1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Türkiyede Asma Yetiştiriciliği

Konusu 'Bitkiler' forumundadır ve Suskun tarafından 14 Mart 2010 başlatılmıştır.

  1. Suskun

    Suskun V.I.P V.I.P

    Katılım:
    16 Mart 2009
    Mesajlar:
    23.242
    Beğenileri:
    276
    Ödül Puanları:
    6.230
    Yer:
    Türkiye
    Banka:
    2.052 ÇTL
    Asma ve Asma Yetiştiriciliği


    Üzüm, tarihöncesi çağlardan beri yetiştirilen değerli bir meyvedir. Taze olarak, şarap yapılarak ya da kurutularak tüketilen bu meyveyi veren bitkiye "asma", üzüm yetiştirme işine ise "bağcılık" denir. Bilinen en eski tarımsal etkinliklerden biri olan bağcılığın ilk kez Hazar Denizi yöresinde ve Anadolu'da başladığı, daha sonra buradan dünyanın öbür yerlerine yayıldığı sanılmaktadır. Günümüz*de, iklim koşullarının uygun olduğu her yerde üzüm yetiştirilir.
    Asmalar "sülük" denen sarılgan filizleri yardımıyla çevrelerindeki desteklere tırma*nan sarılıcı bitkilerdir. Kışın yapraklarını dö*ken bu çalımsı ve çokyıllık bitkilerin elsi loplu yaprakları vardır. Kümeler halinde açan mi*nik, yeşil çiçekleri döllendikten sonra üzüm salkımlarına döner. Salkımlar çok sayıda üzüm tanesinden oluşur. Yetiştirilen çeşide bağlı olarak rengi açık sarıdan siyaha, yeşil*den kırmızıya kadar değişen oval ya da yuvarlak biçimli her bir tanenin eti sulu ve tatlıdır; içinde çoğu kez birkaç sert tohum bulunur. Meyvelerin zarsı kabuğu, üzerindeki mumsu maddeden ötürü buğulu bir görünüm yaratır. Üzüm bol miktarda şekerin yanı sıra mineral ve vitamin de içeren besleyici bir meyvedir.
    Yeryüzünde yaklaşık 60 kadar asma (Vitis) türü yetişir; üzüm bunların içinde başlıca Vitis vinifera'dan elde edilir. Çok sayıda çeşidi geliştirilmiş bu ana türün dışında tarımı yapı*lan birkaç tür daha vardır. Üzümler, kullanı*lacağı yere göre sofralık, şaraplık, kurutmalık ve pekmezlik olarak sınıflandırılır. Aslında, bütün üzüm çeşitleri mayalandığında şaraba dönüşür. Ama ka*liteli şaraplar yalnızca özel toprak ve iklim koşullarında yetişen şaraplık üzümlerden elde edilir. Çok eskiçağlarda insanlar yetiştirdikle*ri bazı meyvelerin tümünü tazeyken kullanıp tüketemediklerinden, bir bölümünü kuruta*rak daha uzun sürede kullanmayı düşünmüş*lerdir. Üzüm de tıpkı incir ve kayısı gibi kurutulup uzun süre bozulmadan saklanabi*len meyvelerdendir. En eski kurutma yönte*mi ürünü doğrudan güneşe serip kurutmaktır. Hâlâ bazı bölgelerde uygulanan bu doğrudan kurutma yöntemine karşılık günümüzde, üzüm genellikle kurutulmadan önce potas yum karbonat gibi bazı çözeltilere daldırmak ve kükürtlemek gibi bir dizi işlemden geçiri*lir. Daldırma işlemi tanelerin üzerindeki mumsu katmanı eriterek kabuğun incelmesini, böylelikle de üzümün kolay kurumasını ve rengini korumasını sağlar; kükürtleme işle*miyle de ürünün küflenmesi önlenir. Kurut*malık üzümler genellikle çekirdeksizdir. Pek*mez ve şıra (üzüm suyu) yapımında ise bol şekerli üzüm çeşitleri kullanılır.
    Şaraplık üzümler en çok, Fransa başta olmak üzere Akdeniz ülkeleri, Portekiz, Al*manya, İngiltere'nin güney kesimi, Güney ve Kuzey Amerika, Güney Afrika, Avustralya ve Yeni Zelanda'da yetiştirilir. Bütün bu ülkelerde ayrıca "sofralık üzüm" de üretilir. Kuru üzüm üretiminde ise ilk sıraları California, Avustralya, Yunanistan, Türkiye ve Gü*ney Afrika alır.
    Toplam üzüm üretiminin yaklaşık 4 milyon ton dolayında olduğu Türkiye'de ürünün yarı*ya yakın bölümü kurutmalık, yüzde 25'i de sofralık olarak değerlendirilir. Geri kalanı şarap, pekmez, sirke ve pestil yapımında kullanılır. En yaygın sofralık üzüm çeşitleri arasında çavuş, razakı, çekirdeksiz sultani, muhammediye, müşküle, Tarsus beyazı ve karası; kurutmalık çeşitlerden çekirdeksiz sul*tani, razakı, siyah ve beyaz dirmit, besni, irikara; şarap ve pekmezlikler arasında ise Ankara karası, yapıncak, Kalecik beyazı ve karası, papazkarası, boğazkere ve öküzgözü sayılabilir. Türkiye'de üzüm en çok Ege Bölgesi'nde üretilir. Güneydoğu Anadolu, İç Anadolu, Akdeniz ve Marmara bölgeleri de önemli üretim alanlarını kapsar. Manisa, Konya, Gaziantep, İzmir ve Denizli ise üzüm üretiminde ilk sıraları alan illerdir.

