1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Türkiye Ne Zaman mı Çöker?

Konusu 'Ne Mutlu Türküm Diyene' forumundadır ve wien06 tarafından 4 Haziran 2009 başlatılmıştır.

  1. wien06

    wien06 V.I.P V.I.P

    Katılım:
    30 Ağustos 2007
    Mesajlar:
    6.117
    Beğenileri:
    148
    Ödül Puanları:
    4.480
    Meslek:
    Serbest
    Yer:
    Viyana
    Banka:
    292 ÇTL
    Türk Halkı ve Türkiye’yi yönetenler, tüm bu olumsuz gelişmelere karşı duyarsız kalmaya devam ederlerse ve “nemelazımcılık anlayışı” devam ederse, Türkiye’nin tamamen çökmesi mümkün olacaktır. Peki, bu durum gerçekleşir mi? Türkiye çöker mi?

    Dünya’ya hâkim olan güçlerin kuruluş, gelişmesi ve yıkılışları incelendiğinde, gelecekte dünyaya hâkim olacak güçlü devletler için ibret alınacak çok sayıda sayfalar bulunmaktadır. Tarihin sayfaları karıştırıldığında, geleceğe ışık tutacak güçte çok sayıda ibret sayfalarını görmek mümkündür. Dünya hâkimiyeti için incelendiğinde, en çok ibret levhasının, hiç şüphesiz ki, Osmanlı Yüce Devleti tarihinde bulunmaktadır.

    Dünya hâkimiyetinde eşi ve benzeri olmayan ve 600 yıldan fazla dünyaya hâkim olan Osmanlı Yüce Devleti’nin çöküşü, dünya üzerinde hiçbir devletin kıyamete kadar baki kalmasının söz konusu olamayacağı görüşünü daha da pekiştirir. Ancak bu görüş, aynı zamanda dünya hâkimiyetini elinde bulunduran güçlü devletler için, bir ümitsizlik ve teslimiyet belgesi olabilmektedir. Oysa asıl doğru düşünce, dünya hâkimiyeti için güçlü devletlerin, elbet bir gün yıkılabileceği kabul edilmekle beraber, bu hâkimiyetin mümkün olduğu kadar daha da uzun zaman dilimine yayılması için gelişmeleri takip etmek ve zirvede kalabilmenin yollarını aramak gerektiğidir. İşte bu doğru düşünce, en fazla yine Osmanlı Devleti’nde hâkim olmuştur. Bugünün zirvede olan güçlü ülkelerinin, Osmanlı arşivlerini didik didik etmesinin ve araştırmaların sonuçlarını değerlendirerek, ülke yönetiminde uygulamaya koymaları, hâkimiyet süresini uzatma çalışmalarının asıl parçasını oluşturmaktadır. Bu durum, Osmanlı arşivlerinin inceleme periyotlarının gözden geçirilmesi ile açıkça ortaya çıkmaktadır.

    Osmanlı Arşivlerini Kimler İnceliyor?

    Dünya hâkimiyetini kurmak için, Osmanlı arşivlerinden çok sayıda ülke yararlanmaktadır. Osmanlı Yüce Devleti’nin stratejik bilgilerinden yararlanmak için, çok sayıda ülkeden araştırmacılar gelmektedir. Bugüne kadar (2005), 82 ülkeden araştırmacılar, Türkiye'ye gelmiştir. Tarihte önemli bir yer tutan Osmanlı arşivleri, dünyanın pek çok ülkesinden gelen araştırmacılar tarafından mercek altına alınmaktadır.

