1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Türkçemizi sal’a bindirip sel’e verenler!

Konusu 'Dilimizi Doğru Kullanalım' forumundadır ve Girayhan tarafından 19 Mart 2007 başlatılmıştır.

  1. Girayhan

    Girayhan Uzman

    Katılım:
    12 Şubat 2007
    Mesajlar:
    936
    Beğenileri:
    6
    Ödül Puanları:
    630
    Banka:
    21 ÇTL
    İsimden nisbet sıfatları yapmak için kullanılan bu sel-sal eklerinin hemen her kelimenin arkasına yapıştırılmasından güzel Türkçemiz adına üzüntü duyan ve kaygılanmaya başlayan Prof. Dr. Ziyaettin Fahri Fındıkoğlu, bir yazısında şöyle demişti:
    “Türkçeyi sal’a bindirip sel’e verdiler!.”
    Fındıkoğlu, bu “sal” ve “sel” eklerinin Fransızcadan alınmasına ve Arapçanın (î) aidiyet ekinin yerine konulmasına şiddetle itirazediyordu ve bir yanlışın yerine başka bir yanlışın getirilmesini dilimiz açısından kat’iyyen doğru bulmuyordu.
    Prof. Dr. Z. F. Fındıkoğlu’nun üzerinde durduğu birinci yanlış,Arapçadan aldığımız (î) aidiyet ekiyle nisbet sıfatları yapmamızdı. Çünkü Türkçemizde, on ayrı şekilde, isimden sıfat yapmak mümkünken Arapçanın (î) ekini almamız yanlıştı. Bu, aynı zamanda dilimizi fakirleştiren biryoldu. Prof. Dr. Fındıkoğlu’na göre, Arapçadır diyerek (î) aidiyet ekini atmak, bu defa Fransızcanın sal-sel eklerini dilimize bulaştırmak ikinci bir yanlıştır.
    Ben, çeşitli vesilelerle, isimden sıfat yaptığımız bu (sal) ve (sel) eklerinin Fransız gramerinden alındığını, Fransızcaya da Lâtinceden geçtiğini söylediğim zaman, şiddetli itirazlarla karşı karşıya kaldım. Şimdi konuyu burada tekrar ele almak istiyorum. Bu (sal) ve (sel) ekleri Türkçe mi Fransızca mı? Dilimize bulaştırılan bu ekler, Türkçemizi zenginleştirdi mi, fakirleştirdi mi?
    Bizim, Cumhuriyet devrimimizin en önemli yazarlarından biri, Falih Rıfkı Atay’dır. Atatürk’ün en yakın çevresinde bulunan, yıllarca milletvekili olarak çalışan ve Hâkimiyet-i Milliye gazetesinde başmakaleler yazan Falih Rıfkı atay’ı, bugüne kadar okumayanlar ziyandadırlar. Bana göre, ÇANKAYA isimli eseriyle Cumhuriyetimizin ilk yıllarını, Atatürk’ü ve Atatürk inkılâplarını en iyi bir şekilde anlatanların başında, Falih Rıfkı Atay bulunuyor. Onun Türkçesini, büyük bir zevkle okuduğumu burada, bilhassa belirtmek istiyorum. Bu (sal) ve (sel) eklerinin yanlış eklerinin yanlış kullanıldığına dair, size bir de Prof. Dr. Tahsin Banguoğlu’nu şahit göstereceğim.
    Tahsin Banguoğlu, bizim Türk Dili ve Edebiyatı profesörlerimizden biri. Türkçenin Grameri isimli, 628 sayfalık ilmî bir eseri var. Banguoğlu’nun eski Millî Eğitim Bakanlarımızdan olduğunu da ayrıca belirtmek istiyorum. Şimdi burada, Falih Rıfkı Atay’la, Prof. Dr. Tahsin Banguoğlu arasındaki bir konuşmayı size özetlemek istiyorum. Bu çok önemli konuşma, daha sonra Tahsin Banguoğlu tarafından kaleme alındı ve Dünya gazetesinin 16-17-18-19 Eylül 1965 tarihli nüshalarında yayımlandı.
    Prof. Dr. Banguoğlu, yazısına şöyle başlıyor; diyor ki:
    “Dil bahislerinde, sayın Falih Rıfkı Atay’la, eskiden beri, kolay anlaşırız. Ondaki anadil hâkimiyeti ve katıksız dil zevki, bendeki -karınca kararınca- dil bilgisi ile karşılaşınca, hemen her defasında, aynı görüşe varmışızdır. Geçenlerde bana sordu:
    - Bu sel’li sal’lı kelimelere şimdi ne diyorsun?
    - Gene uydurma diyorum… Bilirim, sen bunlardan hiç hoşlanmazsın.
    - Hiç! Dedi. Senin bu nisbet sıfatları üzerine bir incelemen vardı. Onu yeniden okumayı isterdim.
    - Göndereyim, dedim. 1943 yılında Ülkü dergisinde çıkan 3 parça yazının kesitlerini kendisine gönderdim. Dostum Atay, bir Pazar Konuşması’nda bunlardan bahsetti. Bu incelemeyi yeniden Dünya’da yayımlamayı okurlarına vaat etti!”
    Prof. Tahsin Banguoğlul diyor ki: “Demek ki dilimizi millîleştiriyoruz derken de, yine yabancı dillere özenmişiz. Önce, bütün bu medeniyet dillerinin Türkçeden geldiğini iddia edecek kadar ileri varmışız. Bunun pek çiğ kaçtığını görünce de bu uydurduğumuz ekleri savunmak için: “Canım bunlar zâten Türkçede var, uysal gibi, kumsal gibi” demişiz. Aslında, o kelimeler de bir şey ifade etmez.
    Meseleyi, bizim gibi dil kompleksinden, aşağılık duygusundan uzak, sadece dilin ihtiyaçları ve imkânları açısından görenler, baştan beri bu türlü tasarrufları hoş karşılamamışlardır. Bize göre burada da doğru yol önümüzdedir. Fransızcada olduğu gibi, Türkçede de anlam incelikleri ile isimden sıfat yapan, bir sıra ekler ve şekiller vardır.”
    Böyle söyleyen Prof. Dr. T. Banguoğlu, Arapçada sadece (î) ekiyle isimden sıfat yapıldığını, Fransızcada 6 türlü isimden sıfat yapıldığını Türkçede ise, 10 ayrı şekilde, isimden sıfat yapıldığını belirtiyor. Böylece Fransızların sel ve sal ekleriyle isimden sıfat yapılınca, Türkçemizin zenginliğinin bozulduğunu, dilimizin fakirleştiğini iddia ediyor.
    Dil bilginimiz Prof. Banguoğlu’na göre, Türkçede 10 ayrı ekle ve şekilde isimden nispet sıfatı yapmamız mümkün. Banguoğlu, Türkçemizin zenginliğini, örnekleriyle şöyle açıklıyor:
    1 - (lik) ekiyle isimden sıfat yapmamız: Şahsî değil, kişisel değil Kişilik
    2 – (den) ekiyle isimden sıfat yapmamız: Ananevî değil, geleneksel değil Gelenekden
    3- (si) ekiyle isimden sıfat: Abidevî değil, Anıtsal değil, Anıtsı
    4- (li) ekiyle isimden sıfat: Tecrubî değil, Deneysel değil, Denemeli
    5- (ce) ekiyle isimden sıfat: Dinî değil,Dinsel değil, Dince
    6- (ci) ekiyle sıfat: Teessürî değil, Duygusal değil, Duygucu
    7- Tayinsiz isim takımıyla: Ruhî değil, Ruhsal değil, Ruh (hâli)
    8- Sıfat olan madde isimleriyle: Madenî değil, Madensel değil, Maden
    9- Sıfat olan yer ve yön isimleriyle: İptidaî değil, ilksel değil, İlk (öğretim)
    10. Başka fiil üremeleriyle: İstillaî değil, Kaplamsal değil, Kaplayıcı

