1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Toktamış Ateş - 68'li Olmak

Konusu 'Kitap Özetleri' forumundadır ve KıRMıZı tarafından 30 Haziran 2010 başlatılmıştır.

  1. KıRMıZı
    Aşık

    KıRMıZı TeK BaşıNa CUMHURİYET V.I.P

    Katılım:
    22 Şubat 2008
    Mesajlar:
    27.175
    Beğenileri:
    4.758
    Ödül Puanları:
    11.580
    Cinsiyet:
    Bayan
    Meslek:
    Karmaşıkkk
    Yer:
    TÜRKİYE
    Banka:
    333 ÇTL
    “1940’lı yıllarda doğan, sözde demokrasi içinde 1950’lerin baskısını yaşayan ve 1961 Anayasasının özgür ortamı içinde yeni bir dünya kurabileceğini sanan bir bölüm genç insanın yaşadığı; umut ve sevgi dolu, heyecanlı bir macera idi ‘68 olayları’.”

    O zamanın gençleri çok okumaya çalışırlardı.

    68 kuşağına ortak bir zemini sağlayan ad, filozof ve eylem adamı olarak Karl Marks’tı.

    68 kuşağına 61 Anayasası’nın özgürlük havası içinde tüm eylemlerinde insan sevgisinin izlerini taşıdı.

    Emperyalizmin baskı ve etkisinden uzak, tam bağımsız ve demokrasinin gerçek anlamıyla işlediği yani ekonomik temellere dayandığı, mutlu bir Türkiye’nin kurulması için mücadele etmek 68 kuşağının amacıydı.

    Tepeden inme ve temelsiz bir demokrasi hazmedilemez, oluşturulan özgür ortam toplumun aleyhine gelişir.

    Elimizde böylesi demokrat ve ileri bir anayasa olmasına karşın, Türkiye demokratik rejimini neden yürütemedi, sorusun 60’lardan günümüze sorulur. Bu soruya verilen, Türkiye temel hak ve özgürlükleri eksiksiz yaşadığı için bu duruma düşmüştür, cevabı yanlıştır. Çünkü anayasa kimseye bölücülük yapın, adam öldürün vs. dememiştir. Türkiye’mizi kardeş kavgasının eşiğine getiren şey özgürlük ortamı değil, özgürlük ortamına getirilmek istenen kısıtlamalar olmuştur. Devletin şekli ve cumhuriyetin nitelikleri hariç her şey tartışılmalıdır.

    Celal Bayar, Atatürk’ün silah arkadaşıydı. Banka ve ekonomi bilgisi sebebiyle Atatürk Celal Bayar’ı koruyordu. Atatürk öldüğünde başbakan olan Bayar savunmasız olduğu için istifa edip yerini İsmet Paşa’ya bırakır. Çok partili sistemle çiftçi ve muhafazakar kesimi arkasına alıp Demokrat Parti ile iktidara gelir. Türk demokrasisini, tüm devlet güçlerini birleştirerek oluşturdukları Tahkikat Komisyonu ile boğarak askeri kışladan çıkarttılar. Siyasal idam sehpalarının tekrar gündeme gelmesine yol açtı.

    Türkiye’de 1960 öncesi günlerde, değil çoğulcu demokrasilerde; ılımlı totaliter rejimlerde bile rastlanması mümkün olmayan bir devlet terörü hüküm sürüyordu.

    27 Mayıs ihtilalinin, ordunun kışladan çıkması gibi tatsız bir alışkanlığın başlangıcı olduğuna kuşku yoktur. Ve gerek bu yönüyle ve gerekse ulus iradesiyle belirlenmiş olan bir siyasal iktidarı, silah zoruyla değiştirmiş olması bakımından eleştirilere açıktır. 27 Mayıs 1960; Türk ordusunun, ulus yaşamına yaptığı olumlu bir müdahaledir.

