1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Türkiye'de anayasal süreç

Konusu 'Hukuk Köşesi' forumundadır ve Suskun tarafından 9 Nisan 2011 başlatılmıştır.

  1. Suskun

    Suskun V.I.P V.I.P

    Katılım:
    16 Mart 2009
    Mesajlar:
    23.242
    Beğenileri:
    276
    Ödül Puanları:
    6.230
    Yer:
    Türkiye
    Banka:
    2.052 ÇTL
    Konu başlıkları


    * 1 Osmanlı Devleti'nde anayasal gelişmeler
    Sened-i İttifak
    Tanzimat Fermanı
    Islahat Fermanı
    Kanûn-ı Esâsî
    Hazırlanışı
    İlanı ve içeriği
    1.Meşrutiyet
    2.Meşrutiyet

    2 Türkiye Cumhuriyeti'nde anayasal gelişmeler
    1921 Anayasası
    1924 Anayasası
    1961 Anayasası
    MBK yönetimi
    Hazırlanışı ve kabulü
    İçeriği
    1982 Anayasası
    Askerî müdahale ve rejim
    Kurucu Meclis
    Hazırlanışı ve kabulü
    İçeriği
    Çok partili hayata dönüş
    28 Şubat süreci ve MGK kararları
    2001 değişiklikleri
    2007 anayasa referandum paketi
    2010 anayasa referandum paketi
    1982 Anayasası sonrası demokratik ve sivil anayasa çalışmaları

    Türkiye'de anayasal süreç, 1808 tarihinde ilan edilen Sened-i İttifak ile başlayıp günümüze kadar devam etmektedir. II. Mahmut döneminde, Alemdar Mustafa Paşa tarafından hazırlanan Sened-i İttifak, merkezî otoriteyi taşrada hâkim kılmak için Rumeli ve Anadolu âyanları ile Osmanlı Devleti arasında 29 Eylül 1808’de imzalandı.Osmanlı'da Sened-i İttifak ile Türk tarihinde ilk defa devlet iktidarı sınırlandırıldığından, bu belge Türk tarihinde ilk "anayasal belge" kabul edilmektedir.Abdülmecit döneminde 3 Kasım 1839 tarihinde Mustafa Reşit Paşa tarafından hazırlanan Tanzimat Fermanı ilan edildi. Bu ferman ile padişah, fermanda ilân edilen ilkelere ve konulacak kanunlara uyacağına yemin etti. Tanzimat Fermanı'nın tamamlayıcısı ve pekiştiricisi olan Islahat Fermanı, Abdülmecit tarafından 1856 yılında "ferman" olarak ilan edildi. Tanzimat döneminde yetişen ve Genç Osmanlılar olarak bilinen aydın ve yazarlar, Avrupa'dan etkilenerek meşrutiyet yönetimini savunmaya başladılar ve meşrutiyeti ilan ettirmek için Abdülaziz’i tahttan indirerek, yerine II. Abdülhamit’i getirdiler. 23 Aralık 1876'da Mithat Paşa’nın hazırladığı Kanun-i Esasi ilan edilerek meşrutiyete geçildi. Kanun-i Esasî, şekli kritere göre bir anayasa olarak kabul edilmektedir. Türk tarihinin ilk anayasası olan ve 12 bölüm ile 119 maddeden oluşan Kanun-i Esasî'nin 113. maddesi gereğince, padişah olağanüstü durumlarda anayasayı askıya alabilirdi. II. Abdülhamit, 1877 yılında Rus savaşlarını (93 Harbi) neden göstererek anayasayı askıya aldı. 1908 yılındaki askeri ayaklanma sonucu II. Abdülhamit, 1876 Anayasası'nı tekrar yürürlüğe koydu ve böylece II. Meşrutiyet dönemi başladı. 1909 yılında 31 Mart Vakası'nın meydana gelmesinden sonra tahttan indirilen II. Abdülhamit'ten sonra 1909 yılında anayasada önemli değişiklikler yapıldı. Bu değişikliklerle 1876 Anayasası, meşruti bir parlamenter monarşi anayasası haline geldi.

    Osmanlı Devleti'nin I. Dünya Savaşı'nda yenilmesinden sonra 16 Mart 1920’de İstanbul'un işgal edilmesiyle, Osmanlı Meclis-i Mebusan'ı 18 Mart 1920 son kez toplandı ve çalışmalarına ara verdi. Damat Ferit Paşa 11 Nisan 1920’de Meclis-i Mebusan'ı feshettirdikten sonra, 23 Nisan 1920’de ilk Büyük Millet Meclisi, Ankara'da toplandı. Meclis, 20 Ocak 1921 tarihinde Teşkilât-ı Esasîye Kanunu kabul etti. Türkiye Cumhuriyeti'nin tek yumuşak anayasası olan Teşkilât-ı Esasîye Kanunu'nda yapılan değişikliklerle devletin rejimi, dini, dili, başkenti, başkanı gibi unsurlar belirlendi. 1876 Kanun-i Esasîsi resmen ilga edilmeyişi, 1921 Teşkilât-ı Esasîye Kanunu'nun da yeni bir devletin ihtiyaçlarını karşılayacak derecede ayrıntılı olmayışından dolayı, ikinci dönem Türkiye Büyük Millet Meclisi, yeni bir anayasa yapma sorunuyla karşı karşıya kaldı.Yeni Teşkilât-ı Esasîye Kanunu (1924 Anayasası), 20 Nisan 1924 günü kabul edildi. 1924 Anayasası, güçler birliği (yasama, yürütme, yargı) bakımından 1921 Anayasası'na göre daha esnek ve parlamenter rejime yönelik atılmış önemli bir adımdır. 1924 Anayasası, 1961 yılına kadar yürürlükte kaldı.

    27 Mayıs 1960 tarihinde, Millî Birlik Komitesi adında bir grup subay yönetime el koydu. Yeni bir anayasa yapılması için Kurucu Meclis kurularak, yeni anayasa bu meclise hazırlatıldı. 9 Temmuz 1961 tarihinde halkoylaması yapıldı ve oylama sonucunda % 61.5 ile 1961 Anayasası kabul edildi.Türkiye'de 1960’ların sonlarına doğru siyasal şiddet olaylarının artması ve bunların engellenememesi sonucu 12 Mart 1971 tarihinde Genelkurmay Başkanı ve Kuvvet Komutanları, dönemin başbakanı Demirel’i istifaya zorladılar.Demirel'in istifa etmesiyle ordu desteğinde bir “partiler üstü” hükûmet kuruldu ve anayasada değişiklik yapıldı. 12 Mart muhtırasının beklenen sonuçları vermemesinden dolayı 12 Eylül 1980 yılında ordu yönetime el koydu. 29 Haziran 1981'de çıkarılan kanunla bir anayasa yapmak için "Kurucu Meclis" oluşturuldu. Millî Güvenlik Konseyi ve Danışma Meclisi'nden oluşan bu meclis, hazırladığı anayasayı 7 Kasım 1982 yılında halkoyuna sundu. % 91.37 ile anayasa kabul edildi ve yayımlandı.
     
  2. Suskun

    Suskun V.I.P V.I.P

    Katılım:
    16 Mart 2009
    Mesajlar:
    23.242
    Beğenileri:
    276
    Ödül Puanları:
    6.230
    Yer:
    Türkiye
    Banka:
    2.052 ÇTL
    * 1 Osmanlı Devleti'nde anayasal gelişmeler
    Sened-i İttifak
    Tanzimat Fermanı
    Islahat Fermanı
    Kanûn-ı Esâsî
    Hazırlanışı
    İlanı ve içeriği
    1.Meşrutiyet
    2.Meşrutiyet

    * 1 Osmanlı Devleti'nde anayasal gelişmeler


    Sened-i İttifak

    Rusçuk âyanı Alemdar Mustafa Paşa, III. Selim tahta tekrar çıkarmak istediği sırada III. Selim'in öldürülmesi sonucu tahta II. Mahmut'u çıkardı, ardından kendisi sadrazam oldu. Otoritesini taşrada kaybeden Osmanlı Devleti, merkezi otoriteyi tanımayan Rumeli ve Anadolu âyanlarıyla antlaşma yoluna giderek otoritesini taşrada tekrar güçlendirmek amacıyla 29 Eylül 1808 tarihinde Kağıthane’de Osmanlı ve ayanlar arasında “meşveret-i amme” denilen büyük bir toplantı yapıldı. 7 Ekim 1808 tarihinde her iki taraf arasında “Sened-i İttifak” adı verilen bir belge imzalandı. İmzalanan belge, padişah tarafından onaylanarak yürürlüğe girdi. Bu belge, bir giriş, yedi şart ve bir zeyl (ek) kısmından oluşmaktadır.

    Giriş kısmında: Osmanlı devlet düzeninin bozulduğu, devlet otoritesinin sarsıldığı ve bu durumun taraflarca gözlemlenmesi üzerine, devletin kuvvetlenmesi (Devlet-i Aliyenin kuvvet-i kamilesi esbâbını istihsal) maksadıyla toplantılar yapıldığı ve sonunda bu ittifakın akdolunduğu bildirilmektedir.

    [​IMG]
    Türk tarihinde ilk defa devlet iktidarını sınırlandıran Sened-i İttifak'ı hazırlayan Alemdar Mustafa Paşa.​


    Yedi şart kısmında senedi imzalayanlar: padişahın devletin temeli olduğunu tanıyacaklarını; toplanan askerlerin, devlet askeri olarak tahrir olunması; hazinenin muhafazasına ve devlet gelirlerinin korunmasına riayet edeceklerini; sadrazamdan gelen her emri padişahtan gelen bir emir olarak kabul edeceklerini ve ona karşı gelmeyeceklerini; başkentte fitne ve fesad hadis olursa çağrılmadan başkente gelip ve ayaklananları bastıracaklarını; hanedanların idareleri altında bulunan kazalarda fukara ve reayanın vergilendirilmesinde adil davranacaklarını kabul ettikleri yazılmaktadır.

    Zeyl kısmında ise senedin devamlı olarak uygulanabilmesi için bundan sonra sadrazam ve şeyhülislâm olacakların makamlarına geçer geçmez bu senedi imzalamaları öngörülmektedir.

