1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Tarım Sigortaları

Konusu 'Serbest Kürsü' forumundadır ve KıRMıZı tarafından 13 Haziran 2008 başlatılmıştır.

  1. KıRMıZı
    Aşık

    KıRMıZı TeK BaşıNa CUMHURİYET V.I.P

    Katılım:
    22 Şubat 2008
    Mesajlar:
    27.187
    Beğenileri:
    4.782
    Ödül Puanları:
    11.580
    Cinsiyet:
    Bayan
    Meslek:
    Karmaşıkkk
    Yer:
    TÜRKİYE
    Banka:
    384 ÇTL
    Tarım Sigortası Nedir ve Neleri Kapsar?

    Tarım, üzeri açık bir fabrikadır. Hal böyle olunca da birçok doğal, sosyal ve ekonomik riskleri vardır. Bu risklerin tarıma verebileceği zararı karşılayan güvence sistemine, genel anlamıyla “Tarım Sigortası” denir. Tarım sigortalarının neleri kapsadığını görmek istediğimizde; karşımıza bitkisel ürünler, hayvanlar, alet ve makineler, tesisler, barınaklar, çiftçi ailesi ve çalışanları çıkmaktadır. Ancak, Türkiye’de sigorta olayı çok yeni bir konudur. Tarım sigortaları da tarımcıların çoklukla bilmedikleri bir konu. Bundan dolayı yeterince gelişememiş, köylülerimiz ve çiftçilerimiz tarafından pek rağbet görmemektedir. Şu anda, bitkisel ürünlerin ve hayvanların sigortalanmasını genel anlamda tarım sigortası olarak tanımlayabiliyoruz.

    Bitkisel ürünler üzerindeki hangi riskler sigorta kapsamı içerisinde yer almaktadır?

    Bitkisel ürünler denildiği zaman; dağda, bahçede, serada bulunan tüm ürünler akla geliyor. Türkiye’deki bütün ürünlerde sigorta kapsamına girebiliyor. Ancak bitkisel ürünlerin karşı karşıya kaldığı risklere baktığımızda; DON, DOLU, SEL, FIRTINA, YANGIN, KURAKLIK gibi doğal afetleri görebiliyoruz. Yine Türkiye’de tarım sigortası henüz yeterince gelişmediği için belirli teminatlarla kısıtlı kalmış. Şu anda, Türkiye’de sadece bitkisel ürünleri, doluya ve buna ek olarak yangına karşı sigorta edebiliyoruz. Ama, diğer riskleri henüz daha sigorta etmemiz söz konusu değil.

    Tarım Sigortası Nedir ve Neleri Kapsar?

    Tarım, üzeri açık bir fabrikadır. Hal böyle olunca da birçok doğal, sosyal ve ekonomik riskleri vardır. Bu risklerin tarıma verebileceği zararı karşılayan güvence sistemine, genel anlamıyla “Tarım Sigortası” denir. Tarım sigortalarının neleri kapsadığını görmek istediğimizde; karşımıza bitkisel ürünler, hayvanlar, alet ve makineler, tesisler, barınaklar, çiftçi ailesi ve çalışanları çıkmaktadır. Ancak, Türkiye’de sigorta olayı çok yeni bir konudur. Tarım sigortaları da tarımcıların çoklukla bilmedikleri bir konu. Bundan dolayı yeterince gelişememiş, köylülerimiz ve çiftçilerimiz tarafından pek rağbet görmemektedir. Şu anda, bitkisel ürünlerin ve hayvanların sigortalanmasını genel anlamda tarım sigortası olarak tanımlayabiliyoruz.

    Bitkisel ürünler üzerindeki hangi riskler sigorta kapsamı içerisinde yer almaktadır?

    Bitkisel ürünler denildiği zaman; dağda, bahçede, serada bulunan tüm ürünler akla geliyor. Türkiye’deki bütün ürünlerde sigorta kapsamına girebiliyor. Ancak bitkisel ürünlerin karşı karşıya kaldığı risklere baktığımızda; DON, DOLU, SEL, FIRTINA, YANGIN, KURAKLIK gibi doğal afetleri görebiliyoruz. Yine Türkiye’de tarım sigortası henüz yeterince gelişmediği için belirli teminatlarla kısıtlı kalmış. Şu anda, Türkiye’de sadece bitkisel ürünleri, doluya ve buna ek olarak yangına karşı sigorta edebiliyoruz. Ama, diğer riskleri henüz daha sigorta etmemiz söz konusu değil.

