1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Türk Halk Dansları ve Geleneksel Tiyatro Arasındaki İlişki

Konusu 'Dans Türleri & Türk Halk Oyunları' forumundadır ve Suskun tarafından 29 Aralık 2010 başlatılmıştır.

  1. Suskun

    Suskun V.I.P V.I.P

    Katılım:
    16 Mart 2009
    Mesajlar:
    23.242
    Beğenileri:
    276
    Ödül Puanları:
    6.230
    Yer:
    Türkiye
    Banka:
    2.052 ÇTL
    Türk Halk Dansları ve Geleneksel Tiyatro Arasındaki İlişki


    GELENEKSEL TİYATRO VE HALK OYUNLARI



    Batı dillerinde tiyatro sözcüğü opera ve baleyi de kapsamaktadır. Bizde bale, önce Osmanlıda, sarayda, sonra da cumhuriyet döneminde devlet tarafından benimsenmiş, devlet opera ve balesi adı altında kurumsallaştırılmıştır. Tanzimat tan beri batı yanlısı seçkinci ve devletçi aydın ve sanatçılarımız batıdaki baleyi bale eğitimini birebir ithal ederek ülkemize getirmişler ve bu alanda, söylenildiğine göre, çok ta başarılı sanatçılarımız yetişmiştir. Osmanlı zamanında ki saray-halk karşıtlığı ve saray (divan) edebiyatı ile halk edebiyatı zıtlığı, günümüze dek devlet ile halkın sanat konusundaki tercih ve beğeni farklılıkları süregelmiştir. Aslında bu bir paradokstur. Cumhuriyeti ilan eden Atatürk, cumhuriyeti halka ve halk egemenliğine dayandırmıştır. Gel gelelim devletin, bürokrat, yetişmiş yönetici takımı her nedense halkın balesi olan halk oyunlarını değil de batılı anlamda baleyi benimsemiş ve bunu kurumsallaştırmıştır. Esasen bu bakış açısı sadece bale için değil, opera ve özellikle de tiyatro için de geçerlidir.

    Atatürk , kurtuluş savaşı sırasında o zamana kadar Osmanlıların reaya (topraksız köylü) ve kul olarak gördükleri Türk halkına bir kimlik ve kişilik kazandırarak Türk halkını ilk defa yönetime ortak ederek "egemenlik, kayıtsız şartsız milletindir."sözleri ile halkın üzerindeki her türlü egemenliği kaldırmıştır. Atatürk batıdan emperyalizmi değil, onları çağdaş ve uygar yapan kurum ve kuruluşları almıştır. Büyük tiyatro kuramcısı İsmail Hakkı Baltacıoğlu' nun dediği gibi, batıdan sadece teknik biçim alınmıştır. Bu biçimin özü elbette ki bize özgü olacaktır. Atatürk ün kurduğu opera açılışını Carmen yada bayan Batırflay veya aida ile değil Özsoy operası ile yapmış olması onun opera konusunda ne düşündüğünü anlamamız için güzel bir örnektir. Yine tiyatrodaki "bay önder", "mete" gibi oyunlar onun tercih ve beğenisinin körü körüne batı sanatından yana olmadığının delilidir. Atatürk, sanat kurumlarını kurmuş, bunların ilkelerini belirlemiş ve devlet tiyatro, opera ve balesini kurumsallaştırırken ilerleyecekleri yolu yasalarla belgelemiştir. Atatürk ten sonra bu kurumların hala halktan ve halkın beğenisinden uzaklaşarak, devlet protokolünde, yabancılara "bakın bizde de sizdeki gibi tiyatro, opera ve bale var" havası atılmak için oluşturulmuş sanat kurumu durumuna düşürülerek, hedef kitle olarak halk yerine bir avuç seçkinci devlet geleneği yanlıları seçilmiştir.

    İçtenlikle belirtmek gerekirse Halk Tiyatrosunun yaşadığı zorlukların bir benzerini de Türk Müziği yaşamıştır. Tek Partili dönem boyunca Türk Müziğinin radyolarda yasaklanmış olması belleklerde tazeliğini henüz yitirmemiştir. Neyse ki günümüzde bu zorluklar aşılmış, gerek Türk Müziği (Saray kökenli Türk Sanat Müziği) gerekse Hititlerden beri (belki daha eskiden beri) saz çalan bir coğrafyanın çocukları olan Anadolu insanının binlerce yıl önceden süzerek günümüze getirdiği Halk Türküleri, halkımızın gönlünde hak ettikleri yeri almış görünmektedir.

