1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Tiyatro Akımları

Konusu 'Edebiyat / Kitap' forumundadır ve Suskun tarafından 6 Ocak 2012 başlatılmıştır.

  1. Suskun

    Suskun V.I.P V.I.P

    Katılım:
    16 Mart 2009
    Mesajlar:
    23.242
    Beğenileri:
    276
    Ödül Puanları:
    6.230
    Yer:
    Türkiye
    Banka:
    2.052 ÇTL
    Tiyatro Akımları
    Klasikçi Tiyatro (Klasik Tiyatro)
    Romantik (Coşumcu) Tiyatro
    Doğalcı (Naturalist) Tiyatro
    Simgeci Tiyatro
    Dışavurumcu (Aexpresyonist) Tiyatro
    Gerçekçi Tiyatro
    Eleştirel Gerçekçi Tiyatro
    Toplumcu Gerçekçi Tiyatro
    Epik Tiyatro
    Uyumsuz Tiyatro
    Ezilenlerin Tiyatrosu


    Klasik Tiyatro
    Rönesans'ta İtalya'da başlamış ve XVII. yüzyılda Fransa'da Cornellie ve Racine'nin yapıtlarında doruğunu bulmuş olan tiyatro akımı.XVII. yüzyılda İtalya'da Alfieri'nin oyunlarına dek etkisini sürdürmüştür.Klasik tiyatronun temel temel nitelikleri düzenlilik,usçuluk,duruluk ve belirginlik,idealleştirme ve ağırbaşlılık olarak özetlenebilir.



    Romantik Tiyatro
    XVIII. yüzyılın ikinci yarısı ile XIX. yüzyılın ilk yarısında egemen olan bu akım, klasikçiliğe olduğu kadar Rasyonalizme da karşı çıkmıştır.Sınırsız özgürlük ve coşkuyu içeren bu çelişkili akım, çeşitli ülkelerde değişik yönelimler gösteriştir. Ancak temel özellikleri her ülkede aynıdır. Bu akımın oyun yazarları, bir yandan kent soylu değerlerine ve ana paracı düzene karşı köklü bir direniş gösterirken, öbür yandan devrimin sonuçlarından korkuya kapılmış ve ister istemez tepkiciliğe varan bir aldatmacılığa kaçış içine girmişlerdir. Buna karşılık eleştirel gerçekçiliğin başlangıcı romantik akımdadır.



    Doğalcı Tiyatro
    XIX. yüzyılda, Romantizme karşı ortaya çıkan, doğa bilimleri açısından insanları katılımsal, çevresel ve toplumsal ilişkilerine göre inceleyen bu akım içindeki tiyatronun özellikleri kapsamında, yaşam gerçeğini en küçük ayrıntılarına dek işlemek yer alır. Tartışma açacak konular ele alınırken, küçük adamı gerçeği doğa bilimsel açıdan gösterilmeye çalışılır. Bu akım üzerinde düşünür. Auguste Comteun pozitivist düşüncelerinin ve Charles Darwinin Türlerin Kökeni ve Doğal Seçme kuramlarının etkisi görülür.


    Biçemsel Tiyatro
    20. yüzyılın başlarında, natüralizme karşı, simgeci sanat akımı çevresinde yer almış sahne düzeni ve tiyatro anlayışı. Biçemsel Tiyatro'nun temsilcileri arasında, tiyatro reformu hareketini başlatan G. Fuchs, P. Behrens (Almanya), Theatre de I'Art'ın temsilcileri P. Fort, Lugne-Poe (Fransa), yine tiyatro reformunu başlatan düşünceleriyle G. Craig (İngiltere) ve Meyerhold (Rusya) sayılabilir. Simgeci tiyatronun (Maeterlinck, Block, vb.) oyunlarını uygulayan Biçemsel Tiyatro'da Bonnard, Vuillard, Munch ve Toulouse-Lautrec gibi sanatçılar, Fort ve Lugne- Poe'yle; Yegorov ve Golovin gibi sanatçılar da Meyerhold'la çalışmışlardır. Sözün önemli olduğu Biçemsel Tiyatro'da, yumuşak renkli perdeler, biçimselleştirilmiş dekor, simgesel donatımlıklar; gölge, ışık ve renk oyunları, çeşitli sanatsal etmenler, sahne düzeninin temel öğeleriydi. Tiyatroda görsel yenileşmeye, tiyatronun plastik değerlerle zenginleşmesine katkıda bulunmuş olan Biçemsel Tiyatro kavramı, simgeci tiyatro için de kullanılabilir.



