1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Tunus'ta Osmanlı İzleri

Konusu 'Osmanlı Tarihi' forumundadır ve ZeyNoO tarafından 31 Ocak 2012 başlatılmıştır.

  1. ZeyNoO
    Melek

    ZeyNoO ٠•●♥ KuŞ YüreKLi ♥●•٠ AdminE

    Katılım:
    5 Ağustos 2008
    Mesajlar:
    58.480
    Beğenileri:
    5.784
    Ödül Puanları:
    12.080
    Cinsiyet:
    Bayan
    Meslek:
    Muhasebe
    Yer:
    ❤ Şehr-i İstanbul ❤
    Banka:
    3.064 ÇTL
    Tunus'ta Osmanlı İzleri

    Osmanlı devrinde imar faaliyetlerinden, önceki dönemlerde yapılan eserler de nasibini almıştır Bunlardan Sus Ulu Camii, Safaks Ulu Camii, Mehdiye Ulu Camii ile Tunus'ta Zeytüne Camii ve Şammaiye Medresesi Türkler tarafından yapılan onarım ve eklemelerle günümüze ulaşan yapılardan en önemlileridir

    Tarih 1534 Cihan padişahı Kanuni'ye sunduğu bir arizada Barbaros Hayrettin Paşa, “Akdeniz'deki Osmanlı donanmasının emniyeti açısından Tunus'un mutlaka alınması gerektiğini” söyler Kabul gören bu isteği doğrultusunda, Barboros, bu ülkeyi Osmanlı topraklarına katar Ne var ki, VII Yüzyılın ortalarında İslamla tanışan ve XVI Yüzyılın ortalarında Hafsi iradesi zayıfladığı için İspanyol himayesini kabul etmek zorunda kalan Tunus, bu tarihten sonra Osmanlı, İspanya ve Alman devletleri arasında sürekli el değiştirir Bu yıllarda Hızır ( Barbaros ), Oruç ve Turgut Reis gibi ünlü Türk denizcilerinin olağan üstü gayretleri görülür Özellikle Cerbe adası bu mücadelenin odak noktasını oluşturur Ancak son söz 1574 yılında söylenecektir

    İspanya güdümündeki hafsi idaresinden bıkan yerli halk, kendi içlerinden seçtiği bir heyeti İstanbul'a göndererek, aynı zamanda Müslümanların halifesi olan Sultan II Selim'den yardım ister Bunun üzerine Serdar-ı Ekrem Koca Sinan Paşa ile Kaptan-ı Derya Kılıç Ali Paşa komutasındaki Osmanlı donanması, son direniş noktası olan Halk'ul-vadi Kalesi'ni ele geçirerek Tunus'ta İspanyollara nihai darbeyi indirir Yaklaşık onbin şehit verilerek kazanılan bu başarıdan sonra, Cezayir ve Trablusgarp'ta olduğu gibi bir Osmanlı Bahriye eyaleti haline getirilen Tunus'ta üç asırdan fazla sürecek olan Türk dönemi başlar

    Önceleri merkezden atanan valilerle yönetilen eyalet, birara bunların güvenliğini sağlayan yeniçerilerin kendi aralarından seçtiği “ Dayı “ larla idare edilir Daha sonra İstanbul'un paşalık unvanını tevcih ettiği Türk asıllı Muradi ve Hüseyni ailesi mensupları tarafından yönetilir Özellikle XVII Yüzyılda Endülüs Müslümanları'nın sık sık göçlerine muhatap olan Tunus'tan vergi alınmamıştır

    Buna mukabil Akdeniz'de Avrupa devletleri ile yapılan mücadelelerde üs noktası olarak kullanılmış ve hemen hemen bütün seferlerde Tunus gemileri Osmanlı donanmasına katılarak destek sağlamıştır

    Osmanlı idaresi boyunca ülke, yapılan pek çok eserle mamur hale getirilir, uzun süren savaşlar sebebiyle yıpranan şehirler yeniden imar edilir İlk yıllarda mevcut askeri yapıların tahkimi, yenilerinin inşası dışında önemli bir yapım faaliyeti görülmez Çünkü her an yeni bir saldırı ihtimali vardır Ancak bu tehlike kısmen geçince Avrupa'nın kıyı şehirlerine seferler düzenleyen Türk denizcileri büyük gelirler elde etmiş, eyalette oldukça canlı bir imar faaliyeti başlamıştır Ayrıca kurulan vakıflarla bu eserlerin yaşatılması sağlanmıştır

