1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Türbeleriyle de Dışlanan Üç Osmanlı Sultanı

Konusu 'Osmanlı Tarihi' forumundadır ve Suskun tarafından 17 Ocak 2011 başlatılmıştır.

  1. Suskun

    Suskun V.I.P V.I.P

    Katılım:
    16 Mart 2009
    Mesajlar:
    23.242
    Beğenileri:
    276
    Ödül Puanları:
    6.230
    Yer:
    Türkiye
    Banka:
    2.052 ÇTL
    Türbeleriyle de Dışlanan Üç Osmanlı Sultanı

    Osmanlı sultanlarından ilk ondördünün kendi adlarına inşa edilmiş birer türbede medfun bulundukları malumdur. Bunlardan Osman ve Orhan Gazi’ye ait Bizans yapısı türbeler, 1855 depreminde yıkılmış ve 1863 de Sultan Abdülaziz tarafından yenilenmiştir. Yaygın rivayete göre, Osman Gazi, vefatından sonra Bursa’daki Gümüşlü Kubbeye defnedilmesini vasiyet etmiş ve oğlu Orhan Gazi, Bursa’yı fethederek bu arzuyu yerine getirmiştir. Buradaki asıl isteğin ve ulaşılması gereken hedefin Bursa’yı fetih olduğu kolayca tahmin edilebilir.



    Bu ilk iki hükümdarın ölümlerinde, mevcut yapılardan yararlanma keyfiyeti, yukarıda açıklanan sebebe ve devletin henüz kuruluş yılları içinde bulunuşuna bağlanabilir. Üçüncü hükümdar Murad Hüdavendigar’dan itibaren Sultan I.Ahmed’e kadar -bu sonuncu hükümdar dahil -bütün Osmanlı Sultanları için sekteye uğramaksızın birer türbe inşa edilmiştir. Böylece her bir Osmanlı Sultanı için ayrı bir türbe yapma geleneği oluşmuş görünmektedir. Sözkonusu bu türbelerde, çoğunlukla sultanlar, zevceleri, şehzadeleri ve kızları ile birlikte ebedi uykularını uyurlar. Ancak II.Murad’ın, hem Arapça hem Türkçe vasiyetnamesinde ifadesini bulan ”benden sonra evladumdan ve ensabumdan filcümle soyumdan sopumdan herkim ki ölecek olursa benim yanımda komıyalar ve katıma getürmeyeler” şeklindeki arzusu, bu türbeden ayrı olarak müteakip üç Osmanlı sultan türbesinde de hükmünü yürütmüştür.

    Yukarıda sözünü ettiğimiz her Osmanlı sultanı için ayrı bir türbe yapma geleneği I.Mustafa ile inkıtaa uğrar. Daha evvel ya bizzat kendileri veya aynı zamanda halefleri olan oğulları tarafından yaptırılmakta olan sultan türbelerindeki bu kesinti, I.Mustafa’nın, yeğeni Sultan II.Osman’ı babası I.Ahmet’in türbesine defnettirmekle başlar. Ve bundan sonraki dönemde, esasen türbeye dönüştürülen Ayasofya Camii avlusundaki vaftizhane hariç, hiç bir Osmanlı sultanının defnedilmediği Nur-u Osmaniye Türbesi ile Hatice Turhan Valide Sultan adına yapılan ve içinde beş Osmanlı hükümdarının medfun bulunduğu türbe dahil, Osmanlı sultanları için sadece yedi türbe yapılmıştır. Böylece, I.Ahmed Türbesinde başlayan, bir hükümdar adına yapılmış bir türbeye birden fazla sultan gömülmesi keyfiyeti, bir bakıma geriye dönüş yapılarak, Kanuni’nin türbesine kadar uzamış ve buraya II.Süleyman ile II.Ahmed defnedilmişlerdir. Sözünü ettiğimiz son yedi türbeden ikisine, Sultan Abdülmecid Türbesi ile Sultan Reşad Türbesine banileri defnedilmiş ve bunlar yakınları ile birlikte tek Osmanlı Padişahının medfun bulunduğu türbeler arasına katılmıştır. Buna göre I.Mustafa, Sultan İbrahim, V.Murad ile Şam’ da defnedilmiş Sultan Vahidüddin dışındaki otuziki Osmanlı Sultanından ondördü, tek olarak, ikisi birer, üçü ikişer hükümdarla birlikte türbelerinde medfundurlar. Yukarıda da işaret edildiği üzere, Hatice Turhan Valide Sultan Türbesi, bir hükümdar adına inşa edilmemekle beraber buraya beş Osmanlı Sultanı defnedilmiştir.

