1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Türk Dans Tarihi

Konusu 'Dans Türleri & Türk Halk Oyunları' forumundadır ve ZeyNoO tarafından 2 Ekim 2010 başlatılmıştır.

  1. ZeyNoO
    Melek

    ZeyNoO ٠•●♥ KuŞ YüreKLi ♥●•٠ AdminE

    Katılım:
    5 Ağustos 2008
    Mesajlar:
    58.480
    Beğenileri:
    5.783
    Ödül Puanları:
    12.080
    Cinsiyet:
    Bayan
    Meslek:
    Muhasebe
    Yer:
    ❤ Şehr-i İstanbul ❤
    Banka:
    3.063 ÇTL
    Avrupa'da 16. yüzyılda salon dansının ilk biçimleri küçük ölçekli saray törenlerinde ve diplomatik kutlamalarda kendini göstermeye başladığında Osmanlı sarayında onlarca cariyeden oluşan yerel orkestralar eşliğinde dans eden harem kızları oğlanları çengiler ve köçekler vardı. Haremin misk kokulu buğulu havasında ipekler ve tüllere bürünmüş şahane rakkaseler dans eder zat-ı şahaneleri de onları büyük bir zevkle izlerdi.

    Bazı Osmanlı padişahlarının Avrupa ziyaretlerine müzisyenler ve dansçılar götürdükleri tarihi kayıtlarda var. Prof. Metin And “Türk Köylü Dansları” adlı kitabında 16. ve 17. yüzyıllarda Osmanlılar'ın birçok Avrupa saray dansını bile oynadıklarını aktarıyor.

    Ancak Osmanlı'nın son dönemlerinde raks (dans) ve musiki bazı kurumlarda öğretilmeye başlandığında yani saray dışına çıktığında sorunlar baş gösterdi. Kadınlarla birlikte veya partnerli dans kabul edilemezdi.

    16 Aralık 1919'da Şeyhülislam Haydarizade İbrahim Efendi dönemin Dahiliye Nazırı'na yazdığı bir mektupla Beyazıt'ta kurulan Osmanlı Musiki ve Raks Cemiyeti'nin faaliyetlerinden yakınmıştı. Bu cemiyette kadınlar ve erkekler birlikte müzik yaparak ve dans ederek günaha giriyordu. Başkanlığını müzisyen İsmail Hakkı Bey'in yaptığı kuruluş Dahiliye Nazırı'nın talimatı ile polis tarafından basılarak 25 Aralık 1919'da kapatıldı.

    Günümüzde ise durum biraz daha farklı…

    Türkiye'de dansla ilişki ve dansın konumlanması tarifine varmak istersek ilk referansımız kuşkusuz halk dansları olacaktır. Bu durum Batı dans tarihi için de geçerlidir ve tüm dünyada dansın kökenlerinde ritüeller ve halk dansları vardır.

    Türkiye Mezopotamya Akdeniz ve Orta Asya kültürleri ile beslenen köklü bir Anadolu kültürünün mirasçısı. Bu durum dansla olan tarihsel ilişkimizi de oldukça iddialı bir biçimde izah ediyor. Şarap bereket ve tiyatro tanrısı Dionysos'un doğduğu iddia edilen Anadolu toprakları aynı zamanda O'nun dans kültürünün doğduğu topraklardı ve daha Dionysos doğmadan bin yıllar önce dans sanatı kendini birçok duvar resminde göstermişti.

    “Ancak dans eden bir tanrıya inanabilirim” diyen büyük filozof Nietzsche sanki bunu Anadolu'nun ilk halkları için söylemiş gibi.

    Ülkemizde bulunan neolitik çağdan kalan tüm kaya resimlerinde dans eden figürler tasvir edilmiş. Bugün bu tarihsel mirasın takipçisi çok köklü bir dans kültürünün üzerinde oturuyoruz. Akla gelebilecek her temayı içeren zengin bir halk dansları koleksiyonuna sahibiz.

    Prof. And dans evrelerimizi yer soy din imparatorluk ve batılılaşma evrelerine ayırarak incelemiş “oyun” ve “büyü” kavramlarının bugünün danslarında yaşadığını belirlemiş:

    “Bugün Anadolu'nun hemen her bölgesinde rastladığımız seyirlik köylü oyunlarının gerek konusu ve bazı büyüsel ayrıntıları bakımından gerekse belli mevsimlere uyarak süreli oluşlarından bunların eski uygarlıkların bolluk dinsel törenlerinin kalıntıları olduğunu kesinlikle söyleyebiliriz”.

