1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Türkiye Müzik Kültürü

Konusu 'Müzik' forumundadır ve ZeyNoO tarafından 13 Aralık 2012 başlatılmıştır.

  1. ZeyNoO
    Melek

    ZeyNoO ٠•●♥ KuŞ YüreKLi ♥●•٠ AdminE

    Katılım:
    5 Ağustos 2008
    Mesajlar:
    58.480
    Beğenileri:
    5.784
    Ödül Puanları:
    12.080
    Cinsiyet:
    Bayan
    Meslek:
    Muhasebe
    Yer:
    ❤ Şehr-i İstanbul ❤
    Banka:
    3.064 ÇTL
    Türkiye Müzik Kültürü

    Türkiye Müzik Kültürü, Türkiye'nin kültürel yapısı, tarihinin derinliklerinden gelen çok zengin ve çeşitli kültürlerin birikiminden oluşmuştur. Türkiye, coğrafi konumu gereği Doğu, Batı, Ortadoğu, Akdeniz, İslam kültürü gibi farklı kültürlerin merkezindedir. Dünyanın en eski yerleşim bölgelerinden biri olan Anadolu, binlerce yıllık geçmişi ve tarihinde var olan bir çok farklı kültürün etkisiyle ender görülen kültürel zenginliğe sahiptir.

    Bu öylesine bir zenginliktir ki, birbirine çok yakın yerleşim bölgelerinde bile bu zenginliğin yarattığı kültürel farklılıkları görebiliriz.
    Genel kültürel yapıdaki bu zenginlik doğal olarak müzik kültürümüze de yansımaktadır.

    Türkiye coğrafyasında oluşmuş ve yaşayan "müzik türlerini" genel bir yaklaşımla üç başlık altında toplayabiliriz :

    • Geleneksel / Yerel Müzikler
    • Çağdaş Türk Sanat Müziği
    • Popüler Müzikler

    Diğer Müzik Örnekleri

    Geleneksel Müzik Kavramı : Genellikle ortak bir biçim içinde yaratılıp, üretildiği zamandan bugüne kadar yaşayan, bulunduğu yöre ve çevrelerde sevilerek sıklıkla çalınan, söylenen ve çoğunlukla anonim müziklerdir.

    Ülkemizde, yukarıdaki tanıma uygun özelliklerde, yerleşik kültürümüzün içinde üretilen ve yer alan, gelenekselleşmiş müzikleri, "dinsel" ve "din dışı" oluşlarına göre ikiye ayırabildiğimiz gibi, bunları "Halk Müziği / Yerel Müzik" ve "Osmanlı Müziği" başlıkları altında da inceleyebiliriz. Pek çok ortak yönleri bulunan bu iki öbekte yer alan yapıtları, "Çalgı müziği" ya da "Sözlü müzik" oluşlarına göre de sınıflayabiliriz.

    - Halk Müziği / Yerel Müzik
    - Osmanlı Müziği
    - Mehter Müziği
    - Dini Müzikler
    - Geleneksel / Yerel Müzik Çalgıları

    Daha XIX. yüzyılın ortalarına doğru, Osmanlı müziğinde Batı etkileri görülmeye başlanmış, yüzyılın sonlarına doğru ise bu etkiler oldukça güçlenerek, genelde teksesli (monodik) yapıdaki Osmanlı müziğini çoksesli (polifonik) hale dönüştürmeye yönelik çalışmalara olanak sağlamıştı.