    Dışavurumcu tiyatro

    Dışavurumcu tiyatro, ilke olarak doğallığını ve özdeşleştirmeyi reddeden, buna karşılık karakteri ve olayı sembolik olarak büyüten sahneleme biçimiyle özelliğini kazanır.

    Şam yolu mu, Çile yolu mu?
    Şiirde olduğu gibi tiyatroda da dışavurumculuk robotlaşmış insanlar toplumunun reddine dayalıdır. Buna, genellikle kuşaklar arasındaki çatışma ve baba-oğul arasındaki ikilikler biçiminde ortaya çıkan küçük burjuva dünyasına yöneltilen sert bir yergi de eklenir. Ama buna karşılık yeni bir toplumun oluşumunu hızlandırmak için bir yöntem önerilir.
    Dışavurumcu kahraman, hem acınacak hem de örnek alınacak bir kahramandır: serüveni, İsa’nın çilesini anlatan tabloları veya Ortaçağ dini tiyatrosunda sahneleri andıran “bekleme yerleri”nin özel alanların peşpeşe “fotoğraflar”ıyla, olay örgüsünün yerini alan bir gelişme içinde ele alınır. Bu dramaturginin(Stationendrama) en belirgin örneği Strindberg’in Till Damaskus’udur. (“Şam Yolu”, 1898) Karabasanlar altüst olmuş şairi temsil eden “Yabancı”, yedi kere kimlik bölünmesinden geçer ve her defasında kaybettiği, yeniden bulduğu Hanım’ına kavuşmasını engellemeye çalışan iblislerin saldırılarına uğrar. Kişiliklerin ad taşımaması (Yabancı, Dilenci, Günah Çıkartıcı, Deli vb), tiyatronun gerçeklikten sıyrılarak sadece düşüncenin ve yazgının temsilcisi olma isteğini vurgular. Genel kural olarak, dışavurumcu kahraman yenilik girişimlerinin sonunu getiremez. Ama yalandan ve bayağılıktan kaçmak istediğinden, kurtulmuş sayılmasa da haklılığı kanıtlanmış olur.
    Gerçekçi Tiyatro :Gerçekçiliğin sınırları çok geniş bir alana yayılır.Hele kavram olarak esnek olduğu oranda belirsizdir.Gerçekçilik deyince,bazen nesnel gerçekçiliği kabul eden,bazen da anlatımı ve biçemi belirleyen bir yöntemi anlatmak isteriz.
    1- Tutum olarak : Sofokles'ten,Shakespear'e',Tolstoy'dan Brecht 'e kadar,birtakım soyut sanat anlayışları dışında,tüm sanat gerçekçi sanattır.
    2- Yöntem olarak : İçeriği,biçemi ve biçimi gerçekçiliğe giren yapıtlar,aşamalar dizisine dayanan kapalı bir toplumun değil,açık bir kentsoylu toplumun sanat anlayışıdır.Gerçekçi tiyatro,gerçekliği nesnel,somut ve dolayımsız olarak yeniden yaratarak yansıtmayı amaçlayan tiyatrodur.Bu estetik akım içindeki tiyatro,olay dizisinin kesintisiz eylemlerinden yararlandığı oranda,anlatıma ve episodik gelişime dayanan biçimleri de kullanır.Gerçekçilik,yazarın ve sanatçının,gerçekliği birey-toplum ilişkilerinin çelişkileriyle incelediği noktada başlar.



