1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Türk kültüründe renkler

Konusu 'Genel Türk Tarihi' forumundadır ve Suskun tarafından 19 Mart 2010 başlatılmıştır.

  1. Suskun

    Suskun V.I.P V.I.P

    Katılım:
    16 Mart 2009
    Mesajlar:
    23.240
    Beğenileri:
    288
    Ödül Puanları:
    6.230
    Yer:
    Türkiye
    Banka:
    2.168 ÇTL
    Türk kültüründe renkler


    Binlerce yıllık Türk tarihi boyunca Türk Kültür yapısında renkler, belirli manalar kazanmışlardır. Hatta renklerin milletimizin hayatında büyük bir zenginlik içinde olduğunu söyleyebiliriz.Renklerin yalnız bir anlamı olmayıp, bazen ifade yerlerine göre bir çok farklı anlamlar içerisinde olduğu da bilinir.
    Her milletin sosyal yapısında renklerin bir değeri vardır. Fakat burada yapılan değerlendirmeler, yalnızca Türk kültür hayatı içinde olanlardır. Diğer kültür yada topluluklardaki anlamları ile alakalı değildir.

    Dokuz Türk lehçesinde renklerin söylenişlerinin hemen hemen aynı olması bizi, bütün Türk boylarında renklerin millî anlam kazandığı fikrine götürmektedir.

    Türk tarihinin çeşitli devrelerinde renkler, yönleri ifade etmek için kullanılmıştır. Dört yönün her birisi ayrı renk ile ifade edilmiştir.
    Yolumuzu bulmamıza yardımcı olan yönleri renklerle ifade etmek de renklerin bizlerin hayatındaki önemini bir kez daha vurgulamaktadır.

    Kara= Kuzey,
    Kızıl=Güney,
    Gök=Doğu,
    Ak= Batı olarak kullanılmıştır.


    Bin yıl önce Anadolu'yu fetheden Türkler,Türkiye'nin kuzeyindeki denizi Kara-Deniz, batısındakini Ak-Deniz, güneyindekini Kızıl-Deniz, doğuda bu isimle adlandırılacak deniz bulunmadığı için büyükçe bir gölün adını da Gökçe-Göl olarak tanımlamışlardır.
    Bundan başka Orkun kitabelerinde devlet adı olarak Kök Türk ifadesinin kullanılması devletin doğu kanadının belirtmesinde, yine Hun devletinin batıdaki bölümünün Ak-Hun, Avrupa'ya giren Hunların da (Macar kaynaklarında kuzey Hunların devamı olmaları nedeniyle) Kara-Hunlar olarak adlandırıldıkları bilinir.

    Milletlerin millet oluşlarının belki de ilk göstergesi bayraklardır. Bu bakımdan bayraklardaki renkler Türk millî düşüncesinde renk kavramının oluşumu hakkında bize önemli bilgiler verir.
    Dokuz oğuzların bayrakları siyahtır. Destanlarda, Kıpçak - Kumanların kırmızı ve beyaz bayrakları olduğunu ayrıca İran-Turan mücadelesinden bahsedilirken de Afrasiyap'ın(İran mitolojisin de kullanılan Türk adlarından biridir.Manası:
    Kaplan gibi yiğit erkek) bayrağının siyah renkte olduğu söylenmektedir.

    Tolunlular ve Gaznelilerde bayrak, hilat(değerli kürkten yapılmış kaftan) gibi birtakım hâkimiyet alametlerinin siyah renkte olması dikkatimizi çekmektedir. Karahanlılar da kırmızı, hükümdarinın ve hanedanın bayrak veya çetrlerine (Hükümdarlik alameti olarak kullanılan bir şemsiyesidir) mahsus bir renk olarak karşımıza çıkıyor. Harzemşahlar da bayrak ve çetrlerin siyah renkte olması bu rengin devletçe resmî renk olarak kabul edildiğini göstermektedir.