    Sened-i İttifak'ın önemi, Osmanlı padişahının ilk kez yetkilerini resmi bir belge ile kısıtlamış olması ve hükümdar ile ayanlar arasında yazılı bir anayasa denilebilecek anlaşma niteliğinde görülmesinden gelmektedir. Hukuk devleti anlayışına doğru atılan ilk adım olarak da kabul edilen bu belge, anayasal nitelikte olup şeklî olarak bir anayasa olmayışından dolayı "anayasal nitelikte olan bir belge" olarak kabul edilmektedir. 1215 tarihinde İngiltere'de imzalanan Magna Carta'ya benzetilen Sened-i İttifak, içerik olarak bu antlaşmaya benzemekte fakat hazırlanış ortamı açısından farklılıklar göstermektedir. Magna Carta antlaşması, baronların bir dayatması sonucu oluşurken Sened-i İttifak'ın taraflarından olan âyanların böyle bir dayatması, isteği yoktur.



    Tanzimat Fermanı
    II.Mahmut'tan sonra tahta geçen sultan Abdülmecit, 3 Kasım 1839 tarihinde Mustafa Reşit Paşa'ya hazırlattığı, batılı hukuk kurallarına geçişin ilk aşaması olan Tanzimat Fermanı'nı (Gülhane Hatt-ı Hümayunu) Gülhane Parkı'nda ilan ettirdi. Fermanın ilan edildiği sırada padişah, nazırlar, devletin asker ve sivil üst yöneticileri, Rum ve Ermeni patrikleri, Yahudî hahamı, esnaf teşkilâtı temsilcileri ve elçileri dinleyici olarak bulunmuşlardır. Ferman, bazı zümrelerin baskı ya da halk ayaklanması sonucu ilan edilmemiştir. Fransız İhtilali ile Avrupa’ya yayılan inkılap hareketlerinin Osmanlı İmparatorluğu'ndaki ilk tepkisini temsil eden Tanzimat Fermanı, hukuki açıdan ceza hukuku, idare hukuku ve ticaret hukuku gibi çeşitli hukuk dallarında küçümsenmeyecek gelişmelere öncülük etmiştir.

    Fermanda devletin iyi bir şekilde idare edilmesi için yeni kanunların (kavanin-i cedide) çıkarılması gerektiği belirtilmektedir. Şart şart ya da madde madde bir içeriğe sahip olmayan bu ferman, Osmanlı halkına birçok temel hak ve özgürlük getirmesinin yanı sıra devlet iktidarının kullanılmasına ve sınırlandırılmasına ilişkin birçok ilkeyi de içinde barındırmıştır. Bu ilkeler şöyle özetlenebilir:

    * Malî güce göre vergi ilkesi:
    İltizam usulü eleştirilmiştir ve herkesin mal'i gücüne göre vergi vereceği belirtilmiştir.
    * Devlet harcamalarının kanunîliği ilkesi:
    * Asker almada adalet:
    Vatanın korunması için asker vermenin halkın görevi olduğunu belirten bu ilke, önceki sistemi kiminden gerektiğinden fazla asker alındığı, kiminden ise alınmadığı için eleştirmiştir.
    * Ceza yargılamasına ilişkin güvenceler: Bu ilkeyle halka “yargılanma hakkı” veya “yargılanmadan kimseye ceza verilemez” anlayışı benimsenmiştir. Suç işleyenlerin davaları kanunlarda belirtildiği gibi yapılacağı açıklanmış ve bir mahkeme kararı olmadıkça da hiç kimse hakkında idam cezasının uygulanamayacağını ilân edilmiştir. Padişah, örfi cezalar verme yetkisini, mahkemelere devretmiştir.
    * Can güvenliği (Emniyet-i Can): Fermanda belirtilen kişilere yönelik yargılanma usulleri, can güvenliği ile ilgilidir.
    * Irz ve namus dokunulmazlığı (Mahfuziyet-i Irz ve Namus): Herkesin şeref ve haysiyetinin korunacağı belirtilmiştir.
    * Mülkiyet hakkı (Mahfuziyet-i Mal): Tanzimat Fermanı, bu ilke ile herkese, mal dokunulmazlığı tanımıştır. Herkes mülkiyet hakkına sahip olacak, bu hak devlet tarafından korunacaktır.
    * Müsadere yasağı: Bir kimsenin suç işlemesi halinde, malından mirasçılarını alıkoyan müsadere sistemi, bu ilkeyle tamamen kaldırılmıştır ve kişi, malını, miras bırakabilecektir.
    * Eşitlik ilkesi: Fermanda belirtilen tüm haklardan din ayrımı yapılmaksızın bütün halkın yararlanacağı, bu ilkeyle belirtilmiştir.
    * Kanunların Hazırlanması: Meclis-i Ahkâm-ı Adliye: Kanunlar, bir kurul (Meclis-i Ahkâm-ı Adliye) tarafından oluşturulacak ve padişah tarafından onaylanıp yürürlüğe konulacaktır. Kanunların önce kurulda görüşülmesi, tartışılması ve ardından oluşturulması parlâmentolu rejime yönelişin bir habercisidir.
    * Kanunun Üstünlüğü İlkesi: Fermanda belirtildiği gibi hazırlanan kanunlar, hem padişahı, hem ulemayı, hem de vüzerayı bağlayacaktır.

    Tanzimat Fermanı, getirdiği yenilik hareketleriyle Batı'nın anayasal gelişmelerini izleyebilen küçük bir aydınlar zümresi içinde bir anayasalcılık akımının doğmasını hızlandırmıştır. Genç Osmanlılar denen bu grup, ilerleyen dönemlerde meşrutiyetin ve ilk Türk anayasası olan Kanun-i Esasi'nin ilan edilmesinde etken rol oynadılar.



    [​IMG]
    Fermanın imzalandığı Bâb-ı Alî.​


    Islahat Fermanı

    Islahat Fermanı, Kırım Harbi'nin son yıllarında 28 Şubat 1856’da Bâb-ı Alî’de bütün bakanlar, yüksek memurlar, şeyhülislâm, patrikler, hahambaşı ve cemaat ileri gelenleri önünde okunarak ilân edildi ve Paris Antlaşması'nı hazırlayan devletlere bildirildi.Kırım Harbi'nde Rusya'ya karşı Osmanlı Devleti'nin tarafında olan İngiltere, Fransa ve Avusturya, bu desteğin bedeli ve Osmanlı İmparatorluğu'nun Avrupa devletleri ailesine katılmasının şartı olarak Avrupa devletleri bir takım şartlardan oluşan Islahat Fermanı'nın maddeleri, Ali Paşa ile İstanbul’daki İngiliz ve Fransız elçileri arasında kararlaştırıldı ve sultan Abdülmecit tarafından onaylandı.Hukukî anlamda Islahat Fermanı, misak değil bir fermandır ve anayasal belge özelliği taşımaktadır. Fermanın amacı, Osmanlı tebaası arasında eşitlik sağlamaktır. Fermanın uygulanma sorumluluğu sadrazam Mehmet Emin Paşa doğrudan sorumlu tutulmuştur. Fermanın ilk üç maddesi Mehmet Emin Paşa'ya hitap ve genel bir giriş şeklinde olup toplam 35 maddeden oluşmaktadır. Fermanın hükümleri, özetle şöyledir (ilk üç madde hariç):

    * Osmanlı devleti, Tanzimat Fermanı ile kabul ettiği esasları tekrar kabul etmiştir ve fermanın varlığı ile geçerliliği teyit edilmiştir.
    * Bütün dinlere verilen ayrıcalıklar bir kez daha vurgulanarak resmî hale getirilmiştir.
    * Hıristiyan rahiplerinin menkul ve gayrimenkul mallarına müdahalede bulunulmayacaktır.
    * Gayrimüslimlere, sultanın izni ile oluşturulacak komisyonlarla kendilerine verilen hakları tartışma ve zamana uygun düzenlemeleri önerme konusunda, cemaatlere serbestlik verildiğini resmîyet kazanmıştır.
    * Din adamlarına verilen yetkiler, çağa uygun bir şekilde değiştirilecektir. Atanma süresi ve yemin şeklinin esasları belirtilmiştir.
    * Ruhban sınıfının gelirleri belli bir esasa bağlanmıştır. Kiliseye ödenen vergileri kaldırılmış, alacakları ücretlerin rütbe esasına uygun olarak devlet tarafından verileceği karara bağlanmıştır. Böylece ruhban sınıfı maaş almaya başlamış ve devlet memuru sınıfına girmiştir.
    * Gayrimüslimlerin ibadet yerlerinin, okul, hastane ve mezarlıklarının tamirlerine engel olunmayacak; yenilerinin yapılmasına izin verileceği belirtilmiştir.
    * Tek mezhebe bağlı dini ayinlerin yapılmasını engelleyen yasaklar kaldırılmıştır. Böylece ibadet özgürlüğü sağlanmıştır.
    * Osmanlı tebaasını dini ne olursa olsun birbiri ile eşit olacağının, tebaadan kimsenin diğerini aşağı göremeyeceğinin ifadesiyle herkesin kanun önünde eşit sayılacağı kesin olarak belirtilmiştir. ("...mezhep ve lisan veyahut cinsiyet cihetleriyle sünuf-ı tebaa-i saltanat-ı seniyyemden bir sınıfın âher sınıftan aşağı tutulmaması...")
    * Bütün Osmanlı tebaasına devlet kurumlarında memur olma hakkı tanınmıştır. Ancak belli kurumsal kurallara uygunluğu konusunda, kurumların kendi kurallarını yürütmeleri öngörülmüştür. Bunun sonucunda memur olabilmek için müslüman olma şartı ortadan kaldırılmıştır. ("tebea-i Devlet-i aliyyemim cümlesi herhangi bir milletten olursa olsun devletin hizmet ve memuriyetlerine kabul olunacakları...”)
    * Bütün Osmanlı tebaasının devletin sivil ve askerî okullarına, ilgili okulun kuralına uygun olmak koşuluyla, hiçbir ayrım yapılmaksızın alınmaları kararını alınmıştır. Aynı şekilde her cemaate kendi bilim, sanat ve sanaayi okullarını Maarif Nezareti’nin denetiminde olarak açma hakkı tanınmıştır. (“... saltanat-ı seniyyem tebaasında bulunanların... cümlesi bilâfark ve temyiz Devlet-i aliyyemin mekatib-i askeriyye ve mülkiyyesine kabul olunması...”) Gayrimüslim çocuklarının askeri okullara kabulü sağlanmıştır. Ancak bu, geçici bir durum olarak kalmış, 93 Harbi’nde Bulgarların saf değiştirmeleri sonrasında bir süreliğine gayrimüslim çocuklarının askerî okullara alınması uygulamasına son verilmiştir.
    * Ticaret ve ceza davalarında eğer taraflardan biri Müslüman ve biri gayrimüslim veya bir yan gayrimüslim tebaa, diğer yan yabancı ise, yargılama karma mahkemelerce ve alenî olarak yapılacaktır. Bu durum, hukukî alanda Nizâmiye-şer’iye gibi birbirinden farklı iki mahkemenin ortaya çıkışını kesinleştirmiştir. Ancak, iki gayrimüslimin arasındaki davaya ise taraflar isterlerse kendi patrikhaneleri bakabilecekti. Mahkemelerde şahitlik hususunda Müslümanlar ile gayrimüslimler arasında eşitlik esası kabul ediliyordu.
    * Miras ve buna benzer davalar, istenildiği takdirde kişinin mensup olduğu din ve millete ait meclislere gidilmesine izin verilmiştir.
    * Cezaevleri ve diğer adli kurumlarda, bedenî cezaların devlet tarafından yapılacak düzenlemelerle karar altına alınarak keyfî uygulamaların önüne geçilmesi, işkencenin kesin bir şekilde yasaklanması, bu konularda koyulacak kurallara uymayanların cezalandırılmasına karar verilmiştir. ("...mücazat-ı cismaniye ve eziyet ve işkence müşabih kaffe-i muamele dahi kamilen lağv ve iptal kılınması ve bunun hilafına vukubulacak harekat şediden men ve zecrolunacağından maada bunun icrasını emreden memurin ile bilfiil icra eyleyen kesanın dahi ceza kanunnamesi iktizasınca tekdir ve tedip olunması...")
    * Kolluk kuvvetlerinin, vatandaşların can ve mal güvenliğini istenilen düzeye getirmek için kararlar alınmıştır.
    * Yabancılara, Osmanlı toprakları üzerinde mülk edinme hakkı verilmiştir. Bu karar, Arazi Kanunname-i Hümayunu ve Vilâyet Nizâmnamesi gibi önemli düzenlemelerin hukukî altyapısını oluşturmuştur.