    Epik tiyatro
    Epik tiyatro, siyasal amaçlı bir tiyatro düşüncesidir. Bertolt Brecht’in doğrudan Marksizm-Leninizm etkilenimiyle oluşturduğu ve seslendiği seyirci kitlesini de emekçi sınıf olarak belirlemiş bir kuramdır.
    Teoride ve pratikte Marksizmin felsefi, siyasal ve ekonomik tahlillerini tiyatro sahnesine yansıtmaya çalışır. Brecht tarafından bilim çağının tiyatrosu olarak değerlendirilen epik tiyatro, kapitalizm ve sınıflı toplum eleştirisi yapar; oyunlar bir devrimin gerekliliğini çoğu kez doğrudan işaret etmese bile, varolan sistemin olumsuzlanması yoluyla, seyircisini başka alternatifler üzerine düşünmeye çağırma iddiasındadır.
    İşte yazarın seyircisini sokmayı arzuladığı bu aktif eleştirel tutum, Brecht tarafından ilk kez 1927 yılında kullanılan epik tiyatro nitelemesinde karşılığını bulur. Brecht canlandıran, taklit eden, seyirciyi yanılsamaya sokan gerçekçi tiyatro düşüncesinin karşısına koyduğu epik tiyatronun, yanılsamacı yönü yokedilmiş, anlatımcı bir tiyatro olmasını hedefler. Brecht’e göre, görünenin ardındaki gerçeği göstermek, burjuva gerçekçiliğiyle ve bütünlüklü bir tiyatro algısıyla mümkün değildir. Tam tersine bu algıyı kıracak, seyirciyi determinist neden-sonuç ilişkisinin cenderesinden kurtaracak ve böylece yanılsamayı kıracak bir tiyatroya ihtiyaç vardır.
    Yazarın siyasal amaçlı tiyatrosunu Piscator’unkinden ayıran, seyirciyi üstlenmeye çağırdığı bu aktif tutumdur. Epik tiyatro seyirciyi bir gözlemci yapar, ondan yargıya varmasını ister. Yazar bunu sağlamak için çeşitli araçlar kullanır. Oyunlar episodik olarak bölümlenmiştir ve bu episodlar arasındaki neden sonuç bağı olabildiğince gevşek tutulur. Hatta Brecht episodların başına açıklayıcı şarkılar ve notlar koyar; bu yolla merak öğesi olabildiğince yok edilir. Seyircinin oyuna olan mesafesini koruyabilmesi için tarihselleştirme kullanmak da yazarın bir diğer yöntemidir. Tarihselleştirme kullanarak, oyunlarının geçmiş bir zamanda ve/ya da başka bir toplumda geçirir. Bunu yaparken Brecht’in endişesi, şimdiki zamanda ve şimdiki toplumda geçen bir oyunun seyircinin özdeşlik kurmasına yol açarak, aktif eleştirel tutumunu kaybetmesine yol açacağıdır.
    Brecht’in kullandığı araçlar arasında en bilineni yabancılaştırma efektidir ve en genel anlamıyla, sahnedekinin bir oyun olduğunun seyirciye hatırlatılması amacını taşır. Böylece seyircinin oyuna kapılması, akla dayanan eleştirel tutumunu bırakarak duygularına kapılması engellenecektir. Episodik anlatım ve tarihselleştirme gibi araçların yöneldiği amaca hizmet eden yabancılaştırma, oyunun tüm yapısından bağımsız olarak düşünülemez. Althusser’e göre Brecht’in yabancılaştırması, diyalektik materyalizm felsefesiyle doğrudan ilişkilidir. İnsanı, olayları ve toplumu bitmiş, tamamlanmış olarak almaz. Somut durumların irdelenmesine yardımcı olur. Brecht, “hiç düşünmeden öylece zaten anlaşılıyor sanılan bir şey, [yabancılaştırmayla] özellikle anlaşılmaz duruma bile getirilebilir. Ama bir koşulla: Böylece sonunda gerçekten anlaşılmasını sağlamak adına” der. Bu Althusser’e göre diyalektik bir bakıştır: Bildiğini sanan seyircinin yabancılaştırmayla gerçek bilgiye ulaşmasını sağlamak.
    Walter Benjamin yazılarında Brecht'in gestus kavramından söz eder. Bu kavram oyun metinlerine ilişkin olmaktan çok, gösterimsel anlam taşır. Daha çok Brechtyen Oyunculuk altında incelenebilecek bu kavramın temel mantığı, sahnedeki oyun kişisinin sınıfsal konumunu belli edecek bir yüz ya da beden tavrıdır. Örneğin oyun kişisinin yerleri nasıl süpürdüğü bir gestus olabilir. Yerleri her zaman süpürmeye alışkın olan bir hizmetçinin tavrıyla bir prensesin yerleri süpürmek zorunda kaldığında göstereceği tavır, onların sınıfsal farklılıklarını ortaya koymak için bir araç olacaktır.
    Brecht Küçük Organon’unda, tiyatronun eğlendirici yönünü ne kadar önemli bulduğunu da anlatır. Ancak bunu burjuva tiyatrosunun eğlence anlayışını eleştirerek yapar. Epik Tiyatro'nun ulaşmaya çalıştığı seyircinin kandırmacadan değil, öğrenmekten, bilmekten ve çözümlemekten zevk alan bir seyirci olduğunu söyler.



