1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Türkiye Rasyonelliği Temsil Ediyor, Avrupa Şark Kurnazlığı Yapıyor

Konusu 'Sosyoloji' forumundadır ve Suskun tarafından 18 Aralık 2010 başlatılmıştır.

  1. Suskun

    Suskun V.I.P V.I.P

    Katılım:
    16 Mart 2009
    Mesajlar:
    23.242
    Beğenileri:
    276
    Ödül Puanları:
    6.230
    Yer:
    Türkiye
    Banka:
    2.052 ÇTL

    Türkiye Rasyonelliği Temsil Ediyor, Avrupa Şark Kurnazlığı Yapıyor

    Bence en ilginç olan nokta şu: Türkiye, herhangi bir kimlik tartışması yaşamadı AB sürecinde. Oysa Avrupa, bilhassa Fransa, Türkiye üzerinden müthiş bir kimlik tartışması yaşadı ve yaşamaya da devam ediyor. Avrupa, Türkiye üzerinden kimliğini yeniden tanımlıyor. Oysa Türkiye’de, tersine, Avrupa perspektifi, kimlik takıntılarının, düğümlerinin aşılabilmesine zemin hazırladı.

    Avrupa projesi, Türkiye’de çok farklı kesimler arasında bir mutabakata yol açtı. Bu nedenle bütün bu reformlar çok da fazla gürültü kopmadan yapılabildi. Seçkin laiklerle iktidarının bir araya gelebilmesinde Avrupa projesinin çok önemli bir rolü var. Gözümüzü Avrupa’ya dikerek içerideki çatışmaları bir kenara koyabildik. Avrupa’da, özellikle Fransa’da ise tam tersi bir süreç yaşandı. İki senedir Fransa’da kamuoyuna çıkan en önemli tartışma konularından biri türban, diğeri de Türkiye. Türkiye’ye mutabakat sağlayan Avrupa projesi, Avrupa’ya çatışma getirdi. Avrupa kimliğini, Avrupa projesini, Avrupa ilk defa Türkiye’nin adaylığı çerçevesinde tartışmaya başladı. Üstelik, beklediğimizin aksine öyle rasyonel filan değil, aksine duygusal, korkuların, kuşkuların beslediği bir tartışmaydı bu. Hatta zaman zaman irrasyonel boyutlara taşındı. Türkiye’nin Avrupa’dan aldığı feyzle, Avrupa’nın Türkiye adaylığı karşısında yaşadığı korku seferberliği arasında tam bir asimetri var.

    Avrupa Türkiye yüzünden bunalıma girdi. Türkiye, Kopenhag Kriterleri’ni yerine getirmeye başladığı andan itibaren sıkıntı başladı. 1970’lerdeki Türkiye imajından farklı, yeni bir repertuar oluşuyordu.

    Tartışmalar, coğrafi sınırlar, din ve kültür farklılıkları, kadın hakları olmak üzere üç temel argüman çevresinde dönerek başladı. Türkiye girerse Avrupa’nın sınırları belirsizleşecek, Suriye, İran, Irak gibi tehlike arz eden ülkelerle sınırdaş olmak fikri işlendi. Arkasından, Türkiye’nin Müslüman bir ülke olması, çok açık seçik bir biçimde ifade edilmese de belirledi gündemi. İslam eşittir şiddet anlayışı zihinlerde çok taze. Zina yasa önerisi nedeniyle örneğin İslamcı unsur ön plana çıkarıldı. Son olarak, töre cinayetleri ile birlikte kadın meselesi geldi gündeme. Kısaca diyebiliriz ki, Türkiye’nin Avrupalı olmadığı, ayrı bir coğrafyada yer aldığının, farklı bir tarih birikiminden geldiğinin, ayrı değerler birikimine sahip olduğunun altı çizildi. Türkiye Avrupa’ya yaklaşırken, Avrupa sınır koymaya çalıştı, Türkiye’nin farklılığını ön plana çıkardı, Türkiye’yi Avrupa’nın ‘öteki’si olarak görmek istedi. Amaç, ‘ötekileştirme’ olduğu vakit, ‘Kadınların taşlanarak öldürülmesine ne diyeceğiz’ gibi bir soruyla karşı karşıya kaldığınız andan itibaren sizin sözünüzün ağırlığı olmaz. Gündeme yeni bir konu daha oturtulmuş olur. Türkiye’deki değişimi, Avrupa kamuoyunun zihnine yerleştirmeniz gerek, ancak bunu yaparken de Avrupa’nın zihniyetini değiştirmeniz gerekiyor.

    Evet, bir yer değiştirme oldu sanki. Entrika, irrasyonellik, gerçekdışı algılar, duygusallık Şark’ın özellikleri gibi görülürdü. Şimdi bütün bunlar Avrupa’da karşımıza çıkıyor. Türkiye ise rasyonelliği, soğukkanlılığı temsil ediyor. Bundan daha müthiş bir yer değiştirme olamaz. Türkiye, rasyonel, müzakereci bir taraf olarak masada oturuyor. Karşısında ise sözünde durmamak için her türlü argümanı getiren, şark kurnazlığı yapan ve korkularıyla, kuşkularıyla düşüncelerini zehirleyen, duygusal bir Avrupa yer alıyor.En önemli husus; Artık Batıcılık bitti. Biz kendimizden daha çok Avrupa’ya güveniyorduk. Orada evrensel değerleri temsil eden bir odak vardı. Birden fark ettik ki, biz Türkiye’de yaptığımız mücadeleyi Avrupa’da da yapmak zorundayız. Türkiye’deki Avrupa karşıtları kadar, Avrupa’daki Türkiye karşıtlarını da ikna etmemiz gerekiyor. Bir başka ifadeyle, evrensel değerlerin taşıyıcılığını artık biz yapmak durumundayız. Avrupa’nın içinde bunu anlayanlar var ama biz anlattığımız için var. Yoksa tartışmalar öyle çok temiz, bilimsel ve akılcı olmuyor. Tersine, her türlü şikenin, kumpasın olduğu bir tartışma yapılıyor. Davanın büyüklüğüne işarettir bu durum.

    Bu tartışmadan Avrupa’nın tüm kesimi etkilendi. Çünkü Avrupa Birliği kendisini, toplum nezdinde hiç bu kadar tartışmamıştı.

    Tam bir ‘dejavu’ durumuydu. Biz bu filmi önceden görmüştük çünkü. Bunu söylemek, deneyim önceliğinin, bilginin de yer değiştirmesi demek. Nasıl olurdu da Türkiye, Fransa’nın şimdi yaşadığı bir olayı daha önce yaşamış olabilirdi? Tipik oryantalisttiler bu açıdan.

    Türkiye’nin adaylığı Avrupa projesini Belçika’daki eurokratların elinden aldı, topluma mal etti. Avrupa Parlamentosu’ndaki ‘Evet’ görüntülerini düşünün. Türkiye korkusu aşıldığında Avrupa’ya neşe geleceğinin somut göstergesiydi o manzara. İslam’la Batı arasındaki çatışmayı aşan bir Avrupa’nın neşelenmesi de son derece doğal.

    Nilüfer Göle ​
     

Sayfayı Paylaş