1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Türkçe kelimeler (g)

Konusu 'Türkçe & Dilbilgisi & İmla Kuralları' forumundadır ve Hazangülü tarafından 6 Haziran 2009 başlatılmıştır.

  1. Hazangülü

    Hazangülü Forum Onuru

    Katılım:
    7 Haziran 2006
    Mesajlar:
    9.885
    Beğenileri:
    117
    Ödül Puanları:
    4.480
    Banka:
    976 ÇTL
    GALI:Kalın, Hediye, bağış, çehiz
    GALIN: Hediye, çehiz
    GAMAĞ: Bütünlük, bütün, tüm
    GARA: Kara
    GARACU: Sivil, resmi olmayan
    GARGILI: Kargılı, mızraklı
    GASPAK: Süslü, müzeyyen
    GAYIR: (Kayır) 1- Taraf, destek, kayırma 2- Lütuf, ihsan, hediye
    GAYURMUŞ: Kayırmış
    GAZAN: (Kazan) 1- Kazanma, kazanç, üstünlük 2- Kızgın, kızgınlı celallenmek
    GEÇE: Geçmiş, mazi, geçen
    GEÇEK: Geçit, köprü
    GEÇER: Geçeli, caiz
    GEÇGEL: Makbul, nafız
    GEÇGİL: Geçerli, makbul
    GEÇGİN: Geçmiş, kendinden geçmiş, feda etmiş
    GEÇİM: 1- Yaşam, dirlik 2- Anlaşma, uyuşma 3- rısk, yiyecek, nafaka
    GEÇİMLÜ: Munis, yumuşak huylu
    GEÇİMLÜK: Geçinmek için gerekli olan
    GEDEK: 1- Görev, vazife 2- Oyuk, kırılıp, yıkılarak açılan yol
    GEDİZ: Su birikintisi, gölet
    GEGEZ: Mümkün, uyumlu
    GEĞİN: Set, şiddetli
    GELBERİ: Ocaklardan,ateş çekmek için kullanılan ucu eğri demir çubuk
    GELDEÇ: Gelecek, ati, istikbal
    GELEK: (Gelik) halef, sonraki
    GELGEÇ: Geçici, kalıcı olmayan
    GELGEL: Çekim, cazibe
    GELDİ: Gelecek, istikbal
    GELİN: Gelen, dışarıdan içeriye gelen
    GELİNCİK: Kır çiçeği
    GELİK: Halef, sonraki
    GELİKLİ: Halef
    GENCE: (Gençek, genç) Taze, yavru, genişleyen, gelişen
    GENEŞ: Müşavere, meşveret
    GENGŞİ: Cengşi, mucize
    GENİŞ: Yaygın, enli, engin
    GENSU: birl. Gen/Su Deniz, büyük göl
    GER: 1- Söz verme, ant içme, bağlama, anlaşma, birleşme 2- Vahşi hayvan yavrusu
    3- Dev, devasa
    GERAY: birl. Ger/Ay Uygun, münasip, layık
    GERAYHAN: birl. Geray/Han
    Kırım hanlığının kurucusu ve ilk hanı. Daha sonra gelen hanlar bu adı, birer
    unvan olarak kullanmışlardır.
    GEREZ: Dilber
    GERGÖZ: 1- Zabit, zabıta 2- Geyik gözü
    GERİM: 1- Yön, cihet 2- Hicap, utangaçlık
    GEYİK: (Geyük) Yabani, vahşi, yabancıl
    GEZ: 1- Nişan, işaret 2- Giz, sır
    GEZGİN: Seyyah
    GEZGİNSU: birl. Gezgin/Su ...Irmak
    GEZLER: Nişancı, iyi atıcı
    GIYIN: Gamze, çukur
    GİCİK: Taze, hoş, sevimli
    GİDİK: Uç, kenar, sınır, limit
    GİRAY: Uygun, layık
    GİRGİN: Girişken, müteşebbis, cana yakın
    GİRİK: Girişken, müteşebbis
    GİRİŞKEN: Girgin
    GILAV: Teşvik, destek
    GILIG: (Kılık) Huy, yaradılış, tabiat
    GIRGIÇ: Çalışkan, aktif, faal
    GİRÇEK: 1- Gerçek, hakikat 2- Bağlı, sadakatli
    GİRTİNE: İman, inanç
    GİZ: Sır, Gizlilik
    GİZEM: Sır, esrar
    GİZLENÇ: Hazine, define
    GONÇA: Bahşiş, hediye
    GORAL: Kısmet, nasip
    GİCİK: Minyon, sevimli
    GÖCEK: Taze, hoş, güzel
    GÖÇELGE: Konup göçülen yer
    GÖÇER: Göçmen
    GÖÇMEN: Muhacır
    GÖÇÜNCÜ: (Göçküncü) Geçici, fani