    Ferman, içerdiği hükümler ile müslüman ve gayrimüslim halk arasında hukukî olarak bir çok alanda eşitlik sağlamıştır. İbadethane, kendi okulunu açma, ekonomik yükümlülükler, mal-mülk dokunulmazlığı, memur olma ile ilgili uygulamalar bu eşitliği göstermektedir. Ferman,içeriği itibariyle Tanzimat Fermanı ile birlikte Kanun-î Esasi’ye önemli bir dayanak sağlamış ve Tanzimat Fermanı’nı Kanun-î Esasi’ye bağlamıştır.



    Kanûn-ı Esâsî
    II. Abdülhamit'in tahta çıktıktan sonra 23 Aralık 1876'da ilan ettiği Kanûn-ı Esâsî, ilk Osmanlı anayasasıdır. II. Abdülhamit'in gözetimi altında Mithat Paşa'nın başkanlığını yaptığı "Cemiyet-i Mahsusa" adındaki bir kurul tarafından hazırlanan anayasanın oluşturulmasında, 1831 tarihli Belçika ile 31 Ocak 1851 tarihli Prusya anayasaları model alındı. Anayasayı hazırlayan kurulda iki asker, 16 sivil bürokrat (üçü Hıristiyan) ve ulemadan 10 kişi yer aldı. Yapılan çalışmalar sonucu hazırlanan tasarı, Heyet-i Vükelâ'dan geçti. 23 Aralık 1876 tarihinde padişahın bir yazısı ile (batt-ı hûmayun) kabul ve ilân edildi.

    119 madde ve 12 bölümden meydana gelen Kanûn-ı Esâsî, daha sonra beş kez değişikliğe uğrayarak anayasadan bazı maddeler çıkarılmış ve değiştirilmiş, anayasaya yeni maddeler eklenmiştir. Anayasa, devletin yapısını, organlarını ve bunlar arasındaki ilişkiyi; vatandaşların temel hak ve özgürlüklerini belirtilmesiyle Osmanlı Devleti'nin hukuksal durumu belgelenmiş oldu.


    Hazırlanışı
    Batılı devletler, Osmanlı Devleti'nden Sırbistan ve Karadağ Prenslikleri'nin savaş öncesi imtiyazlarına kavuşması, Bosna ve Hersek'e özerklik verilmesini, Bulgaristan'da ıslahat yapılmasını istiyorlardı. Bu konuda hazırladıkları teklifi, Osmanlı Devleti'ne sunmuşlardı. Bu teklifi görüşmek üzere 200 kişilik bir meclis toplandı. Mecliste, Osmanlı Devleti'nin yalnız bir bölgesi için değil, ülkenin tüm insanlarına yönelik ıslahatların yapılması uygun görüldü. Bu dönemde tartışılan en köklü ıslahat anayasanın hazırlanması ve ilanıydı. Böylece oluşturulacak bir anayasa, Osmanlı tebaasının haklarını, özgürlüklerini güvence altına alacak, bireyler arasında birleşmeyi sağlayacak, adaleti egemen kılacak, toplumun refahı ve ilerlemesi hakkında açılımlar gerçekleştirecekti. Toplumun tüm kesimini ilgilendiren böyle bir belgenin hazırlanması için anayasaya karşı olan ulemanın ikna edilmesi gerekirdi ve Seyfeddin Efendi, bu kesimi ikna ederek anayasanın gerekliliğini gösterdi. Bu toplantıda alınan kararların padişaha iletilmesiyle bir anayasa hazırlanmak üzere genel meclisin toplanmasını öngören İrade-i Seiyye padişah tarafından yayınlandı. Bunun üzerine hükümet çalışmalarını yoğunlaştırarak aldığı kararları 8 Ekim 1876'da sadrazam imzasıyla padişaha sundu ve hükümet, bu kararlar içinde anayasayı oluşturacak komisyon için yirmi kişiyi padişaha önerdi. Padişah, hükümetin saptadığı, bu isimleri onayladı ve komisyonun başkanlığına Mithat Paşa'yı getirdi. Komisyonda bulunan üyelerin sayısı zamanla arttı.

    Komisyon, çalışmaları sırasında çeşitli alt gruplara ayrıldı: yönetime ait düzenlemeler Cevdet Paşa'nın başkanı olduğu grup; basın yasası Server Paşa'nın başkanı olduğu grup; Kanun-i Esasi ve seçim yasası Ziya Bey'in başkanı olduğu grup tarafından üstlenildi. Komisyonun ağırlık görevi anayasayı oluşturmaktı ve İsmail Hami Danişmed'in belirttiğine göre komisyonda yirmiye yakın anayasa tasarısı hazırlandı. Komisyonda, uzun süre anayasayla ilgilenen Mithat Paşa'nın, Süleyman Paşa'nın ve Said Paşa'nın hazırladıkları anayasa tasarıları kabul edilmedi. Komisyondaki çalışmalar sonucunda 130 maddelik bir tasarı İsmail Hami Danişmed'in sı hazırlandı ve bu tasarı, sadrazama sunuldu. Heyet-i Vükela'da incelenen tasarı padişaha sunuldu. Padişah ise çeşitli kişilerden oluşan komisyonlar kurarak, bu tasarının incelenmesini istedi. Tasarıyı inceleyen bürokratlar, bu konudaki düşüncelerini rapor halinde padişaha sundular.

    İlanı ve içeriği
    Damat Mahmut Paşa, 113. maddenin anayasa tasarısına konulmasını önerdi[44] ve padişah da bu maddenin anayasaya konulmasında ısrar etmesiyle madde anayasa tasarısına kondu. 23 Aralık 1876'da Kanun-i Esasi, padişah tarafından imzalandı ve anayasanın ilanı Bab-ı Âli'de yapıldı. Mahmut Celalettin Paşa, Hatt-ı okuduktan sonra önceden bastırılan anayasa metni ve Hatt-ı Hümayûn halka dağıtıldı.

    23 Aralık 1876'da bir törenle ilan edilen Kanun-i Esasi, "Memâlik-i Devlet-i Osmaniye (1-7), Tebaa-i Devlet-i Osmaniye'nin Hukuk-ı Umumiyesi (8-26), Vükelâ-yı Devlet (27-38), Memurin (39-41), Meclis-i Umumî (42-59), Heyet-i Âyân (60-64), Heyet-i Mebusan (65-80), Mehakim (81-91), Divan-ı Âli (91-107), Vilayât (108-112), Mevad-dı Şetta (113-119) bölümleri olmak üzere toplam 11 bölüm ve 119 maddeden oluşuyordu.


    I. Meşrutiyet
    Parlamentonun oluşturulmasına karar verilmiş olmasına rağmen, henüz bir seçim yasası yoktu ve geçici bir yasa olan "Talimat-ı Mukavvate" komisyon tarafından hazırlandı. Bu yasaya göre, parlamento üyeleri, halk tarafından seçilecek olan Meclis-i Mebusan ile üyeleri devlet memurları arasından seçilecek olan Meclis-i Ayan olmak üzere iki meclisten oluşacaktı.

    14 Şubat 1878'de hükümet, Kanun-i Esasi'nin Meclis-i Umumi'nin zamanından önce açılıp kapatılması, çalışma süresinin uzatılması konusunda padişaha yetki verdiğini belirterek Meclis-i Umumi'nin geçici olarak kapatılmasını padişaha önerdi. Padişah da bu öneriye uygun olarak bir İrade-i Seniyye imzalayarak Meclis-i Mebusan'a gönderdi. İrade-i Seniyye'de "bu günkü günde ahval-ı umumiyemizin kesbeleylediği şekil ve suret her devleti meşrutada mer'iyy-ül cereyan olan usul ve teamül ile dahi karîn-ı Vusuk olduğu üzere Meclis-i Umumi'nin tamamî-i cereyanı vezaifine müsaid olmadığından" söz eden padişah, o günden itibaren geçerli olarak Meclis-i Umumi'yi kapattığını bildirmiştir. Kanun-i Esasi ile verilen tüm haklar askıya alınarak mutlak yönetim 1908 yılına kadar ülkede egemen oldu.