    Tunus'a Vurulan Osmanlı Mührü

    Anadolu'dan getirilerek yerleştirilen Türkler için, Tunus şehrinin merkezi olan Zeytüne Camii'nin çevresinde, günümüzde hala Sük el-Türk, Suk el-Kebabcı, Suk el-Babuş gibi tanıdık isimlerle anılan çarşılar yapılmış; camiler ve medreseler inşa edilmiştir Buna misal olarak verebileceğimiz, XVII Yüzyılın ilk yarısından Dayı Yusuf ve Hammuda Paşa Camiileri ile Muradiye Medresesi, aynı zamanda dönemin ihtişamını gözler önüne seren başlıca eserlerdir Bu yapıların plan şemaları mevcut geleneği devam ettirirse de ibadet mekanını üç yönden kuşatan revaklı avluları, Türkler'le birlikte Tunus camileride yeni düzenlemelere başladığının habercisidir Fakat bu yüzyılın sonlarına doğru tamamlanan bir yapı vardır ki, Tunus'un eski yerleşim yeri olan Medine'ye adeta bir Osmanlı mühürü, gibi vurulmuştur; Mehmed Bey Camii yada yanı başındaki Zaviye sebebi ile halkın Sidi Mahrez Camii dediği yapı Daha önceden var olan bir mescide ait kare gövdeli minaresi ve bazı detayları dışında, büyük bir kubbe ile örtülen orta mekanı dört yarım kubbe ve eksendralarla genişletildiği ve köşelere dört küçük kubbenin yerleştirildiği merkezi plan şeması ile bu eser, İstanbul'daki Şehzade, Sultan Ahmet ve Yeni Camii'nin Tunus'taki uzantısı durumundadır

    Klasik Osmanlı mimarisinin ana karakterini yansıtan bu plan düzeni ilginçtir Daha sonra Tunus'ta camilerde değil türbelerde uygulanmıştır Hüseyni yöneticileri için yapılan Bey türbesi, Abidevi boyutları ve tezyinatı ile bunların en ihtişamlısıdır

    Bünyesinde ünlü Türk denizcilerini barındıran ve tarihte adını ünlü deniz savaşı ile duyuran Cerbe adasında, XVI Yüzyılın ikinci yarısından kalan Türk Camii, en güzel örneği Bursa Ulu Camii'nde rastlanılan çok destekli plana sahip Osmanlı yapılarının buradaki temsilcisidir Kalın tutulan silindirik gövdesi, kısa petek bölümü ve sivri kulahı ile caminin Türk uslübundaki minaresi Tunus'ta tek misal durumundadır


    İznik Çinileri Tunus Camilerinde

    Tunus'ta sanat eserlerindeki Türk etkisi, mimari şemalarının yanı sıra detaylarda da kendini gösterdi Önceden beri bölgede yaygın olarak kullanılan, alttaki tekerleklerle taşınabilen ahşap mimberlerin yerine mermer mimberler, Ifrikiye Camilerinde Türkler'le birlikte ortaya çıkmıştır Aynı şekilde, Kuzey Afrika camilerinin çoğunda görülen kare kesitli, kalın gövdeli minarelerinin yerini sekizgen minareler almıştır

    Genel olarak Tunus'taki Türk eserlerinden süsleme pek fazla ön plana çıkarılmamıştır Bununla birlikte yapılarda, Selçuklu ve Osmanlı eserlerinde görmeye alışık olduğumuz geometrik kompozisyonların yanı sıra, Sidi Mahrez ve Cedid camilerinin duvarlarını süsleyen sıraltı tekniğindeki iznik çinileri, gerek renk, gerekse komposizyon açısından İstanbul'daki benzerlerini aratmayacak zenginliktedir

    Osmanlı devrindeki imar faaliyetlerinden önceki dönemlerde yapılan eserler de nasibini almıştır Bunlardan Sus Ulu Camii, Safaks Ulu Camii, Mehdiye Ulu Camii ile Tunus'taki Zeytüne Camiive Şammaiye Medresesi Türkler tarafından yapılan onarım ve eklemelerle günümüze ulaşan yapılardan en önemlileridir

    1870'li yıllardan itibaren artan Fransız baskısından dolayı Tunus'taki otoritesini iyice kuvvetlendirmeye çalışan Osmanlı devleti, eyaletin başlı merkezlerinde, çağın gereksinimlerine uygun eğitim veren askeri okullar ve tesisler vücuda getirdi Bunların en önemlisi, Tunus Beylerinin ikamet ettiği ve günümüzde bir bölümü müze olarak kullanılan Bardo Sarayı'nın avlusundaki askeri okuldur Üzerinde Sultan Abdülaziz ‘e ait tuğra bulunan bu kapıdan girilen yapı hala benzer gayelerle kullanılmaktadır

    Tunus'ta Türk izleri sadece bu kadarla sınırlı değildir Yer yer ay-yıldız motifleriyle bezenmiş kapılardan girilen, dar sokakların içine ahşap kafesli pencereleriyle taşan cumbalı evleri ile Tunus şehirleri Kuzey Afrika'da Anadolu havası estirir Ayrıca gerek camilerde gerekse diğer yapılarda dönemin padişahlarının adlarının da yer aldığı pek çok Osmanlıca kitabe vardır 1875 yılında Tunus şehrinde Batı tarzına eğitim vermek üzere kurulan Sıdıki Kolajin'nde Türkçe derslerin verildiği bilinmektedir Günümüzde dahi yaşayan Türkçe yer ve kapı adlarının yanında giyim-kuşamda, yemek kültüründe ve diğer gelenek-göreneklerde tesbit ettiğimiz ilginç benzerlikler bu ülkeyle olan kardeşliğimin en güzel misalleri Türk asıllı olduğunu ısrarla vurgulayan ve dedelerden kalan evlerinden duvarlarını süsleyen Osmanlı armalarını iftiharla gösteren samimi insanları ile Tunus, binlerce kilometre uzağımızda olsa da aslında bize çok yakın​
     

Sayfayı Paylaş