1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Türkiye Cumhuriyeti ve Türkçe Devrimi

Konusu 'Devrimleri, İlkeleri' forumundadır ve wien06 tarafından 19 Mayıs 2009 başlatılmıştır.

  1. wien06

    wien06 V.I.P V.I.P

    Katılım:
    30 Ağustos 2007
    Mesajlar:
    6.117
    Beğenileri:
    148
    Ödül Puanları:
    4.480
    Meslek:
    Serbest
    Yer:
    Viyana
    Banka:
    292 ÇTL
    Atatürk, Türkiye Cumhuriyeti ve Türkçe Devrimi


    Araştırmanın Temelleri

    Atatürk ilke ve devrimleri; Türk devrimi, Türk dili ve Türk Dil Kurumu ile ilgili Atatürk ve sonrası
    yazarlar ve eserler

    Araştırmanın Amacı

    Bu çalışmanın amacı, Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk önderliğinde kurulan Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nde 1925 yılından itibaren başlayan laikleşme sürecinin (tekke ve zaviyelerin kapatılması, eğitim birliği, halifeliğin kaldırılması) yeni Türk alfabesinin kabulü ve Türk dilinin özleştirilmesi çabalan üzerindeki etkilerini ortaya koymaktır.

    Çalışma, ayrıca, “Türk Devrimi”nin göz bebeği Türk Dil Kurumu’nun laik-demokratik Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin temellerinin sağlamlaştırılmasında ve Türk dilinin eğitim ve bilim dili haline gelmesinde üstlendiği görevleri “Türk Devrimi”nin en karakteristik özelliklerinden yola çıkarak yorumlamaya çalışacaktır. “Türk Devrimi”nin temel kaynağının, vaktiyle aşağılanıp horlanan Türk ulusu olduğunu savunan bu çalışma, “Türkçe devrimi”nin de doğrudan doğruya cumhuriyet düşüncesiyle örtüştüğünü ve demokratik bir tutum üzerine inşa edildiğini de savunmaktadır.

    Veri Kaynakları

    Türk devrimi, Türk dili ve Türk Dil Kurumu ile ilgili Atatürk ve sonrası yazarlar ve eserler.

    Ana Tartışma

    1925 yılından itibaren başlayan laikleşme süreci (tekke ve zaviyelerin kapatılması, eğitim birliği, halifeliğin kaldırılması), yeni Türk alfabesinin kabulü ve Türk dilinin özleştirilmesi çabalan üzerinde etkili olmuştur. Türk Dil Kurumu, laik-demokratik Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin temellerinin sağlamlaştırılmasında ve Türk dilinin eğitim ve bilim dili haline gelmesinde önemli görevler üstlenmiştir.

    Sonuçlar

    Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nde 1925 yılından itibaren başlayan laikleşme süreci (tekke ve zaviyelerin kapatılması, eğitim birliği, halifeliğin kaldinlmasi), yeni Türk alfabesinin kabulü ve Türk dilinin özleştirilmesi çabalan üzerinde etkili olmuştur. “Türk Devrimi”nin göz bebeği olan Türk Dil Kurumu,
    laik-demokratik Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin temellerinin sağlamlaştırilmasinda ve Türk dilinin eğitim ve bilim dili haline gelmesinde önemli görevler üstlenmiştir.

    1928 yıl Türk tarihinde çok önemli bir yıldır: 10 Nisan › › › › günü Anayasa’da
    değişiklikler yapılarak Türkiye Cumhuriyeti’nin laik karakterinin açıklığa
    kavuşturulması için var olan “Devletin dini İslam’dır” hükmünün çıkarılmasi kabul Atatürk edilmiştir. Türkiye Cumhuriyeti içinde Türk Devleti kadar Türkçeyi de laikleştirecek Türkiye bu önemli adımı hazırlayan gelişmeleri de hatırlamak gerekir. TBMM’de, 3 Mart 1924′te hem “Eğitim Birliği (Tevhidi Tedrisat) Kanunu” hem de “Halifeliğin Kaldırılması Kanunu” kabul edilmişti. Bunun devamında 2 Eylül 1925′te de “Tekke ve zaviyelerin ve türbelerin kapatılması hakkındaki karar” alınmış 30 Kasım 1925′te de bu karar kanuna dönüşmüştür.

    1925 yılında henüz iki yıllık geçmişi olmayan Türkiye Cumhuriyeti, böylece
    tekke ve zaviyeleri kapatarak 1928 yılındaki din ve vicdan özgürleşmesini, laisizmi hazırlamıştır. Türkçenin yazısını ve dil varlığım da özgürleştirerek, çağlardır süren aydın yozlaşmasıyla boğulan gücünü ortaya çıkaracak alfabe ve dil devrimlerinin, bu özgürleşmelere doğrudan doğruya bağlı olduğu tartışmasız bir olgudur.