    GÖĞEN: Gök rengi, maviye çalan, mavileşmiş
    GÖĞKUTLUĞ: birl. Gök/Kutlu
    GÖĞNÜK: 1- Yanmış, kavrulmuş 2- Mavi, maviye kaçan
    GÖK: 1- Tanrı, Tanrıdan..Tanrısal, kutsal 2- Mavi ,Gök rengi 3- Yer üstü, gökyüzü
    4- Ezel-ebet, başsızlık ve sonsuzluk 5- Güzellik, göz alıcılık, üstünlük
    GÖKBEN: 1- Tanrıdan gelen, gök parçası 2- Masmavi
    GÖKBÖRİ: birl. Gök/Böri Tanrısal kurt..(Bozkurt)
    GÖKBÖRİ: birl. Gök/Böri (..Bazı kaynaklarda “Bozkurt” olarak da geçer.)
    GÖKÇE: Güzel, zarif, çekici, gözalıcı
    GÖKÇEK: Gökçe, çekici, güzel
    GÖKÇEL: Mavimsi, maviye çalan
    GÖKÇELİ: Güzel, Yakışıklı
    GÖKÇEN: Gökçe, güzel, alımlı, dilber
    GÖKÇİL: 1- Gökten gelen, göksel 2- Mavi, maviye çalan
    GÖKÇİN: Mavi
    GÖKLEN: Ulu, mübarek
    GÖKMEN: Tanrısal, Tanrıdan gelen
    GÖKTÜRK: birl. Gök/Türk Tanrıdan kut almış. Kutsanmış Türk...(Tanrısal Türk,
    Tanrı tarafından gökte yaratılıp, yeryüzüne yollanan Türk)
    GÖL: Göl, deniz mec. Ululuk, geniş gönüllülük
    GÖLEĞEZ: birl. Göl kenarında yetişen bir su çiçeği
    GÖLET: Küçük göl, gölcük, yapay göl
    GÖMEÇ: Kuyuda (Toprak fırında pişirilen ekmek)
    GÖMEK: Kömek, yardım, inayet
    GÖMÜÇ: Hazine, define, mücevher
    GÖNDEM: İtaatkar, muti, sadık
    GÖNDER: Mızrak, direk
    GÖNE: Onur, iftihar
    GÖNEN: 1- Feyz 2- Onur, iftihar 3- Bolluk, bereket
    GÖNENÇ: Açık, talih, mutluluk, iftihar
    GÖNÜL: 1- Can, ruh, duygu merkezi 2- Kalb, vücudun kan pompası
    GÖNÜLDAŞ: Gönül birlikteliği, aynı inanç, duygu ve düşünceleri paylaşıp
    savunan bireylerin her biri
    GÖRCEĞİZ: Ufuk çizgisi
    GÖRÇEK: Ufuk, ufuk çizgisi
    GÖRÇÜM: Geçici, fani
    GÖREGEN: Görgülü, görüp geçirmiş, deneyimli
    GÖREK: Görüntü, peyzaj, manzara
    GÖREZ: Meltem, hafif yel
    GÖRGÜ: Terbiye, muaşeret
    GÖRGÜÇ: Dürbün
    GÖRGÜLÜ: Terbiyeli
    GÖRGÜN: Görgülü, deneyimli
    GÖRK: İhtişam, olağanüstü güzellik ve çekicilik, ihtişam, debdebe
    GÖRKEM: İhtişam, debdebe, heybet, olağanüstülük
    GÖRKEN: Hürmetli, Hürmete layık
    GÖRKLÜCE: İhtişamlı, heybetli, yakışıklı, güzel
    GÖRKLÜĞ: Çok güzel, çekici, ihtişamlı
    GÖRÜMCÜK: Görülmesi, ilgilenilmesi gerekli olan
    GÖRÜK: Gözetleyici, casus
    GÖRÜN: Görüntü, Açıklık, netlik
    GÖRÜNDÜK: Aşikar, gizlisiz, saklısız
    GÖVEL: Gök rengini almış, göğe ermiş
    GÖVERİ: Yeşermiş, gururlu
    GÖVEZ: Mağrur, gururlu
    GÖY: Taze, genç
    GÖYMEN: Yanık, yanık tenli
    GÖYNÜK: Yanık, kavrulmuş
    GÖZ KAMAN: birl. Göz/Kaman Gözde, seçkin, göz kamaştırıcı
    GÖZAL: Göz alıcı, farklı, seçkin, el üstünde
    GÖZBAY: birl. Göz/Bay Sihirbaz
    GÖZBAYCI: Sihirbaz, illüzyonist
    GÖZDE: Beğenilen, göze girmiş, el üstünde tutulan, emsallerinden daha üstte bulunan
    GÖZE: (Gözek, Köze) Kaynak suyu, menbaa
    GÖZEBE: Tahmin, beklenti
    GÖZEGER: Çekici, cazibeli
    GÖZEGÜ: Gözde, çekici
    GÖZEĞEN: Ufuk, ufuk çizgisi
    GÖZEĞİR: birl. Göz/Eğir Çekici, cazip, göze hoş gelen
    GÖZEK: Göze
