1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Toplumlar Nefislerimizin, İhtiraslarımızın Arzuları ile Yönetilemez.

Konusu 'Serbest Kürsü' forumundadır ve halukgta tarafından 16 Kasım 2012 başlatılmıştır.

  1. halukgta

    halukgta Katılımcı

    Katılım:
    26 Şubat 2012
    Mesajlar:
    200
    Beğenileri:
    44
    Ödül Puanları:
    980
    Banka:
    860 ÇTL
    Kontrolsüz güç, güç değildir. Çünkü sonunda mutlaka zarar verir. Bu fikri düşünceyi, söylemi sırası geldiğinde, herkes söyler ve kullanır. Peki, hayatlarına geçirirler mi? Bizler söylemesini severiz, ama iş yaşantımıza geçirmeye geldiğinde, ne yazık ki sözlerimizi nefislerimize kabul ettiremeyiz. Gücü elimize geçirmeye görelim, acımasızca kullanmaktan da kaçınmayız. Çünkü nefis terbiyesini yapmayı hiç başaramayız da ondan. Terbiye ettiğini zannedenlerde, beşerin öğretisi ile nefislerini terbiye ettikleri için, ne yazık ki kendilerini avutmaktan başka bir işe yaramaz.

    Sizlere sorsam ve desem ki, amaca ulaşabilmek için her şey mubahtır. Bu fikrin doğruluğunu aklımıza, mantığımıza danışmış olsak, asla aklımız, mantığımız onay vermez. Peki, nefsimize danıştığımızda da, aynı cevabı alır mıyız? Hiç sanmıyorum. Sizce bu fikir ve düşünce ile nefsini terbiye edenler, adaletli bir düzenin kurucuları olabilir mi?

    Peki, bu örnekleri neden verdim. Bizleri yönetenler, eğer nefislerine yenik düşerek, ellerindeki gücü kullanırlarsa, acısını toplum olarak hepimiz çekeriz. Nefsimizi özel amaçlarımıza, düşünce ve itikatlarımıza alet edersek, topluma huzur, adalet vermemizde mümkün olamaz.

    İslam düşmanlarının oyunlarına gelmeyen, onlarla işbirliği yapmayan liderler seçmediğimiz sürece, bu ülke onların oyuncağı olmaktan asla kurtulamaz. Bizleri bizden birisi yönetiyor sanırız, ama aldanırız.

    Hatırlarsınız bu yılın içinde, Uluslararası derecelendirme kuruluşundan birisi olan, Standart & Poor's ülkemizin kredi notunu düşürmüştü. Bu kuruluşun kredi notumuzu düşürmesi sonucunda, Sayın Başbakanımızın tavrını hatırlıyor olmalısınız. Ben size hatırlatayım, bakın neler söylemişti.


    (Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Standart&Poors'un Türkiye'nin kredi notunu pozitiften durağana çevirmesiyle ilgili olarak, ''Bu tamamen ideolojik bir yaklaşım. Bunu kimse yutmaz. Bunu sen Tayyip Erdoğan'a yutturamazsın'' dedi.

    ''Standart&Poors bir açıklama yaptı. Ben bunu çok garipsedim. Neden derseniz, pozitifte olan Türkiye durağana indi. Neye göre sen bunu durağana indiriyorsun? Çünkü belli bir süre pozitifte kalan bir ülkeyi artırması gerekirken, bakıyor ki Türkiye'yi artırırsam ideolojik olarak bu bize sıkıntı doğurur. Biz bunu durağanda tutalım.)



    İşte Sayın Başbakanımızın, Uluslararası Kredi derecelendirme kuruluşunun kararına verdiği cevap. Aslında Başbakanımızın söylediği gibi, bu karar tamamen ideolojikte olabilir. Çünkü bu tür kuruluşlar Amerikanın elinde, bizim gibi kalkınmakta olan ülkeleri elinde oynatmak, istediklerini yaptırmak adına, gerektiğinde kullandıkları bir tehdit unsurudur. Gerektiğinde bu yolla tehdit edecekleri gibi, tam tersine kendilerince, mükâfatlandırmak adına da kullanırlar.

