1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Türkçeye Karşı Sorumluluklarımız

Konusu 'Dilimizi Doğru Kullanalım' forumundadır ve wien06 tarafından 12 Nisan 2008 başlatılmıştır.

  1. wien06

    wien06 V.I.P V.I.P

    Katılım:
    30 Ağustos 2007
    Mesajlar:
    6.117
    Beğenileri:
    148
    Ödül Puanları:
    4.480
    Meslek:
    Serbest
    Yer:
    Viyana
    Banka:
    292 ÇTL
    İnsanlar genellikle sorumlu oldukları bazı davranışlardan kaçmak için topu başkalarına atma eğilimi içerisine girerler. Toplum içerisinde bunun örneklerine bolca rastlayabilirsiniz. Bir sokaktaki kanalizasyon borularından birisi patlar, herkes “Ya birileri mutlaka söylemiştir / söyler.” diyerek kendisini sorumlu hissettiği bazı davranışlardan kaçınır. Veya bir sokak lambası patlar; ama kimse arayıp görevlilere durumu bildirmez. Herkes o görevi başkasının üstüne atmaya çalışır. Bu böyle olunca, bütün sokak pislik kokusunu günlerce solumak zorunda kalır veya karanlıkta kalır. Elbette bunları genelleme yaparak söylüyorum. Kuşkusuz böylesi davranışlardan kaçınmayan çok insan var, onların da örneklerini görüyoruz. İşte böylesi durumların bir örneği de dilimizde yaşanıyor.

    Dilimize karşı sorumluluklarımızı sıralamadan önce, şunu belirtmek gerektiğini düşünüyorum: Dil, bir toplumun ürünüdür. Onu oluşturan da geliştiren de öldüren de toplumdur. Yani dil, tek tek kişilerin çalışmalarıyla oluşan veya gelişen bir şey değildir. Dilin değişmesinde toplumun bir kesimi değil, bütünü rol oynar. Örneğin bir varlığı veya kavramı karşılayan sözcükleri, bir kişi bir biçimde kullandı diye toplum da o şekilde kullanmak zorunda değildir. Toplum, nasıl hoşuna gidiyorsa veya nasıl kullanmak istiyorsa öyle kullanır. Buradan da anlaşılacağı üzere dil, bir toplumun oluşturup geliştirdiği canlı bir varlıktır. Dili oluşturan bir kişi değil de bir toplumsa, onu koruyup geliştirmeye çalışması gereken de yine toplum olmalıdır.

    Şimdi dilimize karşı olan sorumluluklarımıza kısaca değinebiliriz:

    1. Her şeyden önce dilimizi sevmemiz, onun bizim ürünümüz olduğunu düşünerek ona değer vermemiz ve onu koruma bilincine sahip olmamız gerekir. Çünkü dilimiz, bu toplumun çocuğu gibidir ve bizim yaptıklarımız karşısında birçok zaman savunmasız durumdadır. Onun için onun durumunu düşünmeye ve onu incitmemeye çalışmalıyız.

    2. Ulu Önder Atatürk‘ün de dediği gibi: “Türk demek, Türkçe demektir.” sözünü kulağımıza küpe etmeli, Türkçenin bu ulusun en temel öğelerinden / taşlarından biri olduğunu hiçbir zaman unutmamalıyız.

    3. Yukarıda bahsettiğimiz gibi dilimizi toplumca oluşturduğumuz bilincine ulaşmalı ve bu toplumu oluşturan bireyler olarak hepimize görevler düştüğünü bilmeliyiz. “Dilimizi ben mi kurtaracağım?” demek gibi bir yanlışa düşmek yerine, “Bir tek ben bile kalsam, bu uğurda savaşacağım.” diyebilmeyi başarabilmeliyiz.

    4. Türkçemizin en aşağı 8500 yıllık bir dil olduğunu bilmeli, diğer ulusların köksüz ve güçsüz dillerine nasıl bağlı olduklarını görerek güçlü dilimize sıkı sıkıya bağlı olmalı, onu her durumda korumaya ve yüceltmeye çalışmalıyız.

    5. Türkçemizi korumayı sadece bilim adamlarına, üniversite öğretmenlerine veya bu işin uzmanlarına bırakmamalıyız. En azından yazışma ortamlarında Türkçenin yazım, anlatım ve noktalama bakımından doğru kullanılması; bir iş yeri sahibinin iş yerine Türkçe ad vermesi; kişilerin dilimize zarar verebilecek özentilerden kurtularak Türkçemize verdikleri değerle dikkat çekmeye çalışmaları, Türkçemize ve dolayısıyla bize çok şey kazandıracaktır.

