1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Türk Korsan Gemileri’nin, Akdeniz ve Atlantik’teki Faaliyetleri

Konusu 'Osmanlı Tarihi' forumundadır ve wien06 tarafından 10 Ocak 2010 başlatılmıştır.

  1. wien06

    wien06 V.I.P V.I.P

    Katılım:
    30 Ağustos 2007
    Mesajlar:
    6.117
    Beğenileri:
    148
    Ödül Puanları:
    4.480
    Meslek:
    Serbest
    Yer:
    Viyana
    Banka:
    292 ÇTL
    Akdeniz’de uzun yıllar devam eden korsanlık savaş kurallarına uygun sayılan bir metot olarak 19. yüzyıl’ın ortalarına kadar devam etti. Ele geçirilen korsan gemisinin kaptan ve tayfasına savaş esiri gibi davranılırdı.
    Osmanlı korsanlarıbağımsız Avrupalı korsanlar gibi birer haydut değil, resmî hüviyetli deniz gazileriydi. Barış anlaşması olmayan devletlerin gemilerini açık denizlere bırakmaz, ele geçirir veya korkuturlardı. Osmanlı’da korsanlık, aslında karada “ribat” denen kara-sınır boylarında öncü kuvvet göreviyle cihat eden akıncıların denizlerdeki karşılığıdır.

    Karada ve denizdeki bu akıncılar, İslam Hukuku prensipleri ile İslam’ın cihat ve gazâ anlayışı benimseyerek hareket eden mücâhitlerdir. İslam hukukuna göre harbîlerden savaş esnasında gaziler tarafından kahren alınan mallara ganimet adı verilir ve bu malların beşte biri fakir, yetim ve yolda kalmış yolculara verilmek üzere Beytülmâle ayrılır, kalan beşte dördü ise gaziler arasında pay edilirdi.

    Devletin siyasi güç ve koruması altında faaliyet gösteren Osmanlı Korsanları sefer zamanı devlet donanmasının bir parçası olarak iş görürler, diğer zamanlarda ise “izinli olarak” ve düşmanın gücünü zayıflatmak maksadıyla rakip tarafın gemi ve limanlarına yönelik harekatlarda bulunurlardı. Osmanlı Devleti‘nin devamlı savaş halinde bulunduğu İspanya ve İtalya gibi ülkelerin sahillerine kadar giderek düşmanın psikolojisini alt-üst eder, ekonomik gücünü kırar, limanlar arasındaki irtibatı keser ve ticaret yapmalarına izin vermezlerdi.

    Devletten habersiz olarak dost ve düşman ayırt etmeden hukuk dışı olarak denizde veya sahilde yağma faaliyetlerine girişenler “haydut” veya “haramî” diye adlandırılmış ve cezalandırılmışlardır. Yabancı korsanlar ise daha çok “izbandud” adıyla adlandırılmıştır. Osmanlı devlet donanmasının güçlü şekilde Akdeniz’de görülmeye başlamasıyla birlikte, korsan gemileri devlet donanmasına iltihak ederek güç birliği yapmışlar ve zaman içinde Akdeniz’deki bütün düşman devletlerin korkulu rüyası haline gelmişlerdir.

    Osmanlı Devleti, 14. yüzyıl sonlarından başlayarak Akdeniz’de dağınık haldeki Türk deniz korsanlarını destekleyip düzenleyerek gelişmelerine yardımcı oldu. Akdeniz’deki Türk korsanlarının faaliyetlerine ilk kez kol kanat gerenlerden biri Şehzade Korkut’tu. Bu iş için çok çalışmış ve Oruç Reis‘i korsanlığa sevk etmiştir. Bu korsanlardan ilk olarak devlet hizmetine giren Kemal Reis olmuştur. Ondan sonra Türk korsanlarının pîri Oruç Reis, sonra kardeşi Hızır Reis (Barbaros Hayrettin Paşa) ve onun İstanbul’a çağrılması üzerine de Turgut Reis korsan ocağının başına geçmiştir.

    Turgut Reis Tunus’ta Mehdiyye, Cerbe, sonra Trablusgarb ve Cezayir Beylerbeyliği‘nin birçok limanını belli başlı korsan üsleri hâline getirmişti. 1513 yılı yazında Oruç Reis‘in Kuzey Afrika’ya, Mağrib’e ayak basması, Türk denizcilik tarihinin dönüm noktasıdır. Oruç Reis ve Barbaros etraflarına topladıkları diğer Türk levendleriyle bu kıyıları İspanyollar‘dan temizleyip yerli halkın sevgi ve itimadını kazandı. Batı Akdeniz’de hakimiyet Oruç Reis‘in eline geçti.

    Cezayir‘de faaliyet gösteren Türk Korsanları istisnasız Akdeniz’in her yerinde faaliyet gösterdiler. Özellikler 16. yüzyılda Türk deniz akıncılarının olmadığı hiçbir Akdeniz limanı gösterilemezdi. Sardunya, Sicilya, Korsika, Malta Türkler’in her yıl çıkartma yaptıkları adalardı. Korsika’yı ise tamamen Turgut Reis fethetmişti.

    Osmanlı Eyaletleri‘nden Tunus Beylerbeyliği‘ne ait korsan filoları da, Malta Şövalyeleri‘ne rağmen İtalya ve Sicilya’ya korku verdiler. Diğer bir Osmanlı Eyaleti olan Cezayir Beylerbeyliği‘nin Rotterdam, Amsterdam, Ceneviz, Livorno ve emsali büyük Avrupa limanlarında gizli ajanları vardı. Bunlar o limanlara bağlı gemilerin giriş-çıkış ve rotalarını Cezayir’e bildirmekteydiler. Osmanlı korsanlarınca 1613-1621 yılları arasında geçen 8 yılda yalnız Cezayir limanına 936 Avrupa savaş ve ticaret gemisi ganimet olarak getirildi.

    Türk Denizcileri‘nin -bir çoğu günümüzde hâlâ bilinmeyen- Atlantik‘teki bu faaliyetleri daha çok Batılı tarihçiler tarafından incelenmiş, ülkemizde ise yeni yeni canlanmaya başlayan “Denizcilik Tarihi” araştırmacılarının gayretleri sayesinde Muhteşem Denizcilik Tarihimiz‘in altın sayfaları birer birer aralanmaya başlamıştır.

    Türkler, düzenli bir filo ile ilk kez 1585 yılında Cebelitarık Boğazı‘nı geçerek Atlantik Okyanusu‘na açılmıştır. Murat Reis‘in sevk ve idaresindeki bu küçük Türk Filosu, Kanarya Adaları‘nın kuzeydoğusundaki Lanzarato Adası‘nı ele geçirmiş ve adanın valisi ile birlikte 300 kişiyi esir alarak, kayıp vermeden üssüne geri dönmüştür.

    17 ve 18. yüzyıllarda Osmanlı Devleti‘nin resmî korsanlık üsleri Cezayir, Salee, Tunus ve Trablusgarp limanları çok sayıda Avrupa‘nın müslüman olan ünlü korsanları için de birer çekim merkezi hüviyetindeydi. 1600 yıllarından itibaren bu bölgeye yerleşerek müslüman isimleri alan Hollandalı korsanlar diğer müslüman korsanlarla birlikte ganimet toplamaya başladılar. 1625′de 60 kadar Hollandalı kaptan Cezayir korsanlarıyla birlikte yelken açmaya başladı. Bunlardan en meşhurlarından olan Murat Reis aslında Haarlemli Jan Janszen, Süleyman Reis ise Rotterdamlı Jacop de Hoereward‘dır.

    Yine Süleyman Reis adıyla yelken açan Veenboer ise 1620′de bir hristiyan gemisine saldırı esnasında şehit düşmüştür. Aslen İngiliz bir korsanken müslüman olan ünlü Osman Dayı ise Tunus‘dan İstanbul‘a gönderdiği mektupta herbiri 150 blackamour harquesbusser ve 40 top taşıyan 6 burton (bretoni) gemisi donattığını ve bunları Malta Şövalyeleri’yle savaşmak üzere Sethelia Körfezi ve Kıbrıs açıklarına gönderdiğini bildirir. Haberi memnuniyetle karşılayan Kaptan Paşa ise kendisine bir mektup ile 6 geminin kaptanlarına birer hil’at göndermiştir.
    Murat Reis, 1617 yılında Portekiz‘e ait Maderia Adası‘nı işgal ederek, 1200 esir almış ve ana üssü olan Cezayir‘e geri dönmüştür.

    Murat Reis‘in Atlas Okyanusu‘na yapmış olduğu seferlerin en ünlüsü, 12’si kadırga olan 15 parçalık bir filo ile 1627 yılında yapılan İzlanda harekatıdır. Murat Reis, bu harekata Manş Denizi‘ni geçerek başlamış, Kuzey Denizi boyunca Danimarka ve Norveç kıyılarına taarruz etmiş, 20 Haziran 1627 tarihinde İzlanda açıklarında demirlemiştir. Bu bölgede 16 Temmuz tarihine kadar 26 gün kalan Türk Denizcileri, adayı kontrol altında tutmuş, 400 esir ve büyük bir ganimetle Cezayir‘e geri dönmüştür. Yaklaşık 2800 deniz mili olan geri intikal seyri 27 günde tamamlanabilmiştir.

    İzlanda‘ya harekat düzenleyen bir başka Türk denizcisi de Ali Biçin Reis‘dir. O da bu seferinden 800 esir ile dönmüştür. Prof. Yılmaz Ertuna, “Türk Tarihinden Sayfalar” adlı eserinde, Türk denizcilerinin, İzlanda seferlerinin ardından, Newfoundland Adası ve Kanada‘nın Labrador ve St. Lawrence kıyılarına ulaştıklarını, daha sonra güneye, Virginia sahillerine indiklerini, burada elde ettikleri esirleri İstanbul‘a gönderdiklerini açıklamaktadır.

    Murat Reis ve emrindeki kaptanlar, İngiltere‘deki prenslikler ve kontluklar başta olmak üzere, İzlanda, Norveç, İsveç ve Danimarka limanlarına ard arda saldırılar düzenlemiş, önemli miktarda ganimet ve esir ele geçirmişlerdir.

    Denizcilerimiz ayrıca, rakiplerinin onlarca korsan gemisini batırmış, bir çok ticaret gemisine el koymuştur. şüphesiz ki, geniş bir harekat alanında ortaya konulan böylesine cesur ve atılgan bir hareket tarzı, Türk denizcisinin denizcilik bilgi ve becerisi ile askeri yeteneğinin açık bir göstergesidir.

    İngiliz yazar Stanley Lein Paul, “Atlantik’teki Türk denizcilerinin seyr-i sefain ilmini hatmetmiş olduklarını” ifade etmektedir.

    Danimarka‘daki Kraliyet Kütüphanesi‘nde 1628 senesinde yazılmış ve Türklerin Atlantik serüvenini belgeleyen bir kitapta Piskopos Oluf EigilssonTürk denizcilerinin 1627 senesinde İzlanda’ya geldiklerini, kendisi de dahil, 300 kişiyi esir alarak Cezayir’e götürdüklerini, daha sonra serbest kalarak İzlanda’ya geri döndüğünü” anlatmaktadır. Yolculuğunda esirlere Müslümanlar tarafından iyi davranıldığını, kendileri ne yemişse esirlere de aynısını yedirdiklerini, İzlandalılara asıl kötü davrananların, sonradan Müslüman olmuş İngiliz ve Danimarkalılar olduğunu bizzat o gemide esir bulunan Piskopos Oluf Eigilsson söz konusu kitapta anlatmıştır.

    Kopenhag‘da, “Kgl Bibliotek Chistians Brygge No: 8” adresinde yer alan kütüphanede bulunan diğer bir kitap, pek bilinmeyen iki Türk denizcisini bizlerle tanıştırmaktadır, İzlanda‘nın başkenti Reykjavik‘de 1852 yılında basılan ve H.Haengsson ile H.Hrolfsson tarafından beraberce yazılan, “Litil Saga Umm Herhla-Up Tyrkjans A islandi 1627” adlı eserde, Murat Reis‘in filosundan Arif ve Bejram (muhtemelen Bayram) adlı iki komutanın gemileri ile Beruşyord Limanı‘na girdikleri” anlatılmaktadır.

    Aynı kütüphanedeki diğer bir kitapta, “Murat Reis, Amiral olarak tanıtılmakta“, başka bir kitapta ise, “1631 senesinde Türk Donanmasının 15 parça gemi ile İngiltere’ye geldiği ve daha sonra 12 parça gemi ile İzlanda’ya sefer düzenlediği” belirtilmektedir.

    Kopenhag‘ın 60 km. uzağında bir liman şehri olan Helsingör‘de, müze olarak kullanılan Hamlet’in şatosu’nun duvar pano ve tablolarında İskandinav Limanlarındaki Türk Denizcileri ve gemileri tasvir edilmektedir. Stanley Lein Paul, “Devonshire Kontluğu Tarihi” adlı kitabında “Türk denizcilerinin, 1625 yılının Ağustos ayında Plymouth ve Hardland Point limanları açıklarında 27 parça ticaret gemisine el koyduklarını, Suseks, Hatas, Devon, Cornwell ve Batı kıyılarındaki Kontluklara ait kalelere akınlar düzenlediklerini” anlatmaktadır. Ayrıca İzlanda’da Türk gülleleri halen sergilenmektedir.

    Osmanlı korsanları Büyük Britanya adasını da hedefleri arasına seçtiler. İngiltere‘nin güneybatısındaki Lundy Adası 1625-1630 yılları arasında Türk Korsanları tarafından ele geçirilerek, özellikle kuzeye yapılan harekâtları daha iyi destekleyebilmek amacıyla üs olarak kullanıldı. Türkler Bristol Kanalı‘nın açığında Lundy Adası‘nı almakla Bristol liman ağzına hakim oldular.

    Murat Reis‘in emrindeki Türk Korsan FilosuLand End“den yaklaşık 100 mil kadar içerde Hard Lend Burnundan 11 mil açıktaki bu adayı üs yaparak batılı devletlere dehşet saçmaktaydı. İngiltere, yıllarca Türkler‘i Lundy ve Scillya adalarından atamadı. İngiltere Kralı İ.James ve oğlu İ.Charles‘ın tüm çabalarına rağmen İngiltere kıyılarına sadece 10 km mesafedeki bu küçük ada yaklaşık 5 yıl boyunca Türk Korsanları‘ndan geri alınamayınca birçok İngiliz amirali Kral tarafından görevden alındı.

    1631’de de Türkler İngiliz limanlarını yıllık vergiye bağladılar. İngiltere‘nin Bristol, Plymouth, Southampton ve İrlanda‘nın Cork ve Baltimore gibi birçok limanları Türk korsanları tarafından birçok kez vuruldu ve Atlantik ortasında yüzlerce İngiliz, İspanyol ve Hollanda gemisi ele geçirildi.

    1627 yılında 10 gün içinde 27 İngiliz gemisi Türkler tarafından zaptedildi. 19 haziran 1631 gecesi İrlanda‘nın Baltimore Limanı da Türk Korsanları tarafından zapt edilmiş ve bu olay sonunda ünlü şair Thomas Usborne Daways 56 mısralık uzun bir şiir yazmıştır.

    1609-1616 yılları arasında 466 İngiliz gemisi Osmanlı Korsanları‘nca ele geçirildi ve bu sayıya 1625′te Plymouth‘dan 25 gemi daha eklendi. Bütün Britanya Kıyıları‘nı hedef alan Osmanlı Korsanları 1677-1680 yılları arasında 160 İngiliz Gemisini ele geçirdiler. Osmanlı Korsanlarınca ele geçirilen bu gemilerin listesi ise 1682′de Londra‘da yayınlandı. İngiliz kaynaklarına göre bu gemilerde yaklaşık olarak 7.000 ile 9.000 arasında İngiliz esir edilerek köle yapıldı. 1631′de bu yolla İrlanda‘nın Baltimore Köyü‘nün nereyse tamamı esir edildilerek takip eden saldırılarda da Devon ve Cornwall‘daki kıyı köyleri basıldı.
    Osmanlı gemileri Osmanlı Devleti ile barış anlaşması olmadığı halde Akdeniz ticaretinden faydalanmak için bu sularda izinsiz seyretmeye başlayan Amerikan gemilerini de bir bir ele geçirmeye başladı. 25 Temmuz 1785‘te, ABD bandıralı ilk gemi Cezayir açıklarında Osmanlı korsanlarınca ele geçirildi. Bu gemi, Boston Limanı‘na bağlı Kaptan Isaac Stevens’in idaresindeki Maria idi. Daha sonra Philadelphia Limanı‘na bağlı Kaptan O’Brien idaresindeki Dauphin de Osmanlı korsanları tarafından yakalandı. 1793 Ekim ve Kasım aylarında ise tam 11 ABD gemisi Osmanlılar’ın eline geçti.

    ABD kamuoyunda artık iyice büyük bir sorun olmaya başlayan durum karşısında Amerikan Kongresi‘nde tedbirler alınması istendi. Kongre, Başkan G. Washington‘a bir savaş filosu kurması için 688.000 altın dolar harcama yetkisi verdi. Fakat bu donanma da Osmanlı korsanlarıyla baş edemeyince ABD yönetimi Akdeniz‘deki faaliyetleri için Osmanlı‘ya yıllık vergi ödemek zorunda kaldı.

    5 Eylül 1795 (21 Sefer 1210) tarihinde, tamamı 22 fasıl ve bir hatimeden oluşan Dostluk ve Barış Anlaşması‘na göre Amerika, Cezayir‘de bulunan esirlerin bırakılması için 642.500 dolar “Haraç” ödeyecek ve her sene 12.000 Cezayir Altını karşılığı 21.600 dolar “Vergi” verecekti.

    Anlaşma 7 Mart 1796‘da Amerikan Kongresi‘nce de onaylandı. Böylece Amerikan Kongresi, Osmanlı Devleti‘ne resmen vergi mükellefi oldu. Amerika, “Garp Ocakları“na vergisini 1824 yılına kadar ödemeye devam etti.

    5 Eylül 1795 yılında imzalanan ve dili Türkçe olan Dostluk ve Barış Anlaşması’na göre Amerika Birleşik Devletleri tarihinde ilk kez bir devlet tarafından yıllık vergi ve haraca bağlanmış oldu. Anlaşma aynı zamanda ABD tarihinde imzalanmış ilk ve tek yabancı dilli anlaşma olma özelliği de taşıyor.

    Osmanlı Denizcileri‘nin -bir çoğu günümüzde hâlâ bilinmeyen- Akdeniz ve Atlantik‘teki bu faaliyetleri daha çok Batılı tarihçiler tarafından incelenmiş, ülkemizde ise yeni yeni canlanmaya başlayan “Denizcilik Tarihi” araştırmacılarının gayretleri sayesinde Muhteşem Denizcilik Tarihimiz‘in altın sayfaları birer birer aralanmaya başlamıştır.
     
  2. haritacı123

    haritacı123 Üye

    Katılım:
    10 Aralık 2010
    Mesajlar:
    20
    Beğenileri:
    0
    Ödül Puanları:
    20
    Banka:
    0 ÇTL
    Pylaşım için teşekkürler
     

Sayfayı Paylaş