1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Türk Edebiyatında Türkçülüğün Temelleri

Konusu 'Edebiyat / Kitap' forumundadır ve Vapurdumanı tarafından 25 Şubat 2014 başlatılmıştır.

  1. Vapurdumanı

    Vapurdumanı Özel Üye Özel üye

    Katılım:
    16 Eylül 2012
    Mesajlar:
    251
    Beğenileri:
    225
    Ödül Puanları:
    1.080
    Cinsiyet:
    Bayan
    Banka:
    286 ÇTL
    Türk edebiyat tarihinde Kaşgarlı Mahmut’tan Âşık Paşa’ya çok sayıda yazar tarafından dile getirilen, Tatavlalı Mahremi ve Edirneli Nazmi ile başlayıp daha sonra yerlileşme diye tabir edilen ‘Türkî-i Basit’ (Basit Türkçe) akımıyla devam eden bir Türkçeye dönüş vardır. ‘Türkî-i Basit’ akımı Arapça ve Farsçanın etkisindeki divan şiirine karşı bir tepkiden dolayı kurulan bir akım olmakla beraber yine divan edebiyatına devam eder.

    Türk edebiyat tarihinde milliyetçi damar her zaman olmakla beraber II. Meşrutiyete kadar devam eden bu durumu dilde milliyetçilik olarak değerlendirsek bile sadece bir kültür sanat anlayışı olarak gelişir ve devam eder. Bu bağlamda İstanbul’dan uzak kırsal kesimlerde halkın içinde yetişmiş halk ozanları ve şairlerin bir kısmı sözlü geleneğe bağlı da olsa halkın diliyle eserler vermelerini göz ardı edemeyiz.

    ‘Dilimize Osmanlı dili, milletimize Osmanlı milleti denemez, Türk dili, Türk milleti denir’ diyen ve ‘Sarf-ı Türkî’ (Türk dili grameri) eserini yazan Süleyman Paşa; Osmanlıcada kullanılan, ancak konuşulan Türkçeye girmeyen Arapça ve Farsça sözcükleri ayıklayıp, Türkçe kökenli sözcüklere ağırlık veren ilk Türkçe-Türkçe sözlük olan ‘Kamus-ı Türkî’yi yazan Şemseddin Sami; Çağatay Türkçesi’nden İstanbul Türkçesi’ne çeviri olan ‘Şecere-i Türkiye’ (Türklerin soy kütüğü) eserini yazan Ahmet Vefik Paşa; Ulum gazetesini çıkararak gazetenin eki olarak ilk Türkçe ansiklopedi girişimi olarak kabul edilen ‘Kamusu’l-Ulum ve’l-Maarif’ (Bilim ve Eğitim Sözlüğü) adlı bu tamamlanamayan eseri yayınlayan; ezanın, hutbelerin, namaz surelerinin Türkçeleştirilmesini isteyen Ali Suavi; Türk edebiyatının kendi geleneğine sahip çıkmasını ve yazın dilinin halkın dili olması gerektiğini savunan Ziya Paşa gibi çok sayıda eser veren XIX yüzyıl edebiyatçılarının fikirleri de siyasal bir hedefe yönelik değildir.

    Bu arada 1897’de Türk Yunan savaşı üzerine yazılan ve ilk dörtlüğü:

    ‘Ben bir Türk’üm dinim, cinsim uludur
    Sinem, özüm ateş ile doludur
    İnsan olan vatanının kuludur
    Türk evlâdı evde durmaz, giderim.’

    Mısralarından oluşan ‘Cenge Giderken’ şiiri gibi milli bilinci uyandıran şiirler yazan Mehmet Emin Yurdakul gibi şairlerin verdiği eserleri, Ahmet Cevdet’in çıkardığı ‘İkdam’ gazetesinde başlığın altına ‘Türk gazetesidir’ sözünün eklenip yazılarda Osmanlıca-Türkçe tartışmalarına yer verilmesi, Selanik’te çıkan ‘Çocuk Bahçesi’ adlı dergide de Mehmet Emin, Rıza Tevfik gibi şairlerin yalın bir Türkçeyi ve hece ölçüsünü savunmaları gibi gelişmeleri de göz ardı etmemek gerekir.