    Bağcılık
    Asma bir ılıman iklim bitkisidir, ama yarı tropik iklim koşullarında da büyüyebilir. Top*rak bakımından pek fazla seçici olmayan bu bitki, iyi akaçlanmış olduğu sürece tuzlu topraklar dışında hemen her tip toprakta yetişebilir. Örneğin, sofralık üzüm çeşitleri derin, bol besinli topraklarda daha iyi geliştiği halde, bazı şaraplık çeşitler derin olmayan, fakir topraklarda daha nitelikli ürün verir. Üzüm en iyi, az yağışlı, uzun ve sıcak yazların yaşandığı yörelerde gelişir. Bağcılığıyla ünlü pek çok ülkede asmalar dağ yamaçlarında oluşturulan teraslara dikilir; burada tüm iş*lemler elle yapıldığından, bitkiler sık aralık*larla yerleştirilir. Bazı bölgelerde ise makineli tarım yapabilmek için bağlar düz arazilere kurulur ve bitkiler daha seyrek aralıklarla dikilir.
    Asma çelikleme, daldırma ya da aşılama yöntemiyle çoğaltılır. Köklenip gelişmeye başlayan her yeni bitki kendi haline bırakıla*cak olursa oldukça çok boylanır, ama tırmanı*cı özellikte olduğundan kendi başına dik duramaz. Bu nedenle bağcılıkta iki genel yönteme başvurulur: Asmalar ya her yıl budanarak "omca" (bağ kütüğü) denen, 1-1,5 metrelik çalılar halinde tutulur ya da çardak*lara, hatta ağaçlara sardırılır. Üzüm salkımla*rı asmaların genç sürgünlerinde geliştiği için, meyve verimini artırmak amacıyla asmaların her yıl düzenli bir biçimde budanması gerekir.
    Bağcılıkta en önemli tarım zararlısı filokse*ra olarak da bilinen asma bitidir. Asmalara saldırarak kuruyup ölmelerine yol açan bu böcek Avrupa'da ilk kez 1863'te Fransa ve İngiltere'deki bağlarda ortaya çıkmıştır. Amerika'dan gelen bu tarım zararlısı daha sonra hızla öbür ülkelere yayılarak 1890-1900 arasında Avrupa üzüm ve şarap sanayisine çok ağır bir darbe indirmiştir. Ama daha sonra, asmalar filokseraya karşı son derece dayanıklı olan bazı Amerika asmalarına aşıla*narak bu zararlının gelişmesi ve yayılması önlenebilmiştir.
     
  2. Çağlayağmur
    Hoşgörülü

    Çağlayağmur ... Süper Moderatör

    Katılım:
    15 Aralık 2010
    Mesajlar:
    15.092
    Beğenileri:
    4.415
    Ödül Puanları:
    11.080
    Cinsiyet:
    Bayan
    Yer:
    Ankara
    Banka:
    794 ÇTL
    Gübreleme