    Prof. Banguoğlu, bu örnekleri verdikten sonra diyor ki: “Burada görüldüğü gibi,Türkçemizde 10 türlü, isimden nispet sıfatı yapılmaktadır. Hâlbuki bu nispet sıfatları Arapçada tek şekillidir. (î) aidiyet ekiyle yapılmaktadır. Biz de Fransızcanın sadece sel ve sal ekleriyle isimden sıfat yapmaktayız!”
    Biz, Fransızcanın bu sel ve sal eklerini de çok yanlış olarak kullanıyoruz. Meselâ: Kamu alanı, ev artıkları, sanat çalışmalarım, elektrik akımı…. Gibi doğru ifadeleri çarpıtıyoruz: Kamusal alan, evsel artıklar, sanatsal çalışmalarım, elektriksel akım…” diyoruz. Meselâ bizim bir Bölge Valimiz var. Bu doğru bir tamlamadır. Ama Başbakan ne zaman o Bölge Valimize gitse, ondan mutlaka “Bölgesel sorunlar hakkında bilgi almaktadır.” “Bölgesel sorun” ifadesi yanlıştır. Eğer bu ifade doğru ise “Bölge Valimize de Bölgesel Vali” dememiz gerekir. Bizim bankalarımız ev alanlara ev kredisi veriyor. Ne kadar garib: Tarımla uğraşanlara da “Tarımsal kredi” açıyor. Olur mu? Tarımsal kredi ifadesi doğru ise: Ev kredisi demek yanlıştır. Evsel kredi dememiz gerekecektir. Bazı kimseler sanıyorlar ki, Fransızın bu sel-sal eki hangi kelimenin kuyruğuna yapıştırılırsa, o kelimeyi derhal öztürkçe yapar. Tarih Arapça; Tarihsel öztürkçe! Kent Farsça bir kelime. Kentsel ise öztürkçe! Ne kadar yanlış! Sal ve sel eklerini hiç sevmiyorum.

    Yavuz Bülent BAKİLER
     

Sayfayı Paylaş