    Bu laiklik adımıyla, yeni Türk Devleti, ülkedeki her türlü din ve inanç
    varlığının üzerindeki konumuyla, Cumhuriyeti asırlarca süren din ve mezhep
    çatışmalarının dışına çıkarmış oluyordu.

    1928 hiç tesadüf değildir ki Yeni Türk Harflerinin Kabul ve Tatbiki Hakkında
    Kanunun da kabul edildiği yıldır.

    Alfabe, toplumların dil varlığını kayda geçirmek için kullanılan, kültürel ve
    tarihsel bir araçken, uzun Türk tarihinde mensup olunan din ve kültür dairesi içinde zaman zaman yozlaşmanın da kaynağı olabilmiştir. Arap alfabesi Türkçeyi yazmak için en uzun süre kullanılan, yüksek bir yazılı uygarlık üretmişse de özellikle matbaa döneminde okuma yazma, kitap basma ve kısacası aydınlanma yolunda ayak bağı olmuştur (bk. Öner, 2005). Bu yazının Türkçeyi en çok yabancılaştıran Arapça ve Farsçayla ortak bir alfabeye dayanması dolayısıyla, Türkler hem yazı hem dil olarak onlarla aralarina bir sınır çekemiyordu. İmparatorluk tarihi boyunca Türklerin güzel bir milli edebiyatı olsa da, din kardeşleri Araplar ile belirgin bir milli kültür sunn çekmekte sıkıntılar vardı. Tanzimat aydınlarının Türk yazı dilinin sınırlarını çizmek ihtiyacı Türkçe aleyhine bu ortaklıkla ilgilidir.

    Bu anlamda 1928′de Türkler için Arap alfabesinin sonlanmas›, sadece Türk
    yaz›s› için bir devrim olarak yorumlanmakla kalmaz, ayn› zamanda Türk kültürünün, Türkçenin özgürleşerek millileşmesi yolunda da milat oluşturmuş sayılabilir. Yeni alfabe, XIX. yüzyıl başlarından beri Türk aydınlanmasının ilgi odağı haline gelen Avrupa’nın hemen hemen bütün milletlerinin yazılarının geliştiği Latin yazısına dayanan “Yeni TürkAlfabesi”dir.

    Türkiye Cumhuriyeti’nin geliştirdiği büyük Türk İnkilâbi ve özellikle bu yazi
    devrimiyle, bin yıllık Doğu uygarlığı aidiyetinin bitirildiğini Arap-Fars ortaklığının
    yaz›dan biçimsel olarak kaldırıldığını görebiliriz. Bunun hemen ardından 1 Eylül
    1929′da Türkiye Cumhuriyetinde Arapça-Farsça derslerinin yasaklandığını da
    anmalıyız (bk. Dilaçar, 1963). Bu adım herhangi bir yabancı dilin öğretiminin
    yasaklanması gibi düşünülmemelidir. Türklerin kendi dillerinin okuma yazmasini öğrenirken önce Arapçayı ve dolayısıyla Arap yazısını öğrendiklerini ve bunu yüzyillar boyunca sürdürdüklerini hat›rlatmak gerekir.

    1928′de Arap yazısından özgürleştirilen Türkçe ertesi yıl da Arapça-Farsça
    öğrenme baskısından kurtarılmış oluyordu. İşte özellikle Türk Dil Kurumunun açılmasıyla başlayan halk ağzından derleme ve eski kaynaklardaki Türk dil varlığını tarama işlemleri için, bir öncü adım olarak andığımız 1928 ve 1929 tarihleri dil alanının sınırlarınin çizilmesi ve adeta Türkçenin öz toprağının işlenmesi, sürülmesi gibi olmuştur.

    12 Temmuz 1932′de kurulan Türk Dili Tetkik Cemiyeti, aym yilin 26 Eylül
    günü Dolmabahçe Sarayinda açilan Türk Dili Kurultayi ile hem bilim düzeyine
    kavuşmuş hem de yazarlardan, öğretmenlere, köylülerden subaylara kadar genç cumhuriyetin bütün katmanlarıyla kucaklaşmış sosyal bir zemin bulmuştur. Burada Kurultay’ın akademik bilgi boyutunun da ihmal edilmediğini, katılımcılar arasında gördüğümüz dünyanın saygın bilim adamlarından anlayabiliyoruz. Türkiye, Atatürk’ün sağlığında iki yılda bir yapılan Türk Dil Kurultayı ile aym zamanda dünya Türkoloji çevrelerinin ilgi odağı haline gelmiştir (Sadoğlu, 2005).

