1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Türk eğitim sistemi hangi felsefi akıma uygundur?

Konusu 'Eğitim İçerikli Makaleler' forumundadır ve YoRuMSuZ tarafından 4 Mart 2016 başlatılmıştır.

  1. YoRuMSuZ
    Avare

    YoRuMSuZ Biz işimize bakalım!

    Katılım:
    7 Haziran 2006
    Mesajlar:
    24.433
    Beğenileri:
    7.360
    Ödül Puanları:
    11.330
    Cinsiyet:
    Bay
    Banka:
    8.871 ÇTL
    FELSEFE VE EĞİTİM İLİŞKİSİ

    Felsefe yaşamın en genel görünümleriyle, sorunlarıyla ilgilenirken, bizlerin düşünce ve olgularımızla da uğraşır. Sadece geçmişe değil geleceğe dönük.ilişki ve nedenleri anlamamıza da yardımcı olur. Bu bakımdan felsefi düşüncelerin, okullar ve toplum üzerinde her zaman önemli etkileri olmuştur.

    Eğitimin genel hedeflerini belirleme, içeriği seçme ve düzenleme, öğretme ve öğrenme süreçleri ile okul ve sınıflarda ne tür yaşantı ve etkinliklerin vurgulanması gerektiği konularındaki temel sorunlara felsefe aracılığıyla yanıt verilmektedir. Eğitimle ilgili bu sorunların çoğu aslında eğitim programları ile ilgili kararlara işaret etmektedir. Başka bir ifade ile, eğitim programının hedefler, kapsam, eğitim durumları ve değerlendirmeden oluşan öğelerin tümü felsefi görüşlere dayanmaktadır:

    Hedefler, felsefi inançlara dayalı değer ifadelerini; kapsam nelerin öğrenmeye değer olduğunu gösteren inançları; eğitim durumları felsefi tercihleri yansıtan süreç ve yöntemleri ve değerlendirme değer yargıları ile ilişkili yöntem ve teknikleri yansıtmaktadır. Bu arada var olan eğitim programlarını uygularken bir öğretmenin kendi yaşam tecrübelerini, mesleki ve kültürel geçmişini, eğitimini, insanlar ve kendisiyle ilgili genel inanışlarını sınıf içerisinde aldığı kararlara ve uygulamalarına yansıttığı da doğrudur. Örneğin demokrasinin var olan rejimler içerisinde en uygun olan yönetim biçimi olduğuna inanan ve bu inancını yaşama geçirebilen bir öğretmenin sınıf içerisindeki davranışları da demokratik olacaktır ya da olay ve olgulara eleştirel bir gözle bakılması gerektiğine inanan bir öğretmenin destekleyeceği öğrenci davranışları da bu yönde olacaktır. Bu durum felsefenin eğitimi etkilemesi gibi uygulayıcıların felsefi yönelimlerinin de sınıf ortamını nasıl etkileyebileceğini göstermektedir. Felsefenin eğitim üzerindeki bu etkilerini yakından tanıyan ve değerlendirebilen bir öğretmenin, daha başarılı olacağı da açıktır. Bu amaca hizmet etmek üzere üç önemli felsefi akımın eğitim programları üzerindeki etkilerinden bahsedilmiştir.


    EĞİTİM AKIMLARI

    Ülkücülük (İdealisme)


    İdealizm felsefî bir kuram olduğu kadar en eski bir eğitim kuramıdır da. Aynı zamanda bir öğreti olarak varlığı düşünceye, eşyayı anlayışa göre değerlendirir. Ahlâk açısından idealizm, insanın hareket ve gidişatını bir ideal doğrultusunda algılar.

    İdealizmin sanat anlayışı ise, sanatın doğadan kopya edilen bir taklit olmadığı, aksine sanatın zihinsel ruhsal doyum veren soyut, kurgul (fictif) ve simgesel bir tasarımlar dizgesi olduğu biçimindedir.

    Şu halde idealizm duyulur dünyanın görüngülerin (fenomenlerin) karşısında hiç bir koşula bağlı olmayanı, saltık (mutlak) olanı bulmaya çalışıyor demektir.

