1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Türk Kadınlarına / Zeynep Yalçın

Konusu 'Kadın' forumundadır ve Papatya tarafından 6 Ocak 2013 başlatılmıştır.

  1. Papatya
    Meşgul

    Papatya Sözlerimi Geri Alamam.* Süper Moderatör

    Katılım:
    6 Ağustos 2012
    Mesajlar:
    16.306
    Beğenileri:
    5.863
    Ödül Puanları:
    10.980
    Yer:
    Seattle.
    Banka:
    5.549 ÇTL


    İstem dışı da olsa senede bir gün hatırlanıyor kadınlar dünya kadınlar günü hatırına. Peki ya o günde dahi hatırlanmayan zaten hatırlanmayı da beklemeyen kadınlarımız…

    Millet olarak her şeye ayak uydurdukta, bir kadına olan tutumumuzu değiştiremedik yıllarca. Kadın ne yapmak isterse barikat kurduk hayallerinin önüne. Bir yenisini inşa etmek isterken umutlarının, sert lafız darbeleriyle yerle bir ettik sahip olduğu düşüncelerini. Tüm zenginliğini almak istedik ellerinden. Hayalleriyle genişletmek istediği ufkuna at gözlüğü takmanın mutluluğuyla daha bir erkek oldu erkeklerimiz. Bir de bu manevi baskının üstüne, fiziki darbeleri ekledik isteye, dileye hiç de vicdan azabı hissetmeden. Kadın onu yapmaz bunu yapmaz, evine bakar, sadık olur fedakâr olur derken unuttu erkekler kadınlarında bir çocuksu yanının olduğunu. Tamamen göz ardı ettiler bir zamanlar onlarında çocuk olduğunu. Akan gözyaşlarına her zaman bir yenisini eklediler nispet yaparcasına ve bunları yaparken de unuttular nasıl davranılacağını evini kutsal yapan o narin yaratılan'a...

    Oysa Asr-ı Saadeti düşünmediler hiç bir zaman. Keşke o zamanın güneşi vursaydı da evimizin çatılarına, vicdan ve merhamet akıtsaydı bireylerimizin can damarlarına. Gölgesi dahi düşseydi camımıza, aydınlatırdı elbet bir odamızı da rehber olurdu yaşantılarımıza. Oysa biz sanki evlilik kurallarını ezbere biliyormuşuz gibi rol yaptık senelerdir. Erkeklerimiz ise bu katmerleşmiş davranışlara kendilerinden de bir şeyler katarak drama çevirdi kadınlarımızın hayatlarını ve bir türk filminin en acıklı sahnesinde dökülen gözyaşlarına inat, izleyenin bunun bir film olup içini rahatlatması gibi avuttu kendini analarımız. Kendi sahnelerinde ise perde hiç kapanmak bilmediği gibi yaşadıkları hiçbir sahne bir film kadar hafif yaralar bırakmadı yüreklerinde. 'Sen annesin, anneler fedakâr olur' sloganıyla taşıyamayacağından ağır vicdan hesaplaşmaları yüklediler zaten her an beyin fırtınası koparan bedenlerine. Daha kendisi çocukken kucağına aldığı bebesine anne şefkati göstermek zorundayken, aslında lohusa psikolojisiyle kendisinin şefkate muhtaç olduğunu itiraf edemediler annelerine bile. Saçlarına aklar düşüren sorumluluklar ve göğüs gerilmesi şart olan zorluklar birer de kara leke açtı yüreklerine. 'Ben anneyim.... Ben anneyim....' ile kendi kendine yapılan baskılarda sırtında zaten var olan köteğe bir yenisini eklemekten hiç ama hiç utanmadı. Ve ne zaman sığınmak istese korkularından tam da korkunun kaynağına, cılız gölgesi düştü yatak odasının dilsiz duvarlarına…

    Ne bir çocuk olabildi anneler, ne de şefkate muhtaç bir yoldaş. Daha küçücük bir kız çocuğuyken kadın damgası vuruldu alınlarına bir kere. Konuşup ahvalini anlatmaksa şöyle dursun, ağzını açtığında ya aşağılandı ya da ağzına vurulan tokatla hırpalandı. Fikir beyan etmeye de mutlu olmaya da hakkı olmadı çoğu zaman özgür bırakılarak. Ellerine kelepçeler takıldı kimse tarafından görülmeyen ve anahtarı kocalarının gözlerine kilitlenen. Ve görmezden geldi kadını bu kilitli gözler, yokmuş gibi görülmek de sildi kadınımızı özgüveninden.

    Ninelerimiz söyler de hep şaka gelir insana küçükken: 'Kızım kocanın adı gonca olurdu eğer kendisi iyi bir şey olsaydı' diye şaka konusu yaptılar çileli yaşantılarını. Bu sözü duyan kızlar ise hep birer gonca çıkacak diye beklediler karşılarına, telli duvaklı gelin olana kadar. Ama bu çiçek gözüyle görülüp demet demet kollara alınan erkeklerin çoğu sanki bu güzel ismi lekelemek istercesine sildiler çiçek isimlerinden kendilerini gün be gün. Yakıştıramadılar kendilerine demet demet armağan olmayı kadınlarına ve soldurdular ellerine muhtaç olduklarını....

    Kadınlarımızın çoğunun manevi ve fiziki şiddete maruz kaldığı ülkemizde nasıl yaşanır ki Dünya Kadınlar Günü... Ne diyelim Allah her çiçek kadar narin kadınımıza, kendisi gibi solmayan birer Gonca nasip etsin İnşallah.....

    Zeynep Yalçın

     

Sayfayı Paylaş