    Devrim, bir toplumdaki ekonomik ve siyasal yararlanmanın toplumun geniş kesimleri lehine hızla değişimidir. Eğer bu değişim, toplumun geniş kesimleri lehine değil de daha dar bir kesim lehine gerçekleşirse, bir karşı devrim söz konusudur. Eğer bu değişim uzun bir zaman sürecinde gerçekleşirse, evrimden söz etmek gerekir. Toplumun yaşamında hiçbir değişiklik olmamışsa ve sadece yönetimi el değiştirmişse, bir hükümet darbesinden söz etmek gerekir. Her devrim, mutlaka bir ihtilal sonunda ortaya çıkmaz. Her ihtilal sonucu devrim olmaz.

    Demokrat Parti’nin 60 kadrosu, Türkiye’nin o güne kadar çıkardığı en nitelikli kadrolardan biriydi. Bu kadronun siyasal yaşamdan itilmesi, niteliksizlerin görev almasına yol açtı. Nitelikliler “nasıl olsa asker izin vermez” korkusuyla siyasal yaşama katılmadı. Menderes, Zorlu ve Polatkan’ın idamı da 27 Mayıs’ın olumsuz yönüdür.

    27 Mayıs her şeye rağmen bir devrimdi.

    Terör vesile edilerek üniversite özerkliğinin ortadan kaldırılması yönündeki eğilim ülkemizi halen etkilemektedir.

    Özerk üniversiteler özgürlükçü demokrasinin vazgeçilmez koşulu ve onur kaynağıdır. Zaten özerk üniversite, devlet içinde devlet olan, sorumsuz bir kurum olarak yaşayamaz. Toplumuna karşı sorumludur, çağına karşı da sorumludur. Aksi taktirde tasfiye olur, gider.

    12 Eylül 1980 müdahalesi için bardağı taşıran damla şeriat çabaları ve ünlü Konya mitingidir.

    2969 sayılı yasa gereğince 12 Eylül 1980 ile 6 Kasım 1983 arasındaki dönem uygulamalarını eleştirmek yasaktır.

    Özel üniversitelere, devletin yapması gereken bir işi yaptığı için devlet bütçesinden bir yardım sağlanıyor. Diğer liseler ve Pamukkale Turizm de devletin yapması gereken eğitim ve ulaşım işini yaparken niçin onlara yardım yapılmaz.

    YÖK için alınması gereken önlemler:

    1. Yükseköğretim Kurumunun ayrıntılara değin yetkilerini iptal ederek salt planlama, eşgüdüm ve denetim yetkileri elde tutulur.

    2. Fakültelere tüzel kişilikleri geri verilir.

    3. Tüm birimlerde yöneticilerin seçimle belirlenecekleri bir sistem oluşturulur.

    4. Akademik yaşamın her aşamasına tez zorunluluğu yeniden konur.

    Cumhurbaşkanının seçtiği üç rektör adayından biri için demokratik olmayan bir sistem görülür. Öğretim üyeleri üç rektörden birine üç katı oy verse de cumhurbaşkanı en az oy alanı layık görse onu seçer. Burada da demokrasiden söz edilemez.

    Kültür evrensel bir olgudur. Ancak bir kültür ulusal motiflerle süslenmedikçe zenginleşemez.

    Kimileri kültür üretir, ama çoğunluk için kültür bir tüketim malzemesidir.

    Egemen sınıflar kültürün genişlemesini istemezler. Çünkü çoğu kez okuyan, düşünen kafalar başlarına bela olur. Bu bakımdan ellerinden geldikçe kültürü yozlaştırma yoluna giderler.

    Tüketim toplumu, kapitalist sistemle hızlı bir ekonomik gelişme sağlamış olan ve insanların her türlü gereksinimini karşılayan toplumdur. İnsanoğlu tarihi boyunca her gün biraz daha fazla tüketiyor.

    Ulus soyut, tarihsel ve felsefi bir kavramdır. Halk ise, somut ve toplumbilimseldir.