    Bugüne kadar, Osmanlı ve Cumhuriyet arşivlerini araştırmak için, 82 ülkeden 3.185 araştırmacı gelmiş ve önemli araştırmalar yapmıştır. Avrupa'dan Afrika'ya kadar pek çok ülkeden gelen araştırmacıların ortak noktasını, iyi derecede Osmanlıca bilmeleri oluşturmuştur. Özellikle A.B.D ve İngiltere’den gelen araştırmacılar, Osmanlıca yapılan hızlı arama tekniği ile devlet arşivlerinin büyük bir bölümünü incelemişler ve Yeni Dünya Düzeni’nde nasıl bir strateji izleyeceklerini belirlemeye çalışmışlardır.

    A.B.D’den 690 Araştırmacı gelmiş ve Osmanlı arşivlerini, tarihçi, akademisyen ve araştırmacı kimliğiyle incelemişlerdir. A.B.D’li araştırmacılar, Musul-Hatay meseleleri, Osmanlı Türk askeri düşüncelerinin Türk Silahlı Kuvvetleri’ne etkisi, göçmenlik, vatandaşlık ve toplumsal düzenle ilgili belgelerde incelemeler yapmışlardır. Osmanlı döneminde Bosna'nın durumu da araştırılan konular arasında yer almıştır. ABD'li araştırmacılar, ayrıca Osmanlı ve Cumhuriyet dönemlerindeki Türkiye'nin siyasi, iktisadi, sosyal ve kültürel durumunu ve saray hayatını da araştırmışlardır. A.B.D'li uzmanlar, Yüce devletin yükseliş ve çöküş nedenlerini araştırmışlar ve Osmanlı yönetim şeklinin kendi ülke yönetimleri ile benzerlik taşıyıp taşımadığı ya da ortak noktasının ne olabileceğini incelemişlerdir. Öte yandan A.B.D’li uzmanlar, gelecekte topraklarında doğabilecek ihtimal sorunlar için Osmanlı Yüce Devleti’nde çizilen sınırları tek tek araştırmışlardır.

    ABD'den sonra, Osmanlı Arşivlerini inceleyenler Japon bilim adamları olmuştur. Japonya’dan gelen 245 araştırmacı, Osmanlı Yüce Devleti’nin tarihini, kültürel kimlikleri ve Osmanlı'nın bünyesindeki halkları ayrıntılı bir şekilde incelemişlerdir.

    Rusya Federasyonu’ndan gelen uzmanlar, Güney Kafkasya ile Kafkasya ve Ortadoğu'ya ait belgeleri incelemişlerdir. Rusya, Kırım-Kafkasya ve Orta Asya’dan Osmanlı İmparatorluğu'na yönelik göçleri de incelemişlerdir.

    Osmanlı Neden Çöktü?

    Kanuni Sultan Süleyman, en yüksek duruma getirmiş olduğu devletin akıbetini hayal eder, günün birinde Osmanoğulları da inişe geçer çökmeye yüz tutar mı diye derin derin düşünmeye başlar…

    Bu gibi soruları çoğu zaman sütkardeşi meşhur âlim Yahya Efendi’ye sorduğundan bunu da sormaya niyet eder. Güzel bir hatla yazdığı mektubu keşfine inandığı Yahya Efendiye gönderir…
    “Sen ilahi sırlara vakıfsın. Kerem eyle de bizi aydınlat. Bir devlet hangi halde çöker? Osmanoğulları’nın akıbeti nasıl olur? Bir gün olurda izmihlale uğrar mı?” şeklinde mektubunu gönderir

    Güzel bir hatla yazılmış mektubu okuyan Yahya Efendinin cevabı bir bakıma çok kısa bir bakıma içinden çıkılmaz bir hal alır:

    “Nemelazım be Sultanım!”

    Topkapı Sarayında bu cevabı hayretle okuyan Sultan, bir mana veremez. Yahya Efendi gibi bir zatın böylesine basit bir cevapla işi geçiştireceğini pek düşünmez. Söylenmeye başlar:

    “Acaba bilmediğimiz bir mana mı vardır bu cevapta?”
    Nihayet kalkar,Yahya Efendinin Beşiktaş’taki dergahına gelir..