    6.Asılsız ve saçma düşüncelerle çocuklarımıza Türkçe olmayan adlar vermemeliyiz. Çocuklarımızı, bir Türk’e yakışacak biçimde adlandırmalı ve onlara Türkçe adlar vermeliyiz.

    7. Bu işte hepimize görev düştüğü gibi, en önemli çalışmaları ilgili devlet kurumlarının ve uzmanların yapması gerekmektedir. Bugün hâlâ birçok üniversitemizde anlamsızca yürütülmeye çalışılan “yabancı dille öğretim“den vazgeçme; Türkçenin bilim ve kültür dili olabilmesi için yararlı eserler oluşturma ve etkinlikler düzenleme; dilimizin köklülüğünü ve güçlülüğünü vurgulayarak ona bağlı bir toplum oluşturma; Türkçemizle ilgili oluşumları destekleme… gibi görevleri devlet kurumlarının (Milli Eğitim Bakanlığı, Yüksek Öğretim Kurumu, Türk Dil Kurumu, Talim ve Terbiye Kurulu…) ve bu kurumlara bağlı uzmanların (öğretim elemanlarının, dil uzmanlarının, bilim adamlarının, eğitim bilimcilerin…) yerine getirmesi gerekmektedir.

    8. Türkçenin özleşme ve arılaşma (sadeleşme) çalışmalarına destek vermeli, gereksiz yabancı sözcükleri kullanmamaya özen göstermeliyiz. Örneğin bir garson olarak görev yapıyorsak, “Günün spesiyali etli ekmektir.” demek yerine “Bugünün özel yemeği etli ekmektir.” diyebiliriz. Veya bir arkadaşınıza bir şey anlatırken, “Arkadaşım bunlar realitedir.” demekten kaçınıp, “Arkadaşım bunlar gerçekliktir.” diyebiliriz. Burada sizin söylemlerinizle, karşınızdaki insanın sözcük dağarcığını etkileyeceğinizi düşünmeniz gerekmektedir.

    Toplum içerisinde hepimiz Türkçeyi korumak ve geliştirmek için çabalarsak; kendimizi bu kutlu dili bugüne kadar koruyarak getiren şerefli insanlardan sayarsak; toplumda kendimizi bu çalışmaların bir “kaynağı” olarak görür ve duruşumuzun halka halka yayıldığını görmeye çalışırsak… inanın Türkçenin bir dünya dili olmasına kimse engel olamaz. Her şeyden önce bir ulusun dil ile düşündüğünü aklımıza kazımalı ve dilimizin yıprandığı ölçüde düşüncelerimizin de yıpranacağını anlamalı, sağlam bir geleceğe sahip olabilmek için Türkçeyi geliştirme ve koruma yolunda hepimizin bir “nefer” olduğunu unutmamalı, gençlere de bu bilinci aşılamalıyız.

    Yavuz Tanyeri
     
  2. Hazangülü

    Hazangülü Forum Onuru

    Katılım:
    7 Haziran 2006
    Mesajlar:
    9.885
    Beğenileri:
    117
    Ödül Puanları:
    4.480
    Banka:
    976 ÇTL
    [​IMG]

    Türkçe yazanlar için hatırlatmalar; cümle büyük harfle başlar, nokta ile biter. Noktadan sonra boşluk bırakılır, yeni cümle başlar. "gelcem, gitcem, gidiyom" denmez "geleceğim, gideceğim, gidiyorum" denir. "Herkez" denmez "herkes" denir. "Yaaaa" çok laubali bir sözdür. "bU şEkiLDE" yazmak sadece okuyanı yorar. "Yanlız" değil "Yalnız" denir. "ğ" harfi "g" şeklinde yazılamaz. "Bende, sende" denmez, "Ben de, sen de" denir. "Dahi" anlamındaki "de" ayrı yazılır. "Geldimi?" yazılmaz "Geldi mi?" yazılır. Soru takıları ayrı yazılır. "OKmi?" değil, "Tamam mı?" denir. "ahmet, belgin, duru" denmez. "Ahmet, Belgin, Duru" denir. Özel isimlerin, illerin, ülkelerin ilk harfleri büyük yazılır. "ki" eki, bağlaç olarak kullanılıyorsa ayrı, iyelik eki olarak kullanıyorsa birleşik yazılır. "v" yerine "w" yazılmaz... Yani Türkçe, Türkçe yazılır. MSN Türkçesi'yle değil.


    Not: Buradn sevgili arkadasim Yesime sonsuz tesekkürlerimi sunuyorum. sizlerle paylastigim konularin cogunu o bana Yolluyor bende bura da sizlerle paylasiyorum . Tesekkürler Yesimim iyiki varsin
     

Sayfayı Paylaş