1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Tövbe Neden Lüzumludur?

Konusu 'Genel Dini Konular' forumundadır ve cırcırböcee tarafından 1 Aralık 2006 başlatılmıştır.

  1. cırcırböcee

    cırcırböcee V.I.P V.I.P

    Katılım:
    13 Haziran 2006
    Mesajlar:
    3.525
    Beğenileri:
    66
    Ödül Puanları:
    2.880
    Banka:
    335 ÇTL
    Allah korkusu herkeste bulunmalıdır. Çünkü Allah, emrini tutmayan kimselere azap edeceğini buyurmuştur. Şayet insan yaptıklarından hesap sorulmayacağını bitse hiç kimse korkmadan günah işler. Bundan dolayıdır ki Allah hiç kimseye söz verip seni cehennemden azat ettim dememiştir.
    Fakat hiç kimse de Allah'ın rahmetinden de ümitsiz olmamalı. Şayet insanın günahı yer ve gök tabakaları kadar olsa, yine de Allah'ın rahmeti bü*tün günahlardan çoktur. Tövbe eden kimse Allah'ı affedici bulur. Allah'ın, Peygamberleri hariç, günahsız hiç kimse yoktur. Devamlı olarak günah işleyip, tövbe etmemek ve dua ve niyaz da bulunmamak o kimsenin küfre yaklaşmasına sebeb olur. Devamlı işlenen günahlar küçük günahlar bile olsa Allah'ın yanında büyük günah gibi olur.
    insan günah işlemeye devam ederse büyük zararlara uğrar. Bu büyük zararların birisi de Allah'ın azabından emin olmaktır, günahlara devam eden kimse Allah'ın azabından kendisini emniyette hisseder.
    Allah'ın azabından emin olmak ise o kımsenin günaha ve emre itaatsizliğine devam etmesine sebeb olur.
    İnsanın, işlediği günahlara tövbe etmemesi, pişmanlık duymaması, günah işlemekte devam etmesi onun imamının gideceğinin alametidir.
    Öyleyse, insan günah işledikten hemen sonra pişmanlık duyup tövbe etmeli ve Allah'a yalvarmalıdır "Ya Rabbi, ben hata ettim. Sen affet, Ya Rabbi benim işlediğim hata rahmetinden büyük değil. Sen şefkat ve rahmet sahibisin diye yalvarıp yakarmalıdır."
    Ben çok ibadet ettim, çok namaz kıldım, çok oruç tuttum diyerek yaptığı ameline güvenmekle kurtulacağını ümid eden kimse mutlaka bir aldanış
    içindedir insan ne kadar ibadet yapmış olsa, şey*tan kadar yapmış olamaz. Şeytanın felakete gitmesi, yapmış olduğu ameline güvenerek, şu kadar
    namaz kıldım, oruç tuttum ve ibadet ettim diye gu*rurlanmış olmasıdır. Amelini görüp gururlanması, kibirlenmesine (büyüklenmesine) ve o da felaketine sebep oldu


    Kaç Çeşit Tövbe Vardır?

    Halkımız arasında bilinip, yapılan tövbeler 3 çeşittir
    1- Kendi kendimize tövbe
    2- Camilerde veya dini toplantılarda bir hocanın beraberce tekrarlatarak tövbe
    3- Bir Mürşidi Kamil'in elini tutarak yapılan tövbe.
    1 ve 2. usul tövbeleri bazılarımız çok defalar yapmışızdır. Netice olarak kendimizde bir değişiklik olmadığı için yeniden tövbeye ihtiyaç duymaktayız.
    3. cü usul tövbede, şeriat ve peygamberimizin SAV. : (Sallallahu Aleyhi Vesellem) sünnetini takip ve tatbik eden bir din aliminin (Mürşidi Kamil) yanına gidilir, ziyaret ederiz ve tövbe etmek istediğimizi bildiririz.
    insanı Allah'dan uzaklaştıran ve günaha sürükleyen düşmanları vardır. Bu düşmanlar 3 çeşittir.
    1. nci düşmanı insanın kendi nefsidir. Nefs, kendinden üstün hiç bir varlığın bulunmasını istemez. Nefs, büyüyüp terakki etmek ister.
    istediği herşeyi elde ettiği zaman da daha yüksek ve son makam olarak bildiği tanrılık davasına kalkışır. (Firavun gibi).
    2. ci düşmanımız şeytandır. 3. Düşmanımız kötü arkadaştır. Peygamberimiz (S.A.V.): Bir kimse, arkadaşlık ettiği kimsenin huyunu farkında olmaksızın alır, onunla huylanır.

    Zamanımızda bu üç düşmanımızda Silah ve hileleri çok terakki etmiştir, kendi kuvvet ve gayretimizle bu düşmanlarımızı yenemiyoruz. Bize büyük bir yardımcı lazım. O kuvvetli yardımcının sayesinde bu düşmanlardan kurtulabiliriz. Allahu Teala bizim bu durumumuzu bildiği için Peygamberimiz (S.A.V.) in vefatından itibaren kıyamete kadar müslümanlara yardım edecek "ALLAH ASKERLERİ" gönderir. Allah'ın yolundan bizi alıkoyan düşmanlara karşı biz de Allah askerlerinden yardım isteriz. Zaten onlarında istek ve vazifeleri budur, müslümanları bu düşmanlardan korumaktır. Allah'da onları bu vazifelerini yapabilecek şekilde silahlandırmıştır


    Tövbeden de Korkan Var mıdır??