    İdealizm, birci, nesnel, kişisel, platonik ve özsel gibi çeşitli boyutlarda kuramlar ve görüşler geliştirir. Eğitimdeki temel anlayış, insan olduğu gibi değil olması gerektiği gibi eğitilir.


    Gerçekçilik (Realisme)

    Klasik eğitim kuramları arasında da yer alan gerçekçilik, eyleme ilişkin olarak bilgiyi tanıyıp öğrenen ve onu özneden bağımsız kabul eden öğretidir.

    Eğitimde gerçekçilik, her davranışta gerçekliği nesnel ve doğrulukla göz önünde bulunduran pedagojik ve eğitsel öğreti olmaktadır.

    Çocukta gerçekçilik, gerçeği nesnel ifadesiyle ve gözlemle değil, kendi öz zekasına göre inşa etme olgusudur. Çocuk bu gerçekliği bütün etkinliklerinde, özellikle, eşyayı gördüğü biçimiyle değil, fakat anlamı kendi zeka yapısıyla yakaladığı gibi belirleyip meydana çıkarır.


    Doğalcılık

    Doğalcılık, eğitim ve öğretime aşağıda belirtilen doğrultuda yön veren öğretidir.
    1. Her varoluş doğaya aittir, hiçbir şey doğaüstü değildir; bu demektir ki, metafizik ve dinsel alanlara ilişkin sorunlar eğitim ve öğretimden dışlanmış bulunmaktadır.
    2. İnsan doğa yasalarına göre yaşamaktadır, bu kurala uymak gerekir, diğer bir deyişle eğitim ve öğretim doğal olmalıdır.
    3. Gerçek, idealize (ülküleştirilmiş) edilmemelidir; gerçek somut görünümleri, özellikleri ve karakterleri içerisinde kavranmalıdır.
    4. İnsanın içinde yaşadığı fiziksel ve biyolojik çevre ile yaşamı değerlendirme ve anlamlandırma eğilimi doğalcılık eğilimidir.


    PRAGMATİZM

    Deneycilikte denilen pragmatik felsefe, gerçeğin değişken, ve göreceli olduğu görüşüne dayanır

    Pragmatizme göre değişmeyen tek şey, doğanın kanunlarıdır; bu kanunlar önünde herkes eşit olduğu için, yönetimde de tüm insanların katılımı esas alınır. Buradan hareketle pragmatistler, demokratik bir toplum düzeni savunurlar. Konu alanı disiplinler ve düşünceleri vurgulayan idealist ve realistlere karşılık, pragmatistler bilgiye sürekli değişim içinde olan bir süreç olarak kabul ederler.

    Pragmatik eğitim programlarında hedefler esnek olup süreç içerisinde değişmeye açıktır. Öğrencilerin yorumlama, ifade etme ve tartışmalarını sağlayacak problem çözme etkinliklerine uygun öğretim yöntem ve teknikleri kullanılır. Bu tür programlarda, geleneksel yöntemlere ek olarak, bireyin kendi başarısını ölçtüğü, bireysel değerlendirme teknikleri de kullanılmaktadır.


    Daimicilik

    Mutlak, değişmez ilkelere ve geleneğe önem veren bir eğitim akımıdır. Özetle:

    İnsan doğası, ahlaki ilkeler ve değerler her yerde aynı olup hiçbir zaman değişmez. Eğitim, ilke ve değerler üzerine kurulmalıdır.

    İnsanların ortak ve en önemli yanı akıldır. Eğitimde insan aklının gelişmesini sağlayacak entelektüel eğiteme önem verilmelidir.

    Okul, gerçek yaşamın bir parçasıdır ve yaşama hazırlık yeridir. Temel görevi ise toplumun kültürel mirasına yeni yetişen kuşaklara aktarmaktır. Programın merkezinden insani bilimler yer almalı, öğrenci klasik eserleri ve bunlarda ifade edilen değerleri tanımalı ve bunları içselleştirmelidir.


    Esasicilik

    Realist ve idealist felsefenin izlerini taşıyan bu akım, muhafazakar bir eğitim akımıdır. İnsan doğuştan kafası boştur, hiçbir bilgiye sahip değildi.

