1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Tuna!...

Konusu 'Dünya Tarihi' forumundadır ve LoSt_LoVe tarafından 7 Aralık 2008 başlatılmıştır.

  1. LoSt_LoVe

    LoSt_LoVe Forum Onuru

    Katılım:
    12 Ekim 2008
    Mesajlar:
    4.011
    Beğenileri:
    29
    Ödül Puanları:
    2.880
    Yer:
    En sevdiğimin yanından :=)
    Banka:
    119 ÇTL
    [​IMG]

    Doç. Dr. Mehmet İPÇİOĞLU'nun Yazısı



    Tuna Nehri’nin tarihimizde ayrı bir yeri vardır. Viyana kapılarına kadar dayanan atalarımız Avrupa içlerine düzenlenen seferlerde orta kol olarak bu nehrin kıyı hattını kullanmış, ulaşım ve nakliye işlemleri Karadeniz’den Tuna’ya indirilen kalyonlarla gerçekleştirilmiştir.

    Zaferle sonuçlanan seferlerin çoğu Tuna boylarında kazanılmıştır. Silistre, Ziştovi, Niğbolu, Plevne, Lofça, Deliorman ve Dobruca kaleleri Tuna’dan bindirilen kuvvetlerle hakimiyet altına alınmış, Haçlı ordularının bozguna uğratıldığı Kosova Meydan Muharebeleri Tuna kıyılarında yapılmıştır. Macarlar Tuna nehri kenarında perişan edilmiş, Transilvanya' ya Tuna üzerinden girilmiştir. Tuna’yı geçerek muhasara altına alınmıştır Belgrad kalesi. Keza Kili Tuna’dan gelen takviye güçleri ile ele geçirilmiştir.

    Macaristan, Hırvatistan, Transilvanya ve Dalmaçya topraklarında sefere eşen yiğitlerin Tuna kıyılarındaki menzillerdir uğrak yerleri.

    Atlastan cepkenli yiğit akıncılar atlarını Tuna’nın köpüklü sularında sulayıp, abdestlerini Tuna’nın serin sularında aldılar. Tuna’nın üzerinde kurulu Petrovardin kalesinde eda ettiler namazlarını. Bu yüzden verilmişti Macarların Taş kent (Petro Var) dediği kaleye Dinin Taşkenti anl¤¤¤¤¤ gelen (Petrovardin) adı.

    Sirem muhitindeki, Drava nehri kenarındaki kaleler, Nazlı Budin, akabinde Segedin, Peşte, Tata, Şikloş, Estergon kaleleri Tuna’dan geçilerek zaptedilmişti hep.

    Kısacası Viyana kapılarına kadar Tuna boylarında “mesnevi okuyarak, pirinç pilavı yiyerek gitmişti” ecdad. Tuna’nın suladığı bereketli tarlaların eşsiz lezzetleri yeni fatihlerine hoşamedi ziyafeti sunarken, ruhlarını Mesnevî çeşmesinden doldurarak aşmışlardı uzadıkça bitmeyen, tükenmeyen yalçın dağ yamaçlarını.

    Bu yüzden Tuna’dan geçmek Nizam-ı Âlem uğruna anadan yardan geçmek anl¤¤¤¤¤ gelirdi.

    Ak tolgalı beylerbeği’nin haykırışıyla sel gibi yağan küffar-ı hakisarın üzerine Allah’a ulaşmak için şimşek gibi atılmak demekti Tuna’dan geçmek. Şimşek gibi atılan bu gül yüzlü yiğit akıncının yerden yedi kat arşa yükselmesi demekti. Bin atlı akınlarda dev gibi orduları yenmekti Tuna’dan geçmek.

    Türkün yeni kızıl elmasıydı Tuna’dan geçmek, Rim-Papa’ya diz çöktürmek için ölümü şölene dönüştürmekti.

    O günler mazide kaldı.

    Devrilen ulu çınardan geriye kalan kütük kadar Anadolu coğrafyasına çekildiğimiz günden beri Tuna ismi çok uzaklardaki bir nehirde yakalanmış tombul bir balıktan başka bir şey ifade etmiyor yeni nesil için. Bilgi toplumunun kutsal mabetlerinde tedris edilen profan bilgilerle Tuna’yı anlamak, 4 seçenekli cevap anahtarından genel geçer test teknikleriyle bulduğu doğru yanıta lodoslama atlayarak, Pavlov'a rahmet okutan bir sistemin nazik ve sadedil dalgıçları için çözümü olmayan riyaziye sorusundan farksız bir şey artık.

    Öte yandan umuda uzanan yolun üzerindeki yaban ellerinden geçen bir akarsudan başka bir anlam yüklemiyor yanından geçip gittiği Tuna, Avrupa trenindeki Erzurumlu Duran’ın zihnine. Güzel insanların güzel atlarıyla göçüp gittiği bu diyarlarda öz yurdunu aramıyor Ankaralı Burhan’ın ruhunda.

    Tuna isyanlardadır bundan dolayı. Dün ilâ-yı kelimetullah için, despotların zulmü altında inleyen mazlumların çığlıklarına isdimdat için, kafilelerle buradan geçen cihangir Asya ordularının kahraman evlatları, bugün bir parça ekmek için avuç açmağa gidiyor elin yabanına .

    Üzgün Tuna. Bir o kadar da bıkkın.

    Ne büyük bir dönüşüm yaşadık Allah’ım diyor ve hüzünle soruyor.

    “Nasıl oldu da Avrupa bir Osmanlı doğurdu, Osmanlı da bir Avrupa”???

    Aldırma be Tunam.

    Bugün seni anlamsız gözlerle seyreden Kara Osman’ın ahfadı, idrakine ulaşır senden geçmenin dolunca miadı. Titrer, silkinir de uyanır düştüğü aldatıcı masaldan. Sıyrılır, kurtulur derunundaki yalancı kutsaldan

    Yıldırmaz onu uryan kalma korkusu.

    Üç kıtaya hakim olan o gül yüzlü yiğitler de çıplak doğmamış mıydı anadan.
     
  2. Kayıtsız Üye

    Kayıtsız Üye Ziyaretçi

    Ezelden
    güleryüzlü bir dilimiz vardı Tuna boyunda
    Oğuz'dan kalma elvan elvan
    soykırımlarda ancak bir tek sığınacak...
    O dil
    o dilin de bohçasını dürüp ne güzel dört köşe
    selamün aleyküm Anadolu
    ve aleyküm selam Necibe...
     

Sayfayı Paylaş