    1923'te Cumhuriyetin ilanı üzerine, o sıralarda Avrupa'da müzik eğitimi gören Cemal Reşid (REY) Türkiye'ye dönmüş ve İstanbul'da kurulan müzik okulunda hocalığa başlamıştı. Bu arada, bazı yetenekli gençler de, Cumhuriyet yönetimi tarafından, müzik eğitimi almak üzere Avrupa'nın çeşitli kentlerine gönderildiler. Bu gençler yurda döndükten sonra Çağdaş Çoksesli Türk Müziğinin temellerini atan ve sonraları Türk Beşleri olarak adlandırılan grup oluştu. Bu grubun ortak amacı, geleneksel Türk Müziği temalarını kullanarak eğitimini aldıkları Batı Sanat Müziği değerleri içinde çağdaş çoksesli yeni yapı ortaya çıkarmaktı. Sonraki aşamalarda, daha özgür çağrışımları hedefleyen her besteci, halk ezgilerinin renklerini ve gizemini kendine özgü bir yolla yorumlamış ve giderek bilinen halk ezgilerini doğrudan ele almak yerine, soyutlama yöntemleri ile farklı sentezlere ulaşmaya çalışmıştır. Türk beşleri olarak bilinen kadro; Cemal Reşit REY, Ulvi Cemal ERKIN, Hasan Ferit ALNAR, Ahmet Adnan SAYGUN ve Necil Kazım AKSES'den oluşmaktadır. Türk beşlerinden sonra bu alanda, Nuri Sami KORAL, Kemal İLERİCİ, Ekrem Zeki ÜN, Bülent TARCAN, v.d. ikinci; Sabahattin KALENDER, Nevit KODALLI, Ferit TÜZÜN, İlhan USMANBAŞ, Bülent AREL, İlhan MIMAROĞLU, v.d. üçüncü; Muammer SUN, Cenan AKIN, Cengiz TANÇ, Kemal SÜNDER, İlhan BARAN, Yalçın TURA, Ali Doğan SİNANGİL, v.d. dördüncü kuşak olarak bu alanda ürünler vermişler ya da vermeye devam etmektedirler. Bu kuşaktan sonra da yine bu alanda, giderek artan oranda bir çok besteci ürün vermeye devam etmektedir. Günümüzde ise bu alanındaki besteci sayısı 60'a yaklaşmıştır.


    Türk Musikisi başlangıcından bu yana, İlk Bilimsel, İlk Klasik, Son Klasik ve Yeni Klasik olarak adlandırılan teorik dönemlere ayrılır.

    İlk Bilimsel Dönem, başlangıç ve hazırlık dönemi olarak kabul edilir ve 900-1450 yılları arasını kaplar. 10. yy.da İslamiyetin kabulü ile Türk kültürünün ayrılmaz bir parçası olan Türk musikisi belirgin bir biçimde ortaya çıkmaya başladı. Saraylarda müzikle uğrasan bölümler konservatuar haline getirilip, çalma ve söyleme haricinde müzik kuramsal olarak da incelendi.

    Çalgıları bilimsel olarak ilk açıklayan ve geliştiren Farabi, Türk musikisinde makamların günün belirli vakitlerinde insanlar izlerindeki etkileri hakkında bir de cetvel hazırladı. Farabi üstat derecede saz çalardı ve hakkında 'Türk musikisini bu güne kadar açıklayabilenlerin en büyüğü' olarak bahsedilmiştir.

    Farabi'nin ölümünden 30 sene sonra dünyaya gelen matematik, fizik, tip bilgini Ibni Sina değişik konularda yapıtlar oluşturmuştur. En ünlü eseri olan Kitabu'l-Sifa'nin 1.bölümü tamamen müziğe ayrılmıştır ve ayni kitap 16.yy.a kadar tüm Asya ve Avrupa ülkelerinde tip ve eczacılık dalında eğitim kitabi olarak kullanılmıştır.

    Farabi (870-950) ve Ibni Sina (980-1037)'dan sonra Türk musikisinde 200 senelik bir sessizlik oluşmuştur. Daha sonra Safiüddini Urmevi, Sultan Veled ve Abdülkadir Meragi gibi bestekarlar Farabi ve Ibni Sina'nin yani sira bu dönemde yasamis ve Buselik, Çargah, Hicaz, Hüseyni, Kürdi, Isfahan, Evç, Muhayyer,Neva, Nikriy, Rast, Saba, Ussak, Yengüle, Mahur, Şehnaz, Bayati, Hisar, Hümayun ve Nihavent makamlarını tertip etmişlerdir.

    Anadolu Türklerinin ilk dini yapımcısı olarak Hacı Bayram Veli bilinir. Bayramı tarikatını kuran Hacı Bayram Veli Yunus Emre'nin de şiirlerini ezgilemistir. Tarikatların kurulması ve yayılmasıyla tekke müziği gelişmiştir.