    Tarihçilerin “bereketli hilal” diye tarif ettikleri bölgenin bir bölümü olan Anadolu şenlikleriyle ile ön plana çıkan Dionysos'a tapınılan çok önemli bir dans coğrafyası… Ve bu coğrafyada dansa verilen değerde Cumhuriyet döneminin farklı bir yeri var.

    Mustafa Kemal Atatürk Kurtuluş Şavaşı'nın ardından gerçekleştirmeye çalıştığı kültür devriminde dansa da özel önem atfetmişti.

    Dönemin popüler dansları o zamanlar ülkemizde yaşayan gayrimüslümler tarafından uygulanırken Atatürk bu kültürün Türkiye'deki gençler tarafından da öğrenilmesi için öncülük etmişti.

    Atatürk Türk Tarih Kurumu Türk Dil Kurumu gibi yapılanmalarla birlikte Halkevleri'ni kurarak ülkedeki binlerce halk dansı figürünün derlenmesini de önermişti.

    O dönemin ünlü sporcu ve halk bilimcilerinden Selim Sırrı Tarcan'a uluslararası etkinliklerde dans etmesi için koreografi siparişi bile verilmişti. AtatürkTarcan'dan “Milli hususlarımızı gösteren bir dans dizayn ederek” günlük kostümlerle dans etmesini istemiş; Tarcan da buna karşılık ünlü “Sarı Zeybek” ve “Tarcan Zeybeği” danslarını yaratmıştır.

    Selim Sırrı Paris'te 1924'te yapılan Olimpiyat Oyunları'nda zeybek oynadı daha sonra bu dansı geliştirerek Atatürk'ün istediği forma soktu. Ardındanzeybek danslarından esinlenerek yaptığı koreografiyi İzmir Kız Muallim Mektebi'nin konferans salonunda okulun öğretmenlerinden Mualla Hanım ile birlikte Atatürk'ün huzurunda sergiledi.

    Atatürk gösteri bittiğinde yaptığı konuşmada şöyle demişti: Hanımefendiler Beyler! Selim Sırrı Bey raksını ihya ederken ona bir şekl-i medeni vermiştir. Bu sanatkar üstadın eseri hepimiz tarafından seve seve kabul edilerek milli ve içtimai hayatımızda yer tutacak kadar tekemmül etmiş bedii bir şekil almıştır. Artık Avrupalılara bizimde mükemmel bir raksımız var diye biliriz ve bu oyunu salonlarımızda müsamerelerimizde oynayabiliriz. Zeybek dansı bu yeni şekli ile her içtimai salonda kadınlarla beraber oynanabilir ve oynanmalıdır”.

    Mustafa Kemal bu konuşmanın ardından Selim Sırrı'ya dönerek “Yorulmadınızsa Mualla Hanım'la birlikte bir defa daha şehir elbiseleriyle oynadığınızı görmek isterim” demiş ve dans bu kez modern kostümlerle alkışlar arasında tekrar edilmişti.



    Selim Sırrı koreografisini Atatürk'e ithaf etmiş ilk kez kadınlarla birlikte icra edilen bu dansı “Atatürk'ün içtimai hayatımızda kadına verdiği mevkii düşünerek bu küçük eseri vücuda getirdim” diyerek gerekçelendirmişti. Atatürk dansı ülkenin kültürel yaş***** sokmayı da hedefleri arasına almıştı. Cumhuriyet balolarında tüm politikacıların dans etmesini teşvik etmişti. Aynı zamanda Cumhuriyet baloları ülkemizin ilk “batı dansı” atölyelerine dönüştü. Dönemin klasik salon dansları bu sayede ülkemizde tanındı.

    Aradan geçen yıllar Türkiye'nin modernleşme atılımı yaptığı yıllardı. Yeni eğlence anlayışı Batılı kalıplarla büyük kentlere hakim olurken halk da kendi yaratımlarını kendi kültürel aktarımlarını zenginleştirerek sürdürdü. Her türlü hakim ifade biçiminin karşısına yarattığı folklor değerleriyle çıkan halkbirbirinden güzel eserler yaratarak yanıt verdi.