    Zamanımızda maalesef çok müslüman kardeşlerimiz tövbeden korkmaktadırlar. Korkularının sebebi hep aynıdır. Hepside tövbeden sonra tövbelerinde durabilecekleri ümidini kaybetmişlerdir. Nasıl olsa ben tövbemde duramam, yine günaha dönerim. Belki bana bir zarar da gelebilir, hatta bazıları çarpılmanın bile mümkün olduğunu zannederler veya birisi kendisine yanlış bir hadise anlatmıştır. Tövbe edemeyenlerin 1 .ci korkusu olan tövbesinde duramam hali üzerinde duralım:
    Tövbe edecek kimse, tövbeden sonra da halinin ibadet ve günah işlere karşı zaafının içindeki Din ve Allah sevgisinin, Allah'ın koruyucu Askerinden gelecek manevi görünmez (gizli) kuvvetin varlığını tatmadığını ve bu hususlara dair bir kuvvetli bilgisi de olmadığı için korkar.
    Halbuki, bu hususlara dair bilgisi olanlarda tövbeden korkanların hallerine acırlar.
    Çünkü tövbeden sonra insanın halinde çok büyük değişiklikler olur. Evvelce yaptığı günahlar onun nazarında çok kötü ve iğrençlesin Kendisinin evvelce hoşuna giden kötü işler onun nazarında iğrenç olunca tekrar işlemek aklından bile geçmez ve hatta onları yapanlara da bu defa kendi de acımaya, onlarında bu halden kurtulabilmesi için içinden gizlice Allah'a yalvarır.
    Tövbeden sonra, günah işler iğrençleştiği gibi iyi işler, ibadetleri de onun nazarında o kadar güzel ve tatlı olur ki bu defa artık ibadete yüzünü çevirir. Yaptıkça daha çok hoşuna gider.
    içinde, dine ve Allah'a ve bütün müslümanlara karşı bir sevgi hasıl olur. Allah'ın müsiümanları yukarıda anlatılan 3 düşmanından korunmakla görevli olan ASKERLERi (Mürşitler), tövbeden sonra da daima ona manevi bir kuvvetle yardım eder, düş*manlarına ona manevi bir kuvvetle yardım eder, düşmanlarına karşı korurlar. Tövbeden sonra bu anlatılan değişiklikler ancak Allah'ın vazifeli memurları veya Askerleri olan Mürşitler yanındaki tövbe ile olur. Bu durumları bilmeyen müslüman kardeşlerimiz korkmaktadırlar. Bilseler muhakkak korkmayıp hepside tövbeye koşacaklardır.
    Tövbeden korkutan 2. ci sebep:tövbesinde duramazsa çarpılacağı Hakikaten böyle bir şey varmıdır? Yoksa bu laf nereden çıktı?


    Tövbesinde duramayan katiyetle çarpılmaz.

    Kur'an-ı Kerim, Hadis Kitapları, Büyük Mürşidlerin hayatlarını ve menkıbe, kerametlerini anlatan hiçbir kitapta tövbesinde duramıyanın çarpıldığına dair en küçük bir hadiseye rastlanmaz, insanları çok ayetlerinde tövbeye çağıran Allah'u Teala'nm böyle bir adeti yoktur, ilerde tövbesinde duramayanlar diye ayrı bir mevzuda bu mesele çok açık olarak anlaşılacaktır
    Bu çarpılma lafı nereden çıktı?

    Allah'ın Askerleri olan Mürşitler nasıl bizi mane*vi düşmanlarımıza karşı koruyorlarsa, Allah da ken*di Askerlerini (Mürşitleri) her türlü gizli ve açık düş*manlardan korur. Allah'ın kendi askerlerini korumaktaki gayreti o kadar fazla büyüktür ki insan buna hayran olmaktan başka birşey yapamaz.
    Allah'ın Mürşitlerine kim hakaret etse, yahut onun gıyabında kötü söz söylerse, iftira etse onun üzerine Allahu Teala çok kısa zamanda büyük bir bela gönderir ve cezasını verir. Allahu Teala kendi*sine yapılan kötü söz ve iftiralara kıyamete kadar sabreder. Dostlarına (Mürşitlere) yapılana ise cazasini çok tez verir, işte bu lafın çıktığı yer burasıdır, insan Allah'ın Askerlerini her yerde hürmetle anmalı, onlara karşı terbiyesizlik etmemelidir. Onların türbelerine bile yapılan terbiyesizliklerin cezasının nasıl verildiğini gören büyüklerimiz memleketlerimizde çoktur.
     
  2. cırcırböcee

    cırcırböcee V.I.P V.I.P

    Katılım:
    13 Haziran 2006
    Mesajlar:
    3.525
    Beğenileri:
    66
    Ödül Puanları:
    2.880
    Banka:
    335 ÇTL
    Tövbe Edenin Yapacağı Vazifeler Nelerdir?

    Farz ibadetlerini yapacak,
    Mürşidin himmeti ile haramlardan kaçacak,
    Büyük günahları işlememeye çalışacak
    Bulunduğu yerde sohbet, hatme yapılıyorsa imkan nisbetinde (hiç olmazsa haftada bir defa) devam etmeye çalışacak,
    Arkadaşlarını tövbe etmiş olanlardan seçmeye çalışacak,
    Mürşidinin ziyaretini terketmeyecek (nasıl bir hasta, uzun tedavi gerektiren bir hastalığını tedavi ettirmek için muntazam aralıklarla doktora tedavi ve kontrole gidiyorsa, o da mürşidini kendine tedavi edecek manevi bir doktor olarak bilecek).
    Tövbe edenlerin vazifeleri bundan ibarettir.