    Genelde bağlar organik maddece fakir olan topraklarda tesis edilmektedir. Bu nedenle bağlar için çiftlik gübresinin önemi daha fazladır. Ancak, çiftlik gübresi asmanın tüm besin elementleri ihtiyacını karşılamayacağı için ticari gübreler de kullanılmalıdır.Doğru miktarda, dengeli ve zamanında yapılan uygun gübreleme bağcılıkta ürün miktarını ve kalitesini artırmakta ve bağların hastalık zararlı ve dona karşı dirençlerini de yükseltmektedir. Bu sebepten bağlarda iyi gelişmeyi sağlamak ve yeterli ürün alabilmek için topraktan kaldırılan besin maddelerinin
    yeniden takviye edilmesi gerekir.
    Bağlara verilecek gübre miktarının tesbiti için birçok faktör gözönünde bulundurularak önceden bazı tahlillerin yapılması gerektmektedir. Her bölgede hatta her bağda ihtiyaç duyulan mineral ve organik madde miktarını
    ayrı ayrı tesbit etmek daha sonra buna göre gübreleme yapmak en isabetli yoldur. Bizim bölgemiz için tavsiye edilen gübre miktarı saf madde olarak kuru koşullarda yerli bağ için 10 kg/da azot, 8 kg/da fosfor, sulu koşullarda kültür bağ için ise 14 kg/da azot, 9 kg/da fosfordur.Azotlu gübrenin bağlara en uygun verilme zamanı ilkbaharda ilk toprak işlemesinden hemen önce şubat-mart aylarıdır ,istenirse azotlu gübrenin ikinci yarısı nisan-mayıs
    aylarında da verilebilir.Çiftlik gübresi ile fosforlu gübreler ise sonbahar toprak işlemesi sırasında sıralar arasına verilerek toprakla karışması sağlanır.

    Sulama
    Asmanın büyüyüp gelişmesi için topraktaki su miktarının daimi solma noktasının üstünde olması gerekmektedir.
    Asmanın hızlı gelişme devresi olan mayıs-haziran ayları ile salkımların ben düşme zamanında (Temmuz ) kök bölgesinde yeterli su bulunmadığı hallerde omcaların gelişmesi yavaşlar, yapraklar pörsür ve renkleri solar,salkımlardaki taneler normal iriliklerini alamaz ve renkleri donuklaşırüzerlerinde güneş yanıkları oluşur. Böyle durumlarla karşılaşınca bağın suya ihtiyacı olduğu anlaşılmalıdır.
    Kış yağmurları normal düşmüşse toprak tarafından tutulmuş olan su bağların bahar gelişmesine yeterli olacaktır. Sulama imkanı olan taban bağlarda iki kez sulama ve sulamadan sonra tava gelince toprak işleme çok iyi sonuç
    vermektedir.Kışın kurak geçmesi durumunda ve ayrıca bağlar uyanmadanönce bir su verilip ardından toprak işleme yapılması uygundur.Bağlarda çiçeklenmenin hemen sonrasında ve tanelere ben düşme başlangıcında sula
    maya özellikle dikkat etmek gerekir. Kurutmalık ve şaraplık bağlarda ise meyvenin olgunlaşmasından 3-4 hafta önce sulama kesilmelidir.
    Bağa verilecek su miktarı iklime, toprağa ve çeşide göre değişiklik gösterir. Toprağın üstten 60-70 cm’lik kısmı suya doymalıdır. Bunu anlayabilmek üzere sulama yapıldıktan sonra bir demir çubuk toprağa batırılmalı ve rahatça ilerlediği derinlik suyun işleme seviyesi olarak kabul edilmelidir. Karığın suyla doldurularak suyun sıra sonuna ulaşması da verilecek su miktarının yeterliliğinin tesbitinde bir ölçü olarak kullanılmaktadır.
    Yurdumuzda bağlarda sulama çoğunlukla karık usulüyle yapılmaktadır. Yinede son yıllarda damla sulama ve sprink yöntemi de uygulanmaktadır.


    Toprak İşleme

    Kültür bitkileri içinde en fazla toprak işlemesi isteyen bitki asmadır.Sonbaharda yaprak dökümünden sonra, budamadan önce yapılacak toprak işleme yabancı otlarla savaşımda ve kış yağmurlarının toprakta emilmesine yardımcı olmaktadır. Daha sonra biri budamadan sonra, bir de ilkbahar geç donlarından sonra yapılacak toprak işleme toprağın havalanmasını ve suyun toprakta muhafazasını sağlamaktadır. Bu sırada çapa ile boğaz açma ve boğaz kök
    lerinin temizliği de önemli bakım işlerindendir. Ayrıca tane bağlamadan sonra yapılacak toprak işlemesi ve çapa da etkili olmaktadır. Bağlarda yabancı ot için ilkbahar ve yaz aylarında 2-4 çapa yeterli olmaktadır.
    Budama

    Asmanın budanması çok bilgi ve beceri isteyen bir teknik iştir. Bu nedenle asmanın fizyolojisini ve budama esaslarını bilmek gerekir. Aksi halde üzümün kalitesi düşmekte, verim azalmaktadır.Asma, bir yıllık sürgünler üzerinde, üzüm çeşitlerine göre mahsuldar gözlerin yerinin bilinmesi şartı ile asmanın kaldırabileceği kadar verimli
    çubuk (göz) bırakmak ve lüzumsuz çubukları kesmek biçiminde budanır. İklim şartlarına göre budamanın; ocak-şubat, hatta mart aylarında yapılması uygundur.Budama şekli olarak hem daha yüksek bir verim ve kalite elde edilmesi, hem de özellikle boncuklanmanın önlenmesi açısından 5-8 göz üzerinden uzunlu kısalı karışık budamaya imkan
    sağlayan telli terbiye şekillerinden 60-80 cm gövde yüksekliğine sahip “guyot sistemi” ya da “guyot + T” terbiye şeklinin uygulanması önerilmektedir.