    Önceleri Ahmed Midhat, Ömer Seyfeddin, Şemseddin Sami, Necib Asım,
    Yusuf Akçura, Ziya Gökalp, Fuad Köseraif, Bursali Mehmed Tahir, Veled Çelebi,
    Necib Türkçü, Riza Tevfik, Fuad Köprülü gibi yazar ve bilginler hem Bati’daki yeni yayımları ülkeye taşımış hem de Türk yazı dilinin ve genel olarak siyasî ve kültürel düzeyde Türk millî kimliğinin oluşmasına çalışmışlardı (Sadoğlu, 107-187; Levend, 300-388; Heyd, 123-172).

    Türk Dil Kurumunun başlattığı dili arıtma ve ana kaynaktan besleme etkinliği
    sayesinde de son beş asırdır millî olmayan imparatorluk dilinden Türk yazı dili
    çıkarılmış, geliştirilmiştir. Türkiye dışındaki Türk lehçelerine, Rus ve Avrupa Türkoloji kaynaklarına vakif olan, Rusçadan, Almancadan veya Fransizcadan çeviriler yapan Türkoloji basinini izleyen Dr. Ahmed Caferoğlu, Abdullah Battal Taymas, Hüseyin Namık Orkun, Reşid Rahmeti Arat, Besim Atalay gibi bilginler, Türk Dil Kurumunun tarihî ve çağdaş Türk lehçeleriyle ilişkisini besliyorlardı. TDK’nın adeta mutfak işçileri olarak çalışan bu isimlerin yanı sıra, I. Kurultaydan beri çok önemli bir yer sahibi olan Sâmih Rifat, Ruşen Eşref, Falih Rıfkı Atay, Şükrü Akkaya, A. Dilaçar, Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Ragıp Hulusi Özdem, İbrahim Necmi Dilmen, Ahmet Cevat Emre, Celal Sahir, Nairn Hazım Onat, Ali Canip Yöntem, Hasan Reşit Tankut, Reşat Nuri Güntekin, Hasan Âli Yücel gibi Atatürk’e çok yak n ve o günün › en önde gelen kalem sahipleriyle birlikte yapılan dil devrimi geniş bir kamuoyu toplayabilmiştir (Öner, 2006).

    Atatürk Türkiye Cumhuriyeti’nde artik devletin ve toplumun seçkin zümresi halk Türkiye kültürünü, halk dilini yüceltiyor, neredeyse her aydin çevresindeki, yöresindeki Cumhuriyeti konuşma dilinden ağzılardan belge ve bilgi derleyerek Ankara’daki Kurum’a gönderiyor, onun süreli yayim organinda “Öz Türkçe” önerilerini sunuyordu. Mustafa Kemal Atatürk’ün bizzat başında durduğu bu dil devrimi, Cumhurbaşkanı’nın samimi yüreklendirmesi ile herkesi sarmış ve okuma yazma öğrenen her yurttaşı, her aydını uzman bir dilci gibi içine çekmiş gibidir.

    Bu sürecin tam burasında, kuram düzeyinde cumhuriyet düşüncesinin birkaç
    boyutuna dikkat çekip Türk Dil Devrimiyle birleştirmeyi denemek isterim (krş.
    Bilgin, 2004):

    * İnsanın gelişebilir bir varlık olduğu fikri: İmparatorluk tarihi boyunca vergi
    ve asker alımı dolayısıyla çoğu zaman gönülsüz bir temas olarak gelişen devlet-birey ilişkisi bittikten sonra, toplumun çoğunluğunu oluşturan köylü artık yurttaş olmuştur. Bu sosyal ve siyasal gelişmenin yanı sıra otuzlu yıllar başından itibaren köylü diliyle de gelişmeye açılmış daha da iyisi devletin üst yönetiminin, üniversitenin, aydın kesiminin, öğretmenlerin dilinin kaynağı, yabancılaşmış dili kurtarmak üzere ilacı olmuştur. Cumhuriyetin eğitim birliği ve eşitliğini sağlayan Milli Eğitimi’nin yaygınlaşması sayesinde de, okuma yazmanın yüzyıllardır gelişmeden kaldığı köylü kesimi üzerinde insanın gelişebilir bir varlık olduğu fikri gerçeklik bulmuştur.

    Bu, cumhuriyetin en mükemmel uygulama biçimi olan ve Atatürk’ün de baştan beri arzuladığı demokrasinin seçmenlerini geliştiren güçlü bir temel haline dönüşmüştür.

    Böylece Türk Dil Devrimi’nin bir kitabî söz uydurmacılığı olmadığını, en ciddi
    başvuru kaynağı olan halk ağızları dolayısıyla, sağlıklı bir tercihle cumhuriyetin
    temeli olan halka (publika ‘ya) dayandığını görmek gerekir.