    Kanûn-ı Esâsî'de Osmanlı Devleti'nin monarşi (md. 3) ve üniter (md. 1) bir yapıya sahip olduğu, dininin İslam (md. 11), resmî dilinin Türkçe (md. 18) ve devletin başkentinin (payitaht) İstanbul (md. 2) olduğu belirtilti. Anayasada, 8 ila 26. maddelerinde "Tebaa-i Devlet-i Osmaniye’nin Hukuku Umumîyesi" başlığı altında Osmanlı tebaasının temel hak ve özgürlüklerini düzenlendi. "Vatandaşlık Hakkı, Kişi Hürriyeti, Kişi Güvenliği, İbadet Hürriyeti, Basın Hürriyeti, Şirket Kurma Hürriyeti, Dilekçe Hakkı, Öğretim Hürriyeti, Eşitlik İlkesi, Devlet Memurluğuna Girme Hakkı, Malî Güce Göre Vergi İlkesi, Konut Dokunulmazlığı, Kanunî Hâkim Güvencesi, Müsadere, Angarya Yasağı , Vergilerin Kanunîliği İlkesi, İşkence Yasağı, Seçme ve seçilme hakkı" bu temel hak ve özgürlükler içinde yer aldı.

    II. Meşrutiyet
    Meclis-i Mebusan'ın kapatılması, hakların kaldırılması, basına sansür uygulanması vb gibi uygulamaların olduğu dönemi, tekrar meşruti yönetime döndürmek için İbrahim Temo, İshak Sükûti, Abdullah Cevdet, Mehmet Reşit ve Hüseyinzade Ali adlı beş tıp öğrencisi bir araya gelerek "İttihad-ı Osmani" adlı bir gizli cemiyet kurdular ve cemiyetin üyeleri zamanla arttı. Ahmet Rıza Bey'in, cemiyetin Paris temsilciliğini üstlenmesinden sonra cemiyetin adını "İttihat ve Terakki" olarak değiştirdi. Cemiyetin amaçları "Programımız" başlığıyla 3 Aralık 1895'te Meşrevet gazetesinde yayınlandı. Küçük ve gizli bir cemiyetten zamanla büyük bir cemiyete dönüşen İttihat ve Terakki, 20-21 Temmuz gecesi, yaptıkları bir toplantıda genel isyan kararı alarak 24 Temmuz'da meşrutiyeti ilan etmeyi kararlaştırdılar. 23 Temmuz 1908'de çeşitli illerin yöneticileri, askerleri, eşrafı ve uleması, meşrutiyetin tekrar ilan edilmesi için hükümete telgraflar çektiler. Meşrutiyeti isteyenlerin gönderdikleri telgraflar sarayda giderek çoğalırken, padişah Vükela Meclisi'ni toplayarak bu konunun görüşülmesini istedi. Vükela Meclisi'nin toplantısı sürerken meşrutiyetin ilan edilmemesi durumunda "rıza-i şehriyarlarına muhalif" olayların meydana geleceğine dair siyasal iktidarı tehdit edici telgraflar da gelmeye başladı. Manastır, Selanik, Kosova yörelerinden gelen telgrafların sayısındaki artış üzerine hükümet “bir dış müdahaleye meydan vermemek” için Mebusan Meclisi’nin toplanmasını uygun buldu. Padişah da Mebusan Meclisi’nin yeniden toplanması için gerekli mabaatının hazırlanmasını Vükela Meclisi’ne emrederek, bu iradenin tüm vilayetlere telgrafla duyurulmasını emretti. Bu emirle meşrutiyet tekrar ilan edildi.
     
  3. Suskun

    Suskun V.I.P V.I.P

    Katılım:
    16 Mart 2009
    Mesajlar:
    23.242
    Beğenileri:
    276
    Ödül Puanları:
    6.230
    Yer:
    Türkiye
    Banka:
    2.052 ÇTL
    * 2 Türkiye Cumhuriyeti'nde anayasal gelişmeler
    1921 Anayasası
    1924 Anayasası
    1961 Anayasası
    MBK yönetimi
    Hazırlanışı ve kabulü
    İçeriği​


    1921 Anayasası

    20 Ocak 1921 gün ve 85 sayılı bu kanun, millî devleti, Türkiye Devleti'nin (md. 3) kuran ihtilal anayasasıdır. 18 Eylül 1920 tarihinde İcra Vekilleri Heyeti, Meclis Genel Kurulu'na, bir "Teşkilât-ı Esasîye Kanunu Lahiyası" hazırlayarak sundu. Bu lahiya, "Encümen-i Mahsus" isimli özel bir komisyona havale edildi. Komisyon raporunu hazırladı. 18 Kasım 1920'den Teşkilât-ı Esasîye Kanununun kabulüne kadar iki ay sürecek görüşmeler başladı. 1921 Teşkilât-ı Esasîye Kanununun görüşülmesi ve kabulünde katı anayasalar için öngörülen özel kurallar (nitelikli çoğunluk vs.) uygulanmamış, adî kanunlar için varolan usûller izlenmiştir. Teşkilât-ı Esasîye Kanununun kabulünde 1876 Kanun-u Esasî'nin değiştirilme usûlünü öngören 116'ncı maddesindeki üçte iki çoğunluk kuralına uyulmamıştır.

    Hazırlanma ve şekli yapısı, Kurtuluş Savaşı'nın olağanüstü şartlarını yansıtır ve 23 madde ile bir madde-i münfendeden oluşan 1921 Anayasası, diğer anayasalara oranla kısadır. Hâkimiyetin kayıtsız, şartsız millete ait olduğunu, yönetim usulünün hakkın mukadderatını bizzat ve bifiil idare etmesine dayanır. Teşkilat-ı Esasiye Kanunun ilk şeklinde, devlet başkanlığı makamı yoktur. 29 Ekim 1923 gün ve 364 sayılı Teşkilat kanununun bazı maddelerinin tevzihan tâdiline dair bir kanunla Cumhuriyet ilan edildi ve Cumhurbaşkanlığı makamı kondu.


    1924 Anayasası

    1924 Anayasası, Kurtuluş Savaşı'ndan sonra yeni ihtiyaçları karşılayacak daha ayrıntılı bir anayasaya ihtiyaç duyulmasıyla Büyük Millet Meclisi (BMM) bir komisyon oluşturdu: Kanunu Esasî encümeni. Anayasanın değiştirilmesi hakkında 1921 Anayasası'nda herhangi bir madde olmadığından BMM, kurucu gücü özelliğinden yararlanarak üye tam sayısının üçte ikinin oyuna ihtiyaç duyulduğunu belirtti. Komisyonun Fransa II. Cumhuriyeti ve Polonya Anayasası'ndan yararlanarak hazırladığı tasarı mecliste görüşüldü; bazı maddeleri değiştirilerek 20 Nisan 1924 tarih ve 491 sayılı kanunla kabul edildi.

    24 Anayasası, millî hâkimiyet (md. 3) prensibiyle kuvvetler birliğini gerçekleştiren meclis hükümeti sistemini muhafaza eder. Yasama, yürütme yetkileri, "milletin yegâne ve hakiki mümessili olup millet adına hakkı hakimiyeti istimal" ile eder. (md. 4) Ancak yasama yetkisini bizzat kullanan Meclis, yürütme yetkisini kendi seçtiği "icra vekilleri heyeti" eliyle kullanılır. Heyeti, her zaman denetleyebilir ve düşürebilir. Yasama organı, tek meclisten (TBMM) kuruludur. Üyeleri 4 yıl için seçilir. Yönetme kuvvetini Cumhurbaşkanı ve Bakanlar teşkil eder. Cumhurbaşkanı, 4 yıl için TBMM tarafından ve kendi üyeleri arasından seçilir. Bakanların göreve başlaması için meclisin onayı gerekmez, cumhurbaşkanının onayı yeterlidir. Yargı hakkı, millet adına bağımsız mahkemelerce kullanılır. (md. 8) Anayasa sadece "Türklerin Hukuku Ammesi" başlığı altında sadece klasik ve ferdi hak ve hürriyetleri tanır; sosyal haklara yer vermez. Anayasaya aykırı kanunların iptali mümkün değildir.

    1924-1960 yılları arasında yürürlükte kalan 1924 Anayasası döneminde, fiilî siyasi rejim, anayasanın öngördüğü meclis hâkimiyeti sisteminden farklı oldu. 1945 yılına kadar tek parti (Cumhuriyet Halk Partisi) rejimi hâkim oldu. Siyasi kuvvet, mecliste değil partide özellikle hükümette ve partinin yöneticilerindeydi. Parti disiplini, meclise, hükümet icraatını denetleme yetkisi vermiyordu. Böylece tatbikatta, Anayasa hâkimiyeti yerine tek parti hâkimiyeti; meclis üstünlüğü yerine hükümet üstünlüğü getirildi.Türkiye'de çok partili rejim, 1923'te faaliyete geçen ikinci Türkiye Büyük Millet Meclisi ile kesintiye uğramış ve bu kesinti 1946'ya kadar sürmüştür. 7 Ocak 1946'da verilen izinle Celal Bayar, Adnan Menderes, Fuat Köprülü ve Tevfik Koraltan tarafından Demokrat Parti (DP) kuruldu. 1947 yılında yapılması gereken seçimler 21 Temmuz 1946 tarihinde yapıldı ve TBMM'de CHP 402, DP 54, bağımsızlar 8 üyelik elde ettiler. 1950 seçimlerinden önce ise 1950 tarihli yeni Milletvekili Seçim Kanunu çıkarıldı. Bu seçim kanununda gizli oy, açık sayım ve yargı denetimi ilkeleri yerine getirildi. 14 Mayıs 1950 seçimlerinde; Demokrat Parti %53.89 oy alarak, 408 milletvekili kazanırken; CHP %39.98 oy ile 69; Millet Partisi %3.03 oy ile 1; Bağımsız adaylar da %3.40 oy oranıyla 9 milletvekilliği kazandı.

