1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Turgut Reis-Dragut

Konusu 'Kim Kimdir ? - Biyografiler' forumundadır ve Suskun tarafından 23 Haziran 2011 başlatılmıştır.

  1. Suskun

    Suskun V.I.P V.I.P

    Katılım:
    16 Mart 2009
    Mesajlar:
    23.242
    Beğenileri:
    276
    Ödül Puanları:
    6.230
    Yer:
    Türkiye
    Banka:
    2.052 ÇTL
    [​IMG]

    Turgut Reis, Trablusgarp fatihi olarak anılan Türk denizcisi ve korsanı Trablus beyidir.​


    O dönemde Bodrum Kalesi halen Rodoslu St.John Şövalyeleri'nin elindeydi ve Bodrum yarımadasının kıyıları hıristiyan korsanların yağmasına açıktı. Bu risk nedeniyle Türk yerleşimleri çoğunlukla kıyıdan uzak yerlere kuruluyordu. Seroz da bir dağ köyüydü ve ahalisi geçimini denizden sağlamıyordu. Menteşe yöresi gençlerinin çoğu gibi Turgut'un hayyallerini de yiğit bir deniz gazisi olmak süslerdi.

    Akdeniz'in hıristiyan yakasında Dragut adıyla tanınan Turgut Reis'in yağma seferleri, kralların da gündemindeydi ve kendisini etkisiz hale getirmek üzere birkaç defa takip filoları oluşturuldu. Kendisine bağlı 8 gemilik şahsi filosuna komuta eden Turgut Reis, bu küçük çatışmalardan zaferle ayrıldı.

    Kanuni'nin emriyle Fransa Kralı Fransuva'ya destek vermek üzere 120 parçalık bir donanma ile Marsilya'ya hareket eden Barbaros'un, ani bir şekilde Cenova önlerinde demir atmasıyla; şehir meclisi fidye görüşmelerine yanaşmak zorunda bırakıldı. Şehir, Türk toplarının menzili içindeydi. Bazı kaynaklara göre o sırada açık denizde olan, Turgut Reis'in forsaya vurulduğu gemi derhal limana çağırıldı ve ünlü amiral, Türk donanmasına teslim edildi.

    Barbaros'un vefatından sonra, enderun kökenli olmaması nedeniyle ona soğuk bakan saray erkanı, Kaptan-ı Derya'lığa getirilmesine karşı çıktı. Donanmanın Türkmen kökenli tabanı ve sarayda değil sahada yetişen tüm reislerin desteğine rağmen, Donanma-i Hümayun'un komutası hiçbir zaman kendisine teslim edilmemiştir.

    Ada'nın üç direnek merkezinden en büyüğü olan St. Elmo Kalesi kuşatmasını bizzat yönetti. Gemilerin yelken direklerini söktürerek, kalenin etrafını saran hendek engelini aşmak üzere bir köprü oluşturdu. Kalenin duvarında açılan ve yer seviyesinden yüksekte olan gediğe doğru uzatılan bu köprüyü kullanan leventler, içeri sızmayı denedi.

    Turgut Reis son nefesini verirken, St. Elmo Kalesi Türk hakimiyetine geçmişti. Ancak; Paşa'nın şuuru kapalı olduğu için bu müjdeli haber kendisine açıklanamadı.

    Barbaros Hayreddin Paşa'nın; “Turgut benden yeğdir!” dediği bu deryalar hâkiminin naaşı, Trablusgarp’ta kendisinin yaptırdığı caminin yanındaki türbesine gömüldü. Günümüzde de türbesi, Libyalılar ve onu sevenlerin ziyaretgâhı halindedir.

    Cumhuriyet döneminde, Doğduğu Saros köyünün bağlı olduğu beldeye Turgutreis adı verilmiştir. Bugün, beldenin kıyısında adını taşıyan bir gezi parkı ve bu parkın içinde Turgut Reisi bir kadırganın burnunda, kılıcıyla ufku gösterir vaziyette tasvir eden bir anıt vardır.
    [​IMG]
    Dragut

    Dragut, Güney Avrupalı'ların Turgut Reis'e taktığı lakaptır. Turgut Reis'in, Akdeniz'in hıristiyan yakasına yaptığı müthiş seferleriyle yarattığı korku ve dehşet; Dragon (Ejderha) ve Turgut arasındaki ses benzerliğinden yararlanarak "Dragut" kelimesinin doğmasına yol açmıştır. Batılı kaynaklar, kendisini hala "Dragut Rais" olarak anmaktadır.