    Türkiye halkı dans eden dansı seven bir halk... Dans kültürü genlerinde var. Türkiye danslarının genel karakterinden söz etmek oldukça zor. Hem derin tarihsel birikim hem etnik çok renklilik hem de coğrafi farklılıklar çok kültürlü bir dans karakteri ortaya çıkarıyor. Ege'de ağır ve mağrur danslarTrakya'da kıvrak karşılamalar Karadeniz'de hızlı horonlar doğuda aşiret kültürünün etkisi ile omuz omuza uygulanan danslar tek tip bir karakter dansı tarifini zorlaştırıyor. Aslında buna gerekte yok. Çünkü Anadolu'da her duygunun dansı var ve güzellikleri de barındırdıkları çeşitlilik ve renklilikte…

    Türkiye'de dansın resmi tarihi 1948 yılında önemli bir ivme kazandı. Ankara Konservatuarı'nın ve bale bölümünün açılması İngiltere'den Dame Ninette de Valois'nın koreograf olarak getirilmesi Türk bale tarihinde önemli bir eşik taşı oldu. O'ndan sonra Türkiye bale klasikleri ile tanıştı Türkiye'de ki pek çok bale sanatçısı onun öğrencileri tarafından yetiştirildi.

    Yukarıdan empoze edilen bu sanatsal akım doğal olarak kısıtlı bir seyirci kitlesi buldu ve ilk sanatsal üretimler ancak devlet ricalinin katıldığı resmi “temsil”lerde kendisini gösterebildi.

    Dans tarihimizdeki bu “temsil” süreci yeni genç koreografların yetişmesi ile bazı deneysel dans çalışmalarının da önünü açtı.

    Dame Ninette de Valois ilk olarak Ferit Tüzün'ün “Çeşme Başı” isimli eseriyle yerel karakterli bir bale yarattı ardından Oytun Turfanda Güloya Arıoba ve Duygu Aykal gibi koreograflar yerel motifli baleler yaratarak kendi kaynaklarına yakınlaşmak istediler.

    SSCB dönemindeki halk balesi arayışlarının yanında çok cılız kalan bu arayışlarla ünlü Türk beşlilerinin çalışmalarını da referans alarak bir Türk balesi yaratma arayışına girdiler. Böylesine bir yoz döngü son 20 yıla kadar sürdü. Oytun Turfanda'nın yerel adımlı ilk balesinin adı da “Yoz Döngü”ydü. Kontrolsüz bir biçimde kentleşmeye başlayan Türkiye'nin göçle birlikte yeni yeni tanışmaya başladığı lümpen kültür ve kültürel aidiyet sorununun işlendiği bu eser bale ile kurduğumuz ilişki için de güzel önermeler içeriyor.

    Ancak bu çabalara rağmen Türk halkı baleye alışamadı. Bu dönemin ardından ilk Türk müzikalleri sahnelendi. Dönemin hakim anlayışı “Lüküs Hayat” müzikalinde danslarla da ifade edildi.

    Bugünün modern dans toplulukları ise işte bütün bu dans kültürünün ürünleri. Bu görkemli birikime saygı duyan deneysel bir çalışma olan Anadolu Ateşi de başarısını Türk motiflerinden esinlenen bale ve modern dansın imkanlarını kullanan koreografik anlayışına borçlu.

    Octavio Paz “Dans insan bedeninin şiiridir” diyor. Bizim beden dilimizle yazacağımız şiirler de köklü kültürel değerlerle beslenen ve görkemli tarihimizden damıtılmış efsanelerin diliyle yazılmalı. Homeros'u ve Yaşar Kemal'i doğuran topraklara bu coğrafyanın masal diliyle yaratılmış yapıtlar armağan etmek gerekiyor.
     
  2. ZeyNoO
    Melek

    ZeyNoO ٠•●♥ KuŞ YüreKLi ♥●•٠ AdminE

    Katılım:
    5 Ağustos 2008
    Mesajlar:
    58.480
    Beğenileri:
    5.783
    Ödül Puanları:
    12.080
    Cinsiyet:
    Bayan
    Meslek:
    Muhasebe
    Yer:
    ❤ Şehr-i İstanbul ❤
    Banka:
    3.063 ÇTL
    Osmanlı toplumu, kadın ve erkeğin birlikte müzik eşliğindeki modern dansları ile 19.yüzyılın son çeyreğinde gayrimüslim burjuvası, levanten ve yabancı misyonlar kanalıyla tanışmıştır.