    GÖZEN: Cazibeli, çekici, göze hoş gelen
    GÖZERİ: Dürbün
    GÖZGEÇ: Ayna
    GÖZGÖR: Ayna
    GÖZGÜ: Ayna
    GUNA: Kına
    GONCUK: (Göncük) Kısa gün, kış günü
    GUR: (Gür,Kür) 1- Şiddet, kızgınlık, öfke 2- Ateş, ateşlilik
    GURSAÇTI: birl. Gur/Saçtı (Kızgın, celalli, hiddet ve öfke saçan)
    GUVA: Geyik
    GUYUK: Canavar, ejderha, vahşi ve yırtıcı hayvan
    GUYULDAR: Uyumlu, ahenkli, geçimli
    GUZ: 1- Güzel, çekici, yakışıklı 2- Oğuz
    GÜCENİR: Alıngan, mahçup
    GÜCENMİŞ: Alıngan
    GÜÇ: (Güçü, küç, küçlük) Enerji, kuvvet
    GÜÇEYÜ: Çok güçlü, yenilmez
    GÜÇLÜK: Güç, zorluk, meşakkat
    GÜDEK: Güdülenme, motivasyon
    GÜDER: Murat, emel, beklenti
    GÜDÜL: 1- Saç üzerinde pişirilmiş mısır ekmeği 2- Kısa, kalın 3- Gözü pek
    GÜDÜR: Hayal, kurgu
    GÜLEÇ: Güler yüzlü, mütebessim
    GÜLEGEN: Güler yüzlü, mütebessim
    GÜLEK: 1- Handan, mütebessim 2- Gölcük, küçük göl
    GÜLEN: Mutlu, mütebessim
    GÜLER: Mütebessim, güler yüzlü mec. Talihi açık
    GÜLESİN: Mutlu, sıkıntısız, tasasız olma dileği
    GÜLGÜN: Gülen, mütebessim
    GÜLSÜN: Mutlu, sıkıntısız olma dileği
    GÜLÜK: Gülen, mütebessim
    GÜLÜMSER: Mütebessim, sevimli
    GÜMÜL: Demet, buket, deste
    GÜMÜŞ: Gümüş madeni
    GÜN: Güneş, gündüz, afitap
    GÜNANA: birl. Gün/Ana
    Sogay Türklerinde eski dönem, güneş tanrıçası
    GÜNÇE: Güneşlik, şemsiye
    GÜNÇEK: Güneşlik
    GÜNÇÜ: 1- Güneşe benzeyen, güneş gibi 2- Güneşi seven
    GÜNDAŞ: Gün/Daş ..Aynı güneşi paylaşan, gün ortağı
    GÜNDEM: Ağır başlı, mülayim
    GÜNDEN: El üstünde tutulan, revaçta..
    GÜNDER: birl. Gün/Der (..Derlemekten..)
    GÜNDÖNDÜ: birl. Gün/Döndü bir çiçek türü
    GÜNDÜ: Gündüz, gün ortası
    GÜNDÜZ: Gün içi, gün ortası, güneşli gün
    GÜNEŞ: Güneş
    GÜNEY: (Küney) Güneşe bakan, güneş gören
    GÜNGEN: Takvim, vakit
    GÜNGÖR: birl. Gün/Gör “mec. Bahtı açık olsun, mutlu olsun”
    GÜNGÖRMÜŞ: birl. Gün/Görmüş “mec. Deneyimli, dolu yaşamış
    GÜNLÜK: Güneşlik, şemsiye
    GÜNTÜLÜ: birl. Gün/Tülü (...Gündüz düşü)
    GÜNÜÇ: Nafaka, günlük
    GÜNYELİ: birl. Gün/Yeli ..doğudan gelen yel, doğu rüzgarı
    GÜR: (Kür) 1- Sağlam, sıkı 2- Sık, yoğun 3- Yiğit, korkusuz
    GÜRBOĞA: (Kürboğa) birl. Gür/Boğa
    Türkistan’ın Araplarca işgal edildiği dönemlerde, özellikle o sıralarda
    Genel vali olan, “ İbni-kuteybe” adlı çapulcuya karşı, kahramanca direnen ve her defasında
    Yeni direnişler örgütleyerek, Türkleri işgallere karşı uyanık ve diri tutmaya çalışan bir Türk beyi
    GÜRBÜZ: Sağlıklı, kuvvetli, dayanıklı
    GÜRE: Güç, enerji
    GÜRELİ: 1- Enerjik, çalışkan 2- Haz, doyum
    GÜRGEN: Bir ağaç türü
    GÜRÜZ: (Gürz) Topuz
    GÜVEN: İtimat
    GÜVENÇ: Güvence, garanti
    GÜYÜK: Canavar, vahşi hayvan
    GÜZ: Sonbahar
    GÜZEL: (Gözel) Yakşı, alımlı, çekici, göze hoş gelen
    GÜZEY: 1- Taze, körpe, yeni 2-Destek, fırsat 3- Sonbahar 4- Kuzey yönü
    GÜZİN: (Güzün) Güz vakti, güz vaktinde doğan
    GÜZLEK: Güz döneminde kalınan yer
     

Sayfayı Paylaş