    Sitem dolu sorusunu tekrar sorar:
    “Ağabey ne olur mektubuma cevap ver. Bizi geçiştirme, soruyu ciddiye al!”

    Yahya Efendi duraklar:
    “Sultanım sizin sorunuzu ciddiye almamak kabil mi? Ben sorunuzun üzerine iyice düşündüm ve kanaatimi de açıkça arz etmiştim.”
    “İyi ama bu cevaptan bir şey anlamadım. Sadece nemelazım be sultanım demişsiniz. Sanki beni böyle işlere karıştırma der gibi bir anlam çıkarıyorum.”

    Yahya Efendi bu cevaptan sonra şu akıl almaz açıklamasını yapar:
    “Sultanım! Bir devlette zulüm yayılsa, haksızlık şayi olsa, işitenler de nemelazım, deyip uzaklaşsalar, sonra koyunları kurtlar değil de çobanlar yese, bilenler bunu söylemeyip sussa, gizleseler, fakirlerin, muhtaçların, yoksulların, kimsesizlerin, feryadı göklere çıksa da bunu da taşlardan başkası işitmese, işte o zaman devletin sonu görünür. Böyle durumlardan sonra devletin hazinesi boşalır, halkın itimat ve hürmeti sarsılır. Asayişe itaat hissi gider, halkta hürmet duygusu yok olur. Çöküş ve izmihlal de böylece mukadder hale gelir…”
    Bunları dinlerken ağlamaya başlayan koca sultan, söyleneni başını sallayarak tasdik eder, sonra da kendisini böyle ikaz eden bir âlime memleketinin sahip olduğu için Allah’a şükreder, bu türlü ikazlardan geri kalmaması için tembihte bulunarak oradan ayrılır…
    Mektup bugün Topkapı’da sergi halindedir…

    Nemelazımcı Anlayış Yaygınlaşıyor

    Türkiye’de, yavaş yavaş nemelazımcı anlayış yaygınlaşıyor. Türk halkının manevi değerleri sürekli olarak erozyona uğratılıyor. Erozyona uğramış beyinler düşünemez hale geliyor. Ruhsuz, düşüncesiz, ilgisiz, bilgisiz ve nemelazımcı insanların sayısı her geçen gün artıyor. “Bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın” düşüncesi her geçen gün yaygınlaşıyor. Öte yandan, ülkeyi parçalamak ve yıkmak isteyen iç ve dış güçler, her geçen gün adımlarını daha da sıklaştırıyorlar. Kimdir bu iç ve dış mihraklar? Neden Türkiye’yi yıkmak istiyorlar?

    Dış mihrakların kim olduklarını bilmeyen yok artık. Başta dünyayı yönetmeye aday olan ülkeler geliyor. Türkiye’nin en büyük düşmanları, dünya hâkimiyetinde söz sahibi olan süper güçlerdir. Çünkü Türkiye, onlara göre, süper güç olma ve dünyayı yönetme kapasitesine sahip bir ülkedir. Bu nedenle, dünya hâkimiyetinde rakip olarak gördükleri Türkiye’yi parçalamak ve yıkmak için birbirleri ile işbirliği yapıyorlar. Bu işbirlikçilerin başında A.B.D, Rusya ve Avrupa Birliği üyeleri geliyor. Bu ülkelerin, Türkiye’yi yıkma planları, tamamen “Böl, Parçala ve Yut” taktiğini içeriyor. Onlara göre, Türkiye’de kışkırtmaya müsait etnik unsurlar kullanılmalıdır. Bunu en etkin biçimde yapıyorlar. Bin yıldan fazla beraber yaşamış Kürtleri kışkırtarak ayaklanmaya çağırıyorlar. P.K.K terör örgütünü açıktan maddi ve manevi olarak destekliyorlar. Bu konuda, Türkiye yöneticilerine yoğun baskı yapıyorlar. Ülke yöneticileri bu yoğun baskılara boyun eğmek mecburiyetinde kalıyorlar ve hatta yönetimin lideri, kendilerine Kürt aydınları diye ad taktıkları, aslında Kürt Devleti kurmak için kollarını sıvamış ve Dış Mihrakların oyuncağı olmuş, Cahil Kürt liderleriyle görüşmeye zorlanıyor. Böylelikle, Türkiye’de “Kürt Sorunu” olduğu kabul ettirilmek isteniyor.