    Bazı kimselerin kalbini Allah'ın sevgisi doldurunca, zikir yapmak isterler. Zikir yapmak arzusu duyupta vakti de müsait olanlar Mürşidine veya vekiline müracaat ederek onların tarifine göre hareket edecekler. Kendisi istemedikçe kimseye zikir tesbihi verilmez.


    Bir Kimse Tevbesinin Kabul Olduğunu Biebilir mi?

    Evet. Tövbenin kabul edilmiş olduğuna dair alametler vardır. Tövbe edenin hali derhal değişir. Günahları terketmiştir. Ahlakı da değişmeye başlar. ibadetlerden hoşlanmaya başlar. Haram Şeylerden nefret etmeye başlar. Kendisinde bu değişiklikleri görmeye başlayana müjdeler olsun

    Tövbesinde Duramayanlar Ne Yapmalı?

    Eski arkadaşlarından ayrılmaya çalışmalı
    Kul hakkı varsa, helalleşmeye çalışmalı,
    Mürşit yanında yeniden tövbe etmeli, içinden,
    yalvararak, şuurlu olarak tövbe etmeli. Tövbe yaptığı gece kendisine verilen tövbe talimatını muhakkak yapmalı, tövbe gecesinin talimatı yapılmazsa Mürşidin yardımı ona gelemez, tövbesinde duramaz.
    Tövbe eden, günahından dolayı kendini kusurlu, suçlu görmemelidir. Günahının suçunu, kaderimi Allah böyle yazmış diyerek kadere ve Allah'a yüklemeye çalışmamalıdır. Adem Aleyhisselam, cennette yasaklanan meyveyi yiyince tövbe etti ve günahını nefsinden bildi. Allah da tövbesini kabul etti. Fakat şeytan kendi nefsini çok beğendiği için nefsinde bir suç görmedi. Suçunu kaderinin üzerine ve dolayısı ile Allah'a yüklemek istedi. Tövbesi kabul olunmadı, nefsini çok beğenmek, kusursuz görmek kibre ve ebedi lanete uğramasına sebeb oldu.
    Tövbe eden, kendisini aciz bir kimse olduğunu kabul edipte Mürşit vasıtası ile Allah'a elini açıp tövbe etse kabul olur.
    Bir defa tövbe edipte, tövbesinde duramayana artık tövbe kapısı kapanmış değildir. Tövbesinde durabilinceye kadar sayısız tövbeler yapmak hakkına sahiptir.
    Hadis: "Istihfar eden kişi, birgünde yetmiş kere tövbe ederek tövbesini bozsa ve günah işlese o günah onun üzerine payidar (devamlı kalıcı) değildir." Hadis: 'Tövbe etmek istedikleri halde, tövbe edemeyenler helak oldular."
    Hadis: "Hayatım elinde olan Allah'a yemin ederimki, siz günah işlememiş olsaydınız, Allah sizi giderir, yerinize günahkar bir kavmi getirirde onlar mağfiret (affolunmak) dilerler. Allah da onları mağfiret eder."
    Bir gün Hazreti Ali (Kerramallahu Veche hu) nin huzuruna birisi gelip sordu:
    Ya Ali, ben bir günah işledim, Ne yapayım?
    -Tövbe et buyurdu.
    Tövbe ettim, ama tövbemi bozdum.
    Yine tövbe et buyurdu.
    Ne zamana kadar tövbe edeyim?
    Şeytan yenilinceye kadar buyurdular.
    Süleyman Peygamber Aleyhisselamın Asaf adındaki bir veziri bir günah işledi, tövbe etti. Yine tövbe etti. Böylece tövbesinde duramadığı için 70 kere tövbe etti ve tövbesini bozdu.
    En sonunda, gitti boynuna bir demir takdirdi. Süleyman Aleyhisselam' ın huzurunada demirli girerek çıkardı. Bir gün Cebrail Aleyhisselam geldi. Hak Teala Hazretlerinden Süleyman Aleyhisselama selam getirdi. Dedi ki:
    - Hak Teala sana Selam eder, buyurur ki: Asaf kuluma boynundan o demiri çıkarmasını söylesin. Zira, Benim tövbe eden kullarıma karşı rahmetim çoktur, yine tövbe etsin, günahlarını affediyorum.Demek ki insan tövbesinde durabilinceye kadar sayısız defa tövbe etmek hakkına sahiptir.


    Tövbe Edenler Tövbesinde Durabilmek İçin Ne Yapmalı?