    Türk Kurtuluş Savaşı başlarken TBMM’nin ve onun Kuvayı Milliye
    Ordusunun yabancı işgal gücüyle savaşa ve şehit olmaya davet ettiği köylü, üzerinden on yıl geçmişken bu kez de Türk dilini kurtarmaya çağrılıyordu. Bu da bir seferberlik olarak başlamıştı:

    Halk Okulları, Halk Evleri ve Köy Enstitüleri gibi kurumlarla gelişen eğitim ve kültür devrimi popülist bir siyaset çağrısını değil, cumhuriyetin ortaklaştıncı ülküsüne uygun samimi bir katılımı besliyordu.

    Cumhuriyetin entegrasyon ilkesi: Böyle gelişen Türk Dil Devrimi için en
    sağlıklı ana dili verimlerini üreten Halk Ağzından Derlemeler de, sadece, dil
    biliminde diyalektoloji denen bir tekniğin parçası olarak değil, aynı zamanda
    cumhuriyet düşüncesinin bu katılımcı, geliştirmeci ülküsüne göre de
    değerlendirilmelidir. Cumhuriyetten önce en çok ihmal edilmiş ve Kurtuluş Savaşı boyunca da son insan kayıplarını tüketmiş olan Türk köylüsü, Dil Devrimi boyunca, başlıca zenginliği olan diliyle keşfediliyor ve cumhuriyet devleti onun en gözde kurumlanndan olan Türk Dil Kurumu tarafindan taçlandiril yordu. › › › Çok yalan bir döneme kadar, saray çevresinde yabancılaşmış aydınların dilinde kaba saba bir köylü olarak tanımlanan ve dışlanan, zaman zaman da aşağılanan Türk, artık diliyle, edebiyatıyla cumhuriyetin başvuru kaynağıdır.

    Mustafa Kemal Atatürk’ün titiz planlaması ve zamanlamasıyla bizzat yürüttüğü
    Türk İnkılâbı, burada andığımız ve çok büyük önem taşıyan laik karakteriyle,
    1924′te başlayan Eğitim Devrimini, 1928′deki Yaz› Devrimini ve aslmda 1929′da
    Arapça-Farsça öğretiminin yasaklanmasıyla başlayan Dil Devrimini
    gerçekleştirmiştir. Bu yıl 75. yaşını kutladığımız Türk Dil Kurumu da bu süreç içinde, burada bazı noktalarına dikkat çekmeye çalıştığımız “Türk Devrimi”nin en gözde kurumlanndan biri olmak onuru kazanmıştır.


    Prof. Dr. Mustafa Öner


    KAYNAKÇA
    AOK. (2001). Atatürk’ün Okuduğu Kitaplar “Altını Çizdiği Satırlan, Özel İşaretleri,
    Uyarılan, Düştüğü Notlar ve Kitap İçerisindeki Özel Yazılan İle”, 24 cilt,
    Ankara: An›tkabir Derneği Yayınlan. Bilgin, N. (2004). Cumhuriyeti
    Anlamak, İzmir: Ege Üniversitesi Edebiyat Fakültesi
    Türk-Ermeni İlişkileri Grubu (TERİG). Dilaçar, A. (1963). Atatürk
    ve Türkçe, Atatürk ve Türk Dili, Ankara, 41 -52. Eroğlu, H. (1982).
    Türkînk›lâp Tarihi, İstanbul.
    E›top,K.(1963). Atatürk Devriminde Türk Dili,Atatürk ve Türk Dili, Ankara, 53-99.
    Heyd, U. (1979). Türk Ulusçuluğunun Temelleri, Ankara: Kültür Bakanlığı Yayınlan.
    Levend, A. S. (1972). Türk Dilinde Gelişme ve Sadeleşme Evreleri, Ankara: Türk Dil
    Kurumu. Öner, M. (2005). Türkçede Yazı Dili ve Yazılış Bağlantılan Üzerine
    Notlar. Karaman
    Dil-Kültür ve Sanat Dergisi, T.C. Karaman Valiliği Yayım, 175-185. Öner,
    M. (2006). Atatürkve Türk Lehçeleri, Türk Dili, Türk Dili, 655, Temmuz-2006,
    92-104. Sadoğlu, Hüseyin. (2003). Türkiye’de Ulusçulukve Dil Politikalar›,
    İstanbul: İstanbul
    Bilgi Üniversitesi Yay›nlan.
    Şimşir, B. (1992). Türk Yaz› Devrimi, Ankara: Türk Dil Kurumu Yay›nlan.
    Balıkesir Ünaydın R. E. (1956). Atatürk-Tarih ve Dil Kurumlar›, Hatıralar, Ankara.
     

Sayfayı Paylaş