    İlk Klasik Dönem 1450-1720 senelerini içine alır. Bu dönemde Hüzzam, Seddüaraban, Hicazkar, Acemaşiran, Hisarbuselik, Bestenigar, Karcığar ve Zavil gibi makamlar oluşmuştur. Dönemin besteci ve müzisyenlerine bir kaç örnek: Ömer Ruseni, Sadi Golami, Ali Sir Nevani, Ladikli Mehmet Çelebi, Hüdai, Itri, Osman Dede, v.s.

    Son Klasik Dönem 1700-1880 yıllarını kapsar. Kalıplara bağlı büyük formlu eserler yerine, yapısında lirizm unsuru taşıyan şarki formunda eserler üzerinde de çalismalar başlamıştır. Devrin en belirgin kişisi Dede Efendi'dir. En tantanalı formlardan, okul şarkılarına kadar herkese hitab eden eserler vermiş, devrinin öncüsü olmuştur. Dönemin son bestecisi Zekai Dede'den sonra Klasik Ekol geriledi ve biraz da unutuldu

    Bu devrede Acemkürdi, Evcara, Ferahfeza, Muhayyerkürdi, Suzidil, Sevkefza, Tahirbuselik, Neveser, Ferahnak, Sultani yegah ve Suzinak makamları tertip edilmiştir.Dönemin bir kaç temsilcileri:Halil Efendi, Tab'i Mustafa Efendi, Dilhayat Hanim, Selim III. (30. Osmanlı Padişahı) Isak, Numan Ağa, v.s.

    Yeni Klasik Dönem Türk musikisinin 1850 yılından günümüze kadar uzanan devresidir. Hacı Arif Bey'le başlayan ve Sefki Bey'le devam eden bu dönemde, ağır formlu eserlerin icrasına devam eden ve eski döneme bağlı kalan bir çok bestekar olmasına rağmen, her topluluğa hitab eden şarkılar ağırlık kazanmıştır. Bu eserler ve ayni zamanda saray ve konaklarda icra edilen müzik, mütevazı ailelere ve halka kadar inip, bir şeyler verebilmiştir. 1850 senesinde Hacı Arif Bey tarafından tertip edilen Kürdili Hicazkar makamı günümüze kadar en çok eser verilen makam olmuştur.

    Cumhuriyetin kurulusu ile beraber, önceki dönemlerin Tekke zaviye v.b. gibi dini müziğin yapıldığı kurumlar birer, birer kapatılmış, Türk dili Arapça ve Farsçadan arındırılmaya başlamıştır. Bu şartlar altında dini müzik ve yapıtları önemini büyük ölçüde yitirmiştir. Ayni biçimde dini olmayan müzik de çağsal gidişe ayak uyduramayınca, divan edebiyatına bağlı olan eserler yeni kuşaklar tarafından anlaşılamamış ve tutulmamıştır. Cumhuriyet döneminin müzik yapımcıları da müziğimizin gelişmesine katkıda bulunamadılar.Onu geliştirmek yerine, eski uslupları takip ettiler. Yalnız güftelerde bağımsız hareket ederek. günün dilini kullanmış olmaları, bir kaç ölçü içinde sıkışıp kalmış olmasına rağmen, Türk Klasik Musikisini bu biçimde de olsa günümüze dek getirmiştir.

    Feridun Darbaz, Türk ve Bati Müziği isimli kitabında konuyla ilgili olarak Hüseyin Saadettin Arel'i övgüyle anıyor ve kendisinin batılılar tarafından ansiklopedilere alinmiş olduğunu ifade ediyor. Arel bilimsel uğraşılarının yanı sıra, tek sesli ve çok sesli yapıtları ile Türk Müziğinde yeni ufuklar açmaya çabalamıştır. Eskiyi taklit etmeden, fakat Türk Musikisinin makam anlayışına sadık kalarak, ince, temiz ve parlak bir üslup ve ileri bir teknik yaratmıştır. Arel'in çalışmalarını benimsemeyen ve ona karsı direnen çevreler oluşmuş olmasına rağmen, Arel yöntemi sanat çevresinde kısıtlı bir egemenlik kazanmıştır. Fakat üslubu ve tekniği Kemal İlericinin Türk Müziğinin evrensel bir düzeye ulaşması için gösterdiği çabaların dışında geliştirilmemiştir.