    1924 Anayasası, yedi defa değişikliğe uğradı. 1928 yılında yapılan ilk değişiklikle Anayasa'da bulunan dinî ibareler çıkarıldı. 1931 yılındaki değişiklik bütçenin, malî yıl başlamadan en az üç ay önce Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne verilmesi zorunluluğunu getirdi. 1934 yılındaki üçüncü değişiklikle kadınlara seçme ve seçilme hakkı tanındı. 1937 yılı değişikliğiyle Cumhuriyet Halk Partisi'nin altı ilkesi Anayasa'ya geçirdi ve Anayasa hükmü şekline getirildi. Bunun yanı sıra, her bakanlıkta bir siyasal müsteşarlık kurulmuştur. Fakat aynı yıl yapılan diğer bir değişiklikte, yararları görülmeyen, bu müsteşarlıklar kaldırıldı. 1945'te yapılan altıncı ve 1952 yılında yapılan yedinci değişiklikler Anayasa'nın diliyle ilgilidir. İlk değişiklikte Osmanlıca kelimeleri yeni Türkçeye çevrilen Anayasa, ikinci değişiklikle yeniden, eski Osmanlıca dile döndürülmüştür. Bu yedi değişikliği geçiren Anayasa, 1960 yılına kadar yürürlükte kalmış, 27 Mayıs 1960 askerî müdahalesi sonucunda yürürlükten kalkmıştır






    1961 Anayasası

    1950-60 döneminin son yıllarında, iktidar çoğunluğunun davranışları, 1960 yılının Nisan ve Mayıs aylarında protesto gösterilerine, yer yer güvenlik çatışmalarına varan tepkiler aldı. 27 Mayıs 1960 günü, ordu, 38 subaydan oluşan bir Milli Birlik Komitesinin öncülüğüyle ülkenin yönetimine el koydu. 27 Mayıs'tan sonra anayasalcılık hareketlerinde, egemenliğin sadece "kullanışı" bakımından değişiklik getirdi.



    MBK yönetimi

    27 Mayıs 1960'dan 25 Ekim 1961'e, yani yeni Anayasaya göre seçilmiş ilk toplantı gününe kadar, Türkiye olağanüstü bir geçiş döneminden geçti. 27 Mayıs-12 Haziran 1960 tarihleri arasında bir bilim kurulu, anayasa değişikliğini hazırlamakla görevlendirildi. 12 Haziran 1960 tarihinde "geçici anayasa" kabul edildi. Bu geçici anayasada TBMM'nin yerine Milli Birlik Komitesi (MBK) getirildi. Ancak TBMM'den farklı olarak MBK'nin oturumları gizli olacak ve tutanakları yayımlanmayacaktı. Komitenin başkanı, komite üyeleri arasında alfabe sırasına göre değişecekti. MBK'nin başkanı aynı zamanda devlet başkanıydı. MBK, "yürütme yetkisini, devlet başkanınca tayin ve komitece tasvip edilen Bakanlar Kurulu eliyle kullanacaktır." MBK, bakanları her vakit denetleyebilecek ve görevden çıkarabilecektir. Bakanlar, MBK üyelerinden ya da "27 Mayıs 1960 tarihinde herhangi bir siyasi partiye yazılı olmayan vatandaşlardan seçilmektedir." Fakat Bakanlar Kurulu'nu başkanlığı, devlet başkanlığındadır. Başlangıçta MBK'nin yasama organı olarak yayınladığı metinler "geçici kanun" niteliği taşırken, 12 Temmuz 1960 tarihinden itibaren metinler doğrudan doğruya "kanun" olarak kabul edildi. MBK, anayasa tasarısının kendisinin de katılacağı bir Kurucu Meclis'te sürdürülmesini ve tasarının daha sonra halkoyuna sunulmasını kararlaştırdı. Ardından Kurucu Meclis kuruldu. Bu meclis, anayasayı 27 Mayıs 1961'e kadar tamamlamakla görevliydi. Bu süre bir defalık 15 gün uzatılabilirdi fakat anayasa, bu tarihe kadar tamamlanmamışsa yeni seçim yasasına göre yapılacak genel seçimle başka bir Temsilciler Meclisi seçilecekti. Halkoyu sonucu anayasa reddedilirse yine aynı yok izlenilecekti.

    9 Temmuz 1961'de halkoyuna sunulan ve kabul edilen anayasa, kendi 157. maddesi gereğince "Türkiye Cumhuriyeti Anayasası" oldu. 15 Ekim 1961 seçimlerinin yapılmasından sonra TBMM'nin 25 Ekim 1961 günü toplanması sonucu Milli Birlik Komitesi rejimi sona erdi.


    Hazırlanışı ve kabulü

    157 sayılı yasa, Kurucu Meclis'in başlıca amacını "demokrasi ve hukuk devleti esaslarını gerçekleştirip, teminat olacak yeni bir anayasa ile yeni seçim kanunu en kısa zamanda tamamlayarak en geç 29 Ekim 1961 tarihinde iktidarı, yeni seçilecek TBMM'ye devretmek" diye tanımladı.

    Yeni anayasa, Temsilciler Meclisi'nden, 20 üyeden kurulu bir Anayasa komisyonu ve aynı sayıda üyeli bir Seçim Kanunu Komisyonundan oluşan bir mekanizma tarafından oluşturulacaktı. Komisyondan gelen tasarılar, Temsilciler Meclisi genel kurulunda görüşüldükten sonra MBK'ne gönderilecek, komite de kendi görüşmesini Temsilciler Meclisi genel kurulundaki görüşme süresinin yarısı kadar bir süre içinde sonuçlandıracaktı. MBK, Temsilcile Meclisi'nden gelen metni olduğu gibi kabul etmezse, Temsilciler Meclisi'nde ikinci bir görüşme yapılacaktı. Eğer görüşmede metin aynen kabul edilmezse çözüme varmak için "karma komisyon" kurularak, burada hazırlanan metin Kurucu Meclisi'n birleşik toplantısında oylanacaktı. Bu toplantıda alınan kararların üçte iki çoğunlukla alınması gerekiyordu.

    Halkoylaması 9 Temmuz 1961 günü yapıldı. Katılma oranı %80'in üzerinde oldu. Geçerli oyların %61.5’i "evet", %38.5 "hayır" yönünde çıktı. Yeni Anayasa 20 Temmuz 1961 tarih ve 10859 sayılı Resmî Gazetede yayınlanarak yürürlüğe girdi. 15 Ekim 1961’de genel seçimler yapıldı. XII’nci dönem Türkiye Büyük Millet Meclisi, 25 Ekim 1961 günü toplandı. Böylece normal rejime geçilmiş oldu.


    İçeriği
    9 Temmuz 1961 ve 334 sayılı Anayasa, önceki anayasalara oranla daha uzun, dünya anayasalarına oranla normal uzunluktadır.[71] 157 asıl, 11 geçici maddeden oluşmaktadır. Eski anayasalarda bulunmayan, bir "başlangıç" kısmına sahiptir. Anayasanın metnine dahil olan başlangıç (md 156) kısmında, Anayasanın metnine hâkim felsefi ve siyasi esaslar belirtilmektedir. Başlangıç kısmındaki bilgilere göre 61 Anayasası, demokratik ve sosyal karakterli bir anayasadır. Diğer anayasalardan bir diğer farkı ise maddelerin konusunu ve aralarındaki bağlantıyı açıklayan "kenar başlıkları"na yer verilmiştir. Bunlar, anayasa metnine dahil değildir.

    1961 Anayasası, yasama organının adında bir değişiklik yapmayarak (TBMM), değişiklikler daha çok meclisin iç yapısı ve yetkileriyle ilgilidir. TBMM, Millet Meclisi ve Cumhuriyet Senatosu olmak üzere iki meclisli bir parlamentodur. Millet Meclisi, genel oy ile seçilen 450 milletvekilinden; Cumhuriyet Senatosu, genel oyla seçilen 150 üyeden ve cumhurbaşkanı tarafından seçilen 15 üye ile tabii üyelerden meydana gelmektedir.


    Cumhuriyet Senatosu'na ve Millet Meclisi'ne seçilecek üyelerin yaş ve eğitimleri koşulları dışında aynı şartları taşıması gerekmektedir. Millet Meclisi, seçimleri 4 yılda bir yapılırken (md 69), Cumhuriyet Senatosu üyeliğinin süresi 6 yıldır.(md 73) 1961 Anayasası'ndaki yürütme organı, Cumhurbaşkanı ve Başbakan ile bakanlardan oluşan Bakanlar Kurulundan meydana gelmektedir.

    Anayasaya göre, "yürütme" görevi, kanunlar çerçevesinde, Cumhurbaşkanı ve Bakanlar Kurulu tarafından yerine getirilir. Cumhurbaşkanı, Türkiye Büyük Millet Meclisince, kırk yaşını doldurmuş ve yüksek öğrenim yapmış kendi üyeleri arasından, üye tamsayısının üçte iki çoğunluğu ile ve gizli oyla yedi yıllık bir süre için seçilir; ilk iki oylamada bu çoğunluk sağlanamazsa, sonraki oylamalarda salt çoğunlukla yetinilir (m.95).

    Bakanlar Kurulu ise Başbakan ve Bakanlardan kuruludur. Başbakan, Cumhurbaşkanınca, Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri arasından atanır. Bakanlar, Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri veya milletvekili seçilme yeterliğine sahip olanlar arasından Başbakanca seçilir ve Cumhurbaşkanınca atanır (md 102). Bu şekilde kurulan Bakanlar Kurulu, Millet Meclisinden güvenoyu almak zorundadır. Hükûmetin kuruluş şeması parlâmenter hükûmet sistemine uygundur.