    Uyumsuz tiyatro
    Absürd tiyatro olarak da bilinir. Uyumsuz Tiyatro'nun anlaşılması için çıktığı dönem ve coğrafya'nın bilinmesi şarttır. II. Dünya Savaşı'ndan sonra patlak veren, sanatın her alanındaki değişik yansımalar, tiyatro alanında da kendini göstermiş ve Absürd Tiyatro ortaya çıkmıştır. 2. Dünya Savaşına gelene kadar Sanayi Devrimi'ni, I. Dünya Savaşı'nı yaşayan Avrupa'da Nietzche'den başlayarak ciddi çığlıklar çıkmaya başlamıştır. Nietzche "Tanrı Öldü!" diye bağırırken aslında yaşamı anlamlandıramayan Batı insanın önemli bir derdini dile getirmeye başlamıştır. Daha sonra Jung gibi Batı aydınları da aklın insanlığı getirdiği durum hakkında önemli yazılar yazmıştır. II. Dünya Savaşı'nın patlamasından sonra bu çığlıklar artık tüm Avrupa'nın ortak derdi olmuş, yaklaşık elli milyon kişinin öldüğü insanlığın en büyük yıkım döneminden sonra yaşamın anlamı üstüne ciddi bir sorun baş göstermiştir ki işte tam bu anda Avrupa'nın çeşitli sahnelerinde birbirlerinden de etkilenerek uyumsuz tiyatronun öncüleri ortaya çıkmaya başlamıştır. Bu anda karşımıza iki önemli yazar çıkmakta: biri Samuel Beckett, diğeri ise Eugene Ionesco. Beckett'in Godot'yu Beklerken ve Ionesco'nun Kel Şarkıcı adlı oyunları bu tiyatronun ilk örnekleridir.


    Ezilenlerin Tiyatrosu
    Augusto Boal'ın geliştirdiği bir siyasal halk tiyatrosu biçimi. Özgürleşme tiyatrosu, görünmez tiyatro, forum tiyatrosu, gazete tiyatrosu gibi biçimsel ve içeriksel çeşitli tanımlar da edinmiş olan Ezilenlerin Tiyatrosu, ilk kez 1956'da Brezilya'da gerçekleştirilmiş, daha sonra Latin Amerika, ABD ve Avrupa'da örneklendirilmiştir. Ezilenlerin Tiyatrosu'nda odak, izleyicilerin oyuna bağlanımlarıdır. Devrimin genel provası yerine geçen Ezilenlerin Tiyatrosu, açık sokak tiyatrosu olarak, gözle görülmeyen siyasal ve toplumsal baskıya karşı izleyicinin oyuncu haline gelerek tavır almasını amaçlar.
     

Sayfayı Paylaş