    Şimdi sıra halk türkülerimizin yolundan giderek, öz kültürümüzden yola çıkarak kendi balemizi, operamızı ve kendi tiyatromuzu hak ettiği yere getirmektir.

    Halk Oyunlarımız, folklor geleneğimiz için olduğu kadar tiyatro geleneğimiz için de önemli bir kaynaktır. Ülkemizde henüz yürümeye başlayan hiçbir çocuk asla point yapmazken, her çocuk mutlaka ilk olarak göbek atmayı, oynamayı öğrenir. Okullarda çoğumuz yöresel halk oyunlarının bir yada birkaçını öğreniriz. Buralardan yola çıkarak, kendi balemizi oluşturmak yerine neden batıdaki baleyi birebir taklit ederiz?

    Halk Oyunlarımızda gelecekteki Türk Tiyatrosuna kaynaklık edebilecek pek çok öğe bulabiliriz. Kukla tiyatrosu bölümünde değindiğimiz "Çatal Adam" halk dansı ile "Aşık ile Maşuk" halk dansları bağlı başına bir inceleme konusudur.

    Halk Oyunları, pek çok uygarlık görmüş geçirmiş Anadolu coğrafyasının, Anadolu mozaiğinin, Anadolu insanının doğa ile, egemenler ile çatışmasının, bolluk ve bereketi eğlence ile kutlamanın, savaşın-açlığın-kıtlığın yasının tutulmasının, kısaca binlerce yıllık Anadolu kültür birikiminin beden dili ve danslarla dile gelmesidir. Bu anlamda halk oyunları tiyatroyu, tiyatroda halk oyunları kullanır, birbirlerinden yararlanarak kendi alanlarına zenginlik katarlar.

    Son zamanlardaki halk oyunları açısından umut veren tek gelişme Devlet Halk Dansları Topluluğunun kurulmasıdır. Halk danslarını baleye yakın bir estetikle ele alan bu topluluk, ileride yeni sentez ve yeni denemeler gebedir. Otantik halk oyunlarını modernize ederek, bize özgü bir bale sanatının, ya da şöyle söylersek daha doğru olur: çağdaş insanımızın ihtiyaçlarına cevap veren halk dansları orijinli bir Dans Tiyatrosuna yönelmesini umuyoruz.

    Geleneksel Türk Tiyatrosuna bir kaynak açısından Halk Oyunlarına güzel bir örnek olarak Dil ve Tarih Coğrafya fakültesi Tiyatro Bölümü Başkanı Prof. Dr. Nurhan Karadağ' ın "Samah" oyunu ve "Yunus Emre" Oyunu gösterilebilir. Alevilerin dinsel orijinli dansları olan samah; bir ucu orta Asya şaman danslarına, diğer ucu Anadolu da ki antik çağ orijinli hoterodoxs kültüre uzanan incelenmeye değer zenginlikteki halk oyunlarımız içerisinde özel bir yere sahiptir.

    Dinsel orijinli bir başka dans çeşidimiz ise Mevlevi semasıdır. Büyük olasılıkla Anadolu da ki tarım kültürünün yani Dionizoz geleneğinin kılık değiştirmiş bir biçimi olan bu dans, halk danslarına metafiziği, Tanrı ile birleşme - bütünleşme gibi tasavvufi düşünceleri ve soyutlamaları getirmesi bakımından özel bir ilgiyi haketmektedir.

    Son yıllardaki sevindirici bir gelişmede özellikle İstanbul Opera ve Bale sanatçılarından bazı koreografların tamamen klasik bale eğitimi almalarına ve bu kültürle yetişmelerine karşılık, içinde yaşadıkları topluma ve halka yabancılaşmayı gidermesi ve içinde yaşadıkları halkın kültürüne ve beğenisine daha fazla direnememenin verdiği itkilerle dans düzenlerinde bize ait "Hamam", "Cumhuriyet" gibi temaları işlemeye başlamalarıdır. Gönül ister ki bu ve diğer bale sanatçılarımızda Halk Oyunlarımıza gereken ilgiyi göstersin, bu oyunlarımızı inceleyerek, bu oyunlarımızdan esinlenerek dans sanatında yeni denizlere açılsınlar.
     

Sayfayı Paylaş