    Yargı yetkisi ise, Türk milleti adına bağımsız mahkemelerce kullanılır. Yargı, Anayasanın üçüncü kısmının üçüncü bölümünde düzenlenmiştir. Mahkemelerin bağımsızlığı, hakimlik teminatı tanınmıştır. 1961 Anayasasının yargı alanında getirdiği önemli bir yenilik hakimlerin bağımsızlığını sağlamak üzere kurduğu Yüksek Hakimler Kuruludur. 1961 Anayasası, Yargıtay, Danıştay, Askerî Yargıtay, Uyuşmazlık Mahkemesi gibi yüksek mahkemeleri tek tek düzenlemiştir. 1961 Anayasasının yargı alanında getirdiği önemli yeniliklerden biri, kanunların Anayasa uygunluğunu denetlemekle görevli bir Anayasa Mahkemesini kurmasıdır. Anayasanın ilk şekline göre bu mahkemenin 15 üyesinden beşini seçme yetkisi yasama organına verilmiştir.

    Anayasa, klasik ve sosyal hakların uzun bir listesini vermektedir (2. Kısım). Hak ve hürriyetlerin ne gibi unsurlardan kurulu olduğu, ancak ne gibi sebeplerle sınırlanabileceği ayrıntılarıyla anlatır. (md 11/2) 1961 Anayasası, devleti "insan haklarına dayalı" (md 2) olarak nitelendirmektedir. Bu hükümle, devlet, insanı temel değer alarak kabul eden, kendi varoluş nedenini insan haklarının korunması ya da gerçekleştirmesi amacına dayandırmaktadır. Özgürlükçü ve demokratik yaklaşımları benimseyen 61 Anayasası, sosyal ve sendikal haklar alanında ilerici bir dönemeci simgeler.

    Anayasanın yeniliklerinden bir diğeri de, Türkiye Cumhuriyeti'nin temel nitelikleri arasına "sosyal devlet" kavramını eklemesidir. (md 2) Anayasanın amacı: sosyal haksızlıkları ve haksızlıkları yaratan başlıca nedenleri ortadan kaldırmak, adil bir sosyal ve ekonomik düzen kurmak, ekonomik faaliyetleri mutlu bir azınlığın ihtiyaçlarına öncelik verecek yönlere götürmektir.61 Anayasası'ndaki "sosyal devlet" ilkesi, 1924 Anayasası'ndaki yalnız kişisel özgürlükler için garanti sağlayan devlet düzeninden farklıdır. İşçilere sendika kurma hakkı (md 46), "toplu sözleşme ve grev hakkı" (md 47) gibi çalışma hayatını düzenleyen temel hak ve özgürlükler verdi. Böylece Türk anayasasında ilk kez 1961 Anayasası ile sendika, toplu sözleşme ve grev hakları vs. anayasa konusu oldu ve güvence altına alındı. Sendika kurma hakkı, 22 Eylül 1971 tarihinde 1488 sayılı kanunla getirilen değişiklikle işçi niteliğinde olmayan kamu hizmeti görevlilerin sendika kurma hakkı geri alındı. Maddenin başında yer alan "çalışanlar" ifadesi "işçiler" ile değiştirildi (md 46).

    Anayasada, mülkiyet hakkının, özel teşebbüs hakkının kamu yararı amacıyla sınırlanabileceğini kabul eder (md 36 ve 41) ve ziraî üretimi düşürmeksizin çiftçiye toprak dağıtımını öngörür (md 38-39). Siyasî haklara da geniş veren 61 Anayasası, siyasi partilerin uyacaklar esasları da düzenler. Tüzük, program faaliyetleri, insan hak ve hürriyetlerine dayanan demokratik ve laik cumhuriyet ilkelerine, devletin ülkesi ve milletiyle bölünmezliği temel hükmüne aykırı düşen partilerin Anayasa Mahkemesi tarafından temelli kapatılacağı bildirilir
     
  4. Suskun

    Suskun V.I.P V.I.P

    Katılım:
    16 Mart 2009
    Mesajlar:
    23.242
    Beğenileri:
    276
    Ödül Puanları:
    6.230
    Yer:
    Türkiye
    Banka:
    2.052 ÇTL
    1982 Anayasası

    Askerî müdahale ve rejim
    12 Eylül 1980 sabahı, Türk Silahlı Kuvvetleri ülke yönetimine el koydu. Bunun ardından üç yılı aşkın bir süre (12 Eylül 1982 – 6 Aralık 1983) bir askeri rejim altında yaşandı. Müdahaleyi gerçekleştiren üst komutanlar topluluğu, Millî Güvenlik Konseyi adını aldı.Ayrıca bir Genel Sekreterlik kuruldu. Konseyin işlemleri, "kanun, içtüzük, bildiri, karar" adlarıyla başlıklandırılıp numaralandırıldı. Askeri müdahale, TSK İç Hizmetler Kanununun verdiği Türkiye Cumhuriyeti’ni koruma ve kollama görevinin bir gereği olarak sunuldu ve meşrulaştırıldı. Ardından parlamento feshedildi, vekillerin dokunulmazlıkları kaldırıldı, temel hak ve özgürlükler askıya alındı, bütün yurtta sıkıyönetim ilan edildi. Daha sonra da emekli Oramiral Bülend Ulusu, başbakan olarak atandı ve yeni hükümeti kurdu.

    Kurucu Meclis
    Milli Güvenlik Konseyi, 29 Haziran 1981 günü çıkardığı bir yasayla kendisinin de içinde yer aldığı bir Kurucu Meclis'in kurulmasını öngördü. 23 Ekim 1981'de göreve başlayan Kurucu Meclis'in amacı şöyle açıklandı: "Türkiye Cumhuriyeti Devletinin varlığı ve bağımsızlığı, ülkenin ve milletin bütünlüğü ve bölünmezliği ve toplumun huzuru korunarak, milli dayanışma ve sosyal adalet içinde, herkesin insan haklarından ve temel hürriyetlerinden eşitlik ilkesine göre yararlanmasını ve hukuken üstünlüğünü sağlayacak demokratik, laik hukuk devletinin kurulması için hukukî düzenlemelerle Anayasayı, siyasi partiler ve seçim kanunlarını yapmak."

    Kurucu Meclis, bir danışma organı ile Milli Güvenlik Konseyi'nden (MGK) oluştu. Meclisin birinci kanadı 1. maddede belirtildiği üzere, 2324 sayılı Anayasa Düzeni Hakkında Kanundaki yetkileri kullanacaktır; yani, Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne (Büyük Millet Meclisi ile Cumhuriyet Senatosu) ait yetkiler ile donanacaktır. Kurucu Meclis'in ikinci fakat pek fazla gücü olmayan Danışma Meclisi, 1980 Askeri Yönetimi'nde atanmış bir organ idi. Bazı esaslara göre her ilim tespit ve teklif ettiği adaylar arasından MGK'de belirlenen 120 üye ile yine MGK'ce doğrudan doğruya ilan edilen 40 üye olmak üzere toplam 160 üyeden meydana gelmekteydi. Danışma Meclisi'nin üyeleri, Anayasa taslağının hazırlanması ve ilgili kanunda belirtilen siyasî partiler ve seçim kanunları için hazırlık çalışmalarına katılmak zorundaydılar.


    Hazırlanışı ve kabulü

    Anayasa taslağı oluşturma görevi Danışma Meclisi'ne, kesinleştirme yetkisi Milli Güvenlik Konseyi'ne aitti. Danışma Meclisi, 23 Ekim 1981 günü ilk toplantısını yaptıktan sonra kendisine bir başkan seçti ve bir iç tüzük oluşturarak çalışmalarına başladı.Danışma Meclisi, Orhan Aldıkaçtı başkanlığında 15 kişilik bir Anayasa komisyonu oluşturdu ve bu komisyon çeşitli kurum ve kuruluşlardan (üniversiteler, sendikalar, yüksek mahkemeler vs.) oluşturulacak anayasa hakkında görüşlerini istedi. Asıl anayasa taslağının ise başından beri Konseyin elinde olduğu Kenan Evren'in "Anılar" kitabında yer almaktadır.

    Komisyon çalışmaları sonucu hazırlanmış olan anayasa taslağı, 17 Temmuz 1982 günü Danışma Meclisi Başkanlık Divanı'na teslim edildi ve 4 Ağustos 1982 günü Genel Kurulun gündemine alınarak tasarı hakkında tartışmalar yapıldı. Bu tartışmalar sonucu, tasarıda yapılan değişikliklerle anayasa tasarısı, 120 kabul, 7 ret, 12 çekimser oyla kabul edilirken 17 kişi oylamaya katılmadı. Danışma Meclisi, anayasa komisyonunda daha sonra Siyasi Partiler Kanunu tasarı ile Seçim Kanunu tasarısını hazırladı. Bu tasarılar, MGK'de tartışıldıktan sonra son şekillerini aldılar. 14 Ekim 1982 tarihinde yeni anayasaya göre genel seçimler yapılmadan önce, Danışma Meclisi'nin görevi sona erecekti.

    Danışma Meclisi tarafından kabul edilen anayasa taslağı, Kenan Evren'in başkanlığında MGK üyeleri ve birkaç sivil tarafından incelendikten sonra MGK'ce 24 Eylül 1982 günü yeni anayasa olarak ilan edildi. Tasarıya MGK tarafından son şekli verilirken ayrıca yeni maddeler eklendi. Devlet Başkanı Orgeneral Kenan Evren'in otomatikman cumhurbaşkanı olmasını sağlayan madde, MGK üyelerinin statüsünü yeni dönemde Cumhurbaşkanlığı Konseyi üyeliğine dönüştüren madde, eski politikacılar siyasete dönmesini engelleyen madde MGK'de ve Genelkurmay Karargahı'nda hazırlandı.

    Anayasa, halkoyuna sunulmadan önce MGK'nin 70 sayılı kararlarından biri açıklandı: Anayasa taslağı üzerinde yasaklılar dışında kalan yurttaşlar, kişisel görüş açıklayabilecekti. Yüksek Yargı, Sayıştay, üniversiteler, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları, basın kuruluşları, faaliyetleri yasaklanmamış sendikalar, bilimsel amaçlı dernekler ve özel statülü kuruluşlar, seminer ve konferanslar yolu ile sözlü ve yazılı görüş bildireceklerdi. Bütün bu tartışmalar, anayasa taslağının geliştirilmesi maksadı dışına taşmayacak, Anayasa halk oylaması sırasında halkın vereceği oyun nasıl olması gerektiği konusunda bir telkinde bulunulmayacaktı. Yapılacak oylamada, oy kullanmayanlar 5 yıl süreyle seçme ve seçilme hakkından mahrum kalacaktı (md. 12). Anayasanın, oylama sonucu reddi durumunda ne olacağı belli değildi. Tasarıya olumsuz oy verilmesi, ülkedeki belirsizliğe destek olmak ve askeri rejimin sürmesine rıza göstermek anlamına gelmekteydi.