    Mürşidin ziyaretini terk etmemeli. Haftada ayda veya birkaç ayda bir ziyaretine gitmelidir.
    Arkadaşlarını tövbe etmiş olanlardan seçmeli. Hadis: "insan dostunun dinindendir. Binaenaleyh, dost edineceği kimseye dikkat etsin."
    (Riyazü's Salih'in, Cilt:1, Sahife 398)

    Sohbetlere, hatmelere devam etmeli, Hiç olmazsa haftada bir defa gitmelidir.
    Rabıtasını, akşam namazından sonra mümkün olduğu kadar muhakkak yapmaya çalışmalı.
    Kendi arzusu ile teşbih aldığı halde çekemiyecek olursa, kendiliğinden terketmeyip durumunu Mürşidine arzetmeli, onun dediğini yapmalı.
    MÜRŞİTLERİN (Durumları Hakkında) Peygamberimiz (S.A.V.) in sünneti, Kur'an-ı Kerim buyurduklarını takip eden "Sufiyyun" yolu İslamiyetle beraber başlamıştır. Zamanımıza kadar devam etmiştir, Bu yol, Allah'a ibadetin korkudan değil de sevgiden yapılmasını prensip edilmiştir. Bu yolun ilk yolcuları, Ebu Bekir (R.A.), AH (R.A.) Sel-man-ı Fahrisi (R.A.) ve diğer bazı kıymetli sahabeler (Radiyallahu Anhum) dir. Bu kıymetli ve çok büyük sahabeyi Kiram Peygamberimizin çok kıymetli arkadaşları - koruyucuları bu yolun ilk talimatını bizzat Peygamberimiz (S.A.V.) den almışlardır. Bu talimat, bu yolu arzulayanlara nakledilmiş zamanımıza kadar böylece kalbden kalbe bu manevi yolun talimatı devam ede gelmiştir. Bu yolun yolcuları, dinde verilmiş müsadelerden ziyade en efdal (Allah katında en kıymetli olanı tercih ederler. Bütün dünya ve ahiret işlerinde hepsi "sünnet" dediğimiz, Peygamberimiz (S.A.V.) in hareketlerini adetlerini, ahlakını taklit ve tatbik etmişlerdir. Hepside evvela Kur'an-ı rehber edinmişler ve din ilimlerine çok büyük önem vermişlerdir. Bilinen bütün Mürşitler yetişme çağlarında başka bir mürşidin elini öpmüş ona imkan nisbeti bedenen ruhan hizmet etmişler ve zamanı gelipte manevi olgunluğa kavuşunca izin verilmiş kimselerdir. Bu izin, Mürşidin kendi arzusuna bağlı değildir. Allah tarafından verilen manevi bir işarettir. Zaten Allah tarafından verilmiş bir işaretle izin verilmeyen kimse Allah'ın memuru olamaz. Allah'ın izin vermediği kimsenin, başkalarına-da manevi bir faydası olamaz. Hakiki izin sahibinin yardımcıs» Allah olduğu için ondan istifade edilir. Allah ancak kendi izin verdiklerine yardım eder. Allah'ın memurlarıda yetişme, akıl, firaset, takva derecelerine göre değişik büyüklük ve selahiyette oldukları için, onların yanındaki istifade nisbeti değişir. Bazılarından çok fazla istifade edilir, bazılarından daha az...
    Her Mürşit kendi mezhebini takip eder. Geçirmiş oldukları manevi yetişme olanların imkanlarını ya-kin (gözle görür gibi inanma) derecesine çıkarır. Onların iç alemlerine insanın aklı ermez. Mürşitleri şöyle tarif ederler: "ZAHlRUHU MEAL HALK, BATI-NUHU MEAL HAK." Zahiri, dış halleri halkla, dünya ile, iç alemleri ise Allah'la olur. Mürşitlerin yanında dünya işleri görüşülür. Onlar da bu işlere iştirak ederler, ama kalpleri ise hep Allah'ladır. Onların yanında dünyanın sevgisi sinek kadar yoktur. Dünyayı, ahireti kazanmak için vasıta olarak kullanılır. Onun için dünya işine de bizler için vasıta olarak kullanılır. Onun için dünya işinede bizler gibi çalışırlar. Fakat niyetleri yalnız ahiretin kazanılmasıdır.
    Yoksa, dünya malı toplamak değildir. Allah sevgisi onların kalbini tamamen doldurduğu için dünya malının sevgisine yer kalmamıştır. Nasıl ki, Mecnun yalnız Leylasını düşünürse, severse, Mürşidlerin Leylasıda yalnız ALLAHU TEALA'dır.
    Mürşitler, Allah'ın yeryüzündeki ASKERLERl'dir. insanları doğru yola çevirme memurlarıdır. Peygamberimiz (S.A.V.) in varisidirler. Onun için, onun vazifesini devam ettirmeye memurdurlar. Bu vazifelerini ise tövbe sureti ile hidayete kavuşulması için yaparlar, insanlara, Allah'ın rahmetini taddırarak Allah'ı sevdirirler. Allah'a da kullarını sevdirirler.
    Peygamberimiz (S.A.V.) in getirdiği dini esaslara ve sünnetine aykırı hareket edenler Mürşid değildirler. Velev ki onlardan binlerce keramet görülse bile. Böyle kimselerin hali buzun üzerine kurulan temele benzer ki, kışın sert ve sağlam gözükürse-de,, yazın sıcakları bastırdığında o buz eriyip gider ve üzerine yapılmış duvarda beraber götürür. Peygamberimiz (S.A.V.) şeriatına ve sünnetine aykırı hareket eden ve kendini Mürşid sanan kimsenin elinden başkasına fayda gelmez. Çünkü kendisi hidayete gelmemişki başkasının hidayetine vasıta olsun.
     