    Sahi Türkiye’de Kürt Sorunu var mı? Türkiye’de “Kürt Sorunu” ve “Doğu Sorunu” diye sorunlar yoktur. Türkiye’de gerçek anlamda kültürsüzlük ve eğitimsizlik sorunu ile menfaatler çatışması sorunu vardır. Türkiye’yi yönetenler hala Doğu’nun kalkınmasından dem vuruyorlar. Cumhuriyet kurulduğundan beri, Türkiye yöneticileri, Doğu’yu kalkındırmak için, Batı bölgelerinden toplandıkları vergileri Doğu ve Güney Doğu bölgelerine aktardılar. Ama Doğu yine de kalkınamadı. Neden? Yöneticiler bunun nedenini, Türkiye’yi bütünüyle inceledikten sonra ancak anlayabilirler. Bugün, Türkiye sanayisinde, turizminde ve ticaretinde söz sahibi olan kişilerin hemen hemen büyük çoğunluğu, Doğu kökenlidir ve bunların çoğu da Doğu bölgelerinde yaşayan aşiretlerin ileri gelenleridir. Bu kişiler, yıllardır Doğu’nun kalkınması adına, Devletten yaşadıkları bölgeyi kalkındırmak için kredi almışlar, ancak yatırımlarını, hep Batı bölgelerine yapmışlardır. Bu gerçeği, Merhum Turgut Özal, Cumhurbaşkanı iken Siirtli İş Adamlarına kabulünde bizzat dile getirmiştir. Evet, Türkiye’de, Kürt Sorunu ve Doğu Sorunu yoktur. Ortada menfaat çetelerinin daha da zengin olması ve Doğu insanının daha da köleleştirilmesi vardır. İsterseniz günlük gazetelere bir göz atın. Doğu ve Güney Doğudaki yoksul halkın yaşantısı ile aynı bölgede gerçekleşen aşiret reisi düğünlerini karşılaştırın. İşte o zaman, sorunun ne olduğu apaçık görülecektir.

    Türkiye’yi yıkmak isteyen iç mihraklar kimler? Bu soruyu cevaplamadan önce, Yahya Efendi’nin açıklamasını yeniden gözden geçirelim. Yahya Efendi diyor ki;“Sultanım! Bir devlette zulüm yayılsa, haksızlık şayi olsa, işitenler de nemelazım, deyip uzaklaşsalar, sonra koyunları kurtlar değil de çobanlar yese, bilenler bunu söylemeyip sussa, gizleseler, fakirlerin, muhtaçların, yoksulların, kimsesizlerin, feryadı göklere çıksa da bunu da taşlardan başkası işitmese, işte o zaman devletin sonu görünür. Böyle durumlardan sonra devletin hazinesi boşalır, halkın itimat ve hürmeti sarsılır. Asayişe itaat hissi gider, halkta hürmet duygusu yok olur. Çöküş ve izmihlal de böylece mukadder hale gelir.”

    Söyleyin Allah Aşkına. Bugün için bu durumların çoğu Türkiye’de yaşanmıyor mu? Ülkede kapkaç terörü ve cinayetler almış başını gidiyor. Büyük şehirlerde can güvenliği endişesi ile halk, güneş batımıyla birlikte evlerine sığınıyorlar. Doğu bölgelerinde ise P.K.K terörü almış başını gidiyor. Hatta P.K.K terörü Karadeniz bölgesine bile sıçrıyor ve yakalanan teröristlere linç girişimi yapmak isteyen halk polis tarafından engelleniyor ve sırf Avrupa Ülkeleri’ne şirin gözükmek için, Türk Polisi, işinden olmamak için, P.K.K teröristlerini korumak zorunda bırakılıyor.

