1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Türk Halk Müziği Ustaları

Konusu 'Müzik' forumundadır ve Suskun tarafından 9 Mayıs 2011 başlatılmıştır.

  1. Suskun

    Suskun V.I.P V.I.P

    Katılım:
    16 Mart 2009
    Mesajlar:
    23.242
    Beğenileri:
    276
    Ödül Puanları:
    6.230
    Yer:
    Türkiye
    Banka:
    2.052 ÇTL
    [DM]x66a16_ozay-gonlum-1981-82-yylbayy-program_music[/DM]
    [​IMG]
    ÖZAY GÖNLÜM

    Türk dinleyicisi onu peruk saçı, şık takım elbisesi ve yeleği, kolunda tesbihi, sazının altında bacağına serili mendili, ayağında çizmesi ile Ege yöresinden derlediği türküleri ama illa ki de "Ninenin Mektupları" ile tanıdı. Teatral yeteneği, yöresel icra tekniği, vokal yorumu ve "yâren"i ile Türk Halk Müziğinde bir ekoldu Özay Gönlüm.

    Özay Gönlüm baba tarafından Denizliliydi. Babasının askeri görev aldığı Erzincan'da 1940 yılında doğdu. Küçük yaşta ağız armonikası çalarak müziğe başladı, ortaokul yıllarında keman çaldı. Bağlama çalmaya başladıktan sonra, 1965 yılında köy köy dolaşıp derlemeler yapmaya başladı.
    Özellikle Ege yöresinden pek çok türkü derledi. Yurttan Sesler'in kurucusu Muzaffer Sarısözen'in davetiyle Ankara Radyosu Yurttan Sesler programına misafir sanatçı olarak katılmaya başladı. Kısa bir süre M.E.B. Film ve Radyo Telavizyon Merkezi'nde çalıştıktan sonra Yurttan Sesler'de "yetişmiş saz sanatçısı" olarak çalışmaya başladı.

    1973'ten sonra on yıl kadar İzmir Fuarı'nda sahne aldı. Özellikle bu yıllarda şöhreti yayıldı. Pek çok 45'lik ve uzunçalara imzasını attı. Kendi derlediği ve TRT repertuarına kazandırdığı yüzlerce türküden "Çöz de al Mustafa Ali", "Sobalarında kuru meşe", "Denizli'nin horozları", "Evlerinin önü bulgur kazanı", "Avşar Beyleri", "Cemilemin gezdiği dağlar meşeli", "Tepsi tepsi fındıklar", "Şu dağlar tepe tepe"yi bu dönemde plaklara okudu. Ama asıl satış rekorlarını "Ninenin Mektubu" plaklarıyla kırdı. Onlarca mektubu plaklara okudu. Denizli şivesi ile anlattığı bu hikayeler ve fıkralar çok sevildi. Saz çalıp söylemenin yanına şovmenlik ve taklit yeteneğini de katmıştı.

    Gönlüm, radyo programlarında bağlama çalmasına rağmen cura ve "şelpe" tekniğine de çok önem vermiştir. Ege yöresinde Ramazan Güngör'den Hamit Çine'ye kadar bir çok cura çalanla çalışmış, katıldığı programlarda her boydan cura çalmıştır.

    70'li yılların sonunda esprili kişiliği ve türkülerinin yanı sıra bağlama yapımcısı Cafer Açın'e yaptırdığı "yâren"i ile de ünlendi. Cura, bağlama ve çöğürü içeren bu sazla televizyon, radyo ve konserlerde şovlar yaptı.

    TRT için pek çok alanda çalışan Gönlüm, 80'li yıllarda Maliye Bakanlığı'nın televizyon için hazırladığı KDV reklamlarında oynadı. Ayrıca bazı radyo tiyatrolarında, tarıma ve çocuklara yönelik televizyon programlarında yer aldı.

    "Yâren"ini yanına katıp 42 ülkede konserler veren Özay Gönlüm, Kültür Bakanlığı Hagem'de Repertuar Kurulu üyeliği, TRT Türk Halk Müziği Repertuar Kurulu üyeliği ve birçok sınavda jüri üyeliği görevlerinde de bulundu. Son süreli yayını olan TRT 1'deki "THM İstekler Programın"da dinleyicileriyle
    buluşan Gönlüm, yâreni, boy boy curası ve söylediği türkülerle Türk dinleyicisine yine doyumsuz geceler yaşatıyordu.

    Özay Gönlüm, 1 Mart 2000 Çarşamba günü, birkaç gündür tedavi gördüğü Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Göğüs Hastalıkları Hastanesi'nde geceyarısına doğru solunum yetmezliğinden vefat etti. Hiç kimsenin beklemediği bir anda neşeli simasını ve türkülerini sevenlerinin anılarında bırakan Gönlüm, Türk Halk Müziği repertuarına da derlediği 1000 kadar ezgiyi bırakmıştı.


    NİNENİN MEKTUBU'NDAN SEÇMELER

    Amanın yavrım,
    Ben öyle duyuyom, o gocuman memleketlerde cicili bicili, boyalı moyalı,
    şıngırdak fıngırdak, kirpikleri takma, saçları sokma, onlan bunlan düşüp
    kalkma, gözleri elde, etekleri belde, artanı da yerde, sıska mıska, şıbıldak
    gibi bazı, çirkin mirkin hanımlar, gızlar oluveriyormuş. Amanın onlara
    tutuluveren de, yanıveren de deme yavrım.
    Alceen gızın soyu sopu belli, saçı sırma telli, eline el değmemiş,
    kötü süt emmemiş, sevisi derinde, eti butu yerinde olmalı.
    Dizine otutturuverdin mi kucağın dolmalı, domuz hem evlenince
    pazara kadar değil, mezara kadar varmalı. Ee hanım dediğini de alaya kattın
    mı, koluna taktın mı yakışmalı, duvara attın mı yapışmalı. Bu sözlerimi eyi
    dinle bakem, bi kulağından sok da öte kulağını tıka, çıkıvermesin len. Senin
    nazlı Eminen ne güne duruyo?

    Geçenlerde ekmek ediyodum. Açcık hamurum kaldıydı. Emine gelivedi.
    "Koley gelsin ninem" deye artanını da o edivedi sağolsun. Maşallah bi olmuş
    hopur hopur. Dilim dağı taşı gırkbin kere maşallah. Amanın, artanını da o
    ediverdikten sonra iki süpürgü çalıvedi avluya, malların altlarını kürüyüvedi.
    Ben de ah benim ak topanım, gövercinim, kalem kaşlım, nazlı gülüm, mor
    zümbülüm, al bürgülüm, bol görgülüm, naha Alah seni allı başlı gelinler
    edivesin, muradına er, gonca güller der, naha evlerine sarı sarı buğdeyler
    yağıvesin deye dualar edivedim. Giderken de senin hesabiyetine şööle "e
    gelinim olmecen mi len?". Sarmeştim de iki yaneceğinden şappudu şuppudu
    öpüvediydim. Amanin misler gibi kokuyo len. Ee öpmek filan deyince o gül yüzün
    gülüyo de mi? Seni gavurun piçi seni! Emi güzel yavrım, yokluğun köz oluyo
    yüreğimde.