  3. cırcırböcee

    cırcırböcee V.I.P V.I.P

    Katılım:
    13 Haziran 2006
    Mesajlar:
    3.525
    Beğenileri:
    66
    Ödül Puanları:
    2.880
    Banka:
    335 ÇTL
    En Büyük Düşmanımız Nefs Hakkında

    insanı felakete götüren nefsidir. Firavun, Şetv dat, Karun gibi tanrılık davasında bulunan ve helake gidenler hep nefsleri yüzünden felaketlere uğradılar. Nefsleri büyüdü sonunda ilahlık davasına kalkıştı. Çünkü nefs, kendinden üstün bir varlığın bulunmasını istemez. Büyüyüp, terakki edip elde etmek isteyebileceği hiç bir şey kalmayınca
    davasına başlar, işte onlar haddini aşmış, azgınlaşmış nefslerinin iddiasına uydular. Sanki firavun kendisinin ilah (tanrı) olmadığını biliyormu idi. Biliyordu tabii Fakat maalesef bu iddiaya kalkışan nefsine de uyuyordu. Halbuki Firavun evvelce fakir bir kimse idi. Bir çobanın oğlu idi. Kendisi ise bekçiydi. Bir gece inkılap yaptı padişahın sadık adamlarını ortadan kaldırarak tahta geçti. Nefsi azgınlaştı ve neticede büyük felaketler başına açtı.
    insan biraz düşünsün ki Allah'ın Azameti ve büyüklüğü karşısında ne kıymetli olabilir.
    insanın değeri Azameti Huda karşısında bir pire kadar bile olamaz. Yaradılışına baksın, neydi? nasıl meydana geldi Allah C.C. kendisini nasıl yarattı, insan, kendi fakirliğini, aczini, biçareliğini görür ve bilirse Allah'u Teala o zaman onu yükseltir. Ona mertebeler ihsan eder.
    Şayet insan kendini bir şey olmuş zannederse o insan yok sayılır, insan kendini adam olmuş olarak görmemeli. Nefsine bu payeyi vermemeli vücudunu ve nefsini yok bilmeli. Her türlü günah, kullara yapılan zulüm ve hakaret hepsi nefsten geliyor. Ne zaman ki insan fakirliğini, aczini, kendinden aşağı bir mahluk olmadığını (nefsani yönden) idrak etse insanda kibir ve azamet kalmaz, işte o zaman Allah'ın emirlerine göre hareket etmeye başlar. Mesela insan 1000 kişilik bir kabilenin içinde tek başına bulunsa, onlara mücadele etmeye (karşı gelmeye)* gücü yeter mi? Tabii ki yetmez. Onlara karşı biçare ve kuvvetsizdir. Zavallıdır. Ve dolayı-sıyle her emirlerine uymak mecburiyetinde kalır. Öyleyse Azameti Hudaya karşıda insanın boynu bükük mahzun olması lazımdır. Kendinden kuvvet ve kudretin olmadığını bilmesi lazımdır. Ve ona göre hareket etmesi, her emre mutlaka uyması lazımdır
    KENDİ KENDİMİZE DÜŞÜNME iyi ve kötüyü ayırt edemiyene deli denir. Deli iki türlüdür:
    Dünya delisi; Bunlar üstlerini başlarını yırtarlar, abuk sabuk konuşurlar. Lüzumsuz şeyler söylerler, boş işlerle uğraşırlar. Çünkü akıldan yoksundurlar.
    Ahiret delisi; Ahiretle ilgili iyi ve kötüyü ayırt edemeyenlerdir. Yüzlerini Allah'a çevirmeyen, Allah'ın hakikat yolunda gitmeyen kimselere denir.
    Dünya delisine gülünüyor, alay ediliyor Aklına. işine şaşılıyor.
    Ahiret delisi içinde durum aynıdır.

    islamlık sadece isimle olmaz. Müslüman ismi almakla hiç kimse islam olamaz Rabbul Alemin insanın niyetine bakar, itikadına bakar. Ameline bakar. Eğer bunlar yoksa isim ne iş görebilir.

    insan için imandan daha makbul, daha şerefli, daha kıymetli bir şey yoktur. Çünkü iman, ebedi kurtuluşun anahtarıdır. Allah'ın huzuruna çıkmaya cennete girmeye, insanlara nail olmaya hep iman sebeptir. Öyle ise insan imanını iyi muhafaza etmeli, hırsızlara çaldırmamaya dikkat etmelidir. insan nasıl kıymetli eşyalarını korumakta dikkat ediyorsa, [manini da aynı dikkatle muhafaza etmelidir.
    imanını çaldırmamak için Allah'ın Askerleri olan Evliyalardan (Mürşitlerden) yardım istemelidir. Allah'ın evliyaları ile irtibat kurmalı, devamlı onlara yönelmeli (Manevi rabıta) onları çağırmalı, onlara ricada bulunmalıdır. Feryat ve figan etmeliki, Evliyanın ve dolayısı ile Peygamber (S.A.V.) in insandan haberi olmalıdır.


    GÜZEL AHLAK


    İnsanoğlu, ancak güzel ahlaka sahip olmakla nefsani hastalıklardan korunup ma'rifettullah mertebesine ulaşabilir.
    Bir insanın, Halik ve mahlukat yanında: izzet, Şeref vekaarı, Haysiyet, l'timad ve l'tibarı ahlakıyla ölçülür. Müslümanlık güzel ahlak ile belli olur. Cenab-ı Hak:
    1- "Emir olunduğu gibi dosdoğru ol" buyuruyor.
    Keza:

    2- "Şüphe yok ki Rabbimiz Allah diyenler, sonra doğruluk üzere bulunanlar için korku yoktur. Mahzun da olmazlar. Bunlar cennetlikdirler. Yaptıkları
    nın karşılığı olarak orada ebedi kalırlar"
    Keza:

    3- "Hayırlı işlere acele ediniz, iylik hususunda yarışınız!"
    Hadis-i Şeriflerde Peygamberimiz Sallallahu Teala aleyhi ve sellem buyuruyor:
    "Güzel ahlak Allah Teala'nın Yüce ahlakıdır.
    "Güzel ahlak, cennet ehlinin amellerindendir.
    "Güzel ahlak dinin kabıdır. Bir kimsenin Dini, ahlakının güzelliği İle ölçülür."
    "Dinden sonra, aklın başı: kendisini, güzel ahlak ile halka sevdirmek, iyi ve kötü kimselere karşı bol hayır yapmaktır."
    "Güzel ahlakdan ayrılma! Çünkü Ahlak bakımından insanların en iyisi, din bakımından en güzelidir."
    "Müslümanlık güzel ahlaktır."
    "Allah Teala Hazretleri, bir kulunun hem dış görünüşünü, hem de içini ve ahlakını güzel yaratıp da, sonra onu ateşde yakmaz."
    "Siz insanların hepsine, malınızla iylik etmeye yetişemezsiniz.... Öyle ise güller yüzlülükle, güzel ahlak ile yetişiniz!" (Böylelikle bütün insanlara
    iyilik yapmış olursunuz.)
    "içinizde en sevdiklerim, kıyamet gününde bana en yakın olanınız, ahlakı en güzel olan mü'minlerdir. Ki bunlarla hoş geçilinir. Bunlar insanlarla ülfet ederler ve kendileriyle ülfet ederler ve kendileriyle ülfet olunur."
    "Allah Teala Hazretleri güzel ahlakı sever,kötü ahlakı sevmez."
    "Bir insan ibadeti az olduğu halde güzel ahlakı sayesinde, ahiret derecelerinin en büyüğüne ve konakların en şereflisine erişir.ibadeti çok olan bir kul da, kötü ahlakı yüzünden cehennemin en aşağı derecesine boylar."
    "Sirke balı bozduğu gibi, kötü ahlak da insanın iyi amellerini bozup fenalaşdırır.
    "Gerçek müslümanda": Allah'a karşı, günah yapmakta, kendini alıkoyacak bir korunma duygusu,Sefihe karşı gelebilecek bir yumuşaklık huyu,- insanlar arasında kendisini hoş yaşatacak güzel bir ahlak olmalıdır.Bunlardan birisi bile bulunmazsa, o kimsenin işlerinden hiç birine i'timad etmeyiniz..!" "Güzel ahlak, güneşin karı erittiği gibi günahları eritir."
    "Bir insan ahlakı kötü oldukça, Allah Teala'dan hep uzak kalır. "Diliyle eliyle insanları incitmeyen, Başkaları kendisinden emin olan, Bir mü'min ve müstüman; iman ve müslümanlığın en yüksek mertebesini bulmuştur:"
    "Bir kul,
    Ahlakını güzelleştirmedikçe,
    Öfkesini yenmedikçe,
    Kendisi için sevip istediğini, başkaları için istemedikçe, olgun bir mümin değildir"

    "Bir kimse,

    Kalbi diliyle beraber,
    Dilide kalbiyle beraber olmadıkça
    Sözü, işine aykırı olmaktan kurtulmadıkça Komşuları şerrinden emin olmadıkça Gerçek mümin değildir."
    "Merhameti olmayan, merhamet görmez."
    "Büyüklerini saymayan, küçüklerine şefkat ve merhamet göstermeyen bizden değildir."
    "Yeryüzündekilere merhamet ediniz ki, gökdekilerde size merhamet etsinler."
    "Mü'min kişinin gönlüne sevinç havası esdirmek ve onun İhtiyacını karşılamak, bütün nafile ibadetten, benim için daha sevimlidir."
    "Ben ancak yüksek ahlakı tamamlamak için gönderildim. Peygamberlik vazifemin hedefi budur."
    Ahlak hakkında Peygamberimiz Sallallahu Teala aleyhi ve sellemin binlerce hadis-i şerifi vardır.
    Yukarıki hadis-i şeriflerdende anlaşılır ki islam Dini, güzel ahlak ve fazilet dinidir.
    Güzel ahlak sahibi olmayanlar, ne kadar ilim, ibadet ve taatla meşgul olsalar yine olgun ve kamil müslüman sayılmazlar.
    Bir gün peygamber sallallahu teala aleyhi vesellem Efendimizin yanında, her gün oruç tutan, bütün gece namaz kılan bir kadından bahsetmişler..
    ve onu övmüşler, sonrada;
    -Yalnız huyu kötüdür. Diliyle komşularını incitir, rahatsız eder demişler.
    Bunun üzerine Resul-i Ekrem Sallallahu aleyhi ve sellem:
    - "O kadında hayır yoktur; Cehennemliktir." buyurmuşlar.
    Buda gösteriyorki:
    Müminin esas sıfatı güzel ahlakıdır.

    Vekar ve Hilm:

    Peygamberimiz aleyhi'ssalatü ve'sselam ashabdan birine; şöyle buyurdu:
    Sende Allah'ın sevdiği iki haslet vardır:
    Hilm: Yumuşak huyluluk.
    Vekar: Ağır başlılık.