    Dolu riski Türkiye’nin her tarafında aynı mıdır? Çiftçi sigorta için ne kadar ve ne zaman prim ödüyor?

    Dolu riskini değerlendirdiğimizde, Türkiye, dünya genelinde dolu riskinin yoğun olduğu ülkeler sıralamasında başlarda geliyor. Yani, Türkiye’nin hemen hemen tüm bölgeleri dolu alıyor ve ekili alanlarımızın % 98’ine dolu yağıyor.

    Ve bu ürünlerinde, % 47’si doğrudan doğruya bundan zarar görmektedir. Dolu sigortasına baktığımızda; Türkiye genelinde nerelere daha çok yağıyor, nerelere daha az yağıyor şeklindeki bir çalışma sonuçlandırıldı. İller, ilçeler ve köyler bir dolu haritasına sahip şu anda. Yani, herhangi bir ilin, herhangi bir ilçesinin herhangi bir köyündeki dolunun riski ne oldu? Buna göre de birim fiyatları belirlendi.

    Çiftçi sigortalı olmak istediğinde fiyatlar belirlenmiş durumda olacaktır. Dolayısıyla, bu durum Edirne’deki köylü ve Konya’daki köylünün dolu riski göz önünde bulundurularak prim ödemesini ve prim değerini farklılaştırabilecektir.

    Örneğin: Buğday yetiştiriyorsunuz ve sigorta ettirmek istiyorsunuz. Bir milyon lira değerinde bir buğdayınız var. Edirne’deki çiftçi bu buğdayını dolu sigortası yaptırmak için 11 bin lira öderken, Konya’daki çiftçi 1 9 bin lira ödüyor.

    Bütün ürünler aynı zamanda bir sınıflandırmaya tabi tutuldu. Doluya karşı hassasiyetlerine göre.

    Bunlarda örneğin buğdaydır. Buğday daha az hassastır. Neye göre? Elmaya göre. Ancak elma da üzüme göre daha az hassas. Onun için bu sıralama vardır. Yani, ürünler doluya karşı hassasiyetlerine göre sınıflandırılırken; iller, ilçeler, köyler, dolu yağışlarına, yoğunluğuna göre sınıflandırıldı. Ve sonuçta Türkiye’nin birçok ülkede olmayan bir dolu haritası çıktı. Çiftçi buna göre prim ödüyor.

    Çiftçi, istediği her dönemde sigortasını yaptırabiliyor mu?

    Çiftçi istediği zaman sigorta yaptırabilir. Sigortanın teminatının başlama süresi farklıdır. Örneğin: buğday ektiniz. Ekmeden önce de sigorta yaptırabilirsiniz. Ancak buğday, filizleri çıktıktan sonra teminat başlar, hasat edilene kadar devam eder. Meyvelerde ise, çiçeklenmenin sonunda başlar. Yani, meyveyi gördüğünüz anda biter. Hasat edilince sigorta süresi biter. Asmalarda üzümlerde ise, tomurcuklama başladığı zaman sigorta başlar, hasat edilince sigorta süresi biter. Dolayısıyla başı ve sonu vardır.

    Çiftlik hayvanlarımıza nasıl bir sigortalama sistemi uygulanmaktadır ve hangi cins hayvanlar bu sigorta kapsamına girer?