    Trablusgarp Beyi Turgut Reis'e gönderdiği bir ferman


    Kanuni Sultan Süleyman

    Mağrib Trablus begler begi Turgut Paşa’ya hüküm ki hâliyâ sedde-i sa‘âdetime mektûp gönderüp küffâr-ı hâksârın donanma-yı hümâyûnumuz murâcaat ettikten sonra girü sefâyin-i cesâret-ferlerini cem‘iyet tedârükin edüp vilâyet-i mezbûre kasdına teveccüh-i nâ-müveccehleri olduğun bildirmiş siz imdi vilâyet-i Trablus’u sayir memâlik-i mahruse gibi olup re‘âyâ ve berâyâsı ve halk dahi sâyir memâlik-i mahmiye halkı gibidir. Dâ’imâ nazar-ı merhamet-eserim ol. Diyâr-ı celîlü’l-i‘tibâre benzerlerinden hâlî olmayup her vecihle hıfz u hirâsetleri ve a‘dâ-yı dînden anlara vilâyete zarar u gezend erişmemek ehemm-i mehâmdan olmağun ol husûs için tekrâr merâkib-i kevâkib-şümâr techîz ve ihzâr olunup edevât-ı dâr-gir ve ‘asâkir-i düşmen-gîr merg-te’sîr ve meşhûn kılınup mu‘accelen irsâl olunup inşâallahu’l-a‘azz ‘an-karîb erişmek üzere ve râyıla olsanız dahi her vecihle yarar olup tutunması bunda ve devlet-i hümâyuna müte‘allik olan umûrda nice vıfk-ı sadâkat u ihlâs ile bezl-i makdûr ve sa‘y-ı meşkûr zuhûra getirmiş kolumsuz anun gibi kefere-i la‘in ve fecere-i duzah-kemîn donanma-yı nusrat-rehinimiz varup anda mulâkî olmadın vilâyet-i mezbûre üzerine hücûm ederlerse sana gereği gibi mu‘âvenet ve muzâheret etmek için anda olan meşâyih-i Urbâna ve vilâyetin ‘ulemâ ve sulehâ ve a‘yânına ahkâm-ı şerîfe gönderilmiştir buyurdum ki vusûl buldukta anun gibi küffâr-ı mezellet-âsâr hezimet-encâmın hareket-i bî-bereketleri ol cânibe mukarrarlar olursa sen dahi cebelenkte mezkûr olan âsâr-ı diyânet ve hüsn-i istikâmet muktazâsınca bu bâbda hüsn-i tedbîr ve tedârük eyleyüp anda olan kabâyil-i A‘râb ve meşâyih-i ‘Urbân ve sâyir ahâliy-i vilâyet ile hüsn-i ittihâd ve ittifâk üzere yek-dil ve yek-cihet olup ahkâm-ı şerîfe ulaştırıp gereği gibi istimâlet verip eğer Trablus’dur ve eğer ol bâlilerde vâki’ olan mahalleri gecelerde ve gündüzlerde ögat vecihle hıfz u hirâset edip ta‘mîr ve termîme muhtâc olan kılâ‘ dahi ta‘mîr edip yat ve yer arkalarında kusûr koymayıp bi-‘inâyetillâh-ı Ta‘âlâ a‘dâ-yı dîn ve kefere-i la‘înden memleket-i vilâyete ve kılâ‘ ve bıkâ‘a ve nevâhî ve kurâya ve re‘âyâ ve berâyâya zarar u gezend eriştirmeyip ahsen-i vecihle mazzaret ve ifsâdlerin def‘ u ref‘ eyleyip dîn bâbında ve devlet-i hümâyûna mute‘allik olan cumhûr-ı umûrda envâ‘-i mesâ‘iy-i cemîle zuhûra getirip yüz aklıkları tahsîline sa‘y u ikdâm eyleyip mücidd ü mümiddâne olup gaflet ile el‘iyazübillâhi Ta‘âlâ ırz-ı nâmûs-ı saltanata muğâyir vaz‘ sudûrundan hazer eyleyip muhtâc-ı arz olanı bildiresiz ümiddir ki ‘inâyet-i Bârî yâri olup dâyimâ a‘dâ-yı dîn ü devlet münhezim ü makhûr ve evliyâ-yı mülk ü millet muzaffer ü mansûr olmaktan hâlî ve zâyil olmaya.
     

Sayfayı Paylaş