    Yeni yetişen kuşaklara insanlığın deneyiminden geçmiş bilgi birikimi ve kültürel miras aktarılmalıdır, insanın zihinsel yönü geliştirilmelidir.

    Öğrenme zorlu ve güçlü bir iştir. Bunun için öğrencilere, kendilerini disipline etme alışkanlığı kazandırılmalı, çok çalışma ve uygulama yapılmaları sağlanmalıdır.

    Klasik eserlerin öğrenciye tanıtılması ve bunlarda ifade edilen değerlerin öğrencilere kazandırılması önemlidir.


    İlerlemecilik

    Progmatik felsefenin eğitime uygulanmış halidir. Bu akımın bazı temel ilkeleri şunlardır:

    1. Gerçek ve ahlaki değerler, göreceli olup sürekli değişme özelliğine sahiptir. Değişmez iyilik,doğruluk, güzellik yoktur, iyinin ölçüsü topluma yararlı olmasıdır.
    2. Okul, çocuğu yaşama hazırlama yeri değil, yaşamın kendisidir.
    3. Eğitim, çocuğun ilgi ve gereksinimlerine göre düzenlenmelidir.
    4. Eğitim, insan yaşantılarının sürekli olarak yeniden düzenlenmesi olup eğitimin içeriği, değişen bilgi ve çevreye göre sürekli gözden geçirilmeli, güncelleştirilmelidir.
    5. Bilgi kullanmak için olup öğretilecek bilgilerin bir işe yaraması, yararlı olması gerekir.
    6. Eğitimde öğrencilerin öğrenmeye aktif olarak katılmaları, problem çözerek öğrenmeleri sağlanmalıdır.
    7. Öğretmenin görevi öğrenciyi yönlendirmek değil; yol göstermek, kendi gelişimlerini planlamalarına rehberlik yapmaktır.
    8. Eğitimde bu günün olduğu kadar geleceğin ihtiyaç ve beklentileri de dikkate alınmalıdır.
    9. Eğitim, öğrencilerin problem çözme becerilerinin geliştirilmesi üzerine kurulmalı, öğrencilerin problem çözerken öğrenmeleri sağlanmalıdır.
    10. Eğitimde eleştirel düşünceye önem verilmelidir.
    11. Okulda bireysel yarışmadan çok yardımlaşma, paylaşma ve işbirliğine önem verilmelidir.
    12. Okul demokrasinin kurallarına göre kurulmalı ve işletilmelidir. Okul ve sınıf için süreçlerde demokratik ilke ve değerlere önem verilmeli, öğrencilere de bu değerler kazandırılmalıdır.


    VAROLUŞÇU EĞİTİM

    Varoluşçu felsefenin eğitim alanına ilişkin etkileri ve tezleri de şöyle özetlenebilir:

    İnsan, eğitimle ilgili kararlarını kendisi vermelidir. Eğitim öğrenciye sadece seçenekler sunmalı, her konuyu öğretmeli, ancak her öğrencinin kendi gerçek ve doğrularını seçmesine fırsat verilmelidir.

    Eğitimin içeriğinde insancıl psikolojinin konularına ve beşeri bilimlere (felsefe, edebiyat, sanat, tarih vb.) ağırlık verilmelidir. Eğitim, insanın kendini gerçek özellikleriyle tanımasına fırsat vermelidir. Eğitimde en uygun yöntem sokratik tartışmadır. Ancak öğretmen tartışmalarda tarafsız olmalı, herhangi bir doğruyu empoze etmemelidir.

    Öğretmen ne bilgi bir kaynağı, ne taklit edilebilecek bir model, ne de bir danışmadır. Onun görevi, öğrencinin kendisini tanımasına yardım etmektir. Eğitimde sezgiye ve yaratıcılığa önem verilmelidir. Eğitim, insanın özgürleşmesine, kendinin oluşturup gerçekleştirmesine fırsat vermelidir.