    Dönemin büyük formlu eser veren müzisyenleri arasında Suphi Ezgi, İsmail Hakki Bey, Ahmet Irsoy, Rifat Bey gibi isimler vardır. Şarkı reformunu takip edenler ise Sevki Bey, Hasim Bey, Nikogos Ağa, Haci Arif Bey, Tatyos Efendi, Hristo Efendi, Rahmi Bey, Leyla Hanim, Bimen Dergazaryan, Ali Rifat Çağatay, Aleko Bacos, Münir Nurettin Selçuk, Saadettin Kaynak gibi bestekarlardır.


    Türk Klasik Musikisi'nde Kaynaklar

    Bu konuda bir kaç müzisyen ve araştırmacıların görüşlerini sunmak istiyoruz.

    Doç. Dr. Cem Bahar , Klasik Türk Müziği bestecileri tarihte nota kullanmadığı için, klasik Türk Musikisi repertuarı 70-80 sene içerisinde notaya alınmış eserlerden oluşur, diyor. Bu gerçek köklü müzikoloji araştırmalarına en büyük engeli teşkil ediyor. Dolayısıyla Klasik Türk Müziği tarihinde ve müzikolojisinde, seyahatnameler, anılar, güfte mecmuaları, biyografiler v.b. kaynaklara başvurulur.

    En önemli kaynak olması gereken, müzik nazariyatı, yani teorisi kitaplarına ise dikkatle yaklaşılması gerekiyor. Bu kitapları yazan musiki nazariyatçıları ne besteci, ne icracı, ne de tarihçidir. Kendi teorik kurguları ve dönemlerinin müzik icrasının somut gerçekleri arasında doğrudan ilişki bulunmayabilir. Araştırmalarda bunu göz önünde bulundurmak gerek.

    Doç. Dr. Cem Bahar ayrıca, günümüz Türkiye'sinde Klasik Türk Musikisine, kati kültürel bir tutuculukla, musikinin gelişmesini engelleyen kısır ve içe dönük bir yaklaşımın yani sıra onu çağdışı ilan edip, yok sayan bir zihniyetle bakılıyor görüsünde. Cumhuriyet'ten ve hatta daha öncesinden beri sürdürülen bu tür acımasız ve kısır polemikler müzik dünyamızın geliştirilip, çeşitlilik kazanmasına engel oluyor.

    Prof. Dr. Alaeddin Yavaşça ., Türk Musikisinde geriye dönük çalışma yapan kişi için yeterli materyal bulmak zordur, tarihimizde kayıt düzeni ihmal edilmiştir ve bu yüzden tarihçilerimiz özümüze ait eserleri yazarken, yabancı kaynaklardan faydalanmak zorunda kalmışlardır sözleriyle yukarıdaki görüsü destekliyor.

    Murat Bardakçı (gazeteci, yazar ve müzisyen), Türk Musikisi ile ilgili kaynak bulmanın güç olduğu görüsü yanlıştır ve böyle düşünen kişiler konuya uzak ve metodolojiden haberdar değildir, arşivlerimiz belgelerle doludur, fakat bunların onda biri bile incelenmemiştir görüsünü savunurken, Cem Bahar'in teori risalelerine olan kritik bakisini paylaşmıyor.
    Cüneyd Orhon , Cumhuriyetimizin kurulusunda ülkemizde çeşitli sahalarda çok büyük reformlar yapılmış ve bati müziğinin öğrenilmesi için Konservatuarlar açılmış olmasına rağmen, milli musik-imizin eğitimine gereken önem verilmemiştir, Türk musikisi, eğitim imkanlarından mahrum edilince, teori,repertuar, biyografi ve daha bir çok konuda yeterli yazılı belgelere sahip olamamıştır, biçiminde kaynak konusunda fikrini ifade ediyor.
     

Sayfayı Paylaş