1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Türk Musıkısinde Taksim

Konusu 'Müzik' forumundadır ve ZeyNoO tarafından 27 Temmuz 2013 başlatılmıştır.

  1. ZeyNoO
    Melek

    ZeyNoO ٠•●♥ KuŞ YüreKLi ♥●•٠ AdminE

    Katılım:
    5 Ağustos 2008
    Mesajlar:
    58.480
    Beğenileri:
    5.784
    Ödül Puanları:
    12.080
    Cinsiyet:
    Bayan
    Meslek:
    Muhasebe
    Yer:
    ❤ Şehr-i İstanbul ❤
    Banka:
    3.064 ÇTL
    Türk Musıkısinde Taksim

    Taksim’in varlığı da, mutlaka, gazel gibi çok eskilere dayanmaktadır. Ama, bu konudaki ilk bulguyu, varsayımsal da olsa, 10. y. y. ’da buluyoruz. 870-950 yılları arasında yaşamış Farâbi’nin, çalgısıyla, zaman zaman dinleyenleri güldürdüğü, zaman zaman ağlattığı ve zaman zaman da uyuttuğu bilinmektedir.

    Kuşkusuz ki, Farâbi’nin çalgısıyla yaptığı bugün TAKSİM adını verdiğimiz çalgısal türün dinletilmesinden başka bir şey değildir.

    15. y. y. ’dan sonra ise, çalgısal taksimle ilgili elimizde çok belge bulunmaktadır. Sözgelimi, taksim karşılığı olarak kullanıldığına inanılan nehavt terimini, Yûnus Emre’nin(1240-1320)dışında Ali Şah(15 y. y. )da kullanmış, yine 15 y. y. kuramcılarından Kırşehirli Yusuf ve Seydî tarafından makam gösterme olarak belirtilmiş ve 17. y. y. ’dan başlamak üzere de, taksim terimi , çalgısal bir tür adı olarak müzik dilimize yerleşmiştir.

    17 y. y. ’ın en önemli kuram kitabını yazan Kantemiroğlu (1673-1723), taksimi;hanende ve sazende taksimi olarak ikiye ayırmış, daha sonra taksimin nasıl yapılması ve nelere dikkat edilmesi gerektiği hakkında uzun açıklamalar yapmıştır.

    Bunların yanında, Hızır Ağa(1725 ?-1795?), Fonton (18. y. y. ), Abdülbâki Nâsır Dede(1765-1821), Hâşim Bey(1815-1868) ve 19 y. y. kuramcılarının büyük bir çoğunluğu, eserlerinde çalgısal taksim amacıyla yalnızca TAKSİM terimini kullanarak konuyla ilgili açıklamalar yapmışlar ya da terim olarak TAKSİM’den söz etmişlerdir.

    20 y. y. ’da ise, taksim, tümüyle kendine özgü ve yaygın bir şekilde varlığını sürdürmekte olup, çalıcıların yetenek, beceri ve bilgilerini özgür olarak sergileyebildikleri bir tür olarak önemini ve yüceliğini korumaktadır.

    TAKSİM’in ne denli önemli bir tür olduğunu, geçmişten günümüze hemen hemen tüm kuramcılar kabul etmişlerdir. Örneğin;Kantemiroğlu’na (1673-1723) göre taksim, çalıcının bilgisinin derecesini, biliminin gücünü ortaya koyabilen bir türdür. Fonton(18 y. y. ) ise, müzikçinin yetenek ve zevkinin TAKSİM’de ortaya çıktığını vurgulamakta, 19 y. y. kuramcılarından Hâşim Bey de (1815-1868), taksim’i bir müzik bilim dalı olarak nitelemiş ve müzik bilimini çok iyi bilenlerin iyi taksim yapabileceklerini özellikle belirterek Kantemiroğlu’nun İlm-i kelâm’a benzettiği taksim için aynı benzetmeyi yaparak, “müzikte taksim bilimi, ilm-i kelâm’a benzer” demiştir.

    Ses ile taksim yapmaya da “Gazel” denir. 20. y. y. ’ın ikinci yarısından başlamak üzere unutulmaya yüz tutmuş GAZEL’in bu yüzyıldaki en önemli temsilcileri:

    Hâfız Osman(1867-1932), Hâfız Burhan(1897-1943), Hâfız Sâmi(1874-1943),
    Sâdeddin Kaynak(1895-1961) ve Münir Nureddin Selçuk(1899-1981)’tur.
    Günümüzde TAKSİM , ögeleri ve alt türleri :

    Günümüzde taksim denilince;bir ya da birden fazla kişinin çalgısı veya çalgılarıyla, işitsel duyumu belirli bir makama koşullandırmak amacıyla, doğaçtan (irticâlen-irticâlen:birdenbire, içine doğduğu gibi) yapılar ve belirli bir biçimsel bütünlük içinde yaratılan makamsal ve usûlsüz ezgiler demeti akla gelmektedir.