    Bir yandan kitle iletişim araçlarıyla, sonsuz bir tüketim özendirmesi yapılırken, bir yandan da tasarrufun erdemlerini dinleyen halk şaşkına döner.

    Ülkelerin ekonomi politikalarına yön verenler, eğer istedikleri tasarruf oranına nasihatle ulaşamazlarsa, bunu zorla da yapabilirler.

    Sağ kesim daha çok okumaktadır. Çünkü kitapları basmak için devlet desteğinin yanında özel kuruluşlardan da destek gördüğü için daha ucuzdur. Ayrıca sağ kitaplar solunkiler gibi suç aleti olarak görülmez.

    Dünya üzerindeki tüm batı modeli demokrasilerde; nerede, ne zaman parlamento iradesiyle bir erken seçim olmuşsa, o erken seçim iktidar istediği için olmuştur ve genellikle iktidarın isteği yönünde sonuçlanmıştır. Eğer erken seçim muhalefetin çıkarlarına uygun düşerse, hangi iktidar bunu gerçekleştirir? İktidarlar erken seçimi parlamentoda çoğunluklarını pekiştirmek ve geliştirmek için yaparlar.

    12 Eylül 1980, Türkiye’de 1961 Anayasasının getirmiş olduğu özgürlük ortamının sonu oldu.

    AT’a katılmamız durumunda, artık bir alışkanlık haline gelmiş olan askeri darbeler sona erecektir.

    AT’a alınmamamızın bir sebebi de nüfusumuzun fazla olmasıdır. İşsizlerimizin çokluğu AT’nin gözünü korkutuyor. Bunun bir sebebi de tarihsel birikimdir. Tarih boyunca bizi düşman görüp, savaşan ülkelerin dost olacağını söyleyemeyiz.

    Türkiye büyük ve önemli bir devlettir. Ortadoğu’nun ve Orta Asya Cumhuriyetlerinin anahtarıdır.

    Uluslararası ilişkiler karşılıklı çıkarlara dayanır Türkiye coğrafi konumuyla, ekonomik potansiyeli ile, yetişmiş insan gücüyle dünya üzerinde önemli bir konumdadır PKK’nın devleti kendi devleti olarak görüp, sahip çıkmasına çalışmalı ve böylece terör sorunu temizlenmelidir.

    Devlet daha 1960’lı yılların sonlarında solun üzerinden koruyucu kanatlarını çekmiş, solu sokağa itmeye başlamıştı.

    Parlamentolardaki parti sayısının azalması ortaya güçlü hükümetler çıkartıyorsa, o zaman en güçlü hükümetler tek partili rejimlerde olur. Bunun ise demokrasi adına kabul edilmesi elbette mümkün değildir. Güçlü bir parlamento ise toplumdaki tüm eğilimleri temsil eden parlamentodur.

    12 Mart, özgürlükleri koruma adına kısıtlamalar getirdi.

    Türkiye geçmişten beri kritik dönemini yaşamaktadır. Bir türlü kritik olmayan döneme ulaşılamamıştır.

    Türk halkının haksızlıklar karşısında tepkisiz olma sebepleri; örgütsüz olmaları, aldatıcı bir bolluk görüntüsü, toplumun geniş kesimlerinin ekonomik olarak büyük yoksulluklar içine düşmeleridir.

    Toplumsal barışın bozulması, o ülkenin bütünlüğünü isteyen kaderini o ülkenin kaderine bağlamış olan gruplardan hiçbirine yarar sağlamaz.

    ABD; Almanya, Rusya ve Japonya’nın adımlarını izlerken İran’ın Asya Türk-İslam Cumhuriyetlerini etkisi altına almasından çekinmektedir. Zira İran buraları etkisi altına alırsa Pakistan ve Afganistan’ı da peşine takacak ve ortaya çıkacak olan İslam radikalizmi, hem körfezi hem de İsrail’i tehdit edecek.
     

Sayfayı Paylaş