    Hayvan sigortalarını, hayvan hayat sigortaları şeklinde tanımlıyoruz. Hayat sigortaları denildiğinde, hayvanların ölümü halinde tazminat ödeneceğini belirtmek için söylüyoruz. Bu çerçevede, büyükbaş hayvanlarımız, küçükbaş hayvanlarımız, kümes hayvanlarımız ve su ürünleri ile diğer hayvanların tamamı sigorta edilebiliyor. Sigortanın kapsamında; ölenler var, her türlü doğal afetlerden, adi ve bulaşıcı hastalıklardan meydana gelen ölümler var. Bunun dışında zorunlu kestirmeler var. Yani zorunlu bir kesime tabi tutulmuşsa, o da sigorta kapsamına giriyor. Tabii büyükbaş ve küçükbaş hayvanlara baktığımızda, büyükbaş hayvanların fiyat çalışması Doğu’da olduğu gibi değil. Genelde, özel bir risk antlaşması yapmadan, % 5,5 ile % 7,5 oranında değişen bir fiyat var. Üretici, değerinin bu yüzdesini vererek sigorta ettirebiliyor. Sigorta olmadan önce, bir veteriner hekimin görmesi ve “SAĞLIKLIDIR” şeklinde bir rapor vermesi gerekiyor.

    Bütün hayvanlar giriyor mu bu sigorta kapsamına?

    Bütün hayvanlar giriyor. Tabii kümes hayvanlarını ele aldığınızda, orda biraz daha farklı bir olay var. Kümes hayvanları; örneğin bir tavuğu ele aldığınızda, bir tavuk bir yılda 300 tane yumurta yumurtlamakta. Tavuğunuzu ve 300 tane yumurtasını garanti altına almak istiyorsanız, bir yumurta parası vererek bütün risklere karşı sigorta ettirebiliyorsunuz. Sadece hırsızlık hariç, hırsızlık teminata girmiyor.

    Çiftçinin öncelikle ne yapması gerekiyor?

    Tarım sigortası yapan 1 2 tane sigorta şirketi var. Bu şirketlerin Türkiye genelinde illerde ve ilçelerde acenteleri var.

    Tüm İllerde mi?

    Tüm illerde ve tüm ilçelerde. Aynı zamanda Bankalarda, acentelerin sigorta şirketlerinin hesapları var.

    Dolayısıyla, üretici bu acentelerden birine veya banka şubesine gitmesi halinde, sigortasını yaptırabiliyor. Bu konuda bilgi almak isteyen çiftçilerimiz de, Tarım İl ve İlçe Müdürlüklerine başvurabilirler.

    Çiftçi, herhangi bir acenteye gittiğinde, sigorta poliçesi düzenlenirken nelere dikkat etmesi gerekiyor?


    Çiftçimiz öncelikle şuna dikkat edecek. Ürünün değeri, verimi neyse, gerçek değerleriyle göstermek durumunda. Daha düşük göstermesi halinde, hasar gelince bu sefer eksper (uzman) gidecek ve hasarını belirleyecek. Kendisine ödenen tazminat düşük oranda olacak ve çiftçi bu durumda zararlı çıkmış olacak. Aksine bir de yüksek göstermesi halinde, eksper yine gidecek, verimi belirleyecek, verimi yüksek gösterdiği ortaya çıkacak. Ve yine de gerçek verim üzerinden hasar bedelini alacak. Her halikarda verimini ve ürünün satış bedelini gerçek değerleriyle göstermesi gerekiyor.

    Çiftçi sigorta primini ne şekilde ödeyebilir?

    Sigorta primlerinin normalde % 25’i peşin ödenir. Kalanı da 6 ay taksitle ödemek zorundadır. Ancak, bildiğiniz gibi üreticimiz bu işlemleri yaparken toprağını hazırlıyor, tohumunu ekiyor, ilaçlamasını, gübresini yapıyor ve bütün bu masrafların içerisinde sigortaya ayıracak parayı bulamayabilir. 0 nedenle, sigorta şirketleri % 25’i almakta biraz daha esnek davranabiliyorlar. Diğer taraftan, ürünü hasat ettikten hemen sonra da, parasını almıyor. Bir hayli uzun bir dönem sonra, ürününü satıp parasını alabilecek durumda. Onun için, orada da bir esneklik var. Yani % 25 peşin verip, 6 ay ödemekten ziyade daha az peşin ödeyerek, daha uzun vadede primini ödemek konusunda, sigorta şirketlerinin önemli bir çalışmaları var.

    Dolu yağdı ve çiftçimizin ürünü de zarar gördü. Hasar nasıl belirleniyor böyle bir durumda?

