1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

"Turkche"yi nasıl bilirsiniz?

Konusu 'Dilimizi Doğru Kullanalım' forumundadır ve dderya tarafından 30 Ekim 2013 başlatılmıştır.

  1. dderya
    Ayyaş

    dderya kOkOşŞ Süper Moderatör

    Katılım:
    29 Temmuz 2013
    Mesajlar:
    11.296
    Beğenileri:
    7.483
    Ödül Puanları:
    11.080
    Cinsiyet:
    Bayan
    Meslek:
    Öğrenci
    Yer:
    izmir :)
    Banka:
    213 ÇTL
    Turkche'yi anlamak için hangi dilleri bilmek gerekir?

    Gençler "vicdan yapıyor", "tavır yapıyor"... Türkçe benim namusum, Türkçe benim vatanım, Türkçe benim bayrağım diyenler, Turkche’yle aranız nasıl?

    Belki de hepiniz durumun farkındasınız. Hatta bu yazıyı okurken sen kime ne anlatıyorsun diyenleriniz bile olabilir.

    Haklısınız ama ben bir kez daha durumun ne kadar vahim olduğunu hatırlatmak istedim. Dilimizdeki nobranlaşma, yozlaşma kimin suçu?

    Hatayı dilbilimcilerde mi aramak gerekiyor, yoksa kendimizde mi? Yabancı bir kelime ya da nece olduğu belirsiz bir kelime kullanınca entelektüel(!) mi oluyoruz? Türkçe’ye sahip çıkamayan gençler, gelecekte nasıl bir anadil kurgulayacak? Neyse, isterseniz mevcut duruma şöyle bir göz atalım… Öyle düşünelim.

    Coffee Shop’larda kahve içmeye, Gross Market’lerden alışveriş yapmaya, Beauty Centre’larda güzelleşmeye ve de Reality Show’lara focus olmaya çoktan alıştık. Globalleşiyoruz, dedik iftihar ettik. İftihar ettik etmesine de diğer yandan da Türkçemizin öz suyuyla yoğrulmuş, köylüsünden kentlisine herkes tarafından anlaşılan sözcükleri sırf doğu asıllı diye dilden atıp, batıdan gelen her kelimeye kapılarımızı ardına kadar açarak dilimize ihânet etmiş olmadık mı?

    Bugün, bu söylediklerimiz teyit eder mahiyette gelişmeler yok değil. Türkiye’mizin hemen her şehrinin en işlek caddelerini süsleyen mağazaların ışıklı ışıksız tabelalarına bir bakınız: VCD Wolkman, Perlina, Pierre Cardin, Crispino, Loft Colins, MV Moda Vizyon, Angle, Burger King, Big Star, Benson Jeans, Big Free, Conan Jeans, Cotton Shop, Carousel, Capitol Galleria, Carrefour, Gross Market, Shopping Center, Medya Center, Shoppin Clup, Whimpy Bar, Domino’s Pizza, Galila Restaurant, Groseri Market, Little Big, Lee, LC Waikiki, Marko Deli, McDonald’s, Pizza Hut, Rodi, Tifanny, Weber Jeans … Ve daha yüzlercesi… Söylenişinde ve yazımında zorlandığımız kelimeler.

    Sonra internet dili diye bir şey girdi hayatımıza. Anlık ileti yazışmalarıyla gündeme gelen birçok kısaltma sözcük, yeni bir yazı ve konuşma dili ortaya çıkardı. Selam sözü artık internet harici yazışmalarda slm (selam), mrb (merhaba), grsz-by (görüşürüz) şeklinde kullanılıyor.

    "Nasılsın?" sorusuna karşılık "Sen nasılsın?" şeklindeki soruysa İngilizce’de kısaca bu anlama gelen "u?" diye yazılıyor. İnternette yazışmaya chat’leşme demeyi gündelik sohbetlerimize de taşıdık. Eh, dilimiz de alıştı dedik. Adapte oluverdik.