    Gelelim çok yakın zamanda, yine aynı konumda olan, uluslararası rating kuruluşlarından birisi olan Fitch, Türkiye nin kredi notunu yükselterek, yatırım yapılabilecek düzeye çıkardı. Bir yıl önce aynı kuruluşun notumuzu düşürdüğünü de hesaba katarsak, bir yıl içinde ülkemizin neler başardığını, nelerin değiştiğini varın siz düşünün. Daha da ilginç olanı, kredi notunun 20 yıl sonra, bu seviyeye çıktığı açıklamasıydı.

    Acaba 20 yıl öncesinden bu yana değişen neydi? Bir yıl önce notumuzu düşüren kuruluş, acaba ne oldu da bir yıl sonra, çok önemli bir konuma getirdi ülkemizi. Köylümüzün refah seviyesine ulaşması mı işçimizin, memurumuzun, geçim zorluğunun, fakirlik sınırında yaşamasının sona ermesi mi? Emeklimiz artık ikinci bir işte çalışmadan, huzur içinde emeklilik mi yaşıyor? Yoksa işsizliğe çözüm mü bulundu? Gençlerimizin artık okullarından mezun olduklarında iş garantisi varda, bizim mi haberimiz olmadı.

    Devletin elinde olan dev kuruluşlar satılıp, özelleştirilip toplumun refahını, huzurunu artıracak, derdine deva olacak yatırımlar mı yapıldı? Ne değişti 20 yıl öncesiyle bugün arasında da, yirmi yıl öncesinden daha iyi olduk? Enflasyonu düşürüyoruz diyerek, her şeye zam yaptıkları halde, enflasyonu düşmüş göstererek mi her şey güllük gülistanlık oldu.

    Sayın Başbakanımız, Standart&Poors'un not düşürmesine, bunu Tayip Erdoğan a yutturamazsınız demişti ve neye göre düşürüyorsun diye de kızmıştı haklı olarak. Bu sözlerden sonra bizlerinde aynı soruyu sorması gerekmez mi? Madem Fitch, notumuzu 20 yıldır olmadığımız konuma getirdi, bu kuruluşa sormamız ve cevap vermemiz gerekmez mi?

    Ne oldu da notumuz bu kadar iyi konuma geldi, biz bu ülkede yaşıyoruz, nelerin değiştiğini çok iyi biliyoruz. Çünkü onu bizler yaşıyoruz. Sizin ideolojik amaçlı not yükseltmenizi, bizlere yutturamazsınız.

    Sayın Başbakanımız, Fitch in bu güzel haberi karşısında, sevinç içinde. Bu not artırımı sayesinde, yurt dışı yatırımcılarının Türkiye’de yatırım yapabileceklerini belirtti. İşte nefislerimizle toplumu yönetmek bu olsa gerek. Avrupa, Amerika, Rusya, Çin bu notun ne amaçla yükseltildiğini çok iyi biliyor. Bizler yatırımcıyı daha çokkkkk bekleriz. Toplum olarak genel çoğunluğumuza yutturdular, ama diğer ülkelere bunu yutturamazlar.

    Sayın Başbakanımıza şöyle bir soru sorsak ve desek ki, Fitch in bu kararı ideolojiktir. Acaba Başbakanımızdan nasıl bir cevap alırdık, bu düşüncemiz karşısında?

    Alacağımız cevabı elbette hepimiz tahmin ediyoruz. Çünkü Sayın Başbakanımızı artık hepimiz çok iyi tanıyoruz.

    Güneş balçıkla sıvanmaz. Gerçekler toplumdan bir müddet saklanabilir. Ama hakkın adaletinden kaçış asla yoktur. Haktan, hukuktan bahsedip, topluma korku salarak kurulan bir düzen, asla ayakta duramaz, çünkü Allah adaletten sapanlara yardımcı olmaz.

    Toplumlar nefislerimizin, ihtiraslarımızın arzuları ile yönetilemez. Yönetmeye kalkanlarda, sonucundan memnun olmayacaklardır. Tarih bu tür örneklerle doludur.