    Bağ Hastalıkları ve Zararlıları

    Bağ Hastalıkları ve MücadelesiBağ Küllenmesi (Uncinula Necator): Kurak bölgelerde daha çok rastlanan bu hastalık, Omcanın tüm yeşil organlarında (yaprak, sap, sürgün salkım ve tane) görülür. Yapraklar çok küçükken
    hastalığa yakalanabilir ancak, belirtileri yapraklar büyüdükten sonra kendini gösterir. Hastalığa yakalanan yapraklar önce normal yeşil rengini kaybeder, yaprağın alt ve üst yüzeyleri kirli beyaz renkte kül serpilmiş gibi bir görünüm kazanır daha sonra yaprakların kenarları kıvrılır ve normal şekillerini kaybeder. Hastalığa yaka
    lanan çubukların üzerinde yer yer gri renkli lekeler belirir. Meyveler ben düşme zamanına kadar hastalığa yakalanabilirler ve hastataneler çatlar ve küçük kalırlar.Çiçeklerin ve yaprakların hastalanmasıyla ürün azalmasına, salkımların hastalanmasıyla ürünün kalitesinin düşmesine, çubukların hasta lanmasıyla da kış soğuklarından zarar görmesineneden olur.

    Mücadelesi:

    Kültürel Tedbirler: Hastalığın görüldüğü yerlerde bağlar sürgün vermeden önce kabuklar temizlenmeli hastalığın bulaşma ihtimaline karşı % 3-4 lük bordo bulamacı püskürtülmeli, verimi etkilemeyecek derecede kısa budama yapılmalıdır.Kimyasal Mücadele: Bir yıl önce hastalığın görüldüğü yerde mücadele yapılır. Hastalığın görüldüğü yerlerde mücadelenin her yıl yapılması gerekir. İlkbaharda hastalık belirtileri görülmeden ve sürgünler 20-40 cm
    boylandığında ilk ilaçlamaya başlanır. Çeşit ve şartlara göre 3-5 ilaçlama yapılır. Bağ küllemesine karşı kullanılan klasik ve ekonomik ilaç toz kükürt’tür.
    İlaçlama Zamanları:

    1. İlaçlama: Çiçekten önce, sürgünler 20-40 cm boylanınca, saf kükürt’ten dekara 1,5-2 kg veya 3-4 kg bağ kükürdü kullanılır.

    2. İlaçlama: Çiçeklenmenin sonunda salkımlar tane bağladığı zaman saf kükürt’ten dekara 3-4 kg veya 6-8 kg bağ kükürdü kullanılır.

    3. İlaçlama: İkinci ilaçlamadan 15 gün sonra koruklar saçma iriliğini aldığı zaman saf kükürtten dekara 4.5-5 kg veya 7-10 kg bağ kükürdü kullanılır.

    4. İlaçlama: Son ilaçlamadan 15 gün sonra dekara 4.5 kg saf kükürt veya 7-10 kg bağ kükürdü atılır.Toz kükürdün dışında hazır kükürtlü ıslanabilir toz preparatlarda gerektiğinde hastalığa karşı kullanılabilir.
    Bağ Mildiyösü (Plasmopara Viticola): Hastalık omcanın bütün yeşil kısımlarında görülür. ilkbaharda yapraklarda yağ lekesi şeklinde lekeler meydana gelir, sonra bu yağ lekelerinin altında beyaz kadife gibi bir örtü meydana gelir ki bunlar sporangisporlardır. Enfeksiyona uğrayan üzüm taneleri kahverengileşir buruşur ve kabuğu meşin görünümünü alır.
    Yaprak altlarında meydana gelen bu örtü sonradan salkımlarda yeşil sürgünlerde ve omcanın bütün yeşil kısımlarında görülür. Hava sıcak ve kurak geçerse bu örtü kahverengine döner. Hastalıklı salkımlar bir müddet sonra tamamen kururlar. Fazla hastalanan omcalardan hiç ürün alınmaz. Hasta yapraklar dökülür ve çubuklar çıplak kalır. Bir sene mildiyö hastalığı geçiren bir omca iki sene kendini toparlayamaz.
     

Sayfayı Paylaş