    Derken Avrupa Yakası’nın Türkçeyi ancak birkaç kelime ve bağlaçlar vasıtasıyla konuşabilen Selin'inin “Oha falan oldum yani” çıkışı gençlerin diline pelesenk oldu. Ama biz onu da pek eğlenceli bulduk. Hatta örnek aldık, türettik. “Aaa, ne oluyo falan olduk.” “Napçaz şimdi yani" olduk.” (Nazan Öncel arkasına aha, ekledi şarkısını bile yaptı). “Bismillah olduk yani” olduk.

    Şimdi ben çok merak ediyorum, acaba okullarda özne, yüklem, gibi kavramlar hâlâ öğretilmeye devam ediyor mu? Çünkü artık özne pek kullanılmıyor, yani tekil varlığı ortadan kalktı gibi bir şey. Biz ne oluyor, ne yapıyorsak hep beraber oluyor, hep beraber yapıyoruz. Neyse ki yapmak ve olmak yardımcı fiilleri neredeyse tüm fiillerin imdadına yetişiyor. Arkadaşımız yeni bir elbise mi almış? “Güle güle kullan,” demek pek demode. “Kısss, elbise yapmışız!” ya da “Vay ağabeycim ceketlenmişiz” deyiveriyoruz. “İyi günlerde eskit,” demiş olsak bizi hiç de ‘tiki’ görmeyecek arkadaşımız da, “Su yapmayalım beee,”diye karşılık vererek güya bizi ciddiyete davet ediyor. Hangi ciddiyet?

    ‘Ciks’ kıyafetlere bürünen gençlerde ne gam belirtisi var ne de huzur. Arada kalmışlık ve umursamazlık her hallerinden akıyor. Dilleri elden gidiyor “vicdan yapmıyorlar.” Güzel Türkçe’mizi Turkche yapmayın, sahip çıkın diyenlere “tavır yapıyorlar.”

    Gençlerin bu dilini bir tepki dili ve gelip geçici görenler de var. Ana dilimizi tekrar edebiyata, konuşma ve yazı diline kavuşturmak bir özlem. Çağdaş medeniyet seviyesine sıçramak mecburiyetinde olan bir ülkede gençlere ulaşmak oldukça zor. Konuştukları dilin Turkche haline geldiği şu günlerde onlarla iletişim kurmak için hangi dilleri bilmek gerekir?

    Dilde «özleşme hareketi» adı altında Türkçeyi dinamitleyen; genç kuşakların, daha dün diyebileceğimiz beyin ve duygu dünyamızın mimarları yazar ve şairlerin eserlerini okuyup, anlamalarını engelleyen bu çarpık düşüncenin sonu nereye varır? Soruyorum sizlere bugün dünyanın hangi ülkesinde, 50 yıl önce yazılmış bir eserin dili sadeleştirilmektedir? Bir İngiliz, 16’ncı yüzyılda yaşamış Shakspeare’ini; bir Fransız 16’ncı yüzyılda yaşamış Montaigne’ini rahatça okuyup anlarken bizim gençlerimiz maalesef Türk dilinin gelişmesine öncülük eden Ömer Seyfettin’i, Türk edebiyatının güçlü şairi Yahyâ Kemâl Beyatlı’yı, İstiklâl Marşı’mızın yazarı Mehmed Âkif Ersoy’u, Reşat Nuri Güntekin’i, Halit Ziya Uşaklıgil'i ve daha nice söz ustalarımızı sözlük yardımı ile okumak ve anlamak zorunda bırakılmışsa burada durmak düşünmek ama çok düşünmek gerekmez mi?

    Eğer kısa zamanda bu yanlışlıktan ve garabetten dönülmezse korkarım Türkçe bir karnaval dili olup çıkar. İşte, felâketler de o zaman başlar. Türkçe benim namusum, Türkçe benim vatanım, Türkçe benim bayrağım diyenler, Turkche’yle aranız nasıl?

    Cem Küçük
     

Sayfayı Paylaş