    Çiftçimiz, acentesine müracaat ediyor. Acentesi de, hasar ihbarını şirketine bildiriyor. Şirket de, hasarlar, Tarım Sigortaları Vakfına bildiriyor. Vakıf, Türkiye genelinde 560 tane ziraat mühendisi ve ziraat teknisyeniyle kurmuş olduğu bir organizasyonla, 9 bölgede her il ve ilçede hatta köye hizmet götürecek şekilde bir çalışması var. Onlara bunu bildiriyor. Ve onlarda derhal hasarları tespit ediyor. Hasarlara giden eksper raporlarını veriyor. Vakfa gidiyor. Onlarda, sigorta şirketlerine ödemeleri için gönderiyorlar.

    Tarım Sigortaları Vakfının böylece epeyce faydası dokunuyor. Peki hayvanlarla ilgili bir hasarda nasıl bir çalışması var. Bunu da öğrenebilir miyiz?

    Çok yeni bir çalışma bu. Önümüzdeki sene devreye girecek. Türkiye genelinde 25 ayrı bölgede ve 800 tane veteriner hekimle ayrı bir çalışma yürütülecek. Onlar da doğrudan doğruya sigortaya kabul edilecek, hayvanların risk kontrolünü yapacaklar. Daha sonrada hasar olması halinde, anında üreticinin hayvanlarına bakıp raporlarını verecekler.

    Sigorta kapsamına alınmayan diğer doğal afetlerin sigortası da yapılacak mı acaba önümüzdeki günlerde ve yapılacaksa ne gibi şartları içine alacak?

    Bunun için iki tane şart var. Birincisi, diğer ülkelerde olduğu gibi, dolu sigortalarının önce ülke geneline yayılması, daha sonra da diğer riskler için bir ön teknik çalışmanın yapılması. Biz bu ikisiyle ilgili bir çalışmayı yürütüyoruz. Ancak en önemlisi, diğer riskler, örneğin bir don olayı, bir sel olayı, bir kuraklık olayı bütün ülkede böyle boyutlarda etkisini gösteren riskler. Bu tür risklerin sigortalanması için mutlaka devletin desteği gerekiyor. Amerika’da da böyle, Avrupa’da da böyle. Bu nedenle de devlet bu konuya farklı bir şekilde yaklaşıp desteklemesi gerekmektedir. Destek de iki şekilde olabiliyor. Üreticinin primine katkıda bulunabiliyor. Hasarına katkıda bulana biliyor. Bugün için dolu sigortalarının Türkiye’de yaygınlaştığını düşünelim. Halen ekili alanlarımızın ne yazık k %1 ‘i dolu sigortası yapılıyor. Ama yurdun her tarafına dolu yaydığını söyleyemeyiz.

    Yaygınlaştıktan sonra devlet buna, ben katkıda bulunuyorum dediğinde çiftçinin sigorta priminin %50’sini ödediği anda, Türkiye’deki sözünü ettiğimiz bütün risklere sigorta teminatı verilebilir. Ama bu ne zaman ola bilir. Bu da hepimize ayrı ayrı görevler yüklemekte.

    Bu görevler nelerdir?

    Tarım sigortalarının yaygınlaşmasında 3 faktör söz konusu. Birincisi sigorta şirketleri, diğeri çiftçi birlikleri ve üçüncüsü de devlet. Bugün 60 tane sigorta şirketi var. Bunlardan 12 tanesi tarım sigortası yapıyorsa, zaten sigorta sektörü gereken önemi vermiyor demektir.

    Çiftçi örgütlenmesine baktığımızda, ne yazık ki özlemini çektiğimiz çiftçi örgütlerinin henüz daha kurulmadığı görülür. Sigortaya yeteri kadar önem verilmediğini, yurt dışındaki çiftçi örgütlerinin sigorta şirketlerinin olduğunu düşündüğümüz anda görmekteyiz.

    Devlet’te henüz böyle bir katkı yapmadığına göre, demek ki 3 ayrı kademede hepimize ayrı ayrı görevler düşüyor. Yalnız hepimiz şunu çok iyi bilmeliyiz ki, çiftçimiz almada, aldığını özümlemede, özümlediğini iletmekte dünya çiftçileri arasında birinci sırada yer alıyor ve her şeyin en güzeline layıktır.
     

Sayfayı Paylaş