    "insanların ekserisini cennete koyan:

    Allah korkusu
    Güzel ahlakıdır.
    Cehenneme koyan, dil ve fuhşiyattır."
    Nefsimi kudret elinde bulunduran Allah a yemin ederimki "Cennete ancak huyu güzel olanlar girerler"

    "Allah Teala, yumuşak, mülayim, tatlı ve güzel yüzlü insanları sever."
    Resul-i Ekrem Sallallahu aleyhi ve sellem sordu:
    - Cehennemin kimlere haram olduğunu bilirmisiniz?
    Ashab-ı kiram:
    - Allah ve Resulü bilir, dediler...
    Bunun üzerine Resul-i Ekrem:

    Herkes yumuşak davranan, cana yakın olan kimselerdir, buyurdu.
    "Nefsin için sevdiğin (hayın), insanlar için de seversen, hakiki müslüman olursun!"
    Güzel ahlak, gerçek müslümanın huyudur. Bütün insanların, güzel ahlaklı olması nizam-ı alem için şarttır.
    Güzel ahlakıyla kafirler bile hürmet ederler.
    Hayvanlarda bile güzel huylar görülür

    Köpek'de on güzel ahlak olduğu beyan ediliyor. Üstadın buyurduğuna göre
    "Bu on haslet-i hamide'nin {güzel ahlakın) her mü'minde muhakkak bulunması layıktır ve gereklidir."

    1-Sadakat:
    Köpek sahibini terk etmez? Kovsa da bırakmaz, küsmez, hizmet eder.

    2- Kanaat:
    Ne verilirse razı olur. Sofraya sokulmaz, bulduğu ile iktifa eder. Yerine biri gelse onu oradan kovmaz.

    3- Tevazu':
    Yattığı ve gezdiği yer, alelade yerlerdir. Kendi için yüksek yer aramaz. Ne yediritirse yer.

    4- Tevekkül:
    Yarını düşünmez, yerini yermez, erzak biriktirmez.

    5- Teslimiyyet:
    Sahibini bırakmaz. Dövse de, ayağını kırsa da yine çağırınca gelir, (kuyruğunu sallayarak) tesli-miyyet gösterir, lylik edeni bilir ve unutmaz.

    6- Zühd:
    Kendisini umumi zuhurata bırakmıştır. Gelecek için bir düşüncesi ve hazırlığı ve esaslı bir bakımı yokdur.

    7- Miskinlik:
    Her yeri dolaşır. Bir şey verilirse alır, vermezlerse bakar geçer.
    Kendine dokunmazlarsa, bir şey yapmaz; yoluna gider

    8- Uyanıklık:
    Çok az uyur. Şehirlerin, köylerin sokaklarında gece bekçisidir.Hırsızları tanır, haber verir.Evleri, bağları, bahçeleri, sürüleri korur.

    9- istiğna:
    Çekingendir. Başkalarının nasibine tecavüz etmez. (Kedi gibi sofralara sokulmaz) kabları bulaştırmaz.

    10-Edep:
    Köpek, haddini bilir, insanlar arasında ve hayvan cinsleri içinde, İnsanlara en çok hizmet edenlerdendir. Emredilen işi tutar. Terbiyeyi kabul eder, terbiye edildiği zaman, tam bir liyakatla, çok büyük işler görür. Sürü, kızak, ev, harb, bekçilik, keşif ve yitik bulma... işlerinde hizmetleri çoktur.
    Bu on güzel ahlak köpeklerde bulunmaktadır.

    Halbuki bunlar. Halis müminlerin ve sadık müridlerin sıfatlarındandır.
    Bir gün bir sohbette bu bahsi okuyunca, kardeşlerden biri, duygulanarak:
    - "Daha bir köpeğin sahib olduğu ahlakı elde
    edemedik..." diye ağladı ve sohbettekileride ağlattı.
    Yine hadis-i şeriflerden buyrulur:

    "Sizden biriniz kendisi için arzu ettiğini kardeşi içinde arzu etmedikçe, iman etmiş olamaz."
    "Kadın 4 şey için nikah edilir:
    Malı,
    Soyu,
    Güzelliği ve
    Dini.
    Sen dindar (islam iman ve ahlakıyla mücehhezi kadını al; Mes'ud olursun!"

    " Yedi sınıf insan vardır ki Allah Teala onları hiç bir gölgenin bulunmadığı günde, arşın gölgesinde gölgelendirir:
    -Adaletli devlet reisi,

    Allah'a ibadetle büyüyen genç.
    Kalbi mescidlere bağlı kimse
    Allah için sevişen; birleşenler vede bu sevgiyi devam ettirenler.
    Mevki sahibi olan güzel bir kadın tarafından arz-ı nefs için çağrıldığı zaman:
    Ben Allah'dan korkarım! diyerek reddeden adam Tenhalarda Allah'ı zikrederek, gözleri yaşla dolup taşan kimseler."
    "iyiliklerin en mükemmeli, bir kimsenin baba dostlarını görüp gözetmesidir."
    Allah Teala kudsi hadiste buyuruyor: "Benim rızam uğrunda sevişenler için, nebilerin, şehidlerin bile imrenecekleri derecede nurdan minberler vardır."