    Açıklamadan da kolayca anlaşılabileceği gibi, Taksim’in en önemli ögesi doğaçlama oluşudur. (Gazel, uzunhava, ezan, mevlid gibi türlerin de en önemli öğesi , doğaçlamadan yapılmasıdır. )

    Doğaçlama ise, genel çizgileriyle önceden tasarlanmış bir müzik kurgusunun, seslendiricinin içine doğduğu şekilde, çalarak ya da söyleyerek kurgunun ayrıntılarını seslendirmesi olup, seslendirme bittiğinde doğaçlama da sona erer. Bir başka deyişle, doğaçlama, taksim süresince devam eder.

    (Çalgısal doğaçlama, batıda geçmişten bu yana varolduğu halde, sözel doğaçlama batıda yoktur. Batıda ilk doğaçlamalar, ortaçağ sonlarında kilise müziğinde görülmekte olup, günümüze değin;ezgisel, uygusal ve ritmsel bir bütünlük içinde süregelmiş, günümüzde ise, caz türünde ve bale çalışmaları sırasında eşlik çalgısı olan piyanoda, gerek caz türünü belirleyen bir temel öge olarak, gerek bale çalışmalarının yapılmasında bir zorunluluk olarak varlığını korumuştur. Batıda;Bach(1685-1750), Mozart(1756-1791), Beethoven(1770-1827) ve Lizat (1811-1886) gibi besteciler, doğaçlamalarıyla da ün kazanmış olup, arya ve konçertolarda varolan kadanslardan bazıları doğaçtan seslendirilir. )

    Dolayısıyle , taksim olarak adlandırdığımız tür, doğaçlamanın bitişiyle oluşur. Yani, taksim, doğaçlamanın başlamasıyla bitişi arasında yer alan ezgisel bir bütündür.

    Taksim’in bir diğer ögesi ise, makamsal oluşudur. Çünkü, taksim, çalgıyla yapılan makamsal doğaçlamadır.

    Makamsal ögesi dolayısıyla, taksim’i geleneksel taksim ve özgür taksim olmak üzere iki alt tür’e ayırmakta yarar vardır.

    GELENEKSEL TAKSİM
    Makamın geleneksel anlatımı dikkate alınarak yapılan Taksim’e , geleneksel taksim denilir. Bir makamın geleneksel anlatımı ise, makamın seyir yöntemi dediğimiz yöntemle açıklanmasıdır. Bir makamın seyri ya da seyir yöntemiyle bir makamın açıklanması denilince de, o makamın kullandığı seslerin ve belirli seslerde yapılan belirli soluklanmaların(Bu soluklanmalara asma karar denilmektedir) önem derecesine göre ararda sıralanması, yani çekirdek ezgi’nin belirtilmesidir. Dolayısıyla, makam seyrine uygun olarak yapılacak bir taksimde, yani, geleneksel bir taksimde, sözkonusu seslerin mutlaka belirtilmesi gerekir. Bu ise, taksim sırasında doğaçlanması gereken ezginin ya da ezgilerin çekirdeğinin önceden bilinmesidir ki, bu durumda taksim yapan kişinin, yalnızca, önceden bildiği çekirdek ezginin süslenmesini doğaçlaması yeterli olur.

    Çekirdek ezgi’nin önceden bilinmesi, bir başka deyişle, bilinen makam seyrine uygun olarak taksim yapılması, çalıcının , aynı makamda yapmış olduğu taksimlerin birbirlerinden farksız olmasına neden olur. Hatta, aynı makamda değişik kişilerin yaptığı geleneksel taksimler dahi, çekirdek ezgiler daha önceden belli olduğu için, mutlaka birbirlerine benzerler. Bu tür geleneksel taksimleri birbirlerinden farklı kılan tek öge, aynı çekirdek ezginin değişik örgüler içinde bezenmesidir ki, bu farklılık da, yalnızca, geleneği bilen bir kişi tarafından ve ancak, dikkatli bir işitme ile anlaşılabilir. Yani, geleneksel taksim özgün değildir.

    Eski “edvar”larda da, taksim sırasında seyre uyulması gerektiği özellikle belirtilmiştir. Örneğin ; Kantemiroğlu(1673-1723), edvarında;makam açıklamalarını verdikten sonra, “taksim yapmak istendiğinde, tarifimiz üzere hareket edilirse müzik hazinesine sahip olunabilsin ve gönlün dilediği şekilde, mücevherlerle, altın kakmalarla süslü nağmeler ortaya koyabilsin ve o nağmeler, müzik kurallarına uygunlukları, hoşa giden düzenleri, cana yakın yürüyüşleri ile işitme duygusuna etki etsin ve beğenilsin. ” Diyerek, taksimin, anlatılmış makam seyirlerine uyularak yapılması gerektiğini, ancak bu şekilde güzel bir taksimin oluşabileceğini ve dinleyenleri etkileyebileceğini vurgulamıştır.

    Hızır Ağa (1725 ?-1795 ? ) da, taksim sırasında “makam seyrinden zevk alınabilmesi için. . . üstâd, hüseyni’nin edasını ve havasını biraz gösterdikten sonra. . . ” diyerek , taksimde seyrin önemini belirtmiştir.