    Şüphesiz dans, Osmanlıdan günümüze geçen en çarpıcı modernleşme sembollerinden birisidir. Çengi ve köçek oynatan bir toplumdan vals yapan bir topluma geçiş, eğlence kültürünün içeriğini büyük ölçüde değiştirmiştir. Osmanlı insanı başkaları tarafından eğlendirilen edilgen bir karaktere sahip iken, Cumhuriyet insanı kendisinin katılımına imkan veren modern eğlence anlayışını benimsemiş ve dans pistine çıkma cesaretini göstermiştir.

    Cumhuriyet, eğlence hayatımıza kadın ve erkeğin aynı ortamda birlikte eğlenmesi ve eğlencenin çeşitlenip, kitleleşmesi gibi iki önemli değişikliği getirmiş ve bu eğlence tarzı meşrutiyetini Cumhuriyet Baloları ile ispatlamıştır.

    Cumhuriyet döneminde dans, batılılaşmanın önemli ölçütlerinden biri olarak kabul edilmiş, Atatürk'ün özel isteği ile Türk kadınlarının da dansetmesi hedeflenmiş, dansa adeta "devlet teşviki" uygulanmıştır.

    İlk dönemlerde, gelişmelere ayak uydurmakta güçlük çeken yüksek kademeli memurlar, rütbeli askerler eğlenceli balo öykülerine konu olmuşlardır. Frak giyip baloya giderken yumuşacık meslerini beline sokup frağın kuyruklarıyla gizleyenler, ilk dansı heyecandan kaskatı olan türbanlı ama dekolte yakalı eşiyle açıp birkaç kez pistte döndükten sonra rugan ayakkabılarını kimselere göstermeden çıkarıp meslerini giyen kaymakamlar, her baloda mutlaka hastalanan ve baloya katılamayan vali, kaymakam ve eşleri….

    Bu dönemin ilk yıllarında tango, resmi baloların, düğünlerin ve eğlencelerin asri dansı olmuştur. Kendine güvenen “monden” genç hanım ve beyler gösteri mahiyetinde fokstrot yapsalar da, balolar vals veya tango ile, düğünler ise mutlaka "La Comparsita" ile açılmıştır.

    1930'lu yıllara doğru bütün dünyayı saran çarliston salgını Beyoğlu'na kadar uzanmış, çeviklik isteyen bu yeni dans, kısa sürede genç, yaşlı herkes tarafından benimsenmiştir.

    Son yıllarda unutulan eski danslar yeniden gündeme gelmiştir. 1991 yılında Swissotel'de Viyana Opera Balosu Orkestrası eşliğinde, Viyana Balosu düzenlenmiştir. Altı haftalık vals dersi alan çiftlerin katılımıyla gerçekleştirilen balo, 1996 yılına kadar her yıl düzenli olarak, daha sonraları ise aralıklarla gerçekleştirilmektedir. Tango Dostları Derneği'nin yaptığı dans gösterili konserlerle başlayan tango geceleri, yerini öncelikle 1994 yılından itibaren Armada Otel'de süregelen "Tangolu Pazar Geceleri" ne bırakmıştır.

    Günümüzde dansa yönelik ilgi yeniden canlanmıştır. Çok sayıda dans aktivite ve geceleri düzenli olarak gerçekleştirilirken, sıklıkla yurtdışından yabancı dans eğitmenleri atölye çalışmaları için gelmekte, çeşitli organizasyon, kurum ve kuruluşlar faaliyete geçmektedir.
     