    Allah Teala buyuruyor:

    "Allah'a ibadet edin!
    Ona hiçbirşeyi şerik koşmayın,
    Ana, babaya, akrabaya
    Yetimlere, Yoksullara,
    Yakın komşuya,, yabancı komşuya,
    Yanınızdaki arkadaşa,
    Yolcuya ve
    Malik bulunduğunuz kimselere iylik ediniz!"
    - Resul-i Ekrem Sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz üç şeye çok dikkat ederdi:
    Başkaları ile çekişmezdi.
    Çok konuşmazdı
    Faydasız şeylerle uğraşmazdı.
    Üç hususda kendini tutardı:
    Kimseyi kınamaz, ayıplamazdı
    Kimsenin ayıp ve kusurlarını araştırmazdı
    Müstehak olan kimseye bile fena söz söylemezdi. Güzel nasihatlerde bulunurdu.
    Hazret-i Hasan, babası Ali Kerremallahu vec-^eh'den, o da Resulullah sallallahu aleyhi ve sel-tem'den duyarak şu hadisi naklederler:
    "Muhakkak güzellerin en güzeli, güzel ahlakdır

    Allahümme sallı ala Seyyidina ve Nebiyyina ve Mevlana Muhammedin ve alihi ve sahbihi ecmain.Vel-hamdü lillahi rabbi'l-alemin Mü'minler, iman, ilim,Amel-i salih ve Güzel ahlak sahibi olarak; kardeşlik için şu esaslara uymaları lazımdır:
    Cenab-ı Hak, Hucurat Suresinin onuncu ayetide mealen:

    - Mü'minler mutlaka kardeştirler. Onun için (herhangi bir anlaşmazlıkta) kardeşlerinizin arasını düzeltiniz ve Allah'dan korkunuz ki rahmete layık olasınız! buyuruyor.
    Keza:
    Tevbe Suresinin 71. ayetinde Mealen :

    - Erkek, kadın bütün mü'minler birbirlerinin dostlarıdırlar (birbirlerini görüp gözetirler).
    Enfal Suresinin birinci ayetinde mealen

    - Allah'dan korkun ve birbirlerinizin arasını düzeltin! (Anlaşmazlıklardan sakının! Aranızdaki geçimsizlikleri izale edin!)
    Yine Enfal Suresinin 46, ayetinde mealen:

    - Birbirinizle nizalaşmayın! sonra içinize korku düşerek devletiniz elden gider!
    Maide Suresinin ikinci ayetinde Mealen:

    - iyilik ve takveda birbirinizle yardımlasın, fenalık ve düşmanlıkta yardımlaşmayın!
    Al-i Imran Suresinin yüzüçüncü ayetinde Mealen:
    Hepiniz birden Allah'ın ipine; islam Dinine sımsıkı sarılınız! ve fırkalaşmayınız: (Ayrılmayınız, Parçalanmayınız) buyuruyor.

    Bu ilahi emirleri tutmak Müminler için lazımdar, vacipdir.
    Mü'minlerin ancak kalbleri ve gayeleri birleşdiğ zaman Allah'ın yardımına ve felaha erilir Cenabı Hak bir Hadisi Kudsi'de mealen:
    - Benim için sevişenlere, Benim için ziyaretleşenlere Benim için birbirlerine ikram edenlere, Benim için birbirlerine itimad edip dost olanlara, Benim de muhabbetim ve yardımım tahakkuk etmiştir buyuruyor.

    Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem hadis-i şeriflerinde, Mealen:

    - Gerçek müminlerin birbirlerine acımakta.Birbirini sevmekte, Birbirlerine şefkat göstermekte bi vücut gibi olduklarını görürsün! Bu vücudun bir uvzu muzdarip olduğu takdirde diğer kısımları da uykuyu kaybedip ateşler içinde onun ıztırabını duyarlar.

    Keza:

    Mü'minler tek şahıs gibidirler. Bir uvzu muzdarip olduğu vakit vücudun diğer kısımları da uykusunu kaybedip ateşler içinde onun ıztırabını duyarlar.
    - Sizden herhangi biriniz, şahsı içinde arzuladıklarını mü'min kardeşleri içinde arzulamadıkça iman etmiş olamaz.
    - Birbirinize haset etmeyin! Birbirinizi helaka sürüklemeyin! Birbirinize buğz etmeyin! ve kardeşçe Allah'a kul olun!

    - Mü'min ülfet eder ve ülfet olunur. Ülfet etmeyende ve ülfet olunmayanda hayr yoktur.
    Diğer tabirle:
    - Mü'min sever ve sevilir. Sevmeyen ve sevilmeyende hayır yoktur.

    - Nefsim kudret elinde olan Allah'a yemin ederim ki:
    iman etmedikçe cennete giremezsiniz! Birbirlerinizi sevmedikçe mü'min olamazsınız! Size yaptığınız takdirde birbirinizle sevişeceğiniz bir şey söyleyim mi?
    -.Aranızda selamı yayınız! (Birbirinizle daima selamlasınız!) Resul-i Ekrem Sallallahu teala aleyhi vessellem Medine-i Münevvere'deki ilk hutbesinde:
    - Yarım hurma ile de olsa birbirlerinize yardım ediniz! Onu da bulamazsanız gönüle sürürü veren doğru ve güzel bir söz veya tebessümle birbirinizi
    sevindiriniz! buyurmuştur.
    Hadis-i Şerifte Mealen:

    - Mü'minlerin en mükemmeli ahlakı güzel olandır.

    - Allah'ın kuvveti, yardımı, Cemaatlaşanlarladır! Duyuruluyor. Rabbimizin emirlerini tutmak Peygamberimizin sünnetlerine uymak Hakiki Mü'minlik icabıdır.

    Felahımız bundadır. Biz de Allah'dan bunu istiyoruz! Hamd ve sena alemlerin Rabbine Salat ve selam Hak Elçisi Hazret-i Muhammed Mustafa'ya ve Onun yolunda olanlara
     

Sayfayı Paylaş