    Abdülbâki Nasır Dede’nin (1765-1821), edvarında belirttiği taksim örneğini kendi kitabına aktaran Haşim Bey (1815-1868) ‘in yanında, günümüz kuramcılarından ve çalıcılarından birçok kişi de , taksim açıklamalarında seyir’e uyulması gerektiğinden sözetmişler ve yaptıkları taksimlerde, makam seyirlerine uymuşlardır. Sonuç olarak, geleneksel taksimin yapılabilmesinin, ancak, makam seyirlerine uyulması ile gerçekleşebildiğini ve bu tür taksimlerde, özgünlük ögesinin yok denecek kadar az olduğunu kesin olarak söyleyebiliriz.

    ÖZGÜR TAKSİM:
    Geleneksel makam seyirlerine uyulmadan, yalnızca, makamı oluşturan üç temel öge olan aralık-güçlü ve durak ögelerini dikkate alarak yapılan taksime denilir. Bu tür taksimler tümüyle özgün birer yaratı olup, kişinin doğaçlamasıyla ilgili tüm yetenek ve becerisi taksime yansır. Aynı makamda, aynı kişi tarafından yapılsa dahi , taksimler arasında mutlaka farklılık olur.

    Özgür taksim yapılabilmesinin önemli koşulu, geleneksel taksimin nasıl yapılacağının bilinmesidir. Gerek eski edvarlarda, gerek günümüzde yapılan taksim tanımlarının tümünde bulunan ortak yan, taksimin mutlaka usûlsüz oluşudur. Örneğin edvarında, İran’da taksimin usûllü olduğunu belirten Kantemiroğlu (1673-1723),

    “fakat Anadolu müzikçileri arasında, bu tür kalıplı taksim makbul sayılmaz, müzik dairesinin dışında bırakılır. Niçin bırakıldığını soranlara da şu kanıtı gösterirler:Gerek beste, gerek kâr ve nakış, gerek peşrev ve semâi, usûle bağlı olmaları bakımından bestecilerin bilim gücünü ortaya koyarlar. Taksim nağmesi ise, müzikçinin kendi gücünü ortaya koymasına yarar. Öyle ki, müzikçi, bilim gücüyle, o anda bir bileşim ortaya çıkaracak. . . . ve kendine mahsus, işitilmedik, yepyeni bir nağme bulacaktır. ” diyerek, taksimin Türklerde usûlsüz olduğundan ve bunun yararlarından sözetmekte, daha sonra da taksimin tanımını yaparken, “okunacak bestenin makamına , fakat usûle bağlı olmayan güzel ve hoş bir ezgidir. ” diyerek, taksimin usûsüz bir tür olduğunu tekrar vurgulamaktadır.

    Günümüzde de , taksimin usûlsüz olduğu hakkında bir görüş birliği vardır. Söz gelimi, Ekrem Karadeniz(1904-1981) taksim için “güfte ve usûlden bağımsız”, Feridun Darbaz “serbest tartılarla”açıklamasıyla taksimin usûlsüz olduğunu vurgulamışlardır.

    Rast Taksim, Hicaz Taksim, Sûz-idil Taksim gibi, bitirilen makamın adıyla anılan taksim, genel olarak bir, bazen de birden fazla çalgıyla yapılabilir. Her iki durumda da doğaçlanan ezginin tek sesli olmasına karşın, bazen, solo yapanın, çalgısıyla ezgiyi doğaçlarken, pest ya da tizde, doğaçladığı ezgiye başka seslerle eşlik etmesi ya da solo yapanın dışındaki diğer bir çalgı veya çalgılar tarafından eşlik edilmesi yoluyla oluşturulan basit iki seslilik, taksime bir renk ve zenginlik katar. Bu nedenle taksimi, eşlikli taksim ve eşliksiz taksim olarak iki alt türe ayırmak gerekir.

    Eşliksiz Taksim:
    Doğaçlama sırasında, asıl ezgiyi besleyecek seslerin ya da karşı ezgi’nin(karşı ezgi, kontrapunt ya da kontrpuan olarak da bilnmektedir. )taksim yapan kişi ya da diğer çalıcılar tarafından duyurulduğu taksim türüdür.

    Eşlikli Taksim:
    Bu taksim türü, doğaçlanan asıl ezgiye eşlik amacıyla, ya taksim yapan kişi tarafından, ya da başka çalgı veya çalgılar tarafından devam eden seslerin veya karşı bir ezginin duyurulması ile oluşturulur. Eşlik, usûllü ya da usûlsüz olabilir. Bu nedenle, eşliğin niteliği gözönüne alınarak , eşlikli taksimi “eşliği usûllü taksim ve eşliği usûlsüz taksim” olmak üzere ikiye ayırabiliriz.

    a)Eşliği usûllü taksim: Eşliği usûllü taksimler;çiftetelli, oyun havası v. b. formlar içinde yapılır. Gerek fasılların sonunda zaman zaman seslendirilen, oyunhavalarının , gerek başlıbaşına oyunhava eserlerinin arasında, ritmi korumak ve sürdürmek amacıyla, taksim yapan kişi ya da çalgı veya çalgılar tarafından gerçekleştirilir.
     

Sayfayı Paylaş