    Eğer bizleri yönetenler, Amerika, Avrupa gibi toplumların desteğiyle yaşamlarını idame ettirmeye çalışıp, onlarla işbirliği içinde olmaya devam ediyorlarsa, bir gün Rabbin uyarısını hatırlayıp, çok pişman olacaklardır. Çünkü Yaradan bizleri uyarıp, bu insanları gönül dostu edinip, onlara güvenmeyin diyor da, hala bizleri yönetenler Rabbin sözlerine kulak asmıyorsa, bunun cezasını hep birlikte göreceğimizi unutmayalım.

    Kontrol edilemeyen, dizginlenemeyen gücün baş döndürücü etkisiyle, Sayın Başbakanımız ne yazık ki bu ülkeyi büyük tehlikelere atıyor.

    Komşularımızla sıfır sorun politikası yürüteceğiz dedi, dostumuz olan komşumuz kalmadı, hepsiyle düşman olduk. Birlik, bütünlük, adalet dedi, toplum bizden - biz den olmayan diye ayrılıp, teröristler tanık sandalyesinde, devletin en önemli yöneticileri sanık konumunda oldu. Daha önce idama karşıyız kesinlikle diyen Başbakanımız, bugünlerde idam tekrar geri getirilmelidir demeye başladı. Laik devlet yönetimine karşı olduğunu söyleyen Sayın başbakanımız, birden bire laik yönetimi överek, Araplara model olarak önerdi. Bedelli askerliği topluma anlatamayız, karşıyım dedi, arkasından bedelli askerlik kanunu çıkardı. İşte bizleri böyle yönetiyorlar, bizler ise kafamızı kuma gömmüş, görmeyen, duymayan, düşünmeyen toplumu yaşıyoruz.

    Ülkemiz kaçakçılar cenneti adeta. Kaçak sigara, tütün satanlar, mağazalar, iş yerleri açtı, kampanyalar bile düzenleniyor. Şu kadar tütün alana, filtresi bedava. Ne soran var ne kontrol eden. Kaçak sigara ve tütün cenneti olmak mı acaba notumuzu yükselti, ne dersiniz(!) Bu kaçak tütün ve sigaranın hangi kanalla ülkemize girdiğini de hepimiz biliyoruz. Peki, neden bu suskunluğumuz, acizliğimiz? Neden bunu yapanlara hesap sormuyoruz?

    Çünkü bunu yapanlar bizleri öyle can elimizden vurmuş ki, kımıldayamıyoruz bile. Bizleri en yumuşak karnımızdan vurarak, Allah ile aldattıklarının, farkında bile değiliz.

    İşte bizler bu hale geldik. Bilmem kim notumuzu yükseltmiş, düşürmüş bizi ilgilendirmiyor. Toplum olarak hepsi birer aldatmaca. Başbakanımızın dediği gibi, bizlere yutturamazsınız.

    Bu gerçekleri toplum olarak göremiyor da, hala aklımızı birilerine emanet etmeye devam ediyorsak, acısını hep birlikte çekeceğiz. Gerçeklerin farkına varamayan toplum olmaya devam edersek, sonucuna da katlanmasını bilmeliyiz.

    Allah yardımcımız olsun ve toplum olarak gerçeklerin farkında olabilelim. Yoksa ülke olarak, çok daha büyük acılara doğru yelken açmış gidiyoruz. Kontrol ve komuta rüzgârın eline bırakılırsa, onun nereden eseceğini ve bizleri nerelere götüreceğini asla bilemeyiz.

    Allah aklını kullanmayanları pislik içinde bırakırım diyorsa, gelin aklımızı kullanalım, bizleri yönetenlerden gerektiğinde hesap soralım. Bizleri yönetenleri ehil insanlardan seçelim. Devleti yönetmeye aday olanların, toplumun inancıyla oynamasına müsaade etmeyelim.

    Saygılarımla Haluk GÜMÜŞTABAK
     

Sayfayı Paylaş