  3. ZeyNoO
    Melek

    ZeyNoO ٠•●♥ KuŞ YüreKLi ♥●•٠ AdminE

    Katılım:
    5 Ağustos 2008
    Mesajlar:
    58.480
    Beğenileri:
    5.783
    Ödül Puanları:
    12.080
    Cinsiyet:
    Bayan
    Meslek:
    Muhasebe
    Yer:
    ❤ Şehr-i İstanbul ❤
    Banka:
    3.063 ÇTL
    Cumhuriyet Baloları

    19. yüzyılın sonlarında, İstanbul, İzmir gibi levantenlerin yoğun yaşadıkları büyük merkezlerde düzenlenen balolar, Türk Ocağının kültürel faaliyetleri ile ivme kazanmış, Cumhuriyetin ilanından sonra ise resmiyet kazanarak, sosyal yaşamın önemli bir parçası durumuna gelmiştir.

    Cumhuriyetin kuruluşundan sonra ilk balo, Eylül 1925'te İzmir de düzenlenmiştir. Atatürk'ün isteği ile sadece Müslüman erkek ve kadınların bulunduğu bu eğlence, aslında kadın ve erkeğin aynı ortamda bulunması ve eğlenmesi adına büyük bir devrimdir.

    29 Ekim 1925 tarihinde ise, ilk resmi Cumhuriyet Balosu, Ankara-'da Türk Ocağı'nda, başta Cumhurbaşkanı Atatürk olmak üzere; başbakan, bakanlar, büyükelçiler, ordu komutanları ve basının ileri gelenlerinin katılımı ile gerçekleştirilmiştir. Bu tarihten itibaren, Ankara'da düzenlenen Cumhuriyet balosuna katılmak üzere her yıl İstanbul, İzmir ve diğer büyük illerden birçok yerli ve yabancı konuk davet edilmiştir.

    "Türk Ocağı o zamanlar, Hamamönü semtindeki Şengül Hamamı'nın yanındaki eski Ermeni mektebinin binasında çalışmaktadır. Balo gecesi bu harap binanın salonunda, duvar diplerine sandalyeler dizilmiştir. Herkesin sus pus sıralanıp oturduğu, sessiz hareketsiz, hatta kadınsız; benzetme garip kaçmazsa adeta bir mevlit toplantısıdır bu. Süreyya Ağaoğlu bu ilk baloya katılan birkaç Türk kadınından biridir. Anılarında kısaca şunları aktarır: Büyük bir heyecanla hazırlanmış, yüzüme de pudra sürmüştüm. Girişteki aynada yüzümü görünce hiç beğenmeyip mendille sildim. O günlerde o küçücük bina bizim için sanki bir saraydı" (Unutma Beni - Gökhan Akçura, 2001)

    Cumhuriyet Baloları toplum için bir örnek oluşturmuş ve kısa zamanda müzikli, danslı eğlenceler sıklıkla düzenlenmeye başlamıştır. Başta çeşitli kurumlar yararına olmak üzere Türk Ocağı, Hilal-i Ahmer, Himaye-i Etfal ve buna benzer birçok kurum birbiri ardına balolar düzenlemişlerdir. Artan ilgi karşısında özel dans okulları kurulup, dans dersleri verilmeye başlanmıştır.

    Dans muallimi İsmail Ruhi Bey tarafından perşembe, cumartesi günleri gecesi, cuma pazar günleri gündüz istenilen saatte ders verebileceğinden heveskaranın şeraiti anlamak ve kaydını icra ettirmek üzere Karşıyaka Belediye bahçesine müracaatları (Hizmet, 3 Ağustos 1926)

    Cumhuriyetin ilk yıllarında, küçük bir taşra kasabası görüntüsü veren başkent Ankara'yı canlandırmak, siyaset, ticaret, kültür ve eğlence merkezi yapmak amacıyla özel balolar sıkça düzenlenmiştir. Örneğin, Şubat 1927'de Başbakan İsmet Paşa'nın ev sahipliğini yaptığı ve Bakanlar Kurulu, İstiklal Mahkemesi üyeleri, yabancı büyükelçiler ve işadamlarının katıldığı yaklaşık iki yüz kişilik bir balo düzenlenirken, iki gün sonra yine Ankara'da, Cumhurbaşkanı M. Kemal Paşa'nın katıldığı bir Himaye-i Etfal Balosu düzenlenmiş, baloya birçok seçkin yerli ve yabancı konuk katılmıştır.

    Şüphesiz Cumhuriyet baloları batılı yaşam tarzının topluma empoze edilmesinde etkin bir araç olması nedeniyle önem taşımaktadır.
     

Sayfayı Paylaş