    Türkiye’yi yıkmak isteyen iç ve dış mihraklar, Kürt Devletini kurduktan sonra faaliyetlerine son verecekler mi? Elbette hayır. “Su uyur düşman uyumaz” gerçeğine uygun olarak, Türkiye’nin iç ve dış düşmanları hiçbir zaman uyumayacaklar. Bu defa, ülkede başka yapay sorunlar ortaya atacaklar. Sırada planladıkları oyunların bazıları şunlar; Türkiye’de yaşayan diğer etnik grupları kışkırtmak (Lazlar, Gürcüler, Arnavutlar, Araplar, Çeçenler v.s), Devlet organları arasındaki uyumu bozmak ve bu organları birbirine düşman yapmak, Halk ile Devletin arasını açarak iç savaş çıkartmak ve ülkeyi tamamen yıkmak. Peki, daha sonraki esas plan nedir? Çok sayıda kantonlardan oluşan İstanbul merkezli Rum Devleti kurmak. Bunun için çalışmalar tüm hızıyla sürüyor. Bazı iç mihrakların İstanbul ve Çanakkale Boğazlarında özerk bir statü uygulamasını istemeleri ve bunun için her platformda dile getirmeleri, Rum Devleti kurma girişimlerinin bir parçasıdır.

    Evet, Türk Halkı ve Türkiye’yi yönetenler, tüm bu olumsuz gelişmelere karşı duyarsız kalmaya devam ederlerse ve “nemelazımcılık anlayışı” devam ederse, Türkiye’nin tamamen çökmesi mümkün olacaktır. Peki, bu durum gerçekleşir mi? Türkiye çöker mi? Bunu zaman gösterecek. Ancak ortada iki seçenek var. Birincisi, “Nemelazımcı Anlayış” devam edecek ve Türkiye çökecek. İkincisi seçenek ise, Türkiye’yi yönetenler ve Türk halkı, küresel gelişmelere karşı bilinçli ve duyarlı hale gelerek gerekli tedbirleri alacak ve Türkiye yükselerek süper güç olacak.



    [ALINTI]
     
  2. Mavi Gül
    Avare

    Mavi Gül ѕση_¢ıqℓıк Özel üye

    Katılım:
    3 Mayıs 2009
    Mesajlar:
    4.647
    Beğenileri:
    375
    Ödül Puanları:
    3.730
    Yer:
    Misafir Sevmez
    Banka:
    677 ÇTL
    Sultanım! Bir devlette zulüm yayılsa, haksızlık şayi olsa, işitenler de nemelazım, deyip uzaklaşsalar, sonra koyunları kurtlar değil de çobanlar yese, bilenler bunu söylemeyip sussa, gizleseler, fakirlerin, muhtaçların, yoksulların, kimsesizlerin, feryadı göklere çıksa da bunu da taşlardan başkası işitmese, işte o zaman devletin sonu görünür. Böyle durumlardan sonra devletin hazinesi boşalır, halkın itimat ve hürmeti sarsılır. Asayişe itaat hissi gider, halkta hürmet duygusu yok olur. Çöküş ve izmihlal de böylece mukadder hale gelir…”
    Bunları dinlerken ağlamaya başlayan koca sultan, söyleneni başını sallayarak tasdik eder, sonra da kendisini böyle ikaz eden bir âlime memleketinin sahip olduğu için Allah’a şükreder, bu türlü ikazlardan geri kalmaması için tembihte bulunarak oradan ayrılır…

    çok güzel özetlemiş okuduğum ender yazılardandı teşekürler paylaşım için
     

Sayfayı Paylaş