    Peki, yaklaşık üçyüz yıldan beri devam etmekte olan ve bir an’anenin teessüs etmiş olduğundan söz ettiğimiz her bir Osmanlı sultanı için ayrı ve müstakil bir türbe yapmak tutumundan niçin vazgeçilmiştir?

    Kanaatimizce, bunda en önde gelen amil, Osmanlı saltanat geleneğinde, bütün unsurlarıyla uygulanıp sürdürülmese dahi, ekberiyet usulünün benimsenmesidir. Söz konusu üç yüz yıllık dönemde, yukarıda da işaret edildiği üzere, türbelerini, sultanlar ya kendi adlarına yaptırmışlar veya çoğunluğunda olduğu gibi bunlar oğulları tarafından inşa ettirilmiştir. I.Mustafa’ dan itibaren sultanlar adına yaptırılan altı türbeden Nur-u Osmaniye de dahil tamamı yine bu tarzda gerçekleştirilmiştir. III.Mustafa, I.Abdülhamid ve Sultan Reşad türbelerini kendileri hayatta iken yaptırmışlardır. II.Mahmud’un Türbesini, babası adına Sultan Abdülmecid yaptırmış, ayrıca bu sultana oğulları için yaptırdığı bir diğer türbe medfun olmuştur. Nur-u Osmaniye Türbesi ise I.Mahmud tarafından başlatılmış yarım kalan türbeyi yerine geçen kardeşi III.Osman tamamlatmıştır. Ancak belki de kendine tahsis amacıyla I.Mahmud’un defnine izin vermediği bu türbe, kendisine de kısmet olmamıştır.

    Böylece görülüyor ki, zikredilen dönüm noktasından sonra, Osmanlı sultanları için türbe yapımı, bir bakıma eski geleneğe bağlı kalınarak gerçekleşmiş fakat babadan oğula intikal tarzındaki veraset usulü değişince, bu dönemden sonra toplam yirmi bir sultan için sadece altı türbe yapılmıştır.

    Şimdi bunun başlangıcını teşkil eden II.Osman’ın defin kararına kısaca temas edebiliriz. Bilindiği gibi I.Ahmed’in 1617 yılında vuku bulan ölümü üzerine ilk defa, oğlu değil kardeşi I.Mustafa tahta oturmuştur. Ancak, ileri de değineceğimiz, cinnetinden dolayı ehliyetsizliği sebebiyle I.Mustafa dört ay sonra hal’ edilince yerine I.Ahmed’in oğlu II.Osman geçmiş ve dört yıl sonra II.Osman da hal’ edilerek feci bir şekilde katledilmiştir. İkinci defa tahta oturtulan I.Mustafa, yeğeni için yeni bir türbe yaptırmamış ve II.Osman babasının yanına defnedilmiştir. İşte bu, değişikliğin ilk uygulamasıdır.

    Bu uygulamayı başlatan I.Mustafa, gizlenemeyen cinneti nedeniyle ikinci defa hal’ edilmiş ve kubbesi delinmek suretiyle çıkarıldığı hücresine tekrar konulmuştur. Burada yaklaşık 15 yıl kapalı yaşayan I.Mustafa 1639 yılında vefat etmiştir.

    Evliya Çelebi’nin verdiği bilgiye göre Sultan I. Mustafa, ”vefat ettiğinde cümle padişahların merkadleri, müluk-i selef ve selatin ve şehzadegan ile memlu (dolu) olduğundan, Mustafa Han’a yer bulunmadığından na’şı on yedi saat meydan-ı musallada meks ettirildi (bekletildi)” .
    Verilen bu haber çerçevesinde bir kaç soru sorulabilir. 1 Gerçekten I.Mustafa’nın vefat ettiği sırada, eski sultanlara ait türbeler tamamen dolu mu idi? 2 Sultan’ın na’şı, hem de cenaze namazı kılınmak üzere çıkarıldıktan sonra niçin uzun bir süre bekletilmiş ve karar verilememiştir?

