1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Tecahül-i Ârif (Bilmezlikten Gelme) Sanatı

Konusu 'Edebiyat / Kitap' forumundadır ve Suskun tarafından 30 Aralık 2010 başlatılmıştır.

  1. Suskun

    Suskun V.I.P V.I.P

    Katılım:
    16 Mart 2009
    Mesajlar:
    23.242
    Beğenileri:
    276
    Ödül Puanları:
    6.230
    Yer:
    Türkiye
    Banka:
    2.052 ÇTL
    Tecahül-i Ârif (Bilmezlikten Gelme)


    Bilinen bir şeyi bilmez görünerek anlatmadır.Bu çoğu kez soru ya da abartma yoluyla yapılır.


    Diğer bir tanımla:
    Nükte yapmak için veya bir anlam inceliği yaratmak şairin gayet iyi bildiği bir şeyi bilmiyor görünerek söz söylemesine tecahül-i arif denir.


    Şair bu sanatı yaparken çoğu kez mübalağa (abartma) ve istifham (soru sorma) sanatlarından faydalanır.


    Aşağıdaki örneklere göz atalım:

    Sen güneş misin ha?
    Kaya mısın yoksa su mu?
    Giderken
    Bunca can
    Susmuşsun da
    Sanki var mısın?
    Yukarıdaki örnekte ozan onun güneş kaya su ya da var olup olmadığını bilmemesi olanaksız olduğu halde bilmez görünüyor
    * Çördükler cevizler iğdelerin Gidin bakın gölgeleri orda mı?
    (Cahit Külebi)
    * Benim mi Allahım bu çizgili yüz?
    (Cahit Sıtkı Tarancı)
    *Sular mı yandı neden tunca benziyor mermer?
    (Ahmet Haşim)
    * Su insanı boğar ateş yakarmış
    Her doğan günün bir dert olduğunu İnsan bu yaşa gelince anlarmış
    (Cahit Sıtkı Tarancı)
    * Altında mı üstünde midir cennet-i âlâ
    Elhâk bu ne halet bu ne hoş âb ü hevâdır
    (Nedim)

    Şair İstanbul’u övmek için yazdığı bu dizelerde “Altında mı üstünde midir güzel cennet/Doğrusu bu ne hoş durum bu ne hoş su ve havadır” diyor. İstanbul’un güzelliğini böylece hem cennete benzeterek mübalağa ediyor hem de bildiği bir gerçeği (cennetin İstanbul’un altında ya da üstünde olamayacağını) bilmez görünüyor.
    Göz gördü gönül sevdi seni ey yüzü mâhım
    Kurbanın olam var mı bunda benim günâhım
    (Nedim)
    *Haberin var mı taş duvar Demir kapı kör pencere Yastığım ranzam zincirim Haberin var mı?
    Görüşmecim yeşil soğan göndermiş Karanfil kokuyor cıgaram Dağlarına bahar gelmiş memleketimin…
    (Ahmet Arif)
     

Sayfayı Paylaş