldukça enteresan görünümdeydiler. Bu “peçeteler” uzun, kıvırcık saçlı küçük erkek çocuklarıydı. Mutfak çocuğu unvanıyla işe alınırlardı. Çocuklarının böyle bir işe sahip olabilmeleri için aileler birbirleriyle yarışırdı. Yemek sırasında bu çocuklar yemek yiyenlerin arasında dolaşırlardı, elini silmek isteyen onların saçlarını kullanırlardı.

    Bu enteresan el temizleme yöntemi antik Romalılar ile birlikte ortadan kalktı. Ancak insanların sofrada yiyecekleri elleriyle yemeleri yüzyıllarca sürdü. On dördüncü ve hatta on beşinci yüzyıllarda dahi en komplike mutfak kayıtlarında dahi çok az sayıda çatal bulunuyordu. Örneğin Fransız kraliçesi Jeanne d'Evre’ın sadece altmış dört kaşığı, sadece bir çatalı vardı. Kraliçe bu çatalı özel bir kın içinde koruyordu.

    Rönesans döneminde ruhban sınıfı çatal kullanmayı şiddetle reddediyordu. Manastırlarda on sekizinci yüzyıla kadar çatal kullanımı yasaklanmıştı. Ruhban sınıfı çatalı Şeytan’ın üç çatallı asasıyla özdeşleştiriyordu. Bu dönemde zenginler ellerinin yağlanmasını önlemek için eldiven kullanıyorlardı.

    İlk peçete antik Yunanistan’da keşfedilmişti. Bu peçeteler kaymak taşından yapılmıştı. Kullandıktan sonra yıkamak gerekmiyordu, ateşe tutuluyorlardı, taşlar da böylelikle temizleniyordu. Rusya’ya peçete “Deli” Petro zamanında ulaşmıştı. “Deli” Petro masa örtülerinin ellerin silinmesi amacıyla kullanılmasını yasaklamıştı.

    12. Louis taç giyme törenlerinde bütün Avrupa’da tabak kullanıldığını gördüğünde çok şaşırmıştı. İlk tabaklar dikdörtgen biçimindeydi ve aşırı süslüydü. Köylüler başlangıçta sadece kase kullanıyorlardı. Çünkü satın alabilecekleri tek tabak biçimi bunlardı. Sadece zenginlerin evinde bulunan ekmek tabağı olarak adlandırılan büyük tabaklarda, iri ekmek parçaları bulunurdu. Bu ekmek parçaların üzerinde de değişik yiyecekler yer alırdı. Bu ekmekler dilencilere verilirdi. Rusya’ya bugün anladığımız anlamda tabak ancak on altıncı yüzyılda gelmişti.

    İngiliz Kraliyet Deniz Kuvvetleri’nde çatal kullanımı on dokuzuncu yüzyıla kadar yasaktı. Çatal dişlerinin tabağa doğru bastırılması, bacaklarını açmış bir kadının uygunsuz duruşuna benzetiliyordu, bu nedenle çatal kullanmak çok ayıptı.

    Bugün hayatımızı kolaylaştıran dört bacaklı masa, kaşık, bıçak gibi nesneler büyük zorluklarla sosyal yaşantıya girmişti. Yeniliklerin ne kadar büyük güçlüklerle topluma kabul ettirildiğini bu basit örneklere bakarak bile anlamak gayet kolay.
     

Sayfayı Paylaş