    Dün akşamüstü kırmızı fistanımı geydim de şööle cami duvarına doğru
    yukarı çıkıyodum. Elimi ardıma kodum. Bizim Zartlak Osman pencereyi açmış,
    bende şööle oturdum. Bi de iradyoyu sonuna kadar açtıttırmış da havaları
    dinliyon deyyodum. Beni görüvedi, "ninee!" dedi. "Eeey!" dedim. "Gel de bi
    açcık oynayıvee" dedi. "Beni mi deyyon ay oğlum" dedim. "Heee" dedi. "Uleen"
    dedim, "benden geçti gari a yavrim. Sen o karını, Gıygıdı İbram'ın gızı karını bi
    cıscıbıldak soy, köyün delikanlılarını ünle, onların garşısında böyle şakkıdı
    şukkudu bi oynatıve!". İyi dememiş miyim len? Sen olmayınca yokluğun köz oluyo
    yüreciğimde. Gel gari yavrım. Yollara bakıttırma, gözümüzden yaş akıttırma.
    Gel gari yavrım, gel gari! He hey.
     
  2. Suskun

    Suskun V.I.P V.I.P

    Katılım:
    16 Mart 2009
    Mesajlar:
    23.242
    Beğenileri:
    276
    Ödül Puanları:
    6.230
    Yer:
    Türkiye
    Banka:
    2.052 ÇTL
    [DM]x9pzo8_binali-selman_music[/DM]



    [​IMG]
    Binali Selman​


    Mey'i mey eden,zurnadan peşrevin en mükemmelini yapan,birçok çalgıyı kimsede olmayan müzik yeteneğiyle rahatça çalabilen,icra ettiği havayı 9 usta zurnacı davulda çalamayıp hepsini üstün yeteneğiyle yanıltan,meyi ile zurnası ile trt orkestrasına her daim şeflik eden,1 kere dinlediği bir parçayı tekrar dinlemeyip en mükemmel haliyle icra eden,birçok türkünün düzenlenmesini (Gine Dertli Dertli İniliyorsun vb) sağlayan,okuma yazması nota bilgisi olmayıp Mozart'ı Beethoven'ı yeteneğiyle ezip geçebilen,Mey'in Zurna'nın ilahı, gelmiş geçmiş en büyük sanatkar,müzik adamı :



     
  3. Suskun

    Suskun V.I.P V.I.P

    Katılım:
    16 Mart 2009
    Mesajlar:
    23.242
    Beğenileri:
    276
    Ödül Puanları:
    6.230
    Yer:
    Türkiye
    Banka:
    2.052 ÇTL
    [DM]xh1sy3_muzaffer-sarisozen-kyrtmen-kizi-haly-dokuma-havasy_music[/DM]

    [​IMG]
    Muzaffer Sarısözen
    Muzaffer Sarısözen, 1899 yılında Sivas ilinin Cami-i Kebir mahallesinde doğdu. Babası Sarıhatipzadelerden Şeyh Hüseyin Hüsnü Efendi, annesi Zeliha Hanım'dır. Sivaslılar, Sarıhatipzadeleri " Saçlıefendiler " diye bilirler. Ve Sarısözeni de "Saçlıların Muzaffer" diye tanırlardı. Sarısözen ilk müzik şevk ve hevesini ailesinden almıştır. Beş erkek kardeş içinde Kemal ve Abdulkadir Sarısözen de şairidir. Abdulkadir Sarısözen'e şairliği dışında türküler ve halk çalgılarıyla yakından ilgisi olduğu için " Çalgıcı Vali " denirmiş. Sarısözen ailesinin Sivas'taki evlerinin üst çatı katının camları vitray duvarları kütüphane yapılarak arada gizli bölmeler oluşturulmuştur. Bu gizli bölmelere ud keman bağlama tanbur gibi sazlar konulurmuş. Nakşibendi bir ailenin çocuklarının bu aletleri çalması Sarısözen'in dünyaya geldiği dönemde son derece aykırı bir şey olduğu için böyle bir yola baş vurulmuştur.

    Sarısözen 1930 yılının Eylül ayında Milli Eğitim Müdürü olan Ahmet Kutsi Tecer ile tanışmıştır. Tecer Sarısözen ile tanıştıktan sonra 1930 da "Halk Şairlerini Koruma Derneği"ni kurar ve Sarısözen genel katip olur. İlk halk şairleri bayramı 1930 da yapılır ve Aşık Veysel bu şekilde ortaya çıkarılır. Bayram sonunda çıkarılan Sivas halk şairleri bayramı adlı bröşürde Sarısözen Sivas halayları başlıklı yazısını yayınlar ve halayların notalarını koyar. Bu büyük bir ihtimalle bizde halaylar hakkında yazılmış ilk notalı makaledir.

    17 Ağustos 1937 de Halil Bedii Yönetken, Ulvi Cemal Erkin, Hasan Ferit Alnar, Necil Kazım Akses ve teknisyen Arif Etikan'dan oluşan grup Ankara'dan Sivas'a derleme yapmak amacıyla giderler. Ahmet Kutsi Tecer Halil Bedii Yönetken'e Sarısözen'i tavsiye ederek gruba katılmasını söyler. Böylece türkülerin resmi olarak değerlendirilmesi Maarif vekili Saffer Arıkan ın zamanında başlar. Derleme grubu Almanya'dan getirlen "Saca" markalı hem elektrik hem de akü ile çalışan alıcı ve verici ses kaydeden makinelerle çalışır. Konservatuarın folklor arşivindeki 10.000 ezginin derlenmesinde, fişlerin doldurulmasında, onun bitmek tükenmek bilmeyen sabır ve azmi büyük rol oynamıştır.

    1943'te Muzaffer Sarısözen, Halil BediiYönetken ve Rıza Yetişen'den oluşan grup Tokat, Amasya, Samsun, Ordu, Giresun ve Trobzon'da ; 1944'de Elazığ, Tunceli, Bingöl ve Muş'ta ; 1945'te Ankara, Çankırı, Yozgat ve Kırşehir'de ; 1946'da İçel, Antakya ve Antalya'da ; 1947'de Çanakkale, Bursa ve Tekirdağ'da ; 1948'de Bolu, Sinop ve Zonguldak'ta ; 1949' Bilecik ve Eskişehir'de ; 1950'de Van, Kars, Çorum ve Ağrı'da ; 1951'de İzmit'te ; 1952'de İzmir, Siirt, Mardin ve Bitlis'te derleme yapmıştır.

    Sarısözen derleme gezilerinde kendi çabası ve emeği ile topladığı bağlama, cura, ney, çifte kaval, kemençe, kaval, tulum, davul, zurna, tef, darbuka, gibi bir çok halk sazından kolleksiyon oluşturmuştur. Ayrıca derleme gezileri sırasında kaynak kişiler ile halk oyunlarını görüntüleyen fotoğraflardan bir resim albümü yapmıştır. Ne yazık ki ; ölümünden sonra evi olarak gördüğü , çok değer verdiği, özen gösterdiği arşivi topladığı onbinlerce ezgi ve halk çalgıları kendi haline terkedilmiştir.

    Muzaffer Sarısözen'in halk müziğine verdiği hizmet kadar halk oyunlarına verdiği hizmet de büyüktür. 1950 yılında İtalya ve İspanya'daki Avrupa Ulslararası Raks Müsabakalarına, Erzurum bar ekibi ve davulcu Kara Yılan, zurnacı Mümtaz Ardıç ile katılır. Madrid'te 68.000 kişinin önünde, Biariz ve San Sebastian'da yapılan 5 yarışmada ekip birinciliği alır.

    Vedat Nedim Tör ve Mesut Cemal Bey in daveti ile Yurttan seslerin başına Muzaffer Sarısözen getirilir. 1946 yılında Yurttan Sesler korosunu çalıştırmaya başlayarak derlenen türküleri koro üyelerine öğretir ve yayınlara başlar . Program büyük ilgi görür. 1953 yılında İzmir'de, 1954 yılında İstanbul radyolarında "yurttan sesler" topluluklarını kurarak, halk türküleri ve oyunlarının yurt çapında sevilmesi ve tanıtılmasında büyük rol oynar.

    Muzaffer Sarısözen'e kadar radyolarda düzenli ve programlı halk müziği çalışmaları olmamıştır. Yurttan Sesler topluluğunu kurduktan sonra, programlarına kaynak kişileri ve bölge sanatçılarını davet ederek radyo sanatçılarına örnek dersler vermiştir.

    Muzaffer Sarısözen Yurttan sesler topluluğunu yetitirirek ilk koral halk müziği icrasını başlatmıştır; toplu bağlama çalma geleneğinin uygulayıcısı olmuştur; halk müziğinde koro seslerini numaralayarak otantik karakterin kaybolmasını önlemştir.

    Neriman Altındağ Hanım 1941 yılında Yurttan Sesler Korosuna girer ve Muzaffer Sarısözenle tanışır. 1951 yılında evlenirler. 1952 yılında ise oğlu Memil Sarısözen dünyaya gelir.

    1962 yılında Sarısözen prostat rahatsızlığından dolayı Devlet Demiryolları Hastanesi'ne yatar. Burada ameliyat olacağını öğrenince diğer doktorlara tercihen özellikle kendisinin öğrencisi olan bir operatöre ameliyat olur. Daha sonra ağabeyi Abdulkadir Sarısözen'in evine çıkar. Tekrar rahatsızlandığında Ankara Hastenesine kaldırılır ve sağlığına kavuşamayarak 4 Ocak 1963 yılında vefat eder. Asri mezarlıkta büyük bir törenle defnedilir.

    Derlediği bazı türküler: Allı durnam, Bülbül havalanmış, Gesi bağları, Arpa ektim, İzmir'in kavakları, Taşa verdim yanımı........
     
  4. Suskun

    Suskun V.I.P V.I.P

    Katılım:
    16 Mart 2009
    Mesajlar:
    23.242
    Beğenileri:
    276
    Ödül Puanları:
    6.230
    Yer:
    Türkiye
    Banka:
    2.052 ÇTL
    [DM]xtzh1_ali-ekber-cicek-haydar-haydar_music[/DM]
    [​IMG]
    Ali Ekber Çiçek
    (d. 1935, Ulalar Köyü-Erzincan – ö. 26 Nisan 2006 İstanbul).
    Türk halk müziği sanatçısı.

    Çiçek, babasını 1939 Erzincan depreminde yitirdi ve küçük yaşlarda rençberlik yapmaya başladı. Bu arada bağlamayı öğrendi ve cem toplantılarında kulağı Alevi deyişleri ve ezgileriyle doldu. İlkokul öğreniminden sonra maddi olanaksızlıklar sonucu öğrenimini sürdüremedi, ancak ağır yaşam şartlarına karşın müzikten hiç kopmadı.

    Müzik aşkı ağır basınca İstanbul'a göç etti ve halk müziğinin önemli isimleriyle tanıştı. Askerden sonra TRT'nin açtığı sınavı kazanarak, Muzaffer Sarısözen döneminde TRT Ankara Radyosu'na ve Yurttan Sesler Korosu'na girdi. 35 yılı aşkın bir sürede 400'den fazla türküyü derleyerek geniş kitlelere ulaştırdı.

    TRT arşivlerinde 54 kaseti bulunan Ali Ekber Çiçek'in Türkiye'deki bütün türkücüler tarafından derlemeleri söylenmektedir. 2003 yılının başlarında TRT Belgesel Programlar Müdürlüğü tarafından Ali Ekber Çiçek'in hayatını anlatan Cahilden Uzak Dur, Kemale Yakın isimli belgesel çekilmiştir.

    Başta Haydar Haydar olmak üzere Türk halk müziğine bir cok unutulmaz türkü armağan eden bağlama sanatçısı ve derlemeci Ali Ekber Çiçek yakalandığı hastalıktan kurtulamayarak, 2006 yılında, 71 yaşında hayata veda etti.

    Çiçek'ten derlenen bazı türküler


    Haydar Haydar (Ondört Bin Yıl Gezdim Pervanelikte)
    Böyle İkrarınan Böyle Yolunan
    Bunca Olan Emeğimi
    Derdim Çoktur Hangisine Yanayım
    Ey Erenler Akıl Fikir Eyleyin
    Gönül Gel Seninle muhabbet Edelim
    Gurbet Elde Bir Hal Geldi Başıma
    Gurbet Elde Yadellerin Derdini
    Gül Yüzlü Sevdiğim
    Hazin Hazin Esen Seher Yelleri
    İsmini Sevdiğim Saadetli Dostum
    Nasıl Yar Diyeyim Ben Böyle Yare
    Sarı saclı yarim

    Derlediği bazı türküler


    Bir güzeli kethedeyim
    Çoktan Beri Yollarını Gözlerim
    El Vurup Yaremi İncitme Tabib
    Gönül gel varalım gülşen bağına
    Şepke'nin Kavakları
    Ağlama Gözlerim.
     
  5. Suskun

    Suskun V.I.P V.I.P

    Katılım:
    16 Mart 2009
    Mesajlar:
    23.242
    Beğenileri:
    276
    Ödül Puanları:
    6.230
    Yer:
    Türkiye
    Banka:
    2.052 ÇTL
    [DM]xbavp_arif-sag-seker-oglan_music[/DM]

    [​IMG]
    Arif Sağ
    Türk halk müziği sanatçısı
    18. Dönem Ankara milletvekilidir.​


    1945 yılında Erzurum'un Aşkale ilçesi Dallı köyünde dünyaya geldi. Küçük yaşlarından itibaren saz çalmaya başlayan Arif Sağ, İstanbul'a gelir ve Aksaray Musiki Cemiyeti'nde Nida Tüfekçi'nin öğrencisi olur. Müzikal altyapısını kısa zamanda oluşturmayı başarır. 1960 ve 70'li yıllar Arif Sağ için müzikte arayış yıllarıdır. Arif Sağ'ın, bu dönemin toplumsal hareketlerinin müzikle bağdaşan yanlarından çok, piyasadaki ve resmi kurumlardaki müzik uygulamalarına ağırlık verdiği söylenebilir. 60'lı yılların sonunda TRT Kurumuna (İstanbul Radyosu) bağlama sanatçısı olarak başladığı yıllarda Sağ'ın piyasadaki faaliyetleri de devam etmektedir.

    Çeşitli sanatçılara bağlamasıyla eşlik etmesinin yanında, yine bu dönemde bestelerini de pek çok sanatçıya okutur. Bununla birlikte kendi çalıp okuduğu plakları da vardır. Yapılan müzik bugünkü terminolojiyle bir tür arabesk-fantazi benzeridir; bestelerinde ise yerel motifleri(yer yer pasajları) çok sık kullanır. Bu da onun halk müziğinden kopamadığı gerçeğinin bir başka göstergesidir. 1976 yılından itibaren Türk Müziği Devlet Konservatuarı'nda (İTÜ) öğretim görevlisi olarak çalışamaya başlayan Sağ, bu görevinden 1982 yılında ayrılarak özel çalışmalara ağırlık verdi. Birçok ünlü sanatçıya kaset çalışmalarında yardımcı olur. Bu özelliğinin yanında 10'dan fazla kasette sanatçı olarak da ayrıca yer alır. Musa Eroğlu ve Muhlis Akarsu ile birlikte başladığı, daha sonra Yavuz Top’un da katılımı ile genişleyen "Muhabbet" seri albüm çalışmaları 1980 sonrasında Türk halk müziğinin geniş kitlelere yayılmasında önemli katkı sağlamıştır. "Muhabbet" serisi, "Resital I ve II", "İnsan Olmaya Geldim", "Halay", "Duygular Dönüştü Söze" albümlerinden bazılarıdır.

    1987-1991 yılları arasında Ankara milletvekilliği yapmıştır ve milletvekillik görevinde bulunan ilk sanatçıdır. Arif Sağ 2 Temmuz 1993'te Sivas katliamından sağ kurtulmuştur.

    Almanya Cumhurbaşkanı'nın desteği ile, 1996 yılında Köln Filarmoni Orkestrası'nda konser vererek bağlama ve Anadolu müziğinin batıya tanıtılmasında büyük rol üstlenmiştir. 2000 yılında ünlü İspanyol flamenko gitarist Toma Tito ile Avrupa'nın 12 şehrinde konser vermiştir.

    Albümleri

    Gurbeti Ben mi Yarattım? (1981)
    Direniş (1983)
    İnsan Olmaya Geldim (1983)
    Muhabbet 1-5 (1983 - 1989)
    Halay (1988)
    Duygular Dönüştü Söze (1989)
    Türküler Yalan Söylemez (1990)
    Biz insanlar - Kerbela (1990)
    Resital 1 (Musa Eroğlu ile birlikte) (1990)
    Ben Çaldım Siz Söyleyin (1991)
    Halaylar ve Oyun Havası (1992)
    Umut (1995)
    Seher Yıldızı (Belkıs Akkale ile birlikte) (1996)
    Concerto for Bağlama (1998)
    Golden Bağlama (1999)
    Dost Yarası (2002)
    Davullar Çalınırken (2005).
     
  6. Suskun

    Suskun V.I.P V.I.P

    Katılım:
    16 Mart 2009
    Mesajlar:
    23.242
    Beğenileri:
    276
    Ödül Puanları:
    6.230
    Yer:
    Türkiye
    Banka:
    2.052 ÇTL
    [DM]x5cfg1_neyet-ertay-yalan-dunya_music[/DM]

    [​IMG]
    Neşet Ertaş

    Neşet Ertaş,son yüzyılın en önemli Türk ozanlarından biri olup abdal geleneğinin en büyük temsilcisidir. (d. 1938) Kırşehir'in Çiçekdağı ilçesine bağlı Kırtıllar köyünde doğmuştur.Yağmurlubüyükoba, Kırşehir köyündendir Babası saz ustası Muharrem Ertaş annesi Döne hanımdır. Ertaş, ilkokul gittiği yıllarda önce keman, sonra da bağlama çalmayı öğrendi. Babası Muharrem Ertaş ile birlikte yörenin düğünlerinde sazı ile çalıp sesi ile türküler söylemeye başladı. Ertaş, etkilendiği tek kişinin babası Muharrem Ertaş olduğunu söyler. Kendi ifadesi ile bunu şu şekilde ifade eder; "Babamla ben aynı ruhun insanlarıyız.".

    Neşet Ertaş, 1950'li yılların sonunda İstanbul'a gelerek ilk plağını "Neden Garip Garip Ötersin Bülbül" adı ile babası Muharrem Ertaş'a ait bir türküyle çıkardı. Halk tarafından çok beğenilen bu plağı ardından diğer plak, kaset ve halk konserleri takip eder. Daha sonra Neşet Ertaş Ankara'ya yerleşir. Burada yaşadığı sağlık sorunları nedeniyle kardeşinin daveti üzerine Almanya'ya gider. Çocuklarının eğitimi ve sanatsal çalışmalarından dolayı uzun bir süre Almanya'da kalan sanatçı, 2000 yılında İstanbul'da verdiği konserle sahne hayatına geri döndü.

    Demirel zamanında kendisine sunulan 'devlet sanatçılığı' ünvanını; "o dönem Süleyman Demirel cumhurbaşkanıydı. devlet sanatçılığı bana teklif edildi. ben, 'hepimiz bu devletin sanatçısıyız, ayrıca bir devlet sanatçısı sıfatı bana ayrımcılık geliyor' diyerek teklifi kabul etmedim. ben halkın sanatçısı olarak kalırsam benim için en büyük mutluluk bu. şimdiye kadar devletten bir kuruş almadım, bir tek TBMM tarafından üstün hizmet ödülünü kabul ettim. onu da bu kültüre hizmet eden ecdatlarımız adına aldım." diyerek devlet geri çevirmiştir.Fakat halk büyük destek vermiş ve Neşet Ertaş adeta yaşayan bir efsane olmuştur.Unesco tarafından yaşayan insan hazinesi kabul edilen Ertaş, 25 Nisan 2011 tarihinde İTÜ Devlet konservatuarı tarafından fahri doktora ödülüne layık görülmüştür.

    Albümleri


    1988 – Gönül Ne Gezersin Seyran Yerinde
    1988 – Kendim Ettim Kendim Buldum
    1988 – Kibar Kız
    1989 – Hapishanelere Güneş Doğmuyor
    1989 – Sazlı Sözlü Oyun Havaları
    1990 – Gel Gayri Gel
    1992 – Türküler Yolcu
    1992 – Gitme Leylam
    1993 – Kova Kova İndirdiler Yazıya
    1995 – Seçmeler 2
    1995 – Seçmeler 3
    1995 – Seher Vakti
    1995 – Altın Ezgiler 3
    1996 - Polis Lojmanları
    1997 – Benim Yurdum
    1998 – Gönül Yarası
    1999 – Zülüf Dökülmüş Yüze
    1999 – Gönül Dağı
    1999 – Muhur Gözlüm
    1999 – Zahidem
    1999 - Neredesin Sen
    1999 - Gönül Dağı Yağmur Dağı
     
  7. Suskun

    Suskun V.I.P V.I.P

    Katılım:
    16 Mart 2009
    Mesajlar:
    23.242
    Beğenileri:
    276
    Ödül Puanları:
    6.230
    Yer:
    Türkiye
    Banka:
    2.052 ÇTL
    [DM]x68htx_nida-tufekcy-dersini-almyy-da-ediyo_music[/DM]

    [​IMG]

    [​IMG]
    Neriman ve Nida Tüfekçi

    Mehmet Nida Tüfekçi, (d. 1 Mart 1929, Akdağmadeni, Yozgat – ö. 18 Eylül 1993, İstanbul). Türk Halk Müziği sanatçısı. Uzun yıllar TRT'de çalıştıktan sonra Devlet Konservatuvarında öğretim üyeliği yapmıştır. Eşi Neriman Altındağ Tüfekçi ile birlikte hocası Muzaffer Sarısözen'in izinden gitmiş ve Türk Halk Müziği konusunda Türkiye'nin en önemli isimlerinden birisi olmuştur.

    Daha ilkokula başlamadan babasından bağlama çalmayı öğrenen Tüfekçi ilk ve orta öğrenimini Yozgat Akdağmadeni ve Boğazlıyan'da tamamladıktan sonra 1950 yılında Ankara Maliye Okulu'nu bitirdi. Üç yıl maliyeci olarak çalıştıktan sonra kendisini "Halk Müziği davası"na adadı.

    TRT dönemi

    Maliye Okulu'nda okurken tanıştığı Muzaffer Sarısözen'in sayesinde 1947'den beri konuk ses ve saz sanatçısı olarak programlarına katıldığı TRT Ankara Radyosu'nun 1953 yılında açtığı sınavı kazanarak "Yurttan Sesler" korosunda çalışmaya başladı. Ankara'da iken Yenimahalle Musiki Cemiyeti'nde halk müziği dersleri de vermiştir.

    1959 yılında Ankara Radyosu'ndan İstanbul Radyosu'na tayin oldu. İstanbul Radyosu'nda çalışırken, "Tünel Musiki Kültür Derneği", "Cağaloğlu-Aksaray Musiki Cemiyeti" ve "İstanbul Yüksek Öğrenim Talebe Federasyonu" gibi değişik derneklerde halk müziği üzerine dersler verdi. 1962 yılında eşi Neriman Altındağ Tüfekçi ile birlikte "Yurttan Sesler Kadınlar Topluluğu"nu kurdu. 1964'te İstanbul Radyosu THM'den sorumlu Türk Müziği şube müdür yardımcısı, 1972'de TRT müzik dairesi başkanlığı THM merkez müdürü, 1974'te de vekâleten TRT müzik dairesi başkanlığına atandı. Aynı zamanda 1971 - 1976 yılları arasında TRT Erzurum Radyosu'nda da çeşitli görevlerde bulundu.

    1976 yılında TRT'den istifa etti. Nida Tüfekçi, TRT'de bulunduğu süre içinde yaklaşık 1000 kadar türkü derlemiş ve notalarını yazarak Türk Halk Müziği arşivlerine katmıştır. 1963 yılında eşi ile birlikte "Memleket Türküleri" isimli bir kitap yayımlamıştır.

    Konservatuvar dönemi

    TRT'den istifa ettikten sonra 1976 yılında kuruluş çalışmalarına katıldığı İstanbul Teknik Üniversitesi Türk Müziği Devlet Konservatuvarı’nın kurucu üyesi olarak yönetim kurulu üyeliğine ve başkan yardımcılığına getirildi.

    Halk müziği konusunda yaptığı araştırmalar, yazdığı yazılar ve katkıda bulunduğu ansiklopediler nedeniyle "Folklor Araştırma Kurumu" tarafından 1985 yılında "İhsan Hınçer Türk Folkloruna Hizmet Ödülü"nü aldı. 1991'de Kültür Bakanlığı tarafından "Devlet Sanatçısı" unvanı verildi. 1993 yılında İstanbul'da öldü.
     
  8. Suskun

    Suskun V.I.P V.I.P

    Katılım:
    16 Mart 2009
    Mesajlar:
    23.242
    Beğenileri:
    276
    Ödül Puanları:
    6.230
    Yer:
    Türkiye
    Banka:
    2.052 ÇTL
    [DM]xehk5b_haci-tasan-erciyesten-duman-kalkti_music[/DM]

    [​IMG]

    "Türkü Yozgat´da doğar, Kırşehir´de oyun havası olur, Keskin´de elenir."


    Keskin´deki folklorik oluşum ve Keskin türkülerinin anonimleşme sürecindeki farklı ve ağırlıklı yerini vurgulayan bu söz, bir bakıma birbiriyle komşu bu üç yörenin karekteristik özelliklerine de işaret eder. Gerçekten de merhum Nida Tüfekçi ile en güçlü temsilcisine kavuşan "Sürmeliler" diyarı Yozgat´ın kültürel kaynak zenginliğine, Neşet Ertaş´la en rafine yorumcusuna kavuşan Kırşehir türkülerinin canlı ve dinamik yapısına biraz yakından baktığımızda, Keskin türkülerindeki durulmuş lirizmi hemen farkederiz

    İcra tavır ve üslubu yönünden Yozgat türkülerine, müzikal yapı ve form itibariyle Kırşehir türkülerine yakın duran Keskin havalarının, her iki yöre türkülerinin elekten geçirilerek adeta yeni bir senteze tabi tutulduğu ağırbaşlı, klasik ezgiler olduğunu söylemek mümkün.

    İşte Hacı Taşan bu seçkin türküleri, halayları çalıp okuyan bir sanatçı olarak Keskin folklor musikisinde büyük ağırlığa sahip hemen hemen tek sanatçıdır. Tabii Keskin havaları üzerine yapılacak tüm estetik ve yapısal açıklamalar,bir anlamda Hacı Taşan´ın sanatını tahlil anlamına da gelecektir. Çünkü Keskin türküleri onunla gelmiş geçmiş en usta yorumcusuna kavuştuğu gibi, Hacı Taşan´ın ismi, sanatçı yeteneklerini sonunda kadar kullandığı o güzelim Keskin türküleriyle adeta özdeşleşmiştir.

    Evet "Keskinli mahalli sanatçı Hacı Taşan"ı ülke genelinde tanınan bir sanatçı yapan kültürel ve müzikal ortama şimdi biraz yakından bakalım.

    Hecelobası´nı engin mi sandın?
    Halk arasında Hacelobası olarak söylenen ve asıl adı "Hacıali Obası" olan bu güzelim türkünün derlendiği köy, aynı zamanda Hacı Taşan´ın da köyü... Keskin´e bağlı bu köyde 1930´da doğan Taşan, aslen Kırtıllar köyünden. Kırtıllar o yıllarda "abdal" aşiretinin en yoğun olarak yaşadığı köylerden biri. Büyük bozlak ustası Muharrem Ertaş da buralı ve Neşet Ertaş´ın da doğum yeri Kırtıllar. Bu yoksul köyün toprakları hiçbir zaman insanlarını varlıklı kılmaz, fakat dünyanın en zengin nağmelerini içeren, en içli, en yanık türkülere can verir. Bozkırın ortasındaki bu fukara köy, Anadolu halk müzikleri içerisinde en orjinal renk ve anlatıma sahip bir tür "Anadolu blues"u olarak nitelendirilebilecek bir müziğe, abdal/aşiret müziğine kaynaklık eder.

    Bugün artık terkedilmiş metruk bir köy görünümündeki Kırtıllar´ı, başta ekmek parası derdi olmak üzere, çeşitli sebeplerle zaman içinde herkes terk eder. Hacı Taşan´ın babası Abdullah Çavuş´da o yıllarda Hacelobası´ndan evlendiği için oraya göçer. Bağlamayı çok seven bir ana ile, yörenin ünlü davulcularından olan Abdullah Çavuş´un dört çocuğundan biri olan Hacı Taşan, oniki yaşlarında başlar saz çalmaya. Babası, o zamanlar yörenin en namlı ustalarından olan Yusuf Usta´ya iyi bir saz yaptırır ve tutar elinden küçük Hacı´nın, o günlerde Seyfeli(daha sonra Barak) köyünde oturan üstad Muharrem Ertaş´a çırak verir. Ve böylece Hacı Taşan, bu müziğin tek ve en etkili eğitim/öğretim şekli olan bir ustanın yanında çıraklığa başlar.

    Muharrem Ertaş´ın çırağı
    Muharrem Ertaş, Hacı Taşan´ı yanına alarak bugün hala bu müziğin hem öğrenildiği hem de en çok icra edildiği mekanlar olan düğünlere götürür. "Düğün çalgıcılığı" onlar için çoğu zaman tek ve en önemli meslektir. Yeri gelmişken önemli bir konuyu bir cümleye vurgulamakta yarar var: Çoğu zaman bu düğünlerdeki aşırı içki ve sefahat ortamı bu insanların ruhen ve bedenen hızla yıpranmalarına ve dolayısıyla genç yaşlarda ölüme sebep olmakta. Merhum Hacı Taşan 1983´te vefat ettiğinde 53 yaşında idi. Bu geleneğin bir başka usta sanatçısı merhum Çekiç Ali 39 yaşında vefat etti. Bunun özellikle "ustalar" arasında adeta bir kader gibi benimsendiğini tesbit ettiğimizi belirtelim. (Abdal aşireti ve bozlaklar konusunda daha geniş için Kalan Müzik´in "Arşiv Serisi"nde yayınlanan "Kalktı göç eyledi"adlı Muharrem Ertaş albümünün kitapçığına bakılabilir.)

    1970 ´lerden sonra önce radyo ve plak, daha sonra da televizyon ve kaset gibi kitle iletişim araçlarını kullanarak daha geniş bir pazara seslenme imkanına kavuşan yöre sanatçıları, yine de düğünlerde çalmayı hiçbir zaman bırakmamışlardır. Bu, şüphesiz aynı zamanda arz -talep konusu.

    Ve böylece zaman içinde kendiliğinden oluşan o çok büyük mahalli şöhretin dar kalıplarını kırarak geniş kitlelere ulaşan, hatta tüm Türkiye´ye seslenen, o yöreye mensup ilk mahalli sanatçı merhum Hacı Taşan olmuştur. Bunun hikayesini kendisinden dinleyelim: "Askerliğimi 1950´de İstanbul Maçka´da yaptım. Askere gitmeden önce çalıp söylemede bir hayli ustalaşmıştım. O sıralar rahmetli Muzaffer Sarısözen yurdun her tarafını gezip türkü derliyordu. Bir gün çıkıp Keskin´e geldi. Bizi Halkevi binasında topladı, o günlerde yayınladığı Folklor Saati´nde yer vermek üzere seçme yapacağını söyledi. Keskin´de bir hafta kalarak birçok mahalli sanatçıdan derlemeler yaptı. Daha sonra seslerimizi radyoda yayınladı. Radyo ile ilişkim ilk böyle başladı. Sarısözen bizi daha sonra zaman zaman Ankara´ya radyoya davet ederek çalıp söyletti. Sarısözen´den sonra Nida Tüfekçi, Mustaf Geceyatmaz ve Ali Can´larla tanıştım ve radyoda programlar yaptım."

    Neşet Ertaş´ın elinde sazı ile "radyoevine çıkmak" için ilk defa Ankara´ya gelişi de bu olaydan sonradır: "Baktım bir gün radyoda Hacı emmim türkü söylüyor. Babam Muharrem ustadan bellediği bir bozlak bu: ´Aman aşağıdan Yusuf Paşam gelirken gelirken / Düşmanına karşı koyan merd olur...´ öyle bir heyecanlandım ki, yerimde duramadım. ´Ben de gidip radyoya çıkacağım´ dedim. ´Madem Hacı emmimin söyledikleri radyoda çalınacak kadar kıymetli, o zaman benim okuyacaklarımı da yayınlarlar´ diyerek elimde saz, Ankara´ya, Sarısözen´in yanına geldim..."tabii Neşet Ertaş daha sonra, Hacı Taşan´la birlikte, radyoda en sık program yapan mahalli sanatçılardan biridir artık.

    Eserleri:
    Hacı Taşan´ın repertuar itibarıyla yöresinin dışına pek çıkmadığını görüyoruz. Başta Keskin olmak üzere, Yozgat, Kırıkkale, Kırşehir, Kaman ve Şereflikoçhisar gibi yerlerde dolaşmış, buraların bozlak ve halay havalarını, türkülerini kendine has bir üslupla çalıp söylemiştir.

    Son yıllarında, Pir Sultan Abdal, Deli Boran, Seyit Süleyman, Derviş Ali ve Dertli gibi halk şairlerinin şiirlerini çeşitli formlarda ezgilendiğini görüyoruz. Gerek sözleri bu ünlü halk şairlerinin şiirlerine ait eserler, gerekse anonim karakterdeki diğer eserlerine baktığımız zaman Hacı Taşan´ın repertuarını form ve içerik yönünden üç ana grupta toplamak mümkün:

    1.Türküler/Samahlar
    2.Halaylar/Oyun havaları
    3.Bozlaklar/Ağıtlar

    Birinci kategoriye giren pek çok türkünün yanında, Keskin Samahı olarak da anılan "Döndün mü benden yüzü dönesi" sözleriyle başlayan eser, Hacı Taşan´ın repertuarında bir istisna teşkil etmekte. İkinci grupta değerlendirilebilecek eserlerin en bilinenleri şüphesiz "Arzu Kamber halayı" ile "Bugün ayın ışığı" adlı halay türküleridir. Başta hocası Muharrem Ertaş´tan öğrendikleri olmak üzere, Hacı Taşan´ın repertuarının bozlak yönünden hayli zengin olduğu söylenebilir. "Ankara´da yedim taze meyvayı" sözleriyle başlayan Keskin´li Sefer´in ağıtı başta olmak üzere "Akşamdan mı geçtin", "Erciyes´ten duman kalktı" ve "Giyindim kuşandım gittim düğüne" benzeri ağıt türünde de hayli eser olduğu söyenebilir. Bunlardan sözleri kendisine ait olan var mıdır, tam olarak bilemiyoruz ancak ünlü "Açtım perdeyi de turnamı gördüm" bozlağı için kendisi şöyle bir hatırasını naklediyor:

    "Necati adında çok sevdiğim bir dostum vardı. Kırıkkale´de hapse düştü. Ziyaretine gider gelirdim. Bir gidişimde ´Hacı, içerde dolaşırken pencereden baktım ki bir turna kafilesi gidiyor, duygulandım, bir dörtlük yazdım. Şunun sonunu da sen getir´ dedi. Bunun üzerine oturup şiiri tamamladım ve sazımla da çalıp okumaya başladım".

    Tavır ve üslubu:
    Merhum Hacı Taşan´ın, bir Muharrem Ertaş gibi tiz perdelerde de aynı gücü ve parlaklığı koruyan tiz bir sesi olmamasına rağmen, kendi rengi ve sınırları içinde güçlü bir sese sahip olduğunu söylemek gerekir. Önemli olan daha ziyade bu sesi kullanma tavır ve şeklinden doğan üsluptur ki, bu konuda ismi, "üslup sahibi mahalli sanatçılar" ın başında anılsa yeridir. Gür ve dolu bir ses, sesi bazen öne, bazen geriye atan bir ağız ve nefes kullanımı, özellikle tizlerde başarıyla uyguladığı kafa sesi, bazen sert, bazen yumuşak trillerden oluşan gırtlak nağmeleri ve doğal vibrasyonlarla zenginleşen renkli bir okuyuş tarzı... Ve hemen hemen bütün bu tekniklerin ya da benzerlerinin bağlamaya adaptasyonu ile ortaya çıkan lirik ve canlı bir bağlama çalma üslubu...

    Orta Anadolu müzik geleneğinde kendine has bir çizginin temsilcisi olan Hacı Taşan´ın sanatı ile ilgili elbette çok şey söylenebilir. Kendisiyle beraber Çekiç Ali ve Neşet Ertaş gibi sanatçıların da ustası olan Muharrem Ertaş´ın Hacı Taşan üzerindeki bariz etkisini belirtmek gerekir. Fakat Hacı Taşan´ın hiç bir zaman taklide düşmediğini, kendi tavır ve üslubunu kısa zamanda bulduğunu ve kendi ustalığını konuşturduğunu biliyoruz.

    Hacı Taşan´ın bu "nevi şahsına münhasır" sanatçı kişiliği üzerinde Keskinli olmasının ağırlıklı yönünü vurgulamak gerekir. Çünkü Keskin Orta Anadolu´nunen zengin halay bölgelerinden biri olduğu kadar, bu halayların eşlik sazı olan davul zurnanın da en iyi icra edildiği yörelerden biridir. Hacı Taşan´ın saz çalma ve türkü söyleme üslubunda bariz bir davul zurna tesiri vardır. Öte yandan Keskin, yazının başında vurguladığımız coğrafi konumu bu konumdan kaynaklanan kültürel zenginliğini müzikal zenginliğe dönüştürebilecek bir sanat potansiyeline her zaman sahip olmuştur. Yöredeki Alevi-Bektaşi kültür birikimini de kendi kültürel potasında eriterek başarılı sentezlerin ortaya konulduğu Keskin musıki folkloru, Hacı Taşan´la en güçlü yorumcularından birine kavuşmuştur.

    Ailesi:
    Aslen Yozgat/ Yerköy´ün "teflek" abdallarından olan karısı Naile Taşan, en küçük oğlu Sondur Taşan´la birlikte, Akdere´de, metruk bir gecekonduda kendi tabiri ile "çile doldurmaya devam ediyor". Fethi, Seyfettin, ve Sondur adında üç erkek, Bahalı, Nazlı, Güler, Sevda ve Sevdur adlı beş kızı olan Taşan ailesinin erkek evlatları, atalarından, dedelerinden görüp öğrendikleri şekilde düğünlerde çalarak ekmek paralarını kazanmaya çalışıyorlar. Taşan soyadı ile bugün Keskin´de aktif sanat hayatını sürdürenlerden Kudret Taşan ve kardeşleri ise Hacı Taşan´ın yeğenleri...

    Repertuarındaki bozlaklar arasında göçebe Türkmen aşiretlerinden biri olan Cerit aşiretinin göç ve iskan meseleleri ile ilgili bozlaklar da bulunan Taşan´ın Cerit Türkmenlerinden olma ihtimali hayli kuvvetli. Öte yandan bizzat karısının ifadesine göre, kendisi Ceritlerden olduğunu söylermiş. Cerit aşiretiyle ilgili kaynaklardaki mevcut bilgi de Taşan´ın Cerit olma ihtimalini güçlendiriyor:

    "Bozulus´un Orta Anadolu´ya gelmesinden sonra ikiye ayrılarak bir kısmının Yeni İl Türkmenlerinin içine karıştığı tesbit olunan Ceritlerin diğer bir bölümü ise Keskin havalisindeki Bozulus içinde yer almakta idi.(...) Hükümetin Keskin havalisindeki Bozulus Türkmenlerini Rakka bölgesine yapılan iskana tabi tutmasının yanında, Beliç nehri boylarına yerleştirilen Cerit aşireti bir müddet sonra yavaş yavaş iskan mahallini terk ederek Çiçekdağı, Kırşehir ve Bozok(Yozgat)tarafına dağıldılar. Geride kalanlar ise ´giden evlerimiz gelmedi´ diyerek üçer beşer kaçıp onlara katıldı. "Sözlerinin Dadaloğlu´na ait olduğu sanılan Hacı Taşan´ın söylediği pek çok bozlaktan biri olan şu bozlak özellikle bunu anlatır:

    Cerit Irakka´dan sökün edince
    Açılsın Urum´un yolu Cerid´in
    Silsüpür oğlu Fettah beyim ölünce
    Kırıldı kanadı kolu Cerid´in

    Tanpınar ve "Billur Piyale"
    Hacı Taşan´ın çalıp okuduğu türküler arasında, farklı kaynaklardan geldiği ve bir başka kültürel zenginliğe dayandığı belli olan öyle türküler var ki, bunlardan biri de elinizdeki albümde de yer alan "Billur Piyale" adlı eserdir. Folklor ve türküler üzerine henüz aşılamamış titiz ve dikkatli yorumlar, bakış açıları getiren ünlü kültür ve edebiyat adamı Tanpınar, bu türkünün Erzurum´da karşılaştığı varyantı ile ilgili, "Beş şehir" adlı eserinde ilginç yorumlarda bulunur: "Bin türlü acemiliği, saflığı, içinde bu küçük parça baştan aşağı incelik, zevk, lezzettir. Gerçekten billur bir kadeh...Belki büyük bin geleneğin son tezgahında yapıldığı için küçük bir çatlaklığı, tadını artıran bir donukluğu var... Fakat mesela Behzad´ın elinden çıkmış bir minyatür kopyası gibi bütün bir tarz, bütün bir edadır. Asıl güzel tarafı bu küçük billurdan bütün zevki, hayatı, düşünceyi, zaman telakkisini fışkırtan bestedir. Esnaf sıra gezmelerinde söylendiği tahmin edilen bu türküye Orta Anadolu´da da rastlanıyor.(...) "Billur Piyale" bizi "mahalle klasik" adını verebileceğimiz orta sınıf musikisine götürür.. "Tanpınar´ın işaret ettiği Orta Anadolu varyantının, bizzat Hacı Taşan´ın çalıp okuduğu eser olma ihtimali oldukça yüksek. Çünkü bu türkünün derlendiği kaynak kişi de Hacı Taşan´ın kendisidir.

    Kalan Müzik´in "Arşiv Serisi"nden daha önce yayınlanan Muharrem Ertaş albümü ve bundan sonra yayınlanması planlanan Çekiç Ali albümü ile, Türk halk müziği coğrafyası içerisinde her yönüyle farklı ve güçlü bir çizgiyi temsil eden Orta Anadolu abdal/aşiret müziğinin en özgün ve rafine örnekleri yayınlanmış oluyor. Müzikoloji tarihi açısından olduğu kadar Anadolu halk müziği tarihi ve genel musıki kültürümüz açısından da büyük önem arz eden bu "üç bozlak ustası" ile ilgili çalışmayı büyük bir zevk ve heyecanla yaptığımı belirtmek istiyorum. Benimle aynı heyecanı paylaşan Kalan Müzik sahibi ve yapımcı sevgili Hasan Saltık´a, müziğimiz ve kültürümüz adına teşekkür borcumuz vardır.

    9 Mart 1983 tarihinde, geçirdiği üçüncü kalp krizinde 53 yaşında kaybettiğimiz Hacı Taşan´ı bir kez daha rahmetle anarken, aynı zamanda karısıyla teyze çocuğu olan üstad Neşet Ertaş´ın Hacı Taşan´a söylediği ağıtın içli sözleri ile noktalamak istiyorum:

    Bütün ahbaplar ansın adını
    Anlayan alırdı onun tadını
    Emmisi, dayısı, garip kadını
    Döşeyin evleri Hacı geliyor
    Bir garip ölümü acı geliyor

    Hizmet için nice dağlar aşanı
    Keskin´li bilirler Hacı Taşan´ı
    Bunca hizmetleri hani, boşa mı
    Açılsın meydanlar Taşan geliyor
    İnsan hizmetine koşan geliyor

    Var mıdır insandan daha üstünü
    Bir bilirdi düşmanını dostunu
    Diksinler Keskin´e onun büstünü
    Açılsın meydanlar Hacı geliyor
    Bir garip ölümü acı geliyor

    Anam Keskinlidir, babam Kırşehir
    Gönülden geldi de eyledim kahır
    Saygım var insana evveli ahir
    Açılsın meydanlar taşan geliyor
    İnsan hizmetine koşan geliyor

    Bayram Bilge Tokel
     
  9. Suskun

    Suskun V.I.P V.I.P

    Katılım:
    16 Mart 2009
    Mesajlar:
    23.242
    Beğenileri:
    276
    Ödül Puanları:
    6.230
    Yer:
    Türkiye
    Banka:
    2.052 ÇTL
    [DM]x96r0d_muharrem-ertay-avyar-bozlayy_music[/DM]
    [​IMG]
    Muharrem Ertaş (d. 1913, Yağmurlubüyükoba, Kırşehir - ö. 3 Aralık 1984), Türk saz ve söz ustası. Bozlak türünün en önemli isimlerinden.
    [​IMG]
    Kırşehir' in Yağmurlubüyükoba köyündendir.İlk saz hocaları dayıları Bulduk Usta ve Yusuf Usta olmuş. Henüz küçük bir çocukken köylerde sünnet ve düğün törenlerinde, bayramlarda saz çalarak dolaşmaya başladı. Orta Anadolu geleneksel halk müziğinden geniş bir repertuvarı vardı. Bozlakların yanı sıra halay türünün de örneklerini çalıp söyledi; Karacaoğlan, Şeyh Galip, Pir Sultan Abdal, Dadaloğlu'nun deyişlerini seslendirdi. Bazen de usandım şu yalan dünyadan aydos çığırmasında olduğu gibi dinsel içerikli türkülerde söylemiştir. Sesi Japonya' da incelemeye alınmış ve hatasız olduğu ve böyle bir sesin dünyada olmadığı ortaya çıkarılmıştır.(?) Oğlu Neşet Ertaş, babasından aldığı eğitimle bozlak türünde çalışmayı sürdürmektedir.
    [​IMG]
    Oğlu Neşet Ertaş

    Albümleri


    Kalktı Göç Eyledi Avşar Elleri

    Kalktı Göç Eyledi Avşar Elleri
    Ela Gözlerini Sevdiğim Dilber
    Gönül Ne Gezersin
    Ağ Ellerin Sala Sala Gelen Yar
    Mezar Arasında
    Yağmur Yağdı Yine Bulandı Hava
    Giderim Giderim
    Kova Kova İndirdiler Yazıya
    Ağ Odana Kara Taban Yatırdım
    Bana Gül Diyorlar
    Eğil Dağlar
    Şu Yalan Dünyadan Usandım
    Aldı Dert Beni
    Biter Kırşehir'in Gülleri


    Başımda Altın Tacım

    Yeni Geldim Dinek Dağı
    Başımda Altın Tacım
    Deniz Dalgasız Olmaz
    Kırat Bozlağı
    Kısmet Kalktı
    Şu Dağlar Ulu Dağlar
    Tor Şahin Misali
    Bülbül
    Asağıdan Kalktı
    Yâ Rab Kime Yalvarayım
    Bâd-ı Sabâ
    Karanfil Suyu Neyler
    Neyleyim Yalan Dünya
    Evlerinin Önü Marul
     
  10. Suskun

    Suskun V.I.P V.I.P

    Katılım:
    16 Mart 2009
    Mesajlar:
    23.242
    Beğenileri:
    276
    Ödül Puanları:
    6.230
    Yer:
    Türkiye
    Banka:
    2.052 ÇTL
    [DM]xbpjcr_mehmet-erenler-denizin-dibinde-hatc_music[/DM]
    Mehmet Erenler
    (d. 26 Ocak 1946 Ankara)
    Türk bağlama sanatçısıdır.​


    8 yaşında kendi kendine bağlama öğrenmeye başladı ve yaklaşık 13 yaşında sahneye çıktı. Aynı dönemde Muzaffer Sarısözen’in davetlisi olarak "Yurttan Sesler" programına katıldı. 1960’lı yılların başında çeşitli gazinolarda çalarak kendini geliştirdi. 1966’da TRT’nin açtığı sınavı kazanarak Ankara Radyosu'nda göreve başladı. Sonraki yıllarda İstanbul Devlet Konservatuarı'nda öğretim üyesi olarak çalıştı.
    [​IMG]
    1980’den sonra atandığı İstanbul Radyosu'nda bağlama sanatçısı ve koro şefliği görevlerini yerine getiren Mehmet Erenler, Türkiye ve Türkiye dışında birçok konser, seminer ve toplantıya katıldı.

    İcracılığı

    Çalış üslubu ve icra yetkinliği açısından benzersiz bir tavra sahip olan Mehmet Erenler, tüm Anadolu Halk Müziği'nin bütün yöresel tavırlarını bilen, otantik çalış biçimine sadık kalan fakat bu çerçeve içinde kendi kişisel anlatımını yaratmış olan nadir bağlama sanatçılarından birisidir.

    Özelikle 'açış' adı verilen serbest ölçülü doğaçlama çalış geleneğinin gerektirdiği teknik hakimiyet, duyarlılık, yaratıcılık ve birikim gibi vasıflarının üst düzeyde olması ve dinleyici üzerinde yarattığı etki ile tanınmıştır.

    Perde baskılarındaki yumuşaklığı, kendine has geçkileri ve motifleri, süslemeleri yerli yerinde ve dengeli bir dağılımla yapması, alışılagelen çalış tekniğinin çok ötesinde kendine has bir teknikle çalgı üstünde benzersiz bir hakimiyet sergilemesiyle bağlamada bir ekol olarak gösterilir.

    İcracılığı yanında derlemeci ve koro şefliği ile de tanınan Mehmet Erenler'in derlediği türkülerden bazıları: Denizin Dibinde Haccem (Burdur), Değmem Benim Gamlı Yaslı Gönlüme (Tokat)
     

Sayfayı Paylaş