    Anayasa metni 7 Kasım 1982'de halkoylamasına sunuldu, 18.885.488 kişinin katıldığı oylamada, 18.841.990 kişinin oyu geçerli kabul edildi ve anayasa için 17.215.559 kişi kabul oyu vererek anayasa %91.37 ile yürürlüğe girdi.

    İçeriği
    1982 Anayasası, 177 madde ve 16 geçici madde olmak üzere toplam 193 madde ile 7 bölümden oluşmaktadır. "Başlangıç" kısmı Anayasaya dahildir. Türk anayasaları içinde, hem madde hem de maddelerin içeri bakımından en uzun anayasadır. 1961 Anayasası'na göre daha katıdır ve tüm anayasalar içinde en detaylı anayasadır. 1982 Anayasası'nda değiştirilemeyecek maddelerin sayısı artırıldı ve anayasanın değiştirilmesinde cumhurbaşkanına, anayasa değişikliğini halkoyuna sunabilme yetkisi verildi.

    1982 Anayasası'na göre Türkiye Devleti, bir "cumhuriyet"tir (md 1) ve "Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, millî dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devletidir." (md 2)

    Anayasanın 3. kısmında yer alan Cumhuriyetin temel organlarından biri olan yasama organı, Türkiye Büyük Millet Meclisi'dir. 1961 Anayasası'nda var olan Cumhuriyet Senatosu, 1982 Anayasası'nı hazırlayan Kurucu İktidar tarafından kaldırılarak tekrar TBMM adı altında tek meclisli parlamento kurdu. Anayasanın 75. maddesinin ilk metnine göre "TBMM, genel oyla seçilen 400 milletvekilinden" oluşurken, 1987 anayasa değişikliğiyle bu sayı 450'ye, 1995 anayasa değişikliğiyle bu sayı 550'ye yükseltildi. Anayasanın ilk metnine göre seçim dönemi 5 yıl olarak tespit edilmişken 21 Ekim 2007 referandumu ile 5 yılda bir yapılan milletvekilleri seçimlerinin, 4 yılda bir yapılmasına karar verildi. 1982 Anayasası, genel seçimlerin süresi dolmadan da seçimlerin yenilenmesine olanak vermektedir: Bakanlar Kurulu kurulamaz ya da kurulup güven oyu alamazsa (md 116), cumhurbaşkanı seçilemezse ve meclis, kendi iradesiyle erken seçim kararı almışsa (md 77) seçimler yenilenir. Ayrıca, genel seçimler, savaş sebebiyle yapılamaz ise TBMM, seçimleri bir yıl geriye bırakabilir (md 78) ve toplam iki yıl erteleyebilir.

    1982 Anayasası, 6. maddesinde Türk milletinin "egemenliğini, Anayasanın koyduğu esaslara göre, yetkili organların eliyle kullanacağını" öngörürken, anayasanın 8. maddesi ile "yürütme yetkisi ve görevi, cumhurbaşkanı ve Bakanlar Kurulu tarafından Anayasa ve kanunlara uygun olarak kullanır ve yerine getirir." hükmü ile de Cumhurbaşkanı ve Bakanlar Kurulu'dan oluşan iki başlı yürütme öngörmüştür. Anayasa, 101. ile 108. maddelerinde Cumhurbaşkanının: 109. ile 118. maddelerinde Bakanlar Kurulu'nun statüsü ve yetkileri ile sorumlulukları düzenlenmiştir.

    Türkiye Cumhuriyeti'nin temel organlarından bir diğeri ise yargıdır. 1982 Anayasası, yasama ve yürütme fonksiyonu gibi yargı fonksiyonunu da maddi kenar başlıkla ama organik içerikle tanımlamıştır. Nitekim, Anayasanın yargı yetkisi kenar başlıklı 9. maddeye göre "yargı yetkisi, Türk milleti adına bağımsız mahkemelerce kullanılır." Yargı organı, bir çok mahkemeden oluşmaktadır. 1982 Anayasası, 142. maddede mahkemelerin kuruluşu, görev ve yetkileri, işleyişi ve yargılama usullerinin kanunla düzenlenmesini öngörmüştür. Anayasaya göre, Anayasa Mahkemesi (md 146-153), Yargıtay (md 154), Danıştay (md 155), Askerî Yargıtay (md 156), Askerî Yüksek İdare Mahkemesi (md 157) ve Uyuşmazlık Mahkemesi (md 158) yüksek mahkemelerdir.

    1961 Anayasası'ndaki düzenlemeye benzer şekilde , 1982 Anayasası "[...] kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bagdasmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddi ve manevi varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlama" (md 5) görevini devlete yüklemiştir. 61 Anayasası'nda yer alan "insan haklarına dayanan devlet" anlayışı, 1982 Anayasası'nda yerini "insan haklarına saygılı devlet" (md 2) anlayışına bıraktı. Devlet, "toplumun huzuru, millî dayanışma ve adalet anlayışı" (md 2) için vardır. 1982 Anayasası'nda temel hak ve özgürlüklere sınırlama getirme ve "güçlü iktidar"anlayışı hakimdir. Özgürlüklere ve haklara ait hükümler kısa iken özgürlükleri ve hakları sınırlandıran hükümler anayasada uzun tutulmuştur.


    Çok partili hayata dönüş
    Milli Güvenlik Konseyi yönetimi, hukukî çerçeveyi hazırladıktan kısa bir süre sonra 15 Mayıs 1983 günü dönemin ilk siyasî topluluğu emekli Orgeneral Turgut Sunalp liderliğinde Milliyetçi Demokrasi Partisi (MDP) kuruluşunu açıkladı. 20 Mayıs'ta eski bir asker olan emekli Orgeneral Ali Fethi Esener'in Büyük Türkiye Partisi (BTP), Ulusu hükümetinin Başbakan yardımcısı Turgut Özal'ın Anavatan Partisi (ANAP) ve dönemin başkanlık müsteşarı Necdet Calp'in Halkçı Partisi (HP) ile Erdal İnönü liderliğinde Sosyal Demokrasi Partisi (SODEP) kuruluş başvurularını yaptılar. 15 Mayıs 1983 tarihi itibariyle yeniden siyasi partilerin kuruluşlarına izin verildi. MGK'nin 79 sayılı kararı ile Süleyman Demirel ve arkadaşlarınca desteklenen BTP, temelli kapatıldı. DYP ile SODEP'in yapılacak olan 7 Kasım 1983 genel seçimlerine katılması engellendi. 10 Haziran 1983'te yeni seçim kanunu kabul edildi ve sadece MGK'nin izin verdiği partiler, genel seçimlere katıldı. Turgut Özal'ın ANAP'ı, oyların %45'ını alarak seçimi kazandı.Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin yeniden açılması ve Başkanlık Divanının seçilmesi 6 Aralık 1983'te gerçekleşti.




    28 Şubat süreci ve MGK kararları
    MGK'nin 28 Şubat 1997 günü dokuz saat süren toplantısında "28 Şubat Kararları" diye adlandırılan kararlar çıktı ve bu kararların, dönemin Başbakanı Necmettin Erbakan ve hükümet üyeleri tarafından imzalanmak istenmemesi ordu ile hükümet arasında krize yol açtı. 5 Mart 1997 günü hükümet içinden ve dışarıdan gelen baskılar üzerine 28 Şubat 1997 günkü MGK kararları, başbakanca imzalandı. 13 Mart'ta ise MGK'ce alınan kararların Bakanlar Kurulu tarafından benimsendiği açıklandı.

    28 Şubat kararlarının uygulanması için Genelkurmay Karargahı ve MGK, kamu kurum ve kuruluşları, belediye, dernek, vakıflar ve yazılı ve görsel medya bu amaçla izlemeye alındı. 21 Mayıs 1997 günü Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, hükümetin büyük ortağı Refah Partisi'nin anayasaya aykırı eylemler nedeniyle kapatılması için Anayasa Mahkemesi'ne başvurdu. 18 Haziran 1997'de Başbakan ve Refah Partisi'nin genel başkanı Necmettin Erbakan, DYP ve BBP ile görüştükten sonra hükümetin istifasını ve üç partinin DYP lideri Tansu Çiller başkanlığında bir hükümet kurulması için anlaştıkların bildiren bir deklarasyonu Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel'e sundu.



    2001 değişiklikleri

    Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde grubu bulunan 6 siyasi partinin de gönderdiği ikişer temsilci ile Partilerarası Uzlaşma Komisyonu oluşturuldu. Komisyon tarafından hazırlanan Anayasa değişiklik paketi, 14 Haziran 2001'de kamuoyuna açıklandı. Uzlaşma Komisyonu'nun hazırladığı bu paket, oluşturulan özel komisyon tarafından aynen benimsenerek değişiklik teklifi haline getirildi ve 6 Eylül 2001'de TBMM Başkanlığına sunuldu. Meclis, Anayasa değişikliğini görüşmek üzere 17 Eylül'de toplantıya çağrıldı. 1982 Anayasası'nın 37 maddesinde değişiklik öngören teklifin görüşmelerine 24 Eylül 2001 tarihinde başlandı ve 37 maddelik değişiklik paketinin maddelerine geçilmesi 17 ret, 27 çekimser 4 boş oya karşın 428 oyla kabul edildi.Değişikliklerin, ilk tur görüşmeleri 25-28 Eylül tarihlerinde, ikinci tur görüşmeler 2-3 Ekim tarihlerinde yapıldı.