    Şimdi bu hususları irdelemeye çalışalım:
    I.Mustafa’nın vefat ettiği 1639 yılında, yakın geçmişte inşa edilmiş biri babası III.Mehmed adına 1608-1609 yılında, diğeri kardeşi I.Ahmed’e 1619 yılında yapılmış iki türbe mevcuttu. Bunlardan III.Mehmed’e ait olanda 14, I.Ahmed’e ait türbede ise 36 sanduka vardır. Şehzadelerin genellikle babalarının türbelerine defnedildikleri ayrıca kısa bir süre evvel II.Osman’ın babasının yanına gömülmesi hususu dikkate alınırsa, I.Mustafa’nın, babası III. Mehmed’in türbesinde gömülmesi beklenirdi. Oraya gömülmemiştir. III.Mehmed’e ait Ayasofya Camii haziresindeki türbe, aynı haziredeki III.Murad türbesi ile hemen hemen aynı büyüklükte olup bu sonuncuda 50 sanduka mevcuttur. III.Mehmed’in türbesinde sadece 14 sandukanın mevcudiyeti göz önünde tutulduğunda, bu türbenin dolmuş olduğu düşünülemez. Diğer taraftan kardeşi I.Ahmed’in türbesine, 1640 yılında, yani I.Mustafa’dan yaklaşık bir yıl sonra vefat eden IV. Murad defnedilmiştir. Eğer Evliya Çelebi’nin dediği gibi bu türbeler, selatin ve şehzadegan ile memlu olsaydı, IV.Murad’ın, buradaki diğer hanedan mensuplarının bu türbeye defnedilememeleri icap ederdi. Kaldı ki, yukarıda da işaret edildiği üzere, Kanuni’ den yaklaşık 130-135 yıl, I.Mustafa’ dan yine yaklaşık 50-55 yıl sonra vefat eden II.Süleyman ile II.Ahmed, Kanuni’nin türbesine defnedilmişlerdir. Binaenaleyh türbelerin dolmuş olmasından bahs edilemeyeceği gibi definlerde baba-oğul tarzında çok yakın bir akrabalığın aranmadığı da görülmektedir. Böylece I.Mustafa’nın mevcut türbelerden birine gömülmesi istenmemiştir.

    İkinci hususa gelince; kanaatimizce cinneti nedeniyle daha evvelki türbelerden herhangi birine defni uygun görülmeyen I.Mustafa’nın cenazesi kararsızlık ve arayış içinde on yedi saat bekletilmiştir. Verdiği habere göre imdada Evliya Çelebi’nin babası yetişmiş ve Ayasofya Camii yanındaki Bizans dönemine ait kargir yapıya defnini önermiş ve bu uygulanmıştır. Evliya Çelebi ayrıca, yapının içinde toprak olmadığı için has bahçeden toprak getirilerek cesedin üzerinin örtüldüğünü ilave eder.

    Bu yapı Bizanslılar döneminde baptister yani vaftizhane, Osmanlı döneminde ise yağhane olarak kullanılan bina idi. Vaftizhane batıdaki üç bölümlü narteksi ile birlikte dıştan dikdörtgen planlı bir yapı olup, içte, köşelerinde yarım daire kavisli nişlerin yer aldığı absidli sekizgen bir plan şemasına sahiptir. Üstü kasnaksız ve basık bir kubbeyle örtülmüştür. Türbeye dönüştürülmeden evvel batıda nartekse açılan bir esas ve kuzeyde revaka açılan bir yan kapı mevcuttu. Bunlardan ilki pencereye dönüştürülmüş ikincisi ise örülüp kapatılmıştır. Türbeye kuzey-doğu nişinde açılmış bir kapı ile girilmektedir. Köşelerdeki nişlerden ayrı olarak üç yönde aralarda da birer kemerle son bulan sathi nişler mevcuttur. Dördüncü kenarda ise yani doğuda ise bir absidin yer aldığına işaret edilmişti. Alt sıradaki pencereler Osmanlı döneminde açılmıştır; üsttekilerin ilk yapıdan olduğu kabul edilir. Yapının içte, duvarlarının mermerle, kubbesinin mozaiklerle süslü olduğu bazı kayıtlara dayanılarak ileri sürülür. Fakat bunlar 1204 den sonra Haçlılarca sökülmüştür.