    TÜRKİYE EĞİTİM SİSTEMİNİN FELSEFİ TEMELLERİ

    Yukarıda eğitimle ilgili bazı felsefelerden kısaca söz edildi. Bunlar ışığında Türkiye eğitim sistemi, felsefi temelleri yönünden nasıl bir özellik göstermektedir? Bu felsefeden hangilerinin izlerini taşımaktadır? Türkiye eğitim sisteminin kendine özgü bir felsefesi var mıdır? gibi sorular akla gelebilir. Hemen sunu belirtmek gerekir ki Türkiye eğitim sisteminde ortaklaşa geniş bir kabul gören belirli bir eğitim felsefesinin olmadığı söylenebilir. Türkiye Osmanlı Devletinden devralınan kültürel bir miras ve insan öğesi üzerine kurulmuş olup tarihsel bir arka planı vardır. Osmanlı Devleti, yenileşme hareketlerinden itibaren eğitimde de bir takım arayışlar içinde girmiştir.

    Türkiye eğitim sisteminin tarihsel temellerini açıklarken belirtildiği gibi özellikle Tanzimat’tan sonra yaşanan doğu-batı çatışması, toplumsal yaşamın her alanında ve kesiminde etkili olmuştur. Bir taraftan geleneği koruma ve sürdürme, diğer taraftan batılılaşma ve çağdaşlaşma amacı güdülmüştür. Tanzimat’tan sonra, Osmanlıcılık, Türkçülük, İslamcılık, Batıcılık gibi adlar altında gelişen siyaset ve fikir akımları oluşmuştur. Bunların içinde de farklı eğilimler ve bunları uzlaşmaya, sentez yapmaya (Türk – İslam Senteze, Doğu-Batı Sentezi) dönük çabalar olmuştur. Bunlar, eğitim anlayışına da yansımıştır.

    Cumhuriyetten sonra da bu tartışmalar devam etmiştir. Bu dönemde batıdan bazı uzmanlar davet edilmiş, Türkiye eğitim sisteminin yeniden yapılandırılması yoluna gidilmiş, Ziya Gökalp, İsmail Hakkı Baltacıoğlu gibi eğitimciler eğitimle ilgili bazı görünüşler ileri sürmüş, Köy Enstitüleri, gibi bazı okul projeleri ve modelleri geliştirilmiştir. Batıda gelişen eğitimle ilgili bazı görüşler, akımlar, Türkiye’de de taraftarlar bulmuştur. Bugünkü eğitim sistemimizin temelleri cumhuriyetten sonra atılmıştır. Cumhuriyetten sonra eğitimde demokrasi, laiklik, millilik, bilimsellik, sosyal adalet, fırsat ve imkan eşitliği vb. ilkeler geliştirilmiştir. Daha çok da sentezci bir çizgi izlenerek eğitimin milliğine önem verilmiştir, ilerlemeci eğitim akımının etkileri olmuştur. Ama henüz amaçlanan sentez bir türlü gerçekleşmemiş, konu ve öğretmen merkezli geleneksel eğitimin etkileri baskın bir biçimde varlığını sürdürmüştür. Eğitimle ilgili tartışmalar, daha çok da ideolojik nitelikli tartışmalar biçiminde süregelmiştir.

    Türkiye eğitim sisteminin genel amaçları incelendiğinde, yetiştirilmesi öngörülen insan tipinin, bir taraftan gelenek, ulusal değerler ve ulusal kültüre bağlı olması, diğer taraftan da değişme ve yeniliklere açık olması beklenmektedir. Bunun yanında, yetiştirilecek bireyin toplumun çıkarlarını gözetmesi, eğitimle toplumsal birlik ve bütünleşmenin sağlanması, diğer taraftan da bireylerin bireysel gelişmelerini sağlaması öngörülmektedir. Böylece eğitimin toplumsal boyutu ile bireysel boyutu arasında bir dengenin kurulması amaçlanmaktadır. Dolayısıyla eğitimin dayandığı felsefe de yukarıda açıklanmaya çalışan bazı eğitim felsefelerinin bir sentezine dayanmaktadır.




    KAYNAKLAR
    • Bilhan S. Eğitim Felsefesi, Ankara Üniversitesi Basımevi, 1991.
    • Erden, M. Öğretmenlik mesleğine Giriş. Alkım yayınları, İstanbul, 1998.
    • Şişman, M. Öğretmenliğe Giriş.
    • Demirel, Ö. Eğitimde Program Geliştirme
     

Sayfayı Paylaş