    3 Ekim 2001’de kabul edilen 17 Ekim 2001 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 4709 sayılı "Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinin Değiştirilmesi Hakkında Kanun" ile yapılan 2001 değişiklik paketinde, 1982 Anayasası'nın Başlangıcı, 32 maddesi ve bir geçici maddesi değiştirildi. Dönemin Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, 15 Ekim'de yasanın 33 maddesini onayladı fakat milletvekili ödenek ve yolluklarını düzenleyen 27. maddesini halkoyuna sunma kararı aldı ancak belirtilen kısım, TBMM'ce tekrar değiştirilerek Cumhurbaşkanınca imzalandı. 1 Aralık 2001 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanan TBMM üyelerinin ödenek ve yolluklarına ilişkin 86. madde değişikliği de 2001 anayasa değişikliklerine dahildir. 2001 değişikliğiyle 82 Anayasası'nda 35 değişiklik yapıldı ve 82 Anayasası üzerinde yapılan en kapsamlı değişiklik paketidir.


    Yasa ile Anayasanın "Başlangıç" metni ve 13, 14, 19, 20, 21, 22, 23, 26, 28, 31, 33, 34, 36, 38, 40, 41, 46, 49, 51, 55, 65, 66, 67, 69, 74, 86, 87, 89, 94, 100, 118, 149 ve Geçici 15. maddelerinde değişiklik yapıldı. Anayasa değişikliği, oylamaya katılan 494 milletvekilinden 474'ünün oyuyla kabul edildi. 16 milletvekili "ret" oyu kullandı. 1 çekimser, 2 geçersiz, 1 de boş oy çıktı.
    Bu değişikliklerle, Millî Güvenlik Kurulu'na başbakan yardımcıları dahil edildi; genel ve özel af ilanı için 3/5 oy oranı benimsendi; yabancılara dilekçe hakkı tanındı; anayasa değişikliklerin iptali için Anayasa Mahkemesi karar yeter sayısı 3/5 olarak kabul edildi; Anayasa Mahkemesinin, kapatma yerine dava konusu fiillerin ağırlığına göre ilgili siyasi partinin devlet yardımından kısmen ya da tamamen yoksun bırakılmasına karar verebilmesi öngörüldü.
    Temel hak ve özgürlükler alanında yapılan bazı değişiklikler şunlardır: 2001 değişiklikleriyle, hakkın kötüye kullanılması halleri azaltıldı. "Ortadan kaldırmak, bozmak" gibi sert bir ifade ile hakkın kötüye kullanılması açıklandı. Devlet ve kişiler tarafından hakkın kötüye kullanılmasının olabileceği ifade edildi yani hakkın kötüye kullanılmasının öznesi değiştirildi. 1982 Anayasası'ndaki tehdit ve teşvik ifadesi 2001 değişikliği ile faaliyet ibaresi ile değiştirildi.


    2007 anayasa referandum paketi
    21 Ekim 2007 tarihinde yapılan anayasa referandumu ile Türkiye Cumhuriyeti'nde, cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesi başta olmak üzere bir takım anayasa değişiklikleri yapıldı. Referandumda "Cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesi, aynı kişinin iki kez cumhurbaşkanı seçilebilmesi (5+5), görev süresinin 7 yıldan 5 yıla indirilmesi ve cumhurbaşkanlığı seçiminin, görev süresi bitmeden önceki 60 gün içinde tamamlanması, genel seçimlerin 5 yıl yerine 4 yılda bir yapılması, TBMM'de, seçimler dahil tüm oturumların 184 milletvekiliyle açılması" gibi değişiklikler oylandı. Değişikliklere ülke genelinin %31.05'i yani 8,744,947 kişi "Hayır" oyu verirken, ülke genelinin %68.95'i yani 19,422,714 kişi "Evet" oyu verdi.


    2010 anayasa referandum paketi
    Mayıs 2010'da TBMM'de kabul edilen bir takım anayasa değişiklikleri cumhurbaşkanı Abdullah Gül tarafından halkoyuna sunuldu. Değişiklik paketinde Anayasa Mahkemesi ve Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu'nun yapısıyla ilgili düzenlemelerin yanı sıra Kamu Denetçiliği Kurumu'nun (ombudsmanlık) kurulması, YAŞ ve HSYK'nın ihraç kararlarının yargı denetimine açılması ile askeri yargının görev alanının daraltılmasını öngören değişiklikler bulunuyordu. 12 Eylül 2010'daki halk oylaması sonucunda %57.93 evet - %42.07 oyu çıktı ve anayasa değişiklikleri kabul edildi.

     
  5. Suskun

    Suskun V.I.P V.I.P

    Katılım:
    16 Mart 2009
    Mesajlar:
    23.242
    Beğenileri:
    276
    Ödül Puanları:
    6.230
    Yer:
    Türkiye
    Banka:
    2.052 ÇTL
    1982 Anayasası sonrası demokratik ve sivil anayasa çalışmaları

    1982 Anayasası'nın kabulünün ardından anayasada birçok köklü reform yapıldı. Bu köklü reformlar sonucunda insan hakları konusunda ciddi gelişme kaydedildi. Bu değişikliklere karşın, askerî bir müdahalenin ardından geldiği için 1982 Anayasası'nın katılımcı, sivil ve demokratik nitelik taşımadığı gerekçesiyle 1990'lı yıllardan itibaren pek çok kez yeni bir anayasa hazırlama konusu gündeme geldi.

    1991 genel seçimleri sonrasında oluşan 19. Dönem Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde meclis başkanı Hüsamettin Cindoruk önderliğinde anayasa yenileme çalışmaları yürütüldü. Meclisteki her partiden temsilcilerin katılımıyla gerçekleşen bu çalışmalar 1992 yılından 1995 sonuna kadar sürdü ve bu sürede partiler arası uzlaşma ile anayasada geniş çaplı değişiklikler yapılarak "yenilenen bir anayasa" ortaya çıkarıldı.


    Demokratik, katılımcı ve sivil anayasa çalışmaları konusunda TÜSİAD da pek çok çalışma sundu. Bunlardan ilki 1992 yılında, çoğunluğu İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğretim üyelerinden oluşan bir ekip tarafından hazırlanan Yeni Bir Anayasa İçin adlı çalışmadır. Prof. Dr. Erdoğan Teziç önderliğinde hazırlanan bu çalışma, bazı anayasa hukukçuları tarafından çok radikal bulundu.

    TÜSİAD'ın bir başka çalışması, TÜSİAD Parlamento İşleri Komisyonu tarafından hazırlatılan ve Prof. Dr. Bülent Tanör tarafından kaleme alınan Türkiye'de Demokratikleşme Perspektifleri adlı anayasa çalışması oldu. Batı demokrasileri esas alınarak hazırlanan çalışma, Ocak 1997'de kamuoyuna açıklanarak yayımlandı ve TBMM'ye sunuldu. Siyasal boyut, insan hakları ve hukuk devleti olarak üç bölümde ele alınan çalışmada mevcut durumun tanımı yapıldı, mevzuat ve işleyişe yönelik eleştiriler getirildi ve önerilerde bulunuldu. Eser Ocak 2007'de TÜSİAD ve Prof. Dr. Zafer Üskül tarafından Türk Demokrasisinde 130 Yıl: Prof. Dr. Bülent Tanör'ün Anısına Türkiye'de Demokratikleşme Perspektifleri 10. Yıl Güncellemesi adıyla güncelleştirildi.

    Türkiye Barolar Birliği de farklı üniversitelerden birçok öğretim üyesinin oluşturduğu bilimsel kurulla birlikte bir anayasa taslağı önerisi hazırlayarak, 12 Eylül'ün 21. yıl dönümünde kamuoyuna sundu. 2001 yılında yayımlanan Anayasa Taslağı Önerisi adını taşıyan bu çalışma, Kasım 2007'de ekleme ve düzeltmelerle güncellendi. Eserde anayasa taslağı önerisinin sunumu, genel gerekçesi, madde önerileri ve önerilerin ayrıntılı gerekçeleri yer aldı.


    Daha önceki yıllarda meclis dahilinde yapılan çalışmaların aksine, iktidardaki Adalet ve Kalkınma Partisi 2007 genel seçimleri öncesinde başka bir yöntemle yeni anayasa taslağı çalışması başlattı.6 öğretim üyesinden oluşan kurulun hazırladığı, 137 maddeden oluşan ve 47 sayfa gerekçesi olan taslak, cumhurbaşkanının yetkilerinden üniversitelerde baş örtüsüne ve dokunulmazlığa, bazı yeni düzenlemeler içermektedir. Dönemin AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Dengir Mir Mehmet Fırat başkanlığında kurulan komisyonda dönemin Adalet Bakanı Cemil Çiçek, Genel Başkan Yardımcısı Hayati Yazıcı, grup başkanvekilleri Sadullah Ergin, Bekir Bozdağ, Ahmet İyimaya (Ankara) ve Burhan Kuzu (İstanbul) yer aldı. Komisyonun başkanlığına, Prof. Dr. Ergun Özbudun getirildi.Özbudun, taslakta, "“değiştirilemez” maddelerin korunduğunu, cumhurbaşkanının yetkilerinin kısıtlandığını, temel hak ve hürriyetlerde AB’ye tam uyum sağlandığını" belirtti. Taslağın hazırlığında hiçbir ülke tek başına örnek alınmadı; değişik ülkelerin uygulamaları ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi belgelerinden yararlanıldı. Ergun Özbudun başkanlığında hazırlanan bu anayasa taslağı, başta toplumsal uzlaşmayı sağlayamadığı, şeffaf ve katılımcı hazırlanmadığı gerekçeleriyle pek çok bilim adamı, siyasetçi ve hukukçu tarafından olumsuz yönde eleştirildi.

    Son olarak Haziran 2009'da Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu'nun çağrısıyla çalışmalarına başlayan öğretim üyeleri ve avukatlardan oluşan "Uzmanlar Kurulu", Özgürlükçü - Eşitlikçi - Demokratik ve Sosyal Bir Anayasa İçin Temel İlkeler adlı bir rapor ortaya koydu. Raporun "yurttaşlık tanımında, laiklik üzerine ve yönetimde merkez/çevre ilişkisi üzerinde ifadesini bulan üçlü kırılma eksenine yeni açılımlar getirmesi, ezberleri bozması" umudu ve amacıyla hazırlandığı belirtildi
     

Sayfayı Paylaş