    1789 başlayıp değişik aşamalardan geçerek 1799’da tamamlanan Fransız ihtilâlından etkilenen devletlerden birisi de Osmanlı Devleti olmuştu. İhtilâl, Osmanlı Devleti’nin çok uluslu bir yapıya sahip olması ve eski gücünden eser kalmamış olması, içinde barındırdığı uluslarda milliyetçilik hareketlerinin ortaya çıkmasına neden olmuştu.

    Öz olarak: Avrupa’nın özellikle askeri, ekonomik ve teknik gelişimi karşısında Osmanlı Devleti’ni yeni düzenlemelerle ayağa kaldırma çabası olarak değerlendirilebilecek Tanzimat döneminin başlamasıyla birlikte Türk aydın ve edebiyatçıları da Batıya yönelir. Özellikle Fransız kültürünü Türk kültürüne üstün kılma diyebileceğiz gelişmeler ve yenilikler gayri Türk unsurlarda milliyetçilik duygularını köreltmediği gibi gelişimini sağlar.

    Osmanlı Devleti’nin dağılmasını istemeyen Türk fikir adamları ve edebiyatçıları arasında gelişen Batıcılığın, 1912 Balkan Savaşı yenilgisiyle Osmanlıcılığın, Araplar ve Arnavutlar arasındaki ayaklanmaların da İslamcılığın çare olmadığını gösterir. Daha çok kültürel alanda etkili olan milliyetçilik düşüncesi Türk edebiyatçıları arasında siyasal alanda da kendini göstermeye başlar. Bu arada çekirdeğini Ali Canip, Ömer Seyfettin, Ziya Gökalp gibi edebiyatçıların oluşturduğu 1910 yılında yayın hayatına başlayan milliyetçi fikir dergisi ‘Genç Kalemler’ Balkan yenilgisiyle beraber yayın hayatına son verir. Derginin ‘Yeni Lisan’ hareketi ise ‘Milli Edebiyat’ akımının oluşmasında rol alacaktır.

    Diğer taraftan 1908’de kurulan ‘Türk Derneği’, 1911’de kurulan ‘Türk Yurdu Cemiyeti’, aralarında Mehmet Emin Ahmet Ferit Ahmet Ağaoğlu Yusuf Akçura, M. Ali Tevfik, Fuat Sabit gibi şahsiyetlerin kurduğu ve 25 Mart 1912’ de resmi kuruluşunu tamamlayan ‘Türk Ocağı’ gibi kuruluşlar ve yayın organları Türk milliyetçiliği fikrinin yükselmesini sağlıyordu.

    Selanik’teki yayın hayatına son veren Genç Kalemlerin de İstanbul’a gelerek ‘Türk Ocakları’na katılıp ‘Türk Yurdu’ dergisinde yazmaya başlamasıyla Türkçü kalemler geniş bir kadroya sahip olur.

    ‘Dilde, fikirde, işte birlik!’ diyen Türkçü Turancı bir düşünceye sahip olan Kırım Tatarı İsmail Gaspıralı’nın da düşüncelerinden yararlanan Türk edebiyatçıları Türkçülüğün temelini oluştururlar ve değişik yayın organları ile Türkçü Turancı düşünceyi yaymaya devam ederler.

    Dilde sadeleşme ile başlayan kültürel milliyetçilik Ziya Gökalp, Yusuf Akçura, Mehmet Emin Yurdakul, Ömer Seyfettin, Fuat Köprülü gibi çok sayıda fikir ve düşün adamının sayesinde Türkçülük Turancılık düşüncesiyle bütünleşerek cumhuriyetin kuruluş temellerinde önemli rol oynayacaktır.
     

Sayfayı Paylaş