    Eserin ortasındaki vaftiz havuzu, yapı türbeye dönüştürüldükten sonra, kuzeydeki revaka çekilmiştir. Duvarların Osmanlı döneminde sıvanarak kalem işleri ile bezendiği anlaşılıyor.

    Görüldüğü üzere, yapı küçük değişikliklerle türbeye dönüştürülmüş ve I.Mustafa’nın medfeni olmuştur.

    Ancak buraya sadece I.Mustafa gömülmemiştir. Bugün bu türbede 18 sanduka vardır ki bunlardan biri de Sultan İbrahim’ e aittir.

    Sultan İbrahim’in I.Mustafa gibi mecnun olmadığı, fakat yıllarca süren ölüm korkusunun sinirlerini bozduğu ileri sürülür. Tahta oturduğu sırada Osmanlı neslinin yegane temsilcisi olması sebebiyle ve neslin idamesini sağlaması arzusuyla adeta sefahate teşvik edilmiş ve Sultan İbrahim’in dönemi, eğlence, kadın, güzel koku ve kürk dönemi olarak temayüz etmiştir. Bu tarzda dokuz yıl tahtta oturan Sultan İbrahim 1649 yılında, önce hal’, on gün sonra da idam edilmiştir. Sultan İbrahim’in de babasının yanına değil amcası I.Mustafa’nın yanında defnedilmesi yeğlenmiştir. Babası I.Ahmed’in türbesinin dolmuş olmadığını, Sultan İbrahim’den iki yıl sonra 1651′de vefat eden Mahpeyker Sultan’ın buraya defnedilmesinden biliyoruz. Binaen aleyh bu kadar zevke ve sefahate düşkün, hazinenin paralarını hesapsızca bu amaçla harcayan Padişaha I.Mustafa’nın yanı uygun görülmüştür denilebilir.

    Benzer akıbete maruz kalmış bir üçüncü Osmanlı hükümdarı Sultan V.Murad’tır.
    Sultan Abdülaziz’in hal’i üzerine Osmanlı tahtına oturan V.Murad’ın saltanatı sadece 93 gün sürmüştür. Esasen akli bir rahatsızlığı bulunan V.Murad’ın Sultan Abdülaziz’in feci ölümü üzerine muvazenesinin tamamen bozulduğu ileri sürülür. Doktorların bütün ihtimamına rağmen hastalığının hafiflememesi üzerine V.Murad hal’ edilmiş ve Çırağan sarayında bir daireye yerleştirilmiştir. Burada ailesiyle birlikte 27 yıl daha yaşayan V.Murad 1904 yılında vefat etmiştir. Beşiktaş’ta Yahya Efendi Dergahı’nın haziresine gömülmek arzusu dikkate alınmadan, hatta cenaze merasimi yapılmadan V.Murad’ın naşı sekiz kişilik bir saray cemaati ile Hatice Turhan Valide Sultan Türbesinin bitişiğindeki Cedid Havatin Türbesinde annesinin yanına defnedilmiştir.

    Bu türbe, sözü edilen Valide Sultan Türbesine yapılan iki ilaveden ikincisini teşkil eder. İlk aşamada Hatice Turhan Valide Sultan Türbesinin batı duvarından yararlanılmak ve ona dayandırılmak suretiyle tek kubbeli bir mekan ilave edilmiş daha sonra her iki yapıya güney ve doğu kenarlarına dayandırılan bu türbe eklenmiştir. İlk ilave Havatin Türbesi ikincisi ise Cedid Havatin Türbesi diye anılır. Güneyde bir girişi bulunan Havatin Türbesi, ayrıca, Valide Sultan Türbesinin batı taraftaki çıkıntılı bölümünün büyük iki penceresinin parmaklıkları kaldırılarak bu yapıyla irtibatlandırılmıştır. Başlangıçta hangi amaçla yapıldığını tam olarak bilemediğimiz bu ilavede bugün on yedi sanduka mevcuttur. Bunlardan en erken tarihli olanının 1845 yılına ait olması buraya daha evvel defin yapılmadığını ve başka bir maksatla kullanıldığını düşündürmektedir. Zira bu ilave inşa özellikleri itibariyle daha önceye ait bir yapı olmalıdır. Türbe olarak kullanılmaya başlanıp kısa sürede dolunca ikinci bir ilaveye ihtiyaç duyulmuştur.
    Cedid Havatin Türbesi, hem iki yapıya dayandırıldığı için hem de mekanın bir bölümünün kubbeyle örtülmesi isteğinin ortaya çıkardığı zaruretlerden dolayı bütünlük intibaının zedelendiği bir plana sahiptir. Buraya da iki kapı ile ulaşılır. Dışarıya açılan kapı batıda açılmıştır. Havatin Türbesinin kuzeydeki pencerelerinden biri iptal edilerek kapıya dönüştürülmüş, böylece yeni ilaveye Havatin Türbesinden de geçmek imkanı sağlanmıştır. Gayr-i mütecanis dikdörtgen planlı türbenin batı bölümü, pandantifli bir kubbe ile örtülmüş buna dayanak teşkil etmek üzere yapılmış destekler ve kemerler mekanı büyük ölçüde parçalamıştır. Duvarlar, kubbe ve pandantifler siyah, gri renklerle yapılmış kalem işi bezemelere sahiptir.

    V.Murad’ın sandukası, girinti ve çıkıntıların yoğunlaştığı güney-doğu köşesindedir. Burası, iki yönde uzanan mermer korkulukların üzerinde yükselen demir şebekelerle çevrelenmiştir. Hafifçe yüksek bir platform üzerindeki bu özel bölüme geçişi sağlayacak bir de kapı yapılmıştır. Demir şebeke, altıgenler, üçgenler ve eşkenar dörtgenlerle oluşturulmuş bunların içleri ayrıca altı kollu yıldızlar ve rumilerle doldurulmuştur.

    Yeşil kadifeden bir puşideye sahip V. Murad’ın sandukasında, Hafız Tahsin’in yazdığı simli şu kitabe okunur :

    1. Hüve’l-Hallaku’l-Baki
    2. Cennetmekan Sultan Mehmed Murad Han-ı Hamis
    3. İbni es-Sultanüi’l-Gazi Abdü’I-Mecid Han
    4. Eskenehü’llahü Teala fi feradisi’l-cinan Hazretleri

    Veladet-i Hümayunları Cülüs-ü Hümayunları
    fi 25 Receb fi 17 Cemaziye’l-ula
    Sene 1256 Sene 1292

    Müddet-i saltanatları İrtihalleri
    Mah 3 Eyyam 3 fi 17 Cemaziye’l-ahir
    Sene 1322

    Harrarahu’l-müznib EI-Hafız Tahsin


    V.Murad’ın sandukasının hemen yanında annesi Şevk-Efza Valide Sultan’ın sandukası uzanır. Bunlardan ayrı olarak türbede on dokuz sanduka daha mevcut olup bunların bir bölümü örtülerinde kitabe ihtiva ederler.

    Bilindiği üzere II.Abdülhamid, V.Murad’dan 14 yıl sonra vefat etmiş ve Sultan II.Mahmud Türbesine defnedilmiştir. Böylece, en azından sözkonusu türbede V.Murad’ın gömülebileceği bir yerin varlığı anlaşılmaktadır. Öte yandan, istenseydi, babası Abdülmecid’in türbesine diğer üç kardeşinin yanına defnedilebilirdi. Oysa, II.Abdülhamid’in iradesiyle, daha çok saray kadınlarının defnedildiği ve bu bakımdan Havatin ve Cedid Havatin diye anılan türbelerden ikincisine defnedilmiştir.

    Sonuç olarak, Osmanlı kaynaklarında ve belgelerinde cinnetleri açıkça belirtilmiş I.Mustafa ile V.Murad ve yakın tarihin ”deli” lakabını verdiği Sultan İbrahim, sadece bu rahatsızlıklarından dolayı tahtlarından indirilmekle yetinilmemiş bunun yanısıra ölümlerinden sonra da dışlanarak bilinçli bir tutumla herhangi bir sultan türbesine kabul edilmemişlerdir.

    Prof. Dr. Hakkı ÖNKAL

    Dokuz Eylül Üniversitesi İlahiyat Fakültesi İslam Tarihi ve sanatlar Bölümü
     

Sayfayı Paylaş