    13.asrın son yarısından itibaren Anadolunun çeşitli yerlerinde kurulmaya başlayan Anadolu beyliklerinin bayraklarında kırmızı, beyaz, sarı ve yeşilin bir ahenk içerisinde kullanılması oldukça önemlidir
    Bayraklardaki ifadesi bir hükümdarlık rengi olarak görülmeye eğilimli olan kara kelimesinin bu dönemde yüksek ve saygıdeğer bir ifadeye sahip olduğunu görülmektedir. Türk hükümdarının tahta çıkma töreninde üzerinde oturacağı seccade veya halının kara renkte olması bu görüşleri destekler niteliktedir.
    Diğer yandan eski Türklerin sosyal teşkilatlarına göre halk tabakasına mensup olanlara kara budun ismi vermeleri, lohusa kadınları kara albastıdan kurtarmak için kara baskı çağırmaları, kara kış kara yel, karalar giymek, karalar bağlamak, kara sevda, kara gün, yüz karası, karalamak halk arasında kullanılan bu tabirler de bize karanın yüce görüntüsünün bir uzantısı olarak ürkütücü yönünün de olduğunu göstermektedir.

    Kara aynı zamanda Türk kültüründe büyüklüğü gösteren bir kavram da olmuştur. Çağatay çevresinde Kara Çerik, büyük yürüyüş halindeki ordu demektir.

    Karanın karşıtı olarak Ak, kültürümüzde duruluğun, saflığın temizliğin sembolü olarak kullanılmıştır.
    Şamanların külahlarını beyaz kuzu derisinden yaptırmaları bu rengin Türk inançlarında yüceliğin sembolü haline geldiği fikrini desteklemektedir. Beyaz at ordu içinde büyük rütbeli askerleri taşıyan atlardır. Selçuklular ve Osmanlılardaki ak sancak da adalet ve gücün sembolü olarak düşünülmüştür. Aynı zamanda ak renk yaşlılığın ve bilgeliğin de sembolü olmuştur. Dede Korkut Hikâyelerinde Ak Bürçekli Ana tabiri oldukça fazla geçmektedir. Türklerde şehit bayrağının beyaz olması Akkoyunlular başta olmak üzere pek çok Türk boyunun bayraklarının beyaz olması sebebiyle bu rengin Türkler için hükümranlık yanında temizliğin, iyiliğin sembolü anlamına geldiğini söyleye biliriz.
    Türklerin hayatında üçüncü derecede önem arz eden renk kırmızıdır. Türklerde al ile kızıl renkler birbirinden farklı tonlardadır. Al koyu turuncu anlamında, kızıl ise parlak kırmızı renk anlamında kullanılıyordu. Türklerin en eski inançlarında Al Ruhu adı verilen bir koruyucu ruhun varlığı bilinmektedir. Türklerin eski devirlerden beri Al bayrak kullanmalarının Al ruhunun koruyucu ruh sayıldığı devirde bu ruhun şerefine dikilen bayrağın ateş rengine yakın olmasından kaynaklandığına işaret etmektedir. Al kelimesinin ateş kültü ile bağlılığını gösteren diğer bir özellik de alaşlama merasimleridir. Al aşlama, ateşleme temizleme merasimidir. Türklerin en eski devirlerinden beri al bayrak kullanmalarının bu koruyucu ruhla ilişkisi olduğu düşünülmektedir. Bu sebeple kızıl renk bizde manevî ve millî bir renk olarak algılanmaktadır.
    Bu dört renkle birlikte kullanılan bir beşinci renk vardır ki, oda Sarıdır. Sarı renk yön değil, bu dört rengin ortasında yer alan merkezi karşılamak için kullanılmıştır. Devlet yapısı bakımından değerlendirilecek olursa , sarı renk merkez hakimiyetini ve kudreti ifade etmektedir. Tarihte Türkün sarısına altın sarısı denmekteydi. Çünkü altın bilindiği üzere, kuvvet ve kudretin, hakimiyet ve zenginliğin karşılığı olarak dünya var olduğundan bu yana değerini korumaktadır. Bu yüzden tarihte güçlü ve cihangir hükümdarların hepsi altın tahtla birlikte tasvir edilmektedir.
    Sarı renk kültürümüzde güneşin rengidir. Şamanizmden kaynaklanan görüş dünyanın merkezinin sembolü olarak sarı rengin kullanılmasıydı. Ülkenin sarayı, tahtı hep altın sarısı ile ifade edilmiştir. Bu renk aynı zamanda hükümranlık rengi olarak da kullanılmıştır.


    Gök her zaman Türklerin inancında ululuğun ve yüceliğin sembolüdür. Gök Tanrı inancından başlayarak günümüze kadar ulaşması arzulanan fakat aynı zamanda ulaşılmazlığın sebepleri ve sonuçlarından çekinilen bir mekan ve zaman değerlerinin bir bileşkesi olarak Türk kültür tarihinde yerini alan Gök aynı zamanda kendi renginin de adıdır. Sonsuzluğu, emniyet ve huzuru telkin eder. Ruhlar alemini barındırır. Gök rengi mavidir.
    Gök kurt Tanrının habercisi gibi Türklere yol göstermiştir. Sonuç olarak gök rengini karşılayan mavi, yüceliğin, ulaşılmazlığın rengi anlamında Türk insanının duygu dünyasında yer aldığını söyleyebiliriz.
    Gök renk, yabancıların ifadesiyle Türk mavisi, turkuaz şeklinde de tanımlanmaktadır. Gök renk yanında, Orkun kitabelerinde Yaşıl olarak adlandırılan yeşil renginde çokça kullanıldığını görürüz.

    Yeşil renk tabiatın sembolüdür. Hayatı simgeler. Gençlik nişanıdır.. Ülgen'in yedi oğlundan biri Yaşıl Kağan idi ve görevi bitkilerin büyümesini düzenlemekti. Türklerin hayatında otların yeşerme zamanı çok önemlidir. Bu dönemi Türkler yeni bir yılın başlaması hatta hayatın başlangıcı olarak kabul ederler. Bu itibarla 9 ve 21 Mart tarihleri Türkler tarafından yılbaşı ve bahar bayramı olarak kutlanmaktadır.
    Yaş sözü hem ıslak hem de yeşilliklerin adı olarak kullanılmıştır. Aynı zamanda insan ömrünün çizgisini de belirten bu sözcük yeşerme yani hayat bulma anlamı da karşılamaktadır. Kaşgarlı Mahmut 11.yüzyılda Türkler arasında kırmızı, yeşil ve sarı renkli Çin ipeklerinin rağbet gördüğünden bahsetmektedir. Bu da bize bu renklerin Türklerin günlük hayatındaki önemini göstermektedir.

    Bu radan yola çıkarak; yeşil ve mavî rengin Türk kültüründe daima olumlu manalar üstlendiğini fakat bunların dışında kalan kara, kızıl, al, ve sarı renkleri zaman zaman olumlu zaman zaman da olumsuz bir hava taşıdıklarını düşünebiliriz.
    Türk insanı, duygularını, elindeki malzemelerle aktarma konusunda üstün bir özelliğe sahiptir. Genç kızlarımızın coşkuları ve gözyaşları ilmik ilmik dokudukları halı ve kilimlerde gizlidir. Türk insanının hayatının her döneminde kullandığı eşyalar, bu eşyalara tabiattan taşıdığı renkler, kullandığı atasözü ve deyimler onun zengin iç dünyasının dış dünyaya yansımasından başka bir şey değildir.
     
Benzer Konular
  1. e-PaCk
    Mesaj:
    0
    Görüntüleme:
    1.012
  2. wien06
    Mesaj:
    0
    Görüntüleme:
    692
  3. Suskun
    Mesaj:
    0
    Görüntüleme:
    572
  4. wien06
    Mesaj:
    1
    Görüntüleme:
    570
  5. Suskun
    Mesaj:
    0
    Görüntüleme:
